“ODTÜ 1960-1980” “Söyleşisi”nin Konuşma Metni – Ahmet Yıldırım

“70’lerde de Batı kaynaklı uyduruk, moda görüşler vardı. Ama devrimciler kafasını çevirip bakmadı!”

 

ahmety@anafikir.gen.tr

Ulaş Bardakçı anısına Ankara TAKSAV’da düzenlenen “1960-1980 ODTÜ” söyleşisinde ilginç saptamalar yapıldı. Mehmet Ali Yılmaz, Hüsnü Solmaz, Mehmet Soğancı’nın konuşmacı olarak katıldığı toplantı geniş bir katılım ve ilgiyle izlendi.

 

Konuşmasını görsel olarak da destekleyen Hüsnü Solmaz, ODTÜ devrimci gençlik mücadelesini Türkiye devrimci gençlik mücadelesi içinde ele alarak 1960’lardan başlatarak 1980’e kadar özetlemeye çalıştı. FKF, DEV-GENÇ ve 12 Mart sonrasındaki gençlik mücadelesini anlatan Hüsnü Solmaz, ADYÖD ve ODTÜ-DER’in mücadele pratiğinden söz etti. ODTÜ’de sürdürülen uzun boykot dönemlerinden ve ÖTK’nın kuruluşundan ve işleyişinden de bahseden Hüsnü Solmaz, bu dönemde faşizme karşı verilen mücadeleden örnekler verdi. (Not: Hüsnü Solmaz, bu konuşmasını daha geniş bir şekilde yazarak “Anafikir” sayfalarında yayınlanmasını sağlayacağı için konuşmasını kısaca özetledik.)

 

Mehmet Ali Yılmaz: Türkiye’deki devrimci gençlik hareketinin salt bir “68 gençlik hareketi” şeklinde anlatılması ve bu biçimde anlaşılması yaygın bir yanılgıdır. Oysa Türkiye’de gençlik hareketlerinin ülke gerçeklerinden kaynaklanan farklı toplumsal, ekonomik, siyasal ve tarihsel arka planı vardır. Bizdeki gençlik mücadelesinin ortaya çıkışının, nedenlerinin ve gelişim seyrinin Avrupa ve Amerika’dakilerden farklı olduğunu belirtmeliyiz. Her şeyden önce Batının emperyalist, bizim ise yeni sömürge bir ülke olduğumuzun altını çizmeliyiz. Emperyalizmin içsel bir olgu olduğu gerçeğini göz önüne almalı ve bu gerçekliğe bağlı olarak gelişen bir gençlik hareketini tartışma konusu yapmalıyız.

1960’lı yıllarda başlayan devrimci gençlik hareketlerinin tarihini DP iktidarının son zamanlarına kadar götürebiliriz. 1964 yılında meydana gelen Kıbrıs olaylarında gençliğe “dost” olarak öğretilen ABD’nin Türkiye’ye karşı takındığı öteleyici ve küçük düşürücü tavır, Başkan Jhonson’ın İnönü’ye yazdığı meşhur mektupla açığa çıkıyordu.  ABD’nin ortaya koyduğu bu aşağılayıcı davranış karşısında gençlik önce Ankara’da sonra da İstanbul’da geniş çaplı protesto eylemleri gerçekleştirdi. Daha sonra İstanbul ve Ankara’da üniversitelerin akademik, demokratik ve ekonomik sorunlarıyla ilgili çeşitli gençlik faaliyetleri, protestolar meydana gelmiştir.

1961 Anayasası’nın sağladığı kısmi demokratik ortamda işçi sınıfının örgütlenme, toplu sözleşme alanlarında elde ettiği yeni haklar, diğer toplum kesimlerinin de hareketlenmesinin önünü açmıştı. TİP’in kuruluşu, DİSK’in ortaya çıkışı toplumda bir bütün olarak hak arama mücadelesini tetikliyordu.

Öte yandan, düşünce özgürlüğü alanında da kısmi iyileşmeler söz konusuydu. Marx’ın, Lenin’in eserleri Türkçeye çevriliyor ve solcu dergiler, kitaplar yayınlanmaya başlanıyordu. Yön gibi, Türk Solu gibi yayınlar hayat buluyordu. Daha sonraları Sosyalist Aydınlık gibi devrimcilerin de yazdıkları dergiler ve çeşitli yayınların hayat bulmaya başlaması gençliğin devrimci mücadelesini tetikleyen unsurlardır.

Ayrıca köylülerin toprak istekleri ve bu talep doğrultusunda hareketlenmeleri, toprak işgalleri de 1960’lı yıllarda yükselen devrimci mücadele anlayışını olumlu yönde etkilemiştir.

