Medenilerin İttifakı ve Asım Nesli!- Hikmet Yaşar

Emperyalistler arasında çelişki esastır ve onların politikalarını çıkarları belirler.

Paylaşım savaşları da çıkar çatışmaları nedeniyle patlar ve yüzyıldır bu temel kural hep işlemiştir. İlk büyük emperyalist paylaşım savaşının en önemli nedeni jeostratejik değeri yüksek Osmanlı topraklarına el koymak ve altıyüzyıllık önemli rakip bir imparatorluğun halkını köleleştirmekti. Özellikle petrolün geleceğin en önemli ekonomik değeri olacağını anlayan büyük emperyalist devletler, Osmanlı topraklarını ele geçirmeyi kafalarına koymuşlardı. Osmanlı devletini 1914’te yönetenler ne yaparsa yapsın “suyu bulandırdın” denilerek bu devleti parçalayacaklardı ya da tümüyle hâkimiyetleri altına alacaklardı. Savaşta karşı cephede yer alan İngiltere, Fransa, İtalya ve Ekim Devrimine kadar Rusya, Osmanlıyı parçalayarak yutmaya karar vermişlerdi; müttefiki olan Alman emperyalizmi ise bütünüyle hegemonyası altına almak istiyordu. Her iki emperyalist cephe de sonuçta Osmanlı topraklarını ele geçirmeyi amaçlıyordu, bu medenilerin zımni de olsa“ittifak” ettikleri konuydu.

Bu savaşta Osmanlının dostu yoktu, diğer bir deyişle ne Türklerin ne Arapların ne Kürtlerin ne de diğer Osmanlı tebaalarının dostu vardı. Emperyalistler Anadolu’yu ve petrol bölgesi Ortadoğu’yu ele geçirebilmek için dini ve milli farklılıkları tahrik ederek, ayrımcılığı ve düşmanlığı kışkırtarak bütün bu bölgelere el koymak istiyorlardı. Sonuçta Ortadoğu bölgesine savaş yoluyla hakim oldular.

Bu girişi yapmamın nedeni “Biz Asım neslindeniz” diyen iktidar çevrelerinin bugün Batılı emperyalistleri Suriye’ye karşı savaş açmaları için tahrik etmeye çalışmalarıdır. “Asım nesli” anlayışının yaratıcısı olan Mehmet Akif Ersoy Birinci Paylaşım Savaşında emperyalizme karşı, bu işgalcilere karşı mücadeleyi esas almıştı. Açık bir dindar olan Mehmet Akif kesin bir anti-emperyalist olarak Batılı büyük devletlerin Ortadoğu’yu ve Anadolu’yu işgal hareketlerine sonuna kadar karşı durmuştur. Hiçbir zaman emperyalist devletlerle işbirliğini aklından bile geçirmemiştir.

Günümüzde kendilerini “Asım nesli” ilan edenlerin emperyalist devletlerin başkentlerini dolaşarak “hadi Suriye’ye saldıralım” diye ön ayak olmalarını Mehmet Akif’in anlaması mümkün değil. Mehmet Akif’in Asım’ı Batılı devlet yöneticilerini birer birer arayıp yalvar yakar Ortadoğu’ya müdahale etmelerini istemelerini anlayamazdı.

Mehmet Akif, Birinci Paylaşım Savaşı sırasında yaşadığı bir anısını anlatarak; emperyalistlerin ortak çıkarları ve ortak hesapları gerektirince aralarındaki savaşa karşın nasıl uzlaşabildiklerini ortaya koymaktadır.  Bu durumu AKP iktidarının peşinden gidenler, “Kudüs günleri, Kudüs geceleri” düzenleyenler görsünler ki kimlerin peşinden gittiklerini, kimlere destek olduklarını anlasınlar. Büyük resmi görmemeleri için “başörtüsü sorunu”, “darbecilikle mücadele” gibi suni konularla gözlerinin perdelendiğini anlamazlarsa daha çok sahte hedefler peşinden giderler. Bu anıyı AKP yöneticileri zaten biliyorlardır ama onlar bile bile emperyalistlerle işbirliği içindeler. Tarihi yok sayarak, tarihle alay edercesine taammüden emperyalistlerle koalisyon kurarak komşumuz Suriye’yi yakıp-yıkmaya uğraştıklarına göre bu yazacağımız olayın onlar için bir anlamının olmayacağı belli.

Bu olayı Niyazi Berkes “İslamlık, Ulusçuluk, Sosyalizm” adlı kitabında şöyle anlatır:

“Yirminci yüzyılın insaoğlunun kafasını bu din, siyaset, milliyet ayrılıkları ve savaşları adamakıllı serseme çevirmiş.
Mehmet Akif, Arap şeyhlerini İngilizlere dönmekten vazgeçirip Osmanlılığa kazanmak için Arabistan’a yollanmış. Dönüşünden sonra, bir ara Almanya’ya giderken yolda Viyana’ya uğramış. Şehre varmış ki ne görsün olanca kilise çanları veryansın çalıyor; şehir velvele içinde. Saf adam, içinden, ‘E, hadi bakalım, her halde ya biz ya müttefiklerimiz (Almanya, Avusturya) bir zafer kazandı da onu kutluyorlar,’ demiş. Ama soracağı da tutmuş. Aldığı cevap şu: ‘General Allenby Kudüs’e girdi. Onu kutluyoruz.’

General Allenby! Yani Almanya, Avusturya ve Osmanlı devletinin savaştığı Müttefiklerin Yakındoğu’daki başkomutanı! Türkleri sürüp Kudüs’ü ellerinden alıyor da Viyana kiliseleri bunu kutluyor! General, bütün Hıristiyan dünyasına da seslenerek, ‘Haçlı seferleri tamamlandı’ demiş. Avusturya ve Alman Hıristiyanlığı böyle imrenilecek bir zaferin kendilerine değil de düşmanlarına nasip olmasını kıskanmağa gerek görmeden bu zaferi candan kutlamaya katılıyor!

Bu durum karşısında, bizim İslamcı şair coşacak, haykıracak: ‘Görüyor musunuz din kardeşliği ne demek?’ diyecek, ama diyemiyor. Çünkü çok iyi biliyor ki onun din kardeşi Araplar, bu Haçlı Seferini tamamlayanların yanı başında, hatta önünde…” (Niyazi Berkes, age, s.18, Bilgi Yayınevi, 1975.)

Sonuç: Emperyalistten dost böyle olur!

Hikmet Yaşar

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!