Solcu ve Sosyalist Kime Denir?

Bireylerin, sosyal, siyasal, ırksal, inançsal grupların, sınıfların ülke sorunlarına bakışları ve duyarlılıkları kuşkusuz farklıdır; bu da yetiştikleri (aile/köy/kent) ortamdan, yaşadıkları coğrafyadan, yaptıkları ekonomik ve sosyal faaliyetten, aldıkları eğitim ve öğretimden kaynaklanır ki bu da doğal sayılır. Halkın genel yararları, ülkenin temel çıkarları ve sorunları konusunda, insanların ortak düşünce ve duygu birliği içinde olması temel istektir. Buna, milletleşme, uygarlaşma olgusu da denir. Bu durum genellikle Anayasa’nın Başlangıç Bölümlerinde yer alır.

Anayasanın Başlangıç Bölümü’nde ortak düşünce ve duygu birliği vurgusu yapılmasına, “biz biriz, kardeşiz” söylemlerine karşın, toplum içinde ırkçılık, dincilik, mezhepçilik, bölgecilik, şehircilik, ekonomik ve sosyal farklılıklar sürgit yaşar ve her türlü tahrikin kaynağı olarak da zaman zaman ortaya çıkar.

Bundan yararlanmak isteyen kişiler, gruplar, siyasiler çok olunca da dostluk, kardeşlik, sözde kalır, düşmanlık tavan yapar. Türk, Kürt’e, Ermeni’ye, Rum’a, Arap’a, Acem’e, bunlarda Türk’e, Müslüman gayrimüslime, gayrimüslim Müslüman’a, Alevi Sünni’ye, Sünni Alevi’ye, sağcı solcuya, solcusu sağcıya, varsıl yoksula, yoksul varsıla, yerleşik göçmene, göçmen yerleşiğe iyi gözle bakmaz. Duygusunu, düşüncesini davranışlarıyla dışa vurmayan, hoşgörülü görünen birçok insan da, içinde bu ayrılığı yaşar.

Farklı duygu ve düşüncelerin olması, insan olmanın elbette doğal sonucudur. Korkulan farklı düşünceler, duygular değil, bunların ortak yaşamı çekilmez hale getirmesi tehlikesidir. Bu tehlikeyi önleyecek olan da, insanı esas alan, ülke ve toplum yararını öne çıkaran eğitim ve öğretim ile halkın çeşitli aktivitelerle (sinema/tiyatro/edebiyat/konferans vb.) bilinçlendirilmesidir.

Bir toplumu oluşturan bireylerin aynı biçimde düşünmesini ve davranmasını beklemek olmaz, ancak ortak noktalar bulunabilir. Bir toplumu bir arada tutan, düşündüren, harekete geçiren en önemli güç ortak yararlardır. Nelerin ortak yarar olduğu insanlık tarihi içinde ortaya çıkmıştır. Bunlar, can güvenliği, beslenme, barınma, doğal bir çevrede yaşamadır. Bu yarar yalnızca insanlar için değil, tüm canlılar için gereklidir. Can güvenliğinin olmadığı bir yerde, ne beslenme, ne barınma ne de doğal çevre olur. Bunların olmadığı yerlerde diğer insan haklardan söz etmek anlamsız olur. Can güvenliğinin sağlandığı, beslenme ve barınma sorununun çözüldüğü, sağlıklı çevrenin oluştuğu ülkelerde, eşitlik, özgürlük, adalet kavramları bir anlam taşır. Bizim gibi her şeyi yarım olan ülkelerde, yaşam kavgası, temel haklar mücadelesi bitmez.

Ülke insanları, konuşurken, düşünürken, tartışırken, eylem ve etkinlikte bulunurken bu gerçekleri bilmesi, ülkenin, toplumun ortak yararlarını göz önüne alması, ham hayallerden, temelsiz dayanaksız düşüncelerden uzak durması gerekir; aksi takdirde ömrünü, enerjisini boşa tüketmiş olur (!)…

Bu bağlamda solcu, ülkenin, halkın, özel olarak emeğin yararını esas alan, ülkenin bağımsızlığını savunan, özgürlük, eşitlik ve adalet için mücadele edendir, iktidarı ele geçirince de ülke ve halk yararına kararlar alıp uygulayandır; sosyalisti ise, yine ülke yararını, halkın çıkarını esas alan, eşitlik, özgürlük, adalet ve emeğin düzeni ve iktidarı için mücadele eden, iktidara gelince de her türlü sömürüye, baskıya son verecek olan emek düzenini kurandır.

