Milletvekili Andı-Av. Mehdi Bektaş

Kanun-ı Esasi

 

 

HDP listesinden Ağrı milletvekili seçilen Leyla Zana, milletvekili andını düzenleyen Anayasanın 81.maddesinde yer alan, “Türk milleti” deyimini “Türkiye milleti” olarak değiştirmiş; geçici meclis başkanı Deniz Baykal, “andın değiştirilmeden okunması” gerektiğini hatırlatmış, ancak Leyla Zana andı yeniden okumayacağını belirterek kürsüyü terk etmiştir.

 

Bunun üzerine yazılı ve görsel basında, “Leyla milletvekilidir, özlük haklardan yararlanır, ancak meclis çalışmalarına katılamaz” yollu bir tartışma sürdürülmekte, andın 12 Eylül Askeri darbesinin ürünü olduğu belirtilerek andı yeniden okutmanın özgür iradeyi ortadan kaldırdığı savunulmaktadır.

 

Andın, 12 Eylül’ün ürünü olduğunu ileri sürenler, muhtemel ki 1876 tarihli Kanun-i Esasi’nin 46.maddesinde, “ Meclis-i Umumi azalığına (üyeliğine) intihap (seçilen) veya nasbolunan (atanan) zevat meclisin yevm-i küşadında (açılışında) sadrazam huzurunda… zat-ı hazreti padişahiye ve vatanına sadakat ve kanun-ı Esasi ahkamına (hükümlerine) ve uhdesine tevdi olunan (üslendiği) vazifeye (göreve) riayetle (uymaya) hilafında (aykırılıktan) mücanebet eyleyeceğine (sakınacağına) tahlif (yemin) edilür (eder)”; Türkiye’nin kurtuluş ve kuruluş sürecinde Erzurum, Sivas kongrelerinde delegelerin, Büyük Millet Meclisinin açılışında, 1924 Anayasasının 16.maddesinde, “Vatanın ve milletin sadet ve selametine ve milletin bila kaydü şart (kayıtsız, şartsız) hakimiyetine (egemenliğine) mugayir(aykırı) bir gaye (amaç) takip etmeyeceğime (gütmeyeceğime) ve cumhuriyet esaslarına sadakatten (bağlılıktan) ayrılmayacağıma namusum üzerine söz veririm” ve yine 1961 Anayasası’nın 77.Maddesinde, “Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bütünlüğünü koruyacağıma; Millettin kayıtsız şartsız egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma ve halkın mutluluğu için çalışacağıma namusun üzerine söz veririm” biçiminde yer aldığını ve milletvekillerin bu andı içerek hak ve yetkilere sahip olduğunu biliyorlardır.

 

Ant içmeden milletvekili olunur mu? Örneğinin tıp fakültesini bitiren tabip Hipokrat Yemini yapmadan diploma alıp doktor olabiliyor mu? Diploması olmayan doktor doktorluk yapabilir mi? Hukuk fakültesini bitiren hukukçu, stajını yapmadan bir kurul önünde ant içmeden, avukat, savcı, yargıç olabilir mi? Ya da bir öğretmen, kamuda işe giren bir memur, ant içmeden görev üstlenip, memurluk yapabilir mi? Bu yalnızca bizde olan bir şey değil ki, dünyada bunun değişik örnekleri vardır. Devlet ve kamu hizmeti üslenenler bir kurulun önünde ant içmeden görevi yapamaz, ücret ve benzeri haklardan yararlanamaz.

 

Ant içmek, ülkeye, halka, göreve bağlılıktır; dürüst olma, eşit ve adil davranma yükümlülüğü altına girmedir. Milletvekili andı da özü itibariyle bu amaca yöneliktir.

 

Yemin metninin anlaşılır olması, herkesin anlayacağı açıklık ve netlikte bulunması arzu edilir. Ant’ta, Anayasaya bağlılık esastır. Beni halk seçti, Anayasa’ya bağlı olmak durumunda değilim demek, devlet ve kamu görevi üstlenenlerin ne haddi ne de hakkıdır. Çünkü anayasalar hangi iradenin gücüyle yapılırsa yapılsın, milletin (halkın) onayı ile kabul edilir. Yani milletvekilini seçen halk, aynı zamanda Anayasayı da kabul eden halktır.

 

Bir devlet ya da kamu kurumunda göreve seçilen ya da atanan yurttaş, ant içmedikçe o görevi yapamaz; ant görev üslenmenin ve yapmanın zorunlu ve tamamlayıcı unsurudur.

 

Ant içmeyen milletvekili olamaz, milletvekillerine ait hak ve yetkileri kullanamaz, özlük haklarından yararlanamaz.