Devrimci gençlik mücadelesini tetikleyen en önemli neden ise ABD emperyalizminin Türkiye’nin yanı sıra, Ortadoğu ve dünya halklarına karşı takındığı sömürücü, baskıcı ve gizli-açık işgalci tavrı olmuştur. Anti-emperyalizm, bu dönemin gençliğinin ayağa kalkmasını sağlayan en belirgin nedendir. ABD’nin Akdeniz’deki 6. Filosunun Türk limanlarına gelişleri karşısında geliştirilen protesto eylemleri devrimci gençliğin halkın yurtsever- ilerici çizgisiyle bütünleşmesini sağlayan çok önemli hareketlerdir. Bu anti-Amerikan eylemler, sola, devrimcilere karşı gericilerin yıllardır halk üzerinde yarattıkları olumsuz bakışların yıkılmasında çok önemli bir rol oynamışlardır.

Öte yandan, emperyalizmin ülkemizdeki işbirlikçisi konumunda olan sermaye çevrelerinin de desteği ile sola karşı örgütlenen gerici, sağcı ve faşist hareketlerin politik, ideolojik ve fiili saldırıları ilerici-devrimci gençleri, örgütlenerek mücadele etmeye yönelten belli başlı etkenlerdendir.

1960’ların son yıllarının ve 1970’lerin en önemli, belirleyici gençlik örgütlenmesi hiç şüphesiz DEV-GENÇ’tir. ODTÜ de DEV-GENÇ’in en etkin olduğu üniversitelerin başında gelenidir.

ODTÜ’de ve yurdun değişik yerlerinde devrimci gençlik hareketleri niçin bu denli etkindi? Çünkü devrimciler, devrimci düşüncenin bu okulda hegemonya kurmasını sağlamışlardır. İdeolojik bir üstünlük sağlanmıştır. Giderek bu ideolojik üstünlüğün yanı sıra politik ve örgütsel etkinlik sağlanmıştır. Faşistler bu hegemonyayı 1970’den sonra, 12 Mart faşizmiyle birlikte kırmaya çalıştılar. 1974’de faşistlerin okulu basmaları karşısında öğrenciler kitlesel olarak karşı koydular ve bu direnişle birlikte ODTÜ’de devrimciler siyaseten ve fiilen bu kuşatmayı kırdılar. Bu gelişmeden sonra devrimciler kaybettikleri ideolojik ve politik hegemonyayı yeniden kurmaya başladılar. Bunun üzerine egemen sınıflar ve borazanları, “ODTÜ’de komünistler halk mahkemeleri kurdular” gibi yalana dayalı propagandalarla, saldırı ve tertiplerle bu gelişmeyi tersine çevirmek için yoğun bir çaba içine girdiler. Ama ODTÜ’ler ne faşizmin saldırılarına ne de gençliği sağ pasifist bir yola sokarak mücadele dışına itmeye çalışan kesimlere yüz verdi.

Örneğin ODTÜ’de ilk yıllarda, 1973-74 gibi, o yıllarda revizyonist dediğimiz gruplar özellikle TSİP güçlüydü. ADYÖD ellerindeydi. Bir partileri vardı. Hem PDA’cılar hem TSİP’liler iki ayrı kanattan “maceracı, goşist” bunlar diyerek pasifizmi örgütlüyorlardı. Ve demokratizmi öne çıkaran politikaları çoğu gence de cazip geliyordu. Bunun kırılması hayli zaman aldı.

ODTÜ’ye yönelik ciddi bir sağ saldırı hep vardı. Ancak faşistlerin fiili olarak saldırıya geçmesi devrimci hareketi tetikledi. Örneğin solun sağcılarından hiç birisi bu mücadelede ön saflarda yoktu. O kavgaya 3 bin kişi katıldı. Hacettepe’de de aynı durum oldu. Devrimciler inisiyatifi bu devrimci savunma eyleminde ele aldılar. Kısaca bu gruplar daha militan bir mücadele gerekince bunun karşısında eridiler. Devrimci gençler hep bir adım önde oldular. Devrimcilerin ideolojik ve mücadele geçmişleri sağlam olduğu için bu mücadelede daha kararlı bir eylem çizgisi ortaya koydular. Bu çizginin oluşmasında Leninist kesintisiz devrim teorisinin, Mahir Çayan’ın görüşlerinin rolü büyüktür.

Gençlik olarak, “anti-emperyalizm ve anti-faşizm” temel ilkesinin yanı sıra örgütlenme anlayışımızın temeline “demokratik-merkeziyetçilik” anlayışını oturtuyorduk. O dönemde de 1990’lardan sonra olduğu gibi Batı’dan gelen uyduruk görüşler vardı. Ama devrimciler bu moda akımlara kafasını çevirip bakmadı.

