Örsan Öymen’i Anmak

 

“İnsana dair her konu araştırmacı gazetecilerin çalışma alanı kapsamındadır. Çünkü her gazetecinin kıblesi insandır.” Faruk Bildirici

ÖRSAN ÖYMEN’ İ ANMAK
                                                                      Serkan YAMAN                                                             
Günümüzün yalaka basınının satılmış, iktidarın borazanı gazeteci bozuntularını gördükçe özgür ve cesur gerçek basın emekçisi ÖRSAN ÖYMEN’i ölümünün 27. Yılında anmak boynumuzun borcu oldu.


Araştırmacı gazetecilik deyince parmakla gösterilen isimlerdendi. Bodrum tatili sırasında 22 Temmuz 1987’de kendisini yitirdik. Yazılarında kimi zaman konuyla ilintili olarak çizdiği desenlere de yer verirdi. Meramını-fikrini açık seçik anlatmak, söylemek onun için başta gelirdi. Örsan Öymen’i kaybettik; Uğur Mumcu’yu da kaybettik ve beraberinde günümüz liberalizminde, holdingleşen basın ortamında araştırmacı gazeteciliğin de önemli ölçüde yok edilmesine göz yumduk. Bugün Öymen gibi yazarları yaşatacak olan yol, araştırmacı gazeteciliğe sıkı sıkı sarılmaktan geçiyor. Bu yazı biraz da bu nedenle yazıldı. Yeni kuşak onun izinden gidebilsin diye, yazımızla da onun yaşamını özendirici kılabilelim diye… İnatla! Yeni gazeteci ve yazarların, habercilerin bayrağı teslim alması umuduyla.

 

 

 

( 1 Mayıs 1938- 22 Temmuz 1987)

O, 49 yaşındayken yaşama veda etmişti.  Fakat o ömür ki iki-üç insanın ömrüne bedeldi.

OĞLU ÖRSAN KUNTER ÖYMEN BAHSEDİYOR:  O GERÇEK ANLAMDA BİR DEMOKRATTI (1 Eylül 1987)

“Biz gençken daha Marksizm nedir, ne değildir bilmeden Marx’a sempati duyardık. Sen şimdiden böyle heyecanlara kapılma” der oğluna bir gün.

Oğluna göre Örsan Öymen gazeteciliği ve politikayı övmezdi. Onun tercihi politikacı olmak değil, politika üzerine kafa yormaktı.
Teorisyen değildi. Yazılarının konusu genelde siyaset olmasına rağmen, hiçbir zaman sistematik bir siyaset kuramı geliştirmemişti. Demokrattı; hangi ülkeden gelirse gelsin emperyalizme karşıydı, sömürüye karşıydı.

Anlamak ve anlaşılmak onun için her şeyden önemliydi.

Sağduyusunun altında hep insancıllık yatardı.

Mesleğinde yeni bir boyutu sürekli arayanlardandı.

KALEME SARILDIĞI DÖNEMLER TÜRKİYE’SİNDE FAŞİZM YAŞANMAKTADIR
Örsan Öymen’in tarihi aynı zamanda ülkede faşizmin oluşumuna denk düşen bir tarih. Bu açıdan yakın çağ Türkiye’sine göz atarak, onun döneminin arka planında neler olmuş önce onu verelim:

“ABD emperyalizmi, devlet yapısı içerisinde kendisine, ülkemizdeki siyasal gelişmeleri yönlendirme olanağı sağlayan egemenlik ilişkileri geliştirmişti.

Yardım Anlaşmaları çerçevesi içerisinde gelen binlerce uzman ( Süleyman Demirel’in de Eisenhower Bursu ile Amerika’da özel eğitim görmüş ilk Türk vatandaşı olduğu bilinmekteydi) devlet aygıtının bütün kilit noktalarına yerleşmişti.

Ülkemizde demokrasinin gelişmeyişinin içsel nedeni ise egemen sınıflar ittifakının, oluşumlarının bir sonucu olarak, demokratik bir nitelik taşımamasıydı.

ABD 1950’lerden sonra, geri kalmış ülkelere faşizm ihraç eden bir politika izlemekteydi.

Dönemin ABD Endüstri Kuruluşları Genel Sekreteri J.B. Casey bir konuşmasında ‘Geçen savaşta faşistlerle savaşmak için komünistlerle birleştik; gelecek savaşta komünistlerle savaşmak için faşistlerle birleşeceğiz’ demişti.

Kısacası, faşizm bir dönem ABD emperyalizminin ülkemiz üzerindeki egemenliğinin bir biçimi ve aracı haline dönüştürülmüştü.”

İşte bu gerçek devrimcileri ve halkı CIA’nin tezgâhlarıyla karşı karşıya getirmeye ve taşeron nitelikte sivil faşist MHP- Ülkü Ocakları’yla çatışmaya kadar götürür.  Gericilik devletin koruma ve desteği ile geliştirilir. Katliamlar, işkenceler hakeza.

