Sosyalistlerin Anayasa Taslağı Var Mı? Av. Mehdi Bektaş

Herkesin gizli anayasasının olduğu bir süreçte, solun, sosyalistlerin de bir taslağı olmalı…

 

mbektas@anafikir.gen.tr

Bu sorunun cevabını aramadan önce, gelişmelere bakmakta yarar var: Bilindiği gibi AKP’li Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek, parlamentoda temsil edilen AKP, CHP, MHP ve BDP temsilcilerinden oluşan bir komisyon kurar. Parlamento dışındaki partilere, YÖK ile medreseleştirilmiş üniversitelere, HSYK ile “blok oy” kullanan yargıya, baskı altına alınmış kitle örgütlerine, sarılaştırılmış sendikalara, siyasi gözaltılar, tutuklamalar, yargılamalarla ürkütülmüş, sindirilmiş, korkutulmuş, susturulmuş, muhafazakârlaştırılmış kitlelere çağrıda bulunarak, yeni anayasa hazırlanmasına katkı sunmalarını istedi…

Yeni anayasanın hazırlığının, siyasi iktidarın ihtiyaçlarını karşılayacak, başkanlık sistemine zemin hazırlayacak, teolojik anlayışa uygun bir çalışma içereceğinden kimse kuşku duymuyor, hazırlık yöntemi de bunu doğruluyor…

Siyasi iktidar, bir taslak metin ortaya koymadan, gizli niyetini saklayarak, yeni bir anayasa hazırlığı yaptırmaktadır. Dünyanın neresinde, hangi demokratik ülkesinde böyle yeni bir anayasa hazırlığı görülmüştür?

Bu bir oldubitti anayasası olacaktır. Başta iktidarın yandaşları, aynı siyasi görüşü taşıyan çevreler, dinci partiler, tarikatlar, cemaatler ile bu çalışmadan olumlu bir sonuç çıkacağını sanan, vesayetten kurtulup özgür olunacağını uman, sivil vesayeti görmeyen iyi niyetli saflar AKP’nin ardından koşmaktadır…

Bazı çevreler ise, bilgişöleni (sempozyum) düzenleyerek, yeni anayasaya ilişkin görüşlerini oluşturmaya çalışılmakta, yazılı ve görsel basın konuyu her gün gündemine taşıyıp, tartıştırmaktadır.

Bu etkinliklerin, “dostlar alışverişte görsün” anlayışından öte bir anlamının olmadığını aklı başında olan herkes görüyor ve biliyor.

Anayasaların temel ilkelerini “Kurucu İrade” belirler. Kurucu irade dışındaki iradeler, kurucu iradenin çizdiği sınırlar içinde, değişiklik yapabilir; ancak, anayasanın bütününe dokunamaz, sil baştan yeni bir anayasa yapamaz.

İktidarın “gizli” hedefi icraatlarıyla ortadadır; Türkiye Cumhuriyetinin “kurucu irade”sine ve Anayasanın “temel ilkelere” aykırı olsa da, dini inanç temelli, referanslı, İslami bir anayasa peşindedir!..

Cemiyetin “düşünce”yi, cemaatin “inanç”ı temsil ettiğini söylemeye gerek bile yok! Siyasi iktidarın istediği,  cemiyetlere (çağdaş sınıflara) dayalı bir demokratik düzen anayasası mı, yoksa cemaatlere (tarikatlara) dayalı teokratik bir düzen anayasası mı? Bu, sorunun özüdür. Bu soruya verilecek yanıt kendi içinde hem sorunun özünü hem de çözümünü gösterir.

Ülke insanlarının ciddi inanç sorunları varmış gibi her gün ortalığı karıştıran, her düzlemde dillendirerek düşüncenin karşısına inancı diken, bilim yuvalarında “evrim teorisini” dışlayarak “yaratılış teorisi”ni dayatan zihniyettin, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa oluşumuna olanak tanıyacağını sanmak saflık değil midir?

Bu ülkede 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980’de üç askeri müdahale olmuştur. 27 Mayıs ve 12 Eylül sonrası yeni anayasa yapılmış, 12 Mart sonrası ise anayasa budanmıştır. Şimdi, iktidar ve parlamento eliyle, yeni bir anayasa yapılması isteği ve iddiası vardır.

27 Mayıs 1960’da yönetime el koyan subaylar,  eski Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel başkanlığında Milli Birlik Komitesi’ni oluşturur. 12 Haziran 1960 tarih ve 1.Sayılı Kanun’la 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun bazı hükümlerini yürürlükten kaldırır; Türk Devrimini yolundan saptırdığı savıyla Demokrat Parti’yi iktidardan uzaklaştırır. Cumhurbaşkanını, başbakanı, bakanları, milletvekillerini ve bazı kamu görevlilerini de görevden uzaklaştırır, suçlu gördüklerini Yüksek Adalet Divanı adıyla Yassıada’da kurulan özel yetkili mahkemede yargılatır ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, İçişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, “anayasayı ihlal suçundan” idama çarptırılır. Celal Bayar yaşı nedeniyle asılmaktan kurtulur, diğerleri asılır.

Milli Birlik Komitesi, 13 Aralık 1960 tarih ve 157 sayılı Kanunla, Milli Birlik Komitesi ve Temsilciler Meclisi’nden oluşan Kurucu Meclisi oluşturur. Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile Anakara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesince hazırlanan “ön tasarıları”  ele alır. Çalışmalarda Fransa, İtalya ve Federal Almanya anayasalarından yararlanılır. Anayasa Komisyonu’nun hazırladığı taslak Temsilciler Meclisi ile Milli Birlik Komitesi’nde görüşülür, oluşturulan Karma Kurulda uyuşmazlık noktaları giderilir, bir devrim anayasası yaratılır. Kurucu Meclis