Ülkenin ve de çeşitli etnik, inanç ve kültür gruplarından oluşmuş halkın yararına ve çıkarına aykırı görünen her türlü düşünceye, girişime ve eyleme karşı olmak, mücadele etmek, solcu ve sosyalist için kutsal bir görevdir.

Bu çerçevede kimi solcuyum, sosyalistim diyenin, ülkenin ve halkın sorunları konusunda, toplumsal yarara aykırı olduğunu düşündüğüm görüşlerini duydukça, öğrendikçe, eylemlerini gördükçe, aklım karışıyor, elim ayağım titriyor, nasıl böyle düşünebilirler, nasıl böyle davranabilirler diye kendi kendimi yiyorum; yanlışlarını görürlerde bir gün düzelirler diye umutlansam da davranışlarındaki süreklilik umutlarımı kırıyor (!)

Ülkemizin ve halkımızın tarihinden gelen, kimi iktidarların yanlış tutumlarından kaynaklanan, giderilmesi olanaksızlaşmış gibi görünen birçok sorunu vardır. Bir yandan ülke nüfusu artmakta, kaynaklar hesapsız tüketilmekte, sağlıklı gelişme ve büyüme sağlanamamakta, sorunları çözmek için iktidara gelenler sorunları çözecekleri yerde içinden çıkılmaz hale getirmekte, toplum etnik ve inançsal çatışmaya doğru hızla sürüklenmektedir.

Bu gerçekleri bile bile, solcuyum, sosyalistim diye toplumsal yararla bağdaşmayan, gerçekle örtüşmeyen, etnik ve inanç ayrışmasını olumlayan görüşleri, taraf tutan davranışları, görmezden gelebilir miyiz? İnsanların etnik kimliklerini, dinsel inançlarını, geleneklerini, göreneklerini özgürce yaşamasını istemek başka bir şey, bunları toplumun ayrışması ve çatışması için kullanmak ve buna arka çıkılmak başka bir şeydir. Solcu ya da sosyalistim diyen birisi, hangi gerekçeyle olursa olsun, toplumun etnik ve inanç temelinde ayrışmasına, çatışmasına, birbirine düşmesine, gericileşmesine yol açacak davranışlara destek olabilir mi, kötü gidişe seyirci kalabilir mi?

Çoğumuz biliriz, Kıbrıs sorunun “çözüm”ü için bir Annan planı vardı. Bu plan Adada yaşayanların oyuna (referandum) sunulacaktı. Dinci AKP İktidarı, Türk toplumunun bu plana evet demesi için baskı yapıyordu, hem Adada hem Türkiye’de hayır için kampanya yürütenler vardı. O günlerde solcu bir gazete “Yes be Annem!”diye bir başlık atılmıştı da aklım karışmıştı, gazeteye uğradım, bu ne biçim başlık, birileri de çıkar “No de be babam” der, dedim. Bin vaatle Türk kesimi “evet” dedi, Rum kesimi hayır diyerek planın bozulmasına yol açtı.

Bazı arkadaşları anlamakta o zaman da şimdi de zorluk çekiyorum. Benzer düşünceleri ve duyguları taşıyoruz diye, ortak yarara aykırı işlere sessiz kalabilir miyiz? Kıbrıs’la, okyanus ötesi ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya, Rusya, Yunanistan, Mısır, hatta Çin ilgileniyor, bitişiğindeki Türkiye ilgilenince bu arkadaşlara bir hal oluyor! Hani son yıllarda Atatürk’ü dilinden düşürmeyen bir parti var ya, Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası, Kıbrıs’a çıkan Türk askerine “işgalci” demişti. O zaman da kafam karışmıştı. Bu adayı emperyalizm bırakmıyor, yaşanan onca olaydan sonra Ada Türklerinin ağırlıklı olduğu kesimi Türkiye’nin, Ada Rumlarının ağırlıklı kesimi Yunanistan’ın taraf olmasını istiyor, bu arkadaşlar kızıyor. Bu adayı emperyalizm bırakmazken, Türkiye niye bırakacak, anlamıyorum! Kıbrıs iki toplumlu bir ada, Türkiye, Yunanistan garantör devlet, adada yaşayanların güvencesi. Kıbrıs batmayan bir gemi, Türkiye’nin hem güvenliği hem de yaşamsal çıkarları için önemli. Ülke yararı Kıbrıs’a sahip çıkmaktan geçiyorsa, buna hayır demenin bir anlamı var mı, kaldı ki böyle bir görüşü kim ciddiye alır?

