“Sağ kalan!” 68’liler Emperyalizmi Unutmuş!-Ahmet Yıldırım

Türkiye’nin bağımsız bir devrimci hareketinin olmasını istemediği, hatta “68”in Türkiye’nin bir devrimci hareketi olduğu gerçeğini bile hazmedemediği

her halinden belli bazı konuşmacıların, 68 devrimciliği ve bugünün devrimciliği ile bir bağlantısının olması mümkün mü? Türkiye’nin bütün sorunlarına tek gözle bakan böyle bir anlayışın bütüne çözüm üretebileceğini elbette düşünemeyiz. 

ahmety@anafikir.gen.tr

ODTÜ Vişnelik’de neler konuşuldu?

Ankara ÖDTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesisleri’nde 5 Mayıs günü yapılan foruma özellikle THKO kurucu ve üyeleri katıldı. Bugüne sağ olarak gelen belli isimlerin savrulduğu noktayı göstermesi nedeniyle “forum” önemliydi.

Bazı konuşmacıların bırakalım anti-emperyalizmi, sözcük olarak bile emperyalizmi, ABD emperyalizmini bir kez olsun ağızlarına almaması, 68’lilere büyük bir hakaret değil mi? Türkiye’nin ABD emperyalizmin yeni-sömürgesi bir ülke olduğu gerçeğini yok sayarak yapılan siyasal değerlendirmelerin devrimcilerin ve emekçi halkın gözünde hiçbir anlamının olmadığını hepimiz biliyoruz. Afişlerine koydukları, 68’in en önemli şiarından, “Bağımsız Türkiye” sloganından ve “yurtseverlik”ten hiç söz etmemelerinin arkasında yatan nedeni merak etmemek elden gelmiyor.

Ayrıca emperyalizm kavramını kullanmaktan ısrarla imtina edenlerden bazılarının “küresel sermaye!” ya da sık sık “anti-kapitalizm” deyimini kullanmayı yeğlemelerinin nedenlerini okuyucuların yorumlarına bırakıyoruz. Konuşmacıların hemen hepsinin “Hayır cuntacı değildik!” diye savunma durumunda olmaları ise alınganlıkla mı değerlendirmeli, karar veremedik! Öyle ki konuşmacılara göre, 68 gençliğinin mücadelesi Türkiye’nin somut sorunlarından ziyade Batı’daki gençlik hareketlerinden kaynaklanıyor; kozmopolit anlamda “enternasyonalist”tiler ve bütün bu eylemleri Türkiye için yapmamışlardı. (Bu anlayışın dışındaki birkaç konuşmacıyı ise tenzih ediyoruz.)

Türkiye’nin bağımsız bir devrimci hareketinin olmasını istemediği, hatta “68”in Türkiye’nin bir devrimci hareketi olduğu gerçeğini bile hazmedemediği her halinden belli bazı konuşmacıların, 68 devrimciliği ve bugünün devrimciliği ile bir bağlantısının olması mümkün mü? Türkiye’nin bütün sorunlarına tek gözle bakan böyle bir anlayışın bütüne çözüm üretebileceğini elbette düşünemeyiz. 

O toplantıda “gençler neden burada yok” diye sordular. Devrimci gençler o toplantıya gelselerdi, o konuşmaların özellikle bazılarını dinleyince “Forum!”unuzu mutlaka devrimcileştirirlerdi.

Can Dündar’ın belgeselinde de konuşan konuşmacıların bir kısmı salonda yaptıkları konuşma ile belgeseldeki film ve fotoğrafların yansıttığı gerçeği karşılaştırsınlar ve ortama, havaya göre konuşup konuşmadıklarının kararını da kendileri versinler!

Dinleyicilerin soru sormasına izin dahi verilmeyen bu “demokratik!” Forum’da yapılan konuşmaların not alabildiğimiz kısmını -biraz da ibretlik bir vesika olarak- siz Anafikir okuyucularıyla paylaşıyoruz.

 

Mustafa Selmanpakoğlu: Hüseyin İnan’la Amasya-Tokat’da bir köy çalışmasına görevlendirilmiştik. Birkaç köy gezdik. Hüseyin İnan hiç konuşmayı sevmeyen bir arkadaştı. Yalnızca dolmuş beklerken, yürürken marş söylerdi durmadan. En çok Aşık İhsani’nin parçalarını. Hepsini ezbere bilirdi. Biz o dönem köylerde gezerdik. Şimdiki solcu gençlerin Sakarya/Konur Sokak dar bölgesinin dışına çıkmaları gerekir.

