Niçin Sürekli Yeniliyoruz… (6)-M.Tanju Akad

Yapılan İşlerin Bir Anlamı Olmalı…

 

Siyasette yapılan her işin anlamını düşünmeli. Bunun toplumda bulacağı karşılık nedir? Çoğu zaman insanlar belli bir haklılık duygusu içerisinde tarihe ve adalet anlayışına hizmet ettiklerini düşünürler. Aman dikkat!!! Bu bir yanılsama olabilir.

 

Hak ve haklılık kolay tanımlanabilir şeyler değildir. Ya da, sizin kendinize göre bir tanımınız olsa da bunu paylaşanların sayısı çok azdır veya yanılgıya sürüklenenlerden olabilirsiniz. Tarih boyunca milyonlarca insan tam bir haklılık duygusu içerisinde diktatörlüklere hizmet etmişler, milyonlarca masum insanın kanına girmişlerdir. Bugün Jakoben diktatörlüğünü, Moskova duruşmalarını, Kızıl Khmerleri haklı bulan ve iradeyle toplumu istediği forma sokabileceğini sanan -bir avuç müfrit dışında- kimse var mıdır? Bunlar yıkılmayabilir miydi? İnsanlık bu terörün devamına izin verebilir miydi? Buradan çıkaracağımız çok önemli ders şudur ki, en iyi gaye için bile kötü yöntemler kullanmaktan kaçınmalıyız. Kötü yöntemler kullananı da kötü yapar. Bu nedenle bazı rejimler adaletsizliği bir hukuk perdesi arkasında yürüterek uzun vadede ayakta kalabiliyor. Bu perdeyi yıkarken, daha adaletsizini getirirseniz, hatta bunun izlenimini bile verirseniz olmaz.

 

Toplumlar “değişime” ancak buna hazır olunca, o da çoğunlukla başka bir çare kalmayınca izin veriyorlar.

 

  1. yüzyıl romantik devrimciliği bilim çağına girdiğimizi, insanlığın artık ağırlıkla ileri gideceğini, çok nadiren geriye dönüş yaşanabileceği şeklindeki yanılgıları kafamıza yerleştirmişti. Pozitivist, rasyonalist, aydınlanmacı ve iradeciydik. Ama aramızda putperest, biatçı ve ikiyüzlüler de çoktu ve onları ayırabilecek tecrübeye sahip değildik. Bunlar hala ortada ve çoklar. Her halükarda teoride öngörülen kaçınılmaz değişimi hızlandırabileceğimiz konusunda en ufak bir kuşkumuz bulunmuyordu. Bunun için sonsuz fedakârlığa da razıydık. Ancak, dünya başka türlü düşünmekte, başka yöne gitmekteydi. Dünya ile karşı karşıya geldiğimiz zaman bile bunu anlamamak için bir süre direndik, çünkü gerçek dünyayı değil kitaplarda yazılanları referans alıyorduk. İnananlar da görünüşte böyle yapıyordu. Kimimiz bundan çabuk kurtulduk, kimimiz hiç kurtulamadık, kimimiz de her türlü inancın (ya da ideolojinin) icapları şimdi böyledir diye vicdanlarını satıyor.

 

Bu yazı dizisini artık biraz daha uzun aralıklarla sürdürelim. Yüz seksen dokuza kadar yolu var, çünkü yenilgiye yol açan faktörler çok ama çok fazla, ama kimseye eziyet etmemek gerekir. O halde, bunlar arasında en önemlileri nelerdir sorusunu burada yanıtlamalı. Objektif koşullar (emperyalist müdahaleler, gerici kültür vs.) bir kenara konulursa, yenilgilerimizdeki en önemli faktör sistemli düşünen ve açık kafalı insanlarımızın sayısının son derece az olmasıdır. Dogmatik zihniyet ne yazık ki solcuların pusulasını daima şaşırtmaktadır. Zındık olma ve sürüden ayrılma korkusu da onları büsbütün ürkütmektedir.

 

Zihinler serbestleşmedikçe toplumcu bir hedef tayin edip buna uygun ara aşamaları tarif edilmiş, sistemli bir siyaset yapılamaz.

 

Zihinler serbestleşmedikçe doğru stratejiler ve taktikler üretilemez, uygulanamaz.

 

Zihinler serbestleşmedikçe, toplumcu olduğunu iddia edenler iktidara gelseler bile en kısa sürede yıkılmaya peşinen mahkûm oldukları bilinmelidir.

 

Zihinler serbestleşmedikçe toplumcu yaklaşım daha güzel bir hayatı inşa edemez.

 

Düşmanla mücadele etmek her an, her fırsatta çatışmaya girmek değildir.

 

Dost olmayı istediklerine teslim olup her tavizi vererek dost olamazsın. Sadece kendini kullandırırsın.

 

Bunlar gerekli ama yetersiz koşullar olmakla birlikte, hepsini göz önüne almadığımız takdirde, yarının dünyasında bir yerimiz olamaz. Ve Türkiye’de ilerici/toplumcu akımların başarısızlıklarında bu faktörlerin birinci derecede rolü vardır. Önce nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizi ve nasıl bir toplumun mümkün olabileceğini bilip, bu ikisi arasında bir uzlaşma bulmalı, ve tüm siyasetimiz buna bağlı olmalıdır. Elbette ki gelecek öngörülemez ama zihinde hazır olursanız karşılaşacağımız sorunların hiç değilse bir kısmını çözebiliriz. Tüm sorunları zaten kimse çözemez.

 

M.Tanju Akad

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. orhan karakuş

    Bir yol açmak ,nefsi mülkiyetçi düzenden çıkışı sağlamak ve toplumcu bir hürriyet düzeni kurmak için kendi özgün ve dirimsel disturunu oluşturabilecek insanlar kollektif bir çabaya girmelidir…baki selamlar…

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!