Medeniyetler İttifakı!- Mehmet Ali Yılmaz

Emperyalistler Irak’ta kendilerine ayak uydurmayan, petrolü istedikleri gibi yedirmeyen

yönetimi yok etmek için iç ve dış işbirlikçileri ayarladılar. Bu ülkedeki yönetimi dünyanın başının belası ilan ettiler, ne kan içiciliğini bıraktılar ne de zalim diktatörlüğünü, itibarsızlaştırmak için yaptıkları propagandaların hepsinin de yalana dayandığı sonradan ortaya çıktı. Ne kitle imha silahının varlığını kanıtlayabildiler ne de kıyamet topunu.

Medeniyetler İttifakı!

Emperyalistlerin ve borazanlarının “medeniyetler ittifakı” dedikleri şey gerçekte bir talan ve yeniden paylaşma ittifakının kamufle edilmesidir. Daha somut söylemek gerekirse, emperyalistlerin “medeniyetler ittifakı” ile hedef tahtasına yerleştirdikleri bölge Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dur. Onlar “ittifak” görüntüsü altında bu bölgedeki ülkeleri fiziken ve halkları birbirine düşürerek parçalamayı hedeflemektedir. Bu bölge halkları içinde etnikçiliği, mezhepçiliği vb farklılıkları körükleyerek bu bölgelerdeki ülkeleri ufalamayarak kolayca gütmek ve ganimeti bölüşmek istemektedirler. Bu ittifakın kenarına, kıyısına her zaman yaptıkları gibi işbirlikçileri ve taşeronlarını da iliştirmektedirler. Hatta bu sonuncuların herkesten çok yaygara ve çığırtkanlık yapmasını, kışkırtıcılık rolü oynamasını da sağlamaktalar. Bunların bir işi de kendi halkını kandırarak emperyal oyunu gizlemektir. Gün olur bu işbirlikçiler, “Bir koyup üç alacağız” diyerek halkını savaşa sürüklemek isterler. Gün olur, kendi halkına yönelik her türlü tehdidi yaparken ve hatta zulüm uygulamaktan, polisleri eliyle insan öldürmekten geri kalmazlarken; dünyaya dönüp saldıracakları ülkede “insan hakları”nın çiğnendiğinden söz ederler. Hiç sıkılmadan, iki yüzlülükle “demokrasi” ve “sandık” dersi vermeye kalkışırlar. Amerika’nın bölge politikalarının uygulayıcılığını yapan bu yöneticiler “cumhur” edebiyatı yapmaktan geri durmazlar ama “ayaklar baş olmaz” diye de diklenirler. En büyük şehrin orta yerindeki parkı yabancılara satabilmek için kendi vatandaşlarının üzerine şiddetle gidenler, Mısır’da komplocu ve suikastçı Müslüman Kardeşlerin, Suriye’de ise insan eti yiyen El Kaidecilerin koruyuculuğuna soyunurlar.