Hüseyin İnan yıllar sonra bana, sen adam olamadın ama kardeşin sosyalist çıktı, dedi.

Aydın Çubukçu: Örgütlü mücadele etmeliyiz. Ama bir 68’liler partisi kuramayacağımıza göre en iyisi bulduğumuz bir partide mücadele etmektir. Sol forumlar demokrasinin beşiği olmuştur. Gerici bir çocuğun bir forumdan atıldığını görmedim. Sonraya kavgaya başlanıldı. Forumlar en demokratik ortamlardı. Öğrenci dernekleri hep seçimle geldi. Hep dev-Gençliler seçimle kazandı dernek yönetimlerini. Dev-Gençliler köylerde camilerde toplandılar, seçimler yaptılar.

Bugün KCK’larda da halk demokrasisinin deneyimi vardır. Kürt halkının. Halk Meclisi olabilirdi bu model. Daha ileri götürülüp Halkların Demokrasi Kongresi bu 68 deneyimlerinden oluşabilirdi.

Dünya devrime gidiyor. İçten içe başlayan antikapitalist hareketler var dünyada. Şu anda 10 bini geçen işçi eylemde ama birbirinden haberi yok. Sendikalar birer sivil toplum kuruluşu haline gelmeye rıza göstermiş durumdalar. Bazı partiler de buna uyuyor. Bizde sivil mivil yok. Bizler kitle örgütü olmalıyız.

68’deki arkadaşlarımız birer işçi köylü hareketinin köpüğüydü. Altta bu hareketler yatar. 68 demek öğrenci hareketi demek değil. Dünya işçi hareketinin devamı ve sosyalizm ama hangi sosyalizmin de araştırmasıdır. Bir eleştiri ruhudur. Eleştir kardeşim budur 68 demek lazım.

Denizlerin tek bir cana kıymadıklarını biliyoruz. Sonraları kafa kırma işine uymamalıydık. Sportmence yapmalıydık.

Gün Zileli: Geçmişe iki tür bakış vardır. Bir, devrimci bakış: Eleştireldir. Muhafazakar bakış ise güzellemedir. Geçmişe eleştirel bakmalıyız. DTCF’de ülkücüler önceleri biz de yeşil komünistiz derdi. Bir gün onları dövdük attık dedi bir arkadaş. İyi halt ettiniz dedim. O zaman ÜGD’liler 20-30 kişiydiler. Birden arttılar 300-400 oldular. Solun kendi içinde de şiddet olmadı mı? Siyasalda, Odtü’de… İstanbul’da Kaypakkaya bile dayak yemişti… Biz güzeldik, haklıydık, büyüktük.. Buna elbet katılıyorum. Ama eleştirel olursak bir işe yarar bu.

Türkiye 68’i bakışı yok. Anti-emperyalist bakış netti. Avrupayla zıtlıkları vardı. Avrupa 68 gençleri kapitalizme karşı mücadele ederken klasik komünist partileri de bürokratik yapıları da eleştiriden geçiriyordu. Bizde böyle bir şey olmadı. Elbet her toplumun kendine özgü durumları var. Dünya 68’inin reddettiği klasik Komintern bakışına koşuyorduk. Olumlu yönlere arkadaşlar zaten dikkat çekti. Ben de olumsuz yanlarına dikkat çekiyorum. 68’in zirvesi bizim de katılaşmamızdır. TİP döneminde daha demokratiktik. Egzistansiyalizmin etkisinde bile kalmıştık. Sonrası tam bir katılaşmadır.

Oğuzhan Müftüoğlu: (Mesajı okundu) 68 devrimcileri Türkiye solunun örnek devrimcileridir. Bugün küresel sermayenin uzantısı bir sol isteniyor. Türkiye solu küresel sermayenin isteğiyle yandaş bir sol olmayacaktır.

Aşkın Kocaçimen: 71 Haziranında Mamak cezaevine girdim. İlk gelen herkesin saçlarını üç numaraya vururlardı. Berber odasına Denizler delik açmışlar. Aşkın, hoş geldi dedi bir ses. Denizin sesiydi. İlk haberi o delikten herkesten önce alıyorlardı. İdam yaklaştığında hepimiz üzgündük ama bizim koğuşa getirildiler. Hüseyin saz çaldı, o bizi teselli etti. 

Oral Çalışlar: (Mesajı okundu) 68’liler statükoyla hesaplaşmayı düşünen düşler kuşağıydı. 1915’de Ermenilere, 1925 Kürtlere, 1955’de Rumlara-Yahudilere saldıranlar bu kuşağa da saldırdılar.

