Neoliberalizmin Mezar Kazıcıları -Mehmet Ali Yılmaz

Emperyalist neoliberalizmin mezarını kazmak için kazmaya sarılanlar bugünlerde Fransa’da Sarı Yelekli eylemlerde boy gösteriyorlar…

Fransız halkı, 20’inci yüzyılın sonlarından beri uygulanan emperyalist neoliberal politikaların hayatlarında yarattığı tahribata karşı itiraz seslerini yükseltiyor. Bu sesin alışılmadık yanı, öğrenciler ve entelektüellerden önce sahaya köylülerin, geliri düşük üreticilerin, emeklilerin ve kadınların çıkmasıdır. 1968 Fransa’sında önce üniversiteliler sokağa çıkmış, sonra bu hareket Avrupa’ya ve dünyanın başka ülkelerine üniversiteliler kanalıyla yayılmıştı. Sarı Yelekliler hareketini başlatanlar ise halkın tam da kendisi. Küresel sermayeyle birlikte Fransız finans kapitalinin soyduğu küçük üreticilerin ve geniş tüketici kesimlerin isyanıyla karşı karşıyayız.

Bu genel olarak örgütsüz, kendiliğindenci yanı öne çıkan hareket içinde farklı siyasi eğilimlerden insanların olması doğal. Benzetmek gibi olmasın(?), 1789 Fransız Devrimine katılanlar da fazla örgütlü değillerdi ve aynı sınıftan insanlardan da oluşmuyorlardı. Bu devrim süreci çok sancılı, inişli-çıkışlı ve kanlı dönemlerden geçerek devam etmişti. Sarı Yelekliler hareketini kendi siyasetlerine malzeme yapmaya kalkışan ulusal ve uluslararası güçlerin ortaya çıkması da doğal. Merkezi otoriten ve stratejiden yoksunluk, içinde yer alan bazı grupların yanlış eylemleri hareketin zaafı olabilir ama bu durum hareketin karalanmasını gerektirmez. Aksine bu kitlesel eylemin neoliberalizm karşıtı talepleri, demokratik içerikli hedefleri ve katılanların sınıfsal konumları devrimci-sosyalist vb. kesimlerin bu hareketi desteklemelerini zorunlu hale getirmektedir. Çünkü uluslararası sermaye emperyalist neoliberalizm döneminde, önceki burjuva yönetimlerine göre daha soyguncu, daha gerici, sömürge ülkelere karşı daha zalim olmakla kalmamakta metropol ülkelerin işçilerinin ve üreticilerinin haklarına da kısıntılar getirmekte ve buralardaki demokrasiyi de soysuzlaştırmaktadır. Sarı Yeleklilerin başlattığı mücadelenin ekonomik ve siyasi haklar alanında kat edeceği mesafe neoliberal saldırının geriletilmesi ve iflası bakımından önemlidir. Yoksa Sarı Yelekliler vb. hareketlerle emperyalizmin yıkılması sağlanmayacaktır ama halk kesimleri neoliberalizmle kaybettikleri bazı ekonomik-demokratik ve politik mevzileri yeniden kazanma şansını yakalayarak bu gerici saldırıyı etkisizleştireceklerdir.

Emperyalist Batı dünyasının görece zayıf halkalarından biri olan Fransa’da halkın günümüz koşullarında (neoliberal politikalar sayesinde aşırı zenginleşen büyük sermaye kesimi karşısında giderek yoksullaşan halk kesimleri, demokrasinin ve siyasi partilerin yozlaşmaları vb.) yeniden “Fransızca konuşmaya” başlaması, dünyada yeni kitlesel dalgalanmaların bir işaret fişeği olma potansiyeline sahip görünmektedir. Bu toplumsal hareket, neoliberal soygunun çok daha ağır biçimlerde seyrettiği ülkelerin halklarını yeni bir çıkış yolu arayışına sevk edebilir. Mesela günümüze kadar birçok devrimin, halk hareketlerinin ilk işaret fişeğini ateşleyen aydınların Sarı Yelekliler hareketinde ortalıkta görünmemeleri de günümüzde yeni bir toplumsal hareket tipinin örneğini doğurabilir. (Sarı Yelekliler hareketi Gezi’den bu yönüyle farklıdır. Gezi daha çok gerici gidişe karşı bir özgürlük, yaşam biçimine müdahaleye karşı bir direniş olarak ele alınabilir. Fransa’daki hareketin belirleyici yanı ise ekonomik sorunlardır.)