Emperyalistler Irak’ta kendilerine ayak uydurmayan, petrolü istedikleri gibi yedirmeyen yönetimi yok etmek için iç ve dış işbirlikçileri ayarladılar. Bu ülkedeki yönetimi dünyanın başının belası ilan ettiler, ne kan içiciliğini bıraktılar ne de zalim diktatörlüğünü, itibarsızlaştırmak için yaptıkları propagandaların hepsinin de yalana dayandığı sonradan ortaya çıktı. Ne kitle imha silahının varlığını kanıtlayabildiler ne de kıyamet topunu. Bütün propagandalarının dayanakları yalan çıktı. Irak’a ABD’nin peşine takılan emperyalist devletler Ortadoğulu işbirlikçilerinin desteğiyle en modern ve etkili silahlarıyla saldırdılar. AKP iktidarı da çok istedi saldırıya katılmayı ama doğrudan katılamadılar, dolaylı destek vermekle yetinmek zorunda kaldılar. Aslında Irak’ta savaş denilebilecek bir süreç yaşanmadı. İlk birkaç gün Irak ordusu kısmen karşı koymaya çalıştı ama hemen dağıldı ve Amerikan uçaklarından atılan büyük tahrip gücüne sahip bombalarla, Körfezdeki gemilerden atılan insan öldürmeye ve şehirleri yok etmeye programlanmış füzelerle silahsız ve sahipsiz bir halkı kırıp geçirdiler. Gerçekten de “onurlu yalnızlığı” o “kirli savaş”ta Irak halkı yaşadı. Adeta bilgisayar oyunu oynar gibi “zavallıları” dünyanın gözü önünde helikopterlerle avladılar. Medeniyetten en son söz etmesi gereken zalimlerin bugün Suriye’de “insanlıktan” söz etmelerine kim inanır? Medeniyetin beşiğini paramparça edenler Birinci Paylaşım Savaşının bitmeyen hesabını yeniden görmek istediler, bugün de aynı şeyin peşindeler. Mezepotamya’da medeniyetler çatışmadı, tek taraflı soykırım yapıldı. 21. Yüzyılın başında orda, medeniyetin ocağında bir halkı kırıp geçirdiler. Kadınların ırzına geçtiler, çocukları seyreltilmiş nükleer bombalarla öldürdüler. Bu soykırımı, başparmağını kapatarak dört parmağı açık vaziyette elini yukarı kaldıranlar desteklediler, ya da sustular. Onlar da Müslüman’dı ve kimseleri de yoktu.  Onlar için kılını yalnızca Suriye kıpırdattı. Irak’tan kaçan milyonlarca insana Suriye sahip çıktı ve işgalci güçlere karşı direnen Iraklıları aktif olarak destekledi. Kaldı ki bu direnişçilerin önemli kısmı Sünnilerden meydana geliyordu. Irak işgali sırasında Suriye anti-emperyalist cephede yer aldı ve ABD’nin yeni Ortadoğu projesine uyum göstermedi. Bu bölgenin yüzyıllık kaderidir, emperyalizmin güdümüne girmeyenlerin ve İsrail için tehdit oluşturanların başlarına daima sorun açarlar, onların iktidarda kalmasını istemezler.  

Hiç unutmam, o en şiddetli saldırı gecesiydi, Bağdat bomba sesleri ve füzeler altında can verirken son kez ezan okuyarak Müslüman dünyaya adeta yakarıyordu. Şimdi AKP yalakalığı yapan, o zaman da işgalci zalimleri destekleyen tv’lerden birinin spikeri “Saddam ezanı da kullanıyor” diye yayın yapmaktan utanmıyordu. Günümüzün koyu Müslümanları ne Bağdat’ı ne de Ezanı emperyalizmin saldırısına karşı savunmak için sokaklara dökülmüşlerdi. Bugünlerde sokaklarda Mısır ve Suriye konusunda iktidar yanlısı gösteriler yapan, demokrasi hakkındaki gerçek düşüncelerini de itiraf eden kalabalıklar o zaman neden sokaklarda yoktular? Neden o zaman “tekbir” getirerek sokaklara çıkmadılar, parklara çadır kurmadılar? Biz solcular “tezkere” meclisten geçmesin diye bağırırken bu dinciler neredeydiler? Dünyanın en barbar emperyalistleri zavallı bir ülkeyi cayır cayır yakarken sesi çıkmayanların, Mısır’da dinci bir iktidarı ordusu devirdi diye canhıraş sokağa çıkmalarının anlamı nedir? Dinci bir iktidarı ordu devirince önemli oluyor da, Müslümanların yaşadığı bir ülkeyi Batılı emperyalistler işgal edince ve katliam yapınca önemsiz mi oluyor? Buradan şu iki sonuç çıkıyor: Birincisini yukarıda anlattık. İkincisi ise dinciler için iktidarı ele geçirmenin Müslümanlıktan da, ülkeden de daha önemli olmasıdır. İktidar için en zalim emperyalistlerle de birlik olunabilir ve iktidarı bir daha bırakmamak için her yol mübah görülür. Her şey iktidar için! Peygamber ölünce onu yataklamakla uğraşmak yerine iktidar kavgasına tutuşanların yolundan gittiklerini iftiharla savunanlardan daha ne beklenir!