Oktay Etiman: Vicdani ahlaki tercihle solcu olduk. Hümanizm sonucu solcu olduk. Sonraları şiddet uygulayan gençler haline adım adım paramiliter güçler tarafından sürüklendik. Bizim içimizde de şiddet vardı. Şiddetle çözebileceğimize olan inanç vardı. Örneğin Taylan Özgürlerle Amerikan Kütüphanesi’ni yakmayı düşünüyorduk. Yeterince bilinçli olmamamızdan kaynaklanıyor olabilir. Devrimcilik ve Marksizm konusunda hem bilgisiz hem tecrübesizdik. Ordudan ilerici bir hareketin çıkacağına da inanıyorduk. Sosyalist, eşit ve bağımsız bir ülke düşlüyorduk. MDD teorisinin iç mantığı dolayısıyla sürekli mücadelenin iç mantığı oluştu. Dışarıdan da manipülasyon yapılmıştır. Türkiye’nin bağımsızlığını istiyor, sosyalizmin gelmesini bekliyorduk.

Devletle bir düelloya girmek zorunda hissettik kendimizi. Üç beş tüfekle tabancayla devlete saldırılır mı? Ama göğüslerini yararak geleceğe bir ışık, kıvılcım bırakmak istemişlerdir. Bugüne dek süren toplumsal bir çığlık bu.

Bu dönemin politik güç ilişkileri mutlaka derinlemesine incelenmelidir.

Bugün gençlik hareketinin bu deneyim ışığında mutlaka bağımsızlığını koruması bağlantıları irdelemesi gerekir. İnsan var oldukça muhalifleri de olacaktır.

Şiddeti kimin başlattığı önemli değil. Biz de başlatmış olabiliriz. Ama kapitalizm karşısında Fransız Devrimi, Ekim Devrimi, 68 bir savunma halidir. Saldırmıştır ama tarihsel bir savunma saldırısıdır.

Hüseyin Sünger: Yüzleşme deyimi moda oldu. Yüzleşme konusuna değinmek istiyorum. Yüzleşme kavramı kullanılarak açılan kapıdan birçok saldırıya uğruyoruz. O kapıdan giren bir takım pejmürde tipler olmadık saldırıda bulunuyorlar. Yüzleşme bir örgüt içi durumda olur. Özeleştiri yapar dar örgüt üyeleri.

THKO kurulduğunda ki kuran arkadaşların çoğu burdaTürkiye Devriminin yolu adlı broşür yayınladılar. Orada silahlı mücadele vererek düzen partisi olmaktan kurtulunacağı söyleniyordu. O dönemde halk hareketleri canlıydı. Gaziantep’de 100 bin kişi miting yapmıştı. Elmalı’da köylüler çırılçplak kendilerini traktörlerin önüne atıyorlardı vs.

Kommer’i havaalanında indirmedik. Tekrar geldi. ODTÜ’ye gelince de arabasını yaktık. Devrimin objektif koşulları her zaman vardı inancındaydık. Ama önderlerin bugünden bakınca kendilerini öne atıp böyle yok etme hakları var mıydı? Bu sorulabilir. İdam sehpasında en önemli an “Yaşasın Marksizm Leninizm” sloganıydı. Bu sözlerin geleceğe intikal etmesini istiyorduk. “Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği” işçi-köylü ittifakı bugüne ışık tuttu.

Gülay Ünüvar: Uzun süredir yurt dışındaydım. Bu toplantıyı duyunca şaşırdım sevindim. Çok geniş bir konu.

Her ülkenin kendine özgü 68’i var. 68 eylemlerinin yayıldığı zaman diliminde toplum kesimleri, tartışılan konular hakkında geniş ayırımlar var.

Fransa’da Mayıs ayında olup bitmiştir 68 hareketi. İtalya’da 69 yılında başlamıştır. 10 milyonlarca işçi eylemlere katılmıştır Fransa 68’inde.  Bizde yoksul/topraksız köylüler de harekete geçmiştir. Fransa’da Cezayir tartışıldı. İngiltere ve ABD’de kadın sorunları tartışıldı. Almanya’da Nazizm tartışıldı. Ortak yanlar ise anti-kapitalist başkaldırıdır. Anti-emperyalist, anti-bürokratik başkaldırıdır.

Bizde ise anti-emperyalizm vurgusu çok daha büyüktü. 68 yenilgiye uğradı. Bu eksiklikler vardı demekti. O açıdan ben Gün’e katılıyorum. Devrimci kişi her zaman eleştirel bakar. Eleştiricidir. Liberalizmin 68’in yeminli düşmanları, “68 kültüreldi”, “68 artık yok oldu, bir iz bırakmadı” diyorlar.