“III. MC eliyle başta işçi sınıfı olmak üzere, bütün yoksul halk kesimleri üzerinde baskıları yoğunlaştırarak halkın tepkilerini önlemek istiyorlar. Faşist köpekleri halkın üzerine salacaklar, yeni katliamlar, yeni cinayetler işleyecekler, onların yetmediği yerde resmi güçleri devreye sokarak, ‘Anarşi var’ bahanesiyle halkın direnme gücünü bütünüyle yok etmeye çalışacaklardır.” (Devrimci Yol dergisi sayı:33, 3 Aralık 1979)

Ve direnen devrimciler…  Devrimci Hareket 12 Eylül’e adım adım gidildiği günlerde gençlik eksenli olmaktan çıkıyor ve emekçi kesimi de kucaklamaya başlıyordu. 12 Eylül Darbesi ile bu süreç kesintiye uğratıldı (nedenleri ayrı bir tartışma konusu).

O GÜNLERDE DEVRİMCİ GENÇLER TARAFINDAN ÖRSAN ÖYMEN’E YAZILAN BİR MEKTUP
’80 öncesi, katliamların yanı sıra; aydınlara, öğretim üyelerine, gazetecilere yönelik saldırılar da tırmanmaya başlamıştı. Faşizm ülke hayatının her alanında kol gezemediyse, bu ülkeyi teslim alamadıysa nedenini devrimcilerin bir nebze de olsa dalgakıran olmalarında aramak gerekir.

İşte bu ortamda devrimci gençler,  Örsan Öymen’i kendilerine yakın gördüklerinden olsa gerek, kendisine verilmek üzere, antifaşist mücadelede birlikte yürüme isteklerini içeren mektubu kaleme almışlardı.

O dönemin tozu dumanı arasında mektup yanıtını bulmuş muydu, bulamamış mıydı; bilemiyoruz.

GAZETECİLİK HAYATI
Örsan Öymen’in Öncü gazetesinin birinci sayfasında ilk köşe yazıları çıkmaya başladığında yaşı 23’tü.

1960’ların Ankara kulislerinde olup bitenler, Öymen’in Kulis isimli köşe yazılarında yer alıyordu. Kulis siyasetin perde arkasını da ifşa ediyordu.

Öymen’in Köln’de, Batı Alman Televizyon ve Radyosu’nda gazeteciliğe ve programcılığa başladığı yıl 1965’tir.

ANKA ile Günaydın gazetesindeki koşturmacaları sırasında Ankara’daki siyasi haberler ve Kıbrıs’taki savaş, Günaydın gazetesinin ’06 Ankara ‘ sütununa Öymen tarafından aktarılıyordu. (1974)

Araştırmacı gazeteciliğin yanındaki duruşu adeta bir militanın duruşu gibiydi. Bugünün Türkiye’sinde unutulan, unutturulmaya çalışılan gazeteciliğin… Onun için yaratılmıştı sanki.

Kimi zaman sahada, kimi zaman da yeraltındaydı: Almanya’da Ruhr havzasında, 854 metre yeraltında maden işçileriyle görüşmekteydi. Bir gazetecinin özelliğinin zaten araştırmacı olması gerektiğinin bilincindeydi. Yeri geldiğinde muhabirdi.

Cesurdu. Üslubunda mizaha da yer vardı. San Salvador’dan Filipinler’e kadar dünyanın pek çok çatışma bölgesinde görev yapan Öymen olayları gazetesine aktarırken, radyo ve televizyonlara haber-yorum da geçiyordu.

Türkiye’de gerçekleştirilen seçim sonuçlarıyla ilgili ilk canlı yayının sunucusu, Almanya’dan gelen Örsan Öymen’di. Sabaha kadar süren programda parti sözcüleriyle söyleşiler yaptı, röportajlar yayınladı. Program bir ilk olması itibariyle TRT için bir reformdu.

Sonrasında arkadaşı Zeki Sözer’le birlikte 1.5 yıl süren ‘Olayların İçinden’ isimli haftalık bir programı yayın akışına koydurdular.

Örsan Öymen başarılı televizyon programcısı olmasına rağmen 12 Mart döneminde sakıncalı görülerek TRT’den çıkarıldı.

Yeniden TRT’ye dönüşü ‘Söz Meclisten Dışarı’ programıyla oldu (1975).

Yabancı televizyon yayıncıları ise hazırladıkları programlarda Öymen’in görüşlerinden sık sık yararlandılar. O haberin hakkını verenlerdendi.

Bugün onun adına her yıl çeşitli dallarda araştırmacı gazetecilik ödülleri verilmektedir.