ODTÜ-DER, ODTÜ gençliğinin örgütlenme ihtiyacının gereği olarak kuruldu. Yönetim seçimle oluşturulmuştu. Gençlik kitlesinin tercihi ve desteğiyle bu örgüt kuruldu ve mücadelesini yürüttü. ODTÜ-DER ve onun yürüttüğü mücadele üzerine kurulan ODTÜ-ÖTK hepsi de “devrimci gençlik” mücadelesinin bir parçasıdır. ODTÜ’deki mücadeleyi devrimci mücadelenin bir parçası, bir bileşeni olarak ele almak gerekir. Burada geniş demokrat kesimin mücadelemize verdikleri desteğini de unutmamak lazım. Biz demokrat-ilerici kesimleri hiç ihmal etmedik. Devrimci- demokrat kamuoyunun bir parçasıydı ODTÜ devrimci gençlik hareketi.

ÖTK, hep salt demokrasicilikle, hep demokrasi yanı öne çıkarılarak ele alındı. 12 Eylül döneminden sonra sivil toplumcu, postmodern bakışlarla yumuşatılarak, dolayısıyla çarpıtılarak kamuoyuna sunulmaya çalışıldı bu örgütlenme.

Oysa ÖTK’nın geçmişinde devrimci bir gelenek ve devrimci bir emek vardı. Katledilen arkadaşlarımızın mücadelesi vardır. Türkiye’nin her yerinde devrimci demokrat güçler ve tüm gençlik ODTÜ’deki mücadeleye destek verdiler. ÖTK devrimci gençlik hareketinin bir ürünüdür.

Gençlik “tekkeler”i değil, doğal akışı içinde yürüyen devrimci gerçekliği izledi. Anti- emperyalizm sloganı önemliydi. Anti-faşist mücadele anti-emperyalist mücadeleden ayrı düşünülmedi. AYÖD de eylemde birlik fikri vardı, tüm gruplar buna uyardı. AYÖD bir hegemonya oluşturmayı başarmıştı. Öyle ki AYÖD’den ayrılan farklı kesimler küçük bir gençlik grubu olarak kalmaktan öteye gidemediler.

Bugünden bakınca görülen gerçek, bir gençlik hareketinin önce ideolojik bir hegemonik güç olması gerekir ki gelişme kaydedebilsin. Bunun olabilmesi için ise doğru ve pratikte karşılığı olan fikrin ve mücadele hayatının sorunlarına cevap olabilecek özelliklere sahip pratiğin yaratılabilmesi gerekir.

 

Mehmet Soğancı: ODTÜ 1954-60 arası Amerikancı bir okuldu. Amerika’nın Ortadoğu’daki çıkarları doğrultusunda eleman yetiştirmekle yükümlüydü. 58’de hazırlık konuldu. 71 faşizminden sonra yürütülen devrimci mücadelede Ertuğrul Karakaya, Zafer Müstebaoğlu gibi onlarca devrimci yaşamını kaybetti. Ahmet Pehlivan 1985’de Devrimci Yol’cu olarak öldürüldü. ODTÜ devrimci mücadeleye geniş kitlenin yanı sıra birçok kadro kazandırmıştır.

ODTÜ ÖTK, devrimci gençlik hareketinin içinde yer alan bir örgüttü. Geniş devrimci mücadelenin bir parçası olarak ele alınmalıdır.

Özerk demokratik üniversite mücadelesinde “üniversite bileşenlerinindir” anlayışı vardı. Sol içi tartışmaların, çatışmaların gereksiz işlerin örnekleri ODTÜ ÖTK’da bir ya da ikidir. Birliktelik sağlayabilme özelliğini gösterebilmiştir tüm sol devrimci demokrat insanlar. Türkiye topraklarına ait bir devrimci mücadele anlayışı, fikri oradan çıkmıştır. Otuz yıl sonrasından baktığımızda ODTÜ budur.

Özellikle 6 aylık boykot döneminde öğrencilere barınacak yer, fotokopi olmadığı o dönemlerde ders notlarının çoğaltılması işi, yemekhane boykotunda, yemeklerin hep 4 lira kalmasını sağlayan eylemlerde köfte ayran hazırlanması küçük görünen ama demokratik devrimci olaylardı. ODTÜ’de geniş gençlik kitlesi çok çeşitli mücadele yolları yaratılarak devrimci gençlik mücadelesine sokulmuştur. Bu devrimcilerin önderliği ile başarılmıştır.

Ahmet Yıldırım

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!