Buna katılmıyorum. 90’lı yılların ortalarından sonra hareketlerin hareketi oluştu. Buna ikinci 68 diyenler de var. Bu hareketin iki kanadı var. Reformist yan ve sol kanat…

Kapitalist sistem içinde reformlarda işler düzelir diyen kanat bugün harekete egemen oldular ne yazık ki. Ben de radikal kanatta yer alıyorum alternatif küresel muhalefeti savunuyorum. Bu iki kesim arasında çatışma var. Radikal kanat 68’in devamıdır. Anti-emperyalisttir. Irak, Afganistan Bosna savaşına karşı çıkmıştır. Bu küresel antikapitalist muhalefet 30 milyon kişiyi yürüttü Davos’ta filan…

THKO’ya dönmek istiyorum. THKO 68’in bağrında doğmuş bir harekettir. 68’e yön vermiştir. Öyle ki bu arkadaşların katılmadığı bir anti-emperyalist eylem yoktur.

Enternasyonalizm meselesini de açmak istiyorum. Vietnam halkıyla dayanışma vardı. Bölgemize ilk kez bakılmaya başlandı. Kuzey Irak diyeceğim kusura bakmayın, Molla Mustafa Barzani hareketi incelenmeye, anlamaya çalışılıyordu. İrandaki devrimci hareketlerle ilişki kurma isteği vardı. Deniz, Alman Rudi Duncke’yle ilişkiye geçmiş, anlaşmaya varmıştı. Ama Rudi çatışmada ağır yaralanınca koptu.

THKO’nun üyesi yüzü geçmez. Ama bir eli Avrupa’da bir eli Asya’da yüreği büyük bir örgüttü.

Liderlerimizin son sözleri oraya buraya çekildi. Nokta nokta bırakılan yerleri bile doldurulmaya çalışıldı. Sözleri değiştirmek en büyük saygısızlıktır. THKO orduya karşı bir ordu kurmuştu. Buna cuntacılık denebilir mi? Bir iki subay elbisesini kaçarken giydiler diye cuntacı denir mi?

Partiyi önemsediği için parti örgütlenmesine gitmemiştir THKO. Kolektif bir liderlik vardı. Partide bu olmayabilirdi. Onay alınmadan tek bir bildiri bile yayınlanmamıştır.

Can Dündar: (Deniz Gezmiş belgeselinin ilk gösteriminden önce tanıtım konuşması.) Bora Gezmiş’in fikriydi belgesel. 40. Yıl için. Bunu uzun bir tv dizisinin fragmanı olarak düşünebilirsiniz. 1.5 ayda büyük özveriyle hazırlandı. Belgeselde ilginç hiç görülmemiş görüntüler var. Bunu Türk emniyetine borçluyuz; hep takip etmiş ve çekmişler! Örneğin 6. Filo eylemi için hazırlık görüntüleri ilk görüntülerdir.

Ertuğrul Kürkçü: Forum kavramı ODTÜ öğrencilerinin armağanı bir eylem ve kavramdır. Kendi icadımızdır. 68 geniş bir spektrumdu. Hepimiz şimdi yine bir araya gelebiliriz. Zorbaca alçakça temellük ediliyor bugüne. Bunlar Cumhuriyet kahramanı olarak gösteriliyor. Buna izin vermemeliyiz.

Buraya kimler katılıyor ne katmak istiyor bilmek istedim. Gülay’ın yeni bir devrimcilik taşıyan sözleri çok şey kattı, çok heyecanlandım.

Ben 68 lideri değilim dediğim halde 68 liderlerine katılıyorum hak etmeden. Ben o zaman sessiz bir öğrenciydim.

68 devrimci hareketi hiç olanı hep yapmaya muktedir bir mücadele temposuydu. 68, 71 ve sonrası ortaya çıkan hareketler zorunlu değildi. Mantıki kopuş var aralarında. Nesnel şartların gerekliliğine öznel şartları da koymalıyız.

68, yeni devrimci militan tipi yarattı. Komünist kavramı dışında yepyeni bir devrimci tip.

42 yıl sonra bu hareketin neresinden tutabiliriz diye düşünüyorum şimdi. Salında hiç gençler yok. Niçin yok. Yine biz bizeyiz burada. Bunu düşünmemiz lazım. Madem o kadar iyiydi niçin şimdi gençler yok?

