Sağlıkta adım adım özelleştirmeye doğru… -Mehmet Ayaz

Kapitalizmin sağlığı bir insan hakkı olmaktan çıkarıp,kar alanına dönüştürme çabasına karşı,

eşit sağlık hakkı için mücadele eden ve geçmiş mücadelelerden elde edilmiş olan kazanımları korumaya çalışan halk güçlerinin vermekte olduğu kavganın şiddetlendiği dünya sürecinde; ülkemizde AKP  iktidarı ile birlikte daha da  ivme kazanan sağlığın piyasalaştırılması çalışmalarının geldiği nokta; (adı konmamış özelleştirme) olmuştur.
Son dönemlerde Sosyal Güvenlik alanında yapılan değişikler sonucunda ülkemiz de yaşayan her vatandaş bu gelişmelerden olumsuz etkilenme tehlikesi ile karşı karşıyadır.
AKP iktidarı döneminde yapılan değişikler içerisinde sağlıkta özelleştirmenin son adımlarından olan paket fiyat uygulaması ile muayene katılım payı ve reçete bedelidir.
Bugün sağlıkta neredeyse tek alıcı konumuna gelmiş olan siyasi otorite, Sosyal Güvenlik Kurumları’nı  birleştirerek hem vatandaşın ağzına bir parmak bal çalmış hem de bu alanda ki tek alıcı olma sebebiyle dediğim dedik bir anlayışıyla bu alanda muhatabı olan sağlık hizmeti sunucularına alıcılarına istediğini yaptırma gücünü kendinde görmektedir.***

Ülkemizde sağlık giderlerinin finansmanına prime dayalı oluşan oluşumunda  sağlık çalışanlarından hiç kimsenin olmaması ve ekonomi koordinasyon kurulunca onaylanması sağlığın bir meta olarak görüldüğünün açık kanıtıdır.

Genel Bütçe de olduğu gibi sağlık harcamalarında da mali disiplin ön plana çıkarılmaktadır.Yani sağlık üzerinde de mali disiplin ve cari açığın kapatılması gibi baskılar oluşturulmaktadır.
Ülkemizde sağlık harcamaları belirlenirken;

-Ortalama yaşam süresinin artması

-Sağlık hizmetlerine ulaşımın kolaylaşması(Doktor ve ilaca ulaşım)

-Bulaşıcı hastalıklar nedeniyle ölümde azalma

-Bebek ölümlerinde geçmişe oranla  azalma

-Yeni teknoloji ve yüksek fiyatlı ilaçların piyasaya sürülmesi

-Yıllık Nüfus artışı

-Olası salgın hastalıkların getireceği ek yük gibi etkenlerden ziyade;
mali kaygılar ön plana çıkarılmaktadır.

AKP iktidarı ile birlikte başlayan ve süregelen; Eczacılardan,İlaç Üreticilerinden ve Vatandaştan istenen özveri sonucunda bu günlere gelindi.

Her yıl ve bazen yılda bir kaç kez fiyat indirimi yaparak,muayene katkı paylarını artırarak, hedefledikleri bütçeyi tutturmaya çalıştıkları saklayamacakları bir gerçek olarak önümüze serilmektedir.

Sağlık  hizmetlerinin finansmanı belirlenirken,geçmiş örneklerde olduğu gibi(Ben yaptım oldu) anlayışı ile davranılması durumunda, ciddi krizlerin yaşanmasına neden olunacağı görmezlikten gelinmektedir. 2011 Kasım ında yaşanan kaos ortamında da görüldüğü gibi,vatandaş ilaçsız kalma tehlikesiyle karşı karşıya gelmiştir.
Bugün hala bunun olumsuz etkisi devam etmektedir.Devletin istediği iskontoyu yapmaya yanaşmayan ilaç  üreticileri, ya ilaçları piyasaya vermemiş ya da iskontosuz ilacı piayasa vererek aradaki farkı vatandaşın ve Eczacının sırtına yüklemiştir.

Özetle;

Sağlık hizmetlerinde tek alıcı konumunda olan siyasi otorite, sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmak yerine sürekli tasarrufu öne çıkaran politikaları benimsemiş ve Sosyal Devlet ilkesi lafta kalmıştır.

Vatandaşın cebinden her geçen gün  daha fazla para çıkmasına neden olan muayene katkı payları,ilaç ve yatak farkı ile bazı hastanalerde uygulanmaya başlayan MR – Tomografi ve Laboratuarın özel işletmelere kiraya verilmesi sağlık hizmetlerini adım adım paralı hale getirmiştir.

Sağlıkta Dönüşüm adı altında yapılan özelleştirmenin yükü halkın sırtına yüklenmiş ve yüklenmeye devam etmektedir.

Sağlık alanında yapılan bir kaç olumlu değişimin nededinin perde arkasını iyi görmemiz ve asıl amacın özelleştirme olduğunu gözardı etmememiz gerekir.

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!