Bugünlerde de emperyalistler Irak’ta ortaya sürdükleri yalanlara benzer yalanlarla dünya kamuoyunu zehirleyerek Suriye’yi “son derece hassas sınırlı bir müdahale” palavralarıyla yakmanın, yıkmanın hazırlığını yapıyorlar. Bir taraftan “BM’in Kimyasal Silahları Araştırma Heyetinin raporunu bekliyoruz” diyorlar, diğer yandan saldırı hazırlıkları yapıyorlar. Saldırı hazırlığı içindeki emperyalist devletlerin kamuoylarının Suriye’ye yapılacak saldırıya karşı çıkıyor olması bu devletler için önemli bir sorun olarak ortada durmaktadır. Bu gerçek hem Obama’yı, hem de İngiliz hükümetini zor durumda bırakmaktadır. Adı “sosyalist” olan Fransız hükümeti ise Libya saldırısından sonra elde ettiği kazanımları garantiye almak için kraldan çok kralcılık yapmaktadır. Öte yandan, Ortadoğu’daki işbirlikçi yöneticiler ise Batılıları bir an önce şiddetli bir şekilde saldırsınlar diye tahrik ediyorlar. Davutoğlu Avrupa ülkelerini dolaştı, “ne duruyorsunuz harekete geçin” dedi. Saldırı konusunda onlara yol, yöntem önerdi. Bosna olayı ile Suriye’deki iç savaş arasında hiçbir benzerlik olmadığı halde BM’i dolanmanın yollarını göstermeye çalışıyor, hem de kurnaz Avrupalılara. Kendini çok bilgili, çok ciddi ve çok büyük politikacı olarak görüyor.

Bu nasıl dar görüşlü bir bakış, hala akıllanmıyorlar. Bugüne kadar takip ettikleri dış politikanın yerlerde süründüğünü artık bazı AKP’liler bile kabul ediyorlar. Bu saçma politikalarının ABD ve diğer emperyalist devletlerin Suriye’yi bombalamasıyla ayağa kaldırılacağını düşünüyorlarsa yine büyük hata yapıyorlar. Emperyalistler her zaman olduğu gibi sadece kendi çıkarlarını düşünürler, işbirlikçiler onların işine yaradığı sürece ayakta tutulurlar. Bu gerçeği görmeyen ya da görmek istemeyen taşeron da olsa sonuçta kaybetmeye adaydır.

Bir muhtemel gerçeğin altını çizelim: Batılı emperyalistler Suriye’yi bombalasalar da Esad’ı yıkamayacaklardır, aksine Esad’ın Ortadoğu’nun en önemli lideri haline gelmesine yol açacaklardır. Bu arada Esad itibar kazanırken; AKP’nin izlediği sakatlığı gün ışığına çıkmış dış politika Türkiye’yi on yıl öncesine göre çok itibarsız bir noktaya götürmektedir.  AKP yöneticilerinin ihtirası artık ülke sınırlarını da tehlikeye atmaktadır. AKP iktidarının da katkılarıyla Suriye’nin sokulduğu savaş süreci bütün bölgeyi çok tehlikeli bir karmaşaya doğru sürüklemeye devam ediyor. Bütün bölge BOP ve AKP’nin yeni-Osmanlıcı hayallerinin ceremesini çekmekte ve gittikçe daha fazla istikrarsızlaşmaktadır. Şu sıralar yapılmaya uğraşıldığı gibi bölge dışından yapılacak doğrudan müdahaleler bölgeyi çok  karıştıracak ve yeni savaşları tetikleyecektir. Suriye’ye yapılacak emperyalist saldırılar Lübnan başta olmak üzere bölge ülkelerini iç savaşın kucağına savuracaktır. Bu nedenlerle emperyalizmin Suriye’ye saldırısına karşı çıkmak her şeyden önce bir insanlık ve demokratlık görevidir.

Bu noktada özellikle AKP iktidarını ikaz edelim: O kadar büyük yanlış politikalar izlediniz ki; ülkeyi adeta bir barut fıçısına soktunuz. Şu son Mısır ve Suriye politikanızla taraftarlarınızı, dinci militanları var gücünüzle gazlıyorsunuz, toplumu gerilmenin de ötesine sokuyorsunuz. Sokakları, meydanları, toplantı yapılan her mekânı kavga ve çatışma alanı haline getiriyorsunuz. Bu gidişle militanlaştırdığınız taraftarlarınız hızla Vahabileşir ve hatta giderek El-kaideleşir. Ne olursa olsun iktidarda kalacağız diye zorbalığa başvurmak kurtuluş olamaz. Tarihten herkesin ders çıkarması gerekir.

Gün, Ortaçağın karanlığını yaymak değil, yurtseverliğin kapsayıcılığında adaletin, özgürlüğün ve demokrasinin geliştirilmesi günüdür…

Mehmet Ali Yılmaz

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!