Ben yerel/ulusal bir hareket olsaydı 68’le ilişki kurmazdım. Dünyaya açık olduğu için içinde oldum. Dünya çapında bir heyecanın parçası olarak… Var olanın eleştirisinin bir imkanı olduğu için… Bunu gençlere anlatabilmemiz lazım. Kültür sanat alanında bu enerjimizi toplayabiliriz.

68’e Batı’dan bakıyoruz. Bir de Doğu’dan bakış olmalı. Türkiye’nin Kürdistan Doğu’su var! Bugün 68’in çağrısı burada ayaklanmış durumdadır. 1968-71’in bütün çağrıları bu ezilen halkın bağrında gençlerinde, kadınlarında muazzam biçimde yer alıyor. Bu anlayış Türkiye’nin her yerini sarıyor. Abdullah Öcalan’ın portresinden sonra Deniz Gezmiş’in, Mahir Çayan’ın, Che’nin portreleri yer alıyor. Türkiye’de devrimci olmanın ilkeleri burada sürüyor. Son söz söylenmedi elbet. Hareket sürecek, sonunu göreceğiz.

Eğer enternasyonalistsek, kendi devrimini başka ülkelerin devrimi için feda edebiliyorsak o zaman bunu hemen yanı başımızdaki halka tercüme edebiliriz. Marx elyazmalarında, insanlığın kendisini yeniden kazanacağı sınıf demişti. O halde bütün ezilenlerin sözcüsü olarak kavrıyorsak enternasyonalizmi, ezilen bütün halkların mücadelesini önümüze koyarız.

Kürtler için mücadele etmeyene sosyalist denmez!

TİP’i parlamentoyla halk arasında bir ilişki kurmayı başaramamıştı diye eleştiriyorduk. Biz şimdi Kürt hareketinde bunu yapıyoruz.

(Not: Ertuğrul Kürkçü’nün konuşmasından sonra bazı dinleyiciler, “emperyalizmi unuttun Ertuğrul, Türkiye mi emperyalist oldu?” şeklinde sataşmada bulundular.

Tuncer Sümer: 60’lı yıllar tümü Dünyada bir kalkışma yıllarıydı. Bizde de TİP vardı.

TKP’nin bize bıraktığı bir miras yoktu. Yazmıyor, konuşmuyorlardı. 68’de elyordamıyla yürümek zorunda kaldık. TİP eğitici bir işlev görmüştü bizim için ve tüm toplum için.

Kimseyi karşımıza almadık. Cuntacı olduk şimdi. 29 Mart 1970’de ABD elçiliği önünde polis noktasını kurşunlayanlar nasıl cuntacı olur? Cuntacı değildir THKO.

Mehmet Asal: Bu örgütler birer çığlıktır. Ama tarih hep kendi yolunda gider. Devrimciler, askerler vs. tarihi biraz öne doğru iteler. Becerebilirlerse tarih biraz hızlanır. Rüzgarlar ekonomik, siyasi, tarihsel etkenlerden etkilenirler. Ama ne zaman ortaya çıkacakları yine de tam bilinemez. Ekonomik krizlere de doğrudan bağlı değildir. 71’de ortaya çıkan eylemler çekilmekte olan toplumsal rüzgara karşı bir isyandı aslında.

Allende’yi yumuşak bulur ve sevmezdik. Ama o küçük direnişle arkasında bir üfleme bir çığlık bıraktı. Şili halkı yıllar sonra o çığlığı unutmadı, ondan hareket ederek darbeci generallerden hesap sordu.

68’deki örgütlerden geriye yazılı bir şey kalmamıştır. Teorik anlamda kaç çalışma kalmıştır geriye. Hiç. Çünkü kitap yok, bilgi yok. Şevket Süreyya ve Doğan Avcıoğlu’nun kitaplarıyla savunmayı hazırladık.

İnsan düşündüğü gibi yaşayamaz. Bu batıl inançtır. İdealizmdir. Toplum ne verirse onunla yetinmek zorunda kalırsınız. Kurtuluş Savaşı ve Kemalizm bizi etkilemedi demek yanlıştır. Bizi etkiliyordu. Amerikan emperyalizmine karşıydık. Hepimiz biliyorduk ki aslında bir ateş yakacağız, hiç söndürmeyeceğiz. Bu ateş belki ötelendi ama bir gün zınk diye ortaya çıkmayacağını kimse garanti edemez!

Biz aslında fazla çekmedik. Esas 78’liler çekti. İşkence, ölüm, çatışma; 78 kuşağı çekti ne çektiyse!

 

Ahmet Yıldırım

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!