Öymen,  Çemberler başlıklı 1 Mayıs 1978 tarihli yazısında DİSK’in önderliğindeki yürüyüşün bazı karanlık çevrelerce sabote edilme olasılığına dikkat çektiğini söylemiş ve sonra da ilave etmişti:

“ 20 bin görevliye rağmen bu çember yarıldı.

Nasıl yarıldı?

İpleri Atlantik ötesine kadar uzanan haince bir plan sayesinde yarıldı.

Ortaya serdiğimiz belgelerle anlatmaya çalışıyoruz ki, Türkiye’de özgürlükçü demokrasi üzerinde gizli pençelerce bazı oyunlar oynanmaktadır.

Devrimci sol bu oyuna gelmemelidir” der ve bu tespitin yanında sol içi çatışmaya da değinir.

BİR İHTİLAL DAHA VAR İSİMLİ ESERİ
1908-1980 Dönemi’ni kapsayan bu eser için özgün bir araştırma diyebiliriz. Ülkede ihtilal yapmak isteyenlerin anıları-anekdotları bu eserde neredeyse kendi ağızlarından yer alıyor. Belgeler ve fotoğraflar eserde adeta konuşuyor. Kitap bir roman tadında okunuyor. Örsan Öymen’in ağabeysi Altan Öymen ve Bülent Ecevit eserden hareket ederek naif bir şekilde şu açıklamayı yapıyorlar:

Kitabı bir ‘başyapıt’ (şaheser) diye niteleyen Bülent Ecevit’in ifadesi şöyledir:

Kimi asker ve sivillerimizin şifa bulmaz ihtilalciliği, ancak böylesine bir güldürü yaklaşımı ile belki bir ölçüde tedavi yoluna gidebilir.
Altan Öymen ise;

“ Bu temenni, bence de isabetlidir, ihtilalcilik, darbecilik gibi eğilimleri önlemeye çalışmanın çaresi, eskiden çok denenmiş ‘tutuklamalı soruşturmalar’dan ibaret değildir. Hele o soruşturmalar, yanlış ve abartmalı iddialara dayanırsa amacının tam tersine sonuçlar verir.

‘Darbeci’ eğilimleri önlemek, herkesi, darbeciliğin hiçbir soruna çare olmadığına ikna etmekle mümkündür. İkna etmenin yolu da o yöndeki eski deneyimlerin hayal kırıcı sonuçlarını örnekleriyle anlatmaktır” der.

ARDINDAN…
“ Örsan Öymen, kuşkusuz parlak bir gazeteciydi; ama gazeteciliği kimilerinin anladığı gibi yansız değildi. İlerici, demokrat, laik, solcu çağdaş bir kimliği vardı Örsan’ın… Yazarlığını bu yörüngeye oturtmuştu, yorumlarını da bu dünya görüşünün hamurunda yoğuruyordu. Çağımızda bir gazetecinin daha başka bir biçimde başarıya ulaşabileceğini sanmıyorum… “ İlhan Selçuk/ Cumhuriyet 25.7.1987

“ Bugün Basın Bayramı… Bayramlardan çok Örsanları arayacağız.” M. Ali Birand/ Milliyet 24.7.1987
“ Her zaman sevecen, her zaman saygılı, her zaman coşku dolu.” Müşerref Hekimoğlu/ Cumhuriyet 31.7.1987
“  Şimdiye kadar bir tek şeyi yanlış yaptı Bambino: Çok erken gitti.”  Oktay Ekşi/ Hürriyet 23.7.1987

SON YAZISI (22 Temmuz 1987)
Politika Kazanı isimli köşesinde son yazısını yazar Öymen. Yazının başlığı MİT Yeniği’dir. Bu son yazısının son paragrafına bir bakalım:

Batı’da bütün örgütlerin basını nasıl güdümledikleri konusunda düzinelerce belgesel kitap yayınlanmıştır. Ve bu güdümleme çoğu kez, gazetelerin tiraj kaybetme dönemi sayılan yaz aylarında (İngilizlerin deyimiyle ‘aptallık mevsimi’nde), yani Temmuz-Ağustos aylarında sırıtıverir, çünkü bu mevsimde sıcak, sadece güdümlenenlerin değil, güdümleyenlerin de başına vurmaktadır.
KAYNAKÇA:
1)    12 Eylül ve Türkiye Gerçeği – Devrimci Yol Savunması / Yeniden Devrim Dergisi Özel Eki
2)    Politika Kazanı/ Örsan Öymen- Milliyet Yayınları Aralık 1978
3)    Örsan Öymen ve Politika Kazanı- Milliyet yayınları Temmuz 1990
4)    Bir İhtilal Daha Var 1908-1980/Örsan Öymen- Doğan Kitap Eylül 2010
                                                                                                                             Serkan Yaman

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!