Neden anti-emperyalizm, neden bağımsızlık, neden özgürlük, neden paylaşım?-Saffet Bilen

Adı ve gelişimi ile ilgili açıklama ne olursa olsun dünya düzeni diye bilinen var olan sistem, zenginin malının daha fazlalaşması ve bunun korunması refleksi ile kurulmuş bir sistemdir. Bu işlem diğer ülkelerin yağmalanması temelinde gerçekleşmiş ve öyle yürümektedir.
Sömürü ilişkilerinden kurtulmak isteyen ‘geri ülkeler’, bu çemberden ancak bağımsız bir politika izleyerek çıkabilirler.
19 ve 20. yy da, sömürgecilikten kurtuluş mücadeleleri dünyanın tamamında başarıya ulaştılar. Ama sömürü çemberinden nihai kurtuluş gerçekleşmedi. Bunun ana nedeni sistemin çizdiği sınırların dışına gerçek anlamda çıkılamayışıdır.
İkinci büyük savaşın sonunda sömürgeciliğin sona ermesi, ulusların bağımsızlıklarını kazanmaları ne olacağı tartışmalarını da beraberinde getirdi. ABD’de geliştirilen bir teori, bir orta sınıf oluşur, iyi kötü çok partili bir parlamentoya dayalı bir siyasal ortam oluşur, serbest piyasaya dayalı bir kalkınma stratejisi izlenirse ve sabır edilirse bu ülkelerin de gelişmiş ülkeleri yakalayabileceğini söylüyordu.
ABD müttefiki güçler bu teoriyi olduğu gibi kabullendiler. Ülkemizdeki bir zamanların Küçük Amerika sloganları bu gerçeği anlatır. Kısa bir süre sonrasında Sovyetlerde sadece örnek alınacak ülkeyi ve kavramları değiştiren ama bu ülkelerin önlerindeki bir ülkeyi taklit ederek kalkınabileceğini söyleyen bir öneri ile ortaya çıktılar. Kapitalist olmayan kalkınma yolu. Sovyet etkisi altında olmayan sol kesimler ise, örnek ülkelerin değiştiği MDD isimli strateji ile temelde aynı şeyi öneren yolu önerdiler. Foslayan aslında bana göre, adı ne olursa olsun bu stratejidir. Başarılı bir kalkınma stratejisi Bugün Çin tarafından gerçekleştiriliyor. Başında komünist adını taşıyan bir parti önderliğinde. Adından başka sınıfsız toplumla bir ilişkisi de yok.
Bu durum stratejinin tespitinde, karşı tarafın sistemi kuranın ne önerdiğini hesaba katmayı zorunlu kılar. Tarih boyunca hiçbir zaman egemen kesimlerden halkın lehine bir önerinin gelmediğini kabul etmek gerekir. Yöntemlerde ve geliştirilen önerilerde ki değişiklikler, öneriyi yapan odağın kendi tercihlerine ve dünyadaki mevcut koşullara bağlıdır.
İkinci savaş sonrasının dünya hegemonu olan ABD nin 1823 Monroe doktrininden bu yana çevre ülkeleri ile bu ülkelerin bağımsızlıkları temelinde, ama kendi etki alanında kalma koşulu ile ilişki geliştirmeye çalıştığını biliyoruz.
Sistemin gerçek anlamda dışına çıkmadan çevre ülkelerinin nihai olarak huzura ve refaha kavuşmaları mümkün görünmüyor.
Başka ve sistemin mezar kazıcısı iddialı bir öneri de Komünist parti önderliğinde verilecek kurtuluş mücadeleleri ile bu hedefin gerçekleşeceğini savunmak idi. Bizim kuşağın gençliğine denk gelen, herkesi çok heyecanlandıran Vietnam ve Kamboçya’ da ABD’ nin yenilgisi ve sonrasında, bu ülkelerde bugün gelinen nokta, bu seçeneğin de işe yaramadığını göstermekten öte bir anlam içermiyor.
Özellikle bu örnekler ve Çin deneyi sistemin dışına çıkış sorununu iyice karmaşık hale getirdi. Seçeneklerin tükenmesi demekti bu gelişmeler.
Bu gün yaşanan düşünsel krizin altında yatan ana neden budur kanımca.
Yaşananlar, bağımsızlık zorunlu ilkesinin yanına, iki ilkenin daha eklenmesini zorunlu kılıyor bana göre.
Özgürlük ve demokrasi,
Yaşamın ve olanakların paylaşımı.
Bu iki önermeden ne anlaşıldığı ne kastedildiği üzerine sayfalarca yazı, saatlerce tartışma yapılabilir. Yapılması da zorunludur.