***

20’inci yüzyılın son yıllarına giderek derinleşen krizlerle giren kapitalizmin imdadına Doğu Bloku’nda ve Sovyetler Birliği’nde patlayan siyasi bunalım yetişmişti. Doğu Bloku’nun ve ardından da Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla sonuçlanan bu gelişme tıkanan emperyalizmin önünde yeni bir yolun açılmasını sağladı. Bu yol neoliberal politikaların dünya çapında uygulanması olanağının ortaya çıkmasıydı. Böylece dünyanın bütün yeni sömürgelerinin, geri kalmış ülkelerinin talan edilmesi, ulusal bütünlüklerinin dağıtılması ve hatta gelişmiş ülkelerin işçilerinin ve alt tabakalarını oluşturan kesimlerin ekonomik, sosyal haklarının ellerinden alınması sağlanacaktı. Uluslararası büyük sermaye dünyayı bir alev topu gibi yutacak, ekonomik değerlerin yanı sıra ulusal bağımsızlıklar, cumhuriyetler, demokrasiler, hak, hukuk vb. tarumar edilecekti. Bu dönemde sermayenin –kredi açarak, borçlandırarak, borsa oyunlarıyla vb.- daha çok sıcak para şeklinde dünyada serbest dolaşımı sağlandı ve ülkeler bu yollarla soyuldu. Serbest Piyasa masallarıyla insanlar avutuldu ve ellerinde kalanlar tüketim mallarının piyasalara pompalanmasıyla, kamu varlıklarının özelleştirilmesi, gümrük duvarlarının kaldırılması yoluyla ve DTÖ gibi kuruluşların marifetleriyle çalındı.

Emperyalizm neoliberal politikalarla ekonominin yanı sıra siyasi ve ideolojik alanlarda da saldırgan bir tarzda yol aldı. Bu saldırılar, SSCB’nin dağılmasıyla birlikte büyük bir sarsıntı geçirmekte olan sol siyaseti, partileri, sendikaları, solun kavramlarını, geleneksel bakışını, olaylara yaklaşımlarını vb. de vurdu. Uluslararası sermayenin bizimki gibi ülkeler ve hatta bizden daha gelişmiş ülkeler üzerinde bu derecede etkin olması bu ülkelerin işçi sınıflarının ve demokratik güçlerinin baskı altına alınmalarına ve ulus devletlerin zaafa sürüklenmelerine neden oldu. Bu ülkelerde oluşan yeni iktidarlar eski burjuva iktidarlardan farklıydılar. Neoliberal politikaların egemen olduğu dönemdeki yeni sağcı iktidarlar, uluslararası sermayeye daha fazla bağımlı, kozmopolit, üretici kesimlere ve işçi sınıfının hak arama faaliyetlerine karşı, grevlere kapalı ve hatta genel seçimleri çeşitli yöntemlerle maniple edebiliyorlardı. Devletin yerine bilgisiz, deneyimsiz, cahil cesaretine sahip, ilahlaştırılan kişileri ikame eden bu yeni liberalizm dünyayı karanlık bir maceraya sürükledi. Büyük finans ve tekelci sermayenin doyumsuz çıkarları için Irak, Libya ve Suriye gibi petrol bölgeleri kana bulandı. Doğu Akdeniz emperyal güçlerce paylaşılmaya çalışıldı-çalışılıyor…

Ama bu sonu olmayan maceranın da bir ömrü olmalı. Kapitalizmin bu cinnet halinin yeni bir dünya savaşını yaratmadan sonlandırılması bütün insanlık için zorunlu görünmekte.

İşte Fransa’da ortaya çıkan Sarı Yelekliler hareketi, bu emperyalist neoliberal soygun düzeninin insanlık, Batılı işçiler, üreticiler, işsizler vb. için çıkar yol olmadığını göstermektedir ve tam zamanında patlak vermiştir. Bu hareketi yenilerinin takip etme olasılığı yüksektir ve böylece dünya, uluslararası finans kapitalin mengenesinden kurtulma yolunda ilerlemeye başlayacaktır. Bu demokrasi ve devrimci gelişmeler için ön şarttır.

  ***

Sol aslında hala eski gücüne kavuşabilmiş kendini toparlayabilmiş değil, emperyalist neoliberalizm döneminin koşullarına cevap üretebilecek bir arayışın sancıları içinde. Bu arayış sürecinde kendini dağıtan, neoliberal fikirlerin etkisi altına giren kesimler yeniden devrimci saflara katılırlar mı, bilinmez. Ama soldaki bu çürümeye karşın emperyalizmin neoliberal politikalarına baştan beri karşı çıkan, sorgulayan, eleştiren devrimci düşünceler koyu karanlığın içinde ışık saçmaya çalışıyorlar. Bu anti-emperyalist, yurtsever-devrimci düşünceler yakın zamanda pratik içinde örgütlü biçimlerde denenemedi ve halk kitlelerince de yeterince kavranamadı. Ama hayatın zorlamasıyla da olsa kitlesel olarak sokağa dökülen alt ve alt-orta kesimler –Fransa’daki gibi- emperyalist neoliberal politikaları reddederek, ulusal bağımsızlığı, kamuculuğu, demokrasiyi, özgürlüğü savundular, savunuyorlar. Demek ki emperyalist neoliberalizme karşı yıllardır işlenen fikirler, hayatın dayatmasıyla birlikte, yavaş yavaş ezilenlerin dünyasında karşılık bulmaya başlıyor. Halk kitlelerinin bu hak arama eylemleri, bir yandan emperyalizme darbe vururken diğer yandan da solun, sosyalizmin yeni bir solukla ayağa kalkmasına yardım edecektir. Bu arada işçi sınıfının yeni mücadelelere önderlik edebilmesi için aristokratlaşmış yöneticilerinden kurtulmayı başarması da kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Düşürülen Paris ayağa kalkarken umutlar bir kez daha yeşeriyor.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!