 

“Leyla Zana, halkın oyuyla seçilmiştir, milletvekili yetkilerini kullanamazsa da tanınan haklardan yararlanır” gibi abuk sabuk değerlendirmeler göze çarpmaktadır. Bunlar boş, hukuken geçersiz sözlerdir. Silivri ve KCK davarı nedeniyle yaşanmış örnekler, buna örnek olamaz. Çünkü orda tutukluluk nedeniyle meclise gelememe vardır. Nitekim bu kişiler tutuklulukları kalkınca meclise gelmişler, antlarını içmişler, milletvekili olup, hak ve yetkilerini kullanmışlardır. Bu güne değin fiili ve hukuki engel olmadan ant içmeyen bir milletvekilinin hak ve yetkileri kullandığı, özlük haklarından yararlandığı ne duyulmuş ne de görülmüştür.

 

“Türk milleti” kavramındaki “Türk” sözüne kafayı takan Leyla Zana’nın, milletvekili olup olması, hak ve yetkilerini kullanıp kullanmaması kendi bileceği iştir. Eski milletvekili olması ve emekli aylığı alması nedeniyle de ekonomik sıkıntısı pek olmayabilir; ancak milletvekilliği yapamaz, milletvekillerin hak ve yetkilerinden yararlanamaz, dokunulmazlık zırhına sığınamaz!

 

Anttaki “Türk milleti” kavramını, “Türkiye milleti” olarak değiştirmenin mantığını da anlamak zor! And’daki, “Anayasaya sadakat ayrılmayacağım” sözü, aynı zamanda anayasada yer alan tüm maddelerine sadık kalacağım demektir. Bu söz, Anayasanın başlangıç hükmünü, ilk üç maddesini, 66. maddede yer alan “Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” sözünü de içine alır. Durumun böyle olmasına karşın, “Türk” sözüne takılmanın ne anlamı var? Kaldı ki millet tanımı, bir ülkede yaşayan ayrı ırktan, inançtan olan tüm yurttaşları kapsar. Anayasaya göre “Türk” sözü ırki değil, siyasi bir tanımdır. Çağımızdaki ulus devlet örgütlenmelerinde, ülkede yaşayan milliyetleri içine alan ve millet kavramı dışında ifade edebilecek bir kavram yoktur. Yaşadığımız ülkedeki devletin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye cumhuriyetine vatandaşlık bağı ile bağlı herkese, ırkına, dinine, kimliğine bakılmaksızın Türk denilmektedir; Alman yurttaşına Alman, İngiliz yurttaşına İngiliz, Rusya yurttaşına Rus, İtalyan yurttaşına İtalyan, İspanyol yurttaşına İspanyol denildiği gibi.

 

Bu tür davranışların ne Türk halkına ne de temsil ettikleri iddiasında oldukları Kürt kökenli yurttaşlara bir yararı vardır. Milletvekili olmak için sabıka kaydı çıkarıyorsun, öğrenim ve askerlik belgesi gibi belgeleri sunuyorsun. Her belgede T.C rumuzu var. O zaman sorun olmuyor da ant içerken mi sorun oluyor diye insanın sorası geliyor?

 

Leyla Zana’nın hangi niyetlerle davrandığı tahmin edilebilir, ancak AKP milletvekili Mehmet Ali Şahin’e ne oluyor? Yemini içine sindiremiyormuş, ama etmek zorunda kalıyormuş! İçine sindiremiyorsan niye milletvekili oluyorsun? Sizin ve zihniyetinizin tutumu bize hiç garip gelmiyor; cumhuriyet düşmanlığı içinize işlemiş, milleti ümmete dönüştürmek için yıllardır uğraşıyorsunuz! Bu milletin diniyle, imanıyla, andla niye bu kadar ilgilisiniz? Laik Cumhuriyetin nimetlerinden yararlanıp, cumhuriyete savaş açmak işiniz mi? Bu yaptıklarınız hesabına bir gün mutlaka vereceksiniz, o gün geldiğinde halinizi nice olur, bizler de merak ediyoruz!

 

Bir de andı içip tutmayanlar sorunu var! Ant içip de andına sadık kalmayanlara ne diyebiliriz? Gerçi söylenecek çok söz var, Anadolu’da bunlara genel olarak “sütü bozuk” derler. Bunlara da bir şey yapılamıyor, çünkü uygulanabilecek bir cezai yaptırımı yok! Ama ahlaki, inanıyorlarsa ilahi yaptırımı olması gerekir! Bunları da namuslu insanların vicdanına havale ediyoruz, toplum içine çıkamaz hale gelmelerini umuyor ve diliyoruz!

 

Mehdi Bektaş                                                 

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. orhan karakuş

    “türkiye ahalisi” deyseydi millet ve halk karmaşası. biterdi… litaretüren milletin halk , halkında millet olmadığını biririz.. ve lakin hey millet ne haber ?dedğimizde yaşayan dirimde bir arkadaş topluluğuna sesleniriz…baki selamlar…

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!