Yeni seçeneğin ortaya çıkışında, en azından ne olmaması gerektiğinin açığa çıkması önemlidir.
Bu tartışmanın birinci işlerinden biri, 20 yy başında kurulan seçeneğin neden yıkıldığını açığa çıkarmak olmalı. Özellikle Sovyetlerin kendini dağıtmasından sonra, bu dağıtma durumu önemlidir, dış müdahalenin olmadığını, toplumu oluşturan bireylerin ve siyasilerin varolan sistemle yürüyemediklerini düşündüklerini, tercihlerini kapitalizmden yana yaptıklarını gösterir.
Bu durum kapitalizm zaferi olarak ilan edildi. Ama gerçek böyle değil. Esas zor durumda olanın Kapitalizmin kendisi olduğunu açığa çıkaran bir gelişme oldu bu. Karşıtlıklar üzerinden kendini gizleme becerisini oldukça iyi kullanan sistem bütün zaafları ve çirkinliği ile açığa çıktı.
Devam edersek; Bu noktada kapitalizm koşullarında ortaya çıkabilecek seçeneklerin tamamının ortaya çıktığını, kapitalizmin kendi yarattığı çelişkilerin çözümü konusunda bu sorunlar temelli çözüm önerilerinin ortaya çıktığı ve başka bir dünyanın kurulmasına yol açmadıkları da tespit edilmelidir.
Bu durum sistemin kendi içinde bir muhalefet çıkaramayacağının da en önemli göstergesidir. Nitekim sistemin muhalifi olarak ortada görülen kökten dinciliktir. Diğer muhalif odaklarda kendilerini, hayret edilecek ölçüde bu akıma karşı konumlandırma çabasındalar.
Muhalefet çıkaramayış, muhalefetin çöküşü, dünya egemenleri tarafından alınan önlemlerde ve geliştirilen önerilerde görülüyor. Vurgu yeniden seçkin girişimciye dönmüştür. Kazanılması için onca emek sarfedilmiş, fedakârlıklar yapılmış, Sosyal devlet, hak ve özgürlükler yük olarak tanımlanmaya başlamıştır.
Özellikle bu ilk kuruluş günlerinin önerilerine geri dönüş eylemi, yaşamının sonuna gelmiş bir faninin gözlerinin önünden, önemli anılarının film şeridi gibi geçmesine benzetilebilir. Bence sistem ömrünü doldurmak üzeredir. Bunun en önemli kanıtlarından biri kendi iç devinimi içinde bir alternatif üretebilecek bir seçeneğin kalmayışıdır. Kendi içinden muhalefet çıkaramayış ölüm anlamına da gelir. Muhalefet canlı yaşayan bir organizmanın göstergesidir aynı zamanda.
Kapitalizm üç temelde, işçi sınıfı, ezilen uluslar ve kadın hakları, 20 yy daki çevre hareketlerini de sayarsak dört temelde bir muhalefete sahip oldu.
Sovyetler Birliği, Polonya ve Çin Halk Cumhuriyeti, işçi sınıfı temelli bir çözümün tek başına bir çözüm üretemeyeceğinin göstergeleridir. Bu seçenek Batı Avrupa’da 20 yyın başında bitmişti zaten.
20 yy sömürgeciliğin yıkıldığı yy oldu. Bu durumda sistemin menfaatlerine kısa süre darbe vurdu, ama çözüm olamadı.
Kadın hareketi, oy verme hakkının kabulü ile sistem içine alındı.
Kalkınma ve sanayileşme karşıtı hareketler de çok etkin olamadılar.
Çıkış nasıl olur? Bu konuda net bir şey söylenemez.
Sistem büyük bir savaşa daha yol açar, bu durumda gerçekleşeceği kesin olan büyük yıkım sonucunda, belki de en baştan başlanmasına da yol açabilir.
Büyük göçler hareketliliklerinin yıpratıcı sonuçları karşısında kendi içinde de çökebilir.
Durumun ayırdın da olan insanların geliştirebilecekleri çeşitli yaygın etkinliklerle yıkım olmadan başka bir şeye de dönüştürebilir. Bu dönüşümün gerçekleşmesi için sorunun toplu yaşama geçişle birlikte bir avuç seçkinin, üretilen toplumsal değere el koyması ve bu durumun değişmemesi için elden ne geliyorsa yapacakları unutulmamalıdır.
Son seçeneğin gerçekleşme olasılığı zayıf görünüyor. Ama denemeden de kesin şeyler söylenemez.

Saffet Bilen

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!