Bazı arkadaşların maşallahı var, çok vericiler, kim ne isterse verelim diyorlar! Yunanistan fırsatını bulsa adayı kendine bağlayacak, emperyalizmi arkasına almış, oyun içinde oyun oynuyor! Kimse ülkesinin ve halkının çıkarına aykırı iş yapmıyor, bu arkadaşlar bunları görmezden geliyor, Türkiye’ye vurmayı siyaset sanıyor!

Aynı durum ülkede süren “düşük düzeyli iç savaş”ta da görüldü, hala görünüyor. Ayrılıkçı silahlı bir örgüt, bağımsızlık olmazsa federasyon diyerek 30 yıldır uğraşıyor, düşmüş emperyalizmin eline ham hayaller peşinde koşuyor, bölgede can, mal güvenliği kalmamış, masumun kanı oluk oluk akıyor, bazıları “haklılar verelimde kurtulalım” diyor!

Bu arkadaşları anlamakta zorlanmayan var mı, yüzlerce yıldır bir arada yaşayan, ortak tarih ve kültür yaratan halkları birbirine düşürerek, bir ülkeyi bölüp parçalamanın kime ne yararı olabilir?  AB-D emperyalizmi, dünyayı 5000 devletten oluşan, istedikleri gibi yönetebilecekleri, dilediklerini yaptırabilecekleri bir yapıya dönüştürmek için çabalıyor; halkları birbirine kırdırmak, ülkeleri bölüp parçalamak, yer altı yer üstü değerlere el koymak bunların işi. Yugoslavya’yı parçaladılar, Arap ülkelerinin altını üstüne getirdiler, Kafkasya’yı ve Ortadoğu’yu kaşıyorlar; işbirlikçileriyle birlik olup Irak’ı böldüler, Suriye’yi bölmeye çalışıyorlar, ayrılıkçı silahlı örgütü kullanarak Türkiye’ye aba altından sopa gösteriyorlar…

Bu gerçeği herkes görüyor da, bu ülkenin yurtseverleri, devrimcileri, sosyalistleri, solcuları görmüyor mu?

Farklı dil konuştuğunu söyleyen her halk, ayrı bir devlet mi kuracak? İçinde çeşitli milliyetleri barındırmayan devlet mi var? Fransa’da, Rusya’da, İran’da, Hindistan’da, Çin’de kaç etnik yapı bir arada yaşıyor, biliyorlar mı? Dünyada Çekoslovakya dışında, savaşsız, masa başı görüşmeleriyle parçalanmış, ayrılmış bir devlet, toplum var mı? Ülkeleri bölerek, parçalayarak, devletçikler yaratarak halkların kardeş olacağı mı sanılıyor? Emperyalizm Irak’ı parçaladı, 1,5 milyon insanın kanına girdi, hala insanlar ölüyor. Araplar, ABD ile işbirliği yapan Kürt’e, Şii’ye diş biliyor. IŞİD harekete geçmiş, din adına Şii Arap’ı, Türkmen’i, Hıristiyan Ezidi’yi kesiyor, Kürt’ü boğazlıyor. İnsanlar, can derdinde düşmüş, soğuk sıcak demeden, yalınayak, başı açık, aç ve çaresiz dağları tepeleri aşıyor, Türkiye’ye, Ürdün’e, Lüblan’a kaçıyor.

I.Dünya Savaşı sonrası itilaf devletlerince parçalanan Osmanlı topraklarında 20’yi aşkın devlet doğdu. Bunlardan birisi de Türkiye Cumhuriyeti. O günkü olumsuz koşullarda, yedi düvel denilen emperyalizmi dize getirerek, tetikçilerini denize dökerek, işbirlikçilerini ezerek kurulan bu cumhuriyet, bu günkü koşullarda şantaja boyun eğer mi, ayrılıkçı örgüt istiyor diye halkı birbirine kırdırır mı? Bunun olabileceğini düşünmek, diz çöktürmeye çabalamak, ham hayal değil de nedir? Örgütün lideri hükmen tutuklu, ikinci lideri itirafçı olmuş cezaevinde gün sayıyor. Binlerce halk çocuğu militan operasyonlarda yaşamını yitirmiş, kurda kuşa yem olmuş, binlercesi evinden, köyünden kopmuş, dağlarda, mağaralarda yaşıyor, bir umutla af çıkmasını bekliyor. Siyasi iktidarın, polisi ve askeri bekletmesinden cesaret alan maskeli milisler, yol keserek, kontrol yaparak eyalet polisliğine soyunuyor, yandaş belediyelerin desteği ile yerel yöneticilik yapıyor oynuyor. Bunların, “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olan, cumhuriyet karşıtı iktidarın tavizci tutumundan kaynaklandığını bilmesi gereken Kandil’i mesken tutmuş örgüt yöneticileri, Türk silahlı kuvvetlerine yenildiğini unutup, büyük zaferler kazanmış bir edayla, yandaş partililerin ölçüsüz davranışlarıyla esip, gürlüyor, binlerce insanın ölümüne neden olacak yeni bir maceraya davetiye çıkarıyor.

Tehlikeyi görmezden gelenler, “yetmez ama evetçi”ler, siyaseten solcuyum, sosyalistim diyerek kişisel hesap yapanlar, sessizce yerimi ve yolumu bulayım diyenler, buna alkış tutuyor!

Bunların alkış tutmalarına bir şey diyemem, ancak sorarım! Hani sosyalistler, ülkeleri, halkları birbirinden ayıran sınırları yapay buluyordu, sınırların olmadığı bir dünya hayal ediyordu, ne oldu da birden bire haritacı oldular, ülkeleri kesip biçiyorlar? Devlet bir baskı aygıtı diyorlardı, Türkiye Cumhuriyeti’nin baskısından kurtulunca, yeni kurulan devlette baskı olmayacak mı? Devlet, olmazsa federasyon diye yola çıkan ayrılıkçı örgütün iç infazlarına, ev, köy, mezra yakmalarına, masum kanı akıtmalarına ne diyorlar, bunlar baskı değil mi?

“Başkalarının sırtından kurban kesilmez” diye bir söz vardır. Kurban keseceksen kendinden keseceksin! Toplumsal yarara aykırı biçimde gençleri dağa çıkararak kurda kuşa yem edenlere, ülkeyi parçalayarak böleceğini sanan ham hayalcilere, fazla bir şey denilmezse de, solcuyum, sosyalistim diye bunları destekleyenlere, kişisel beklentileri için işbirliği arayanlara bir söz söylenebilir: Siz, solcu, sosyalist asla olamazsınız, olsanız olsanız kurda kuşa yem olmuş halk çocuklarının manevi celladı olursunuz, yüzünüz kızarmasa da biraz utanın!…

  Av. Mehdi BEKTAŞ

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. salih kurumlu

    Kimse yorum yapmamış. Doğrusu bu kadar haklı, dogru ve akıllıca yapılmış bir değerlendirmeyi desteklemek yoksa sizi ulusalcı bir çizgiye taşır korkusumu! yaşanmaktadır. BDP li arkadaşlarla bire bir yaptığımız tartışmalarda, siz ne derseniz deyin Amerika bizim projelerimiz yapıyor savunmalarını hiç duymadınızmı . Onların ilk düşmanları Atatürk T.C oldugunu bilmiyormusunuz. Ortak dosları akp, Amerika olduğunu gizlemeden açıkça savunduklarını söylediklerini işitmedinizmi!. Bunlar partilerinin programlarında yazmaya bilir ama, beslendiği kaynaklarda açıkça savunuyorlar. Mehdi beyi tebrik ediyorum. Düşünce ve duygu bütünlüğü içerisindeyim.
    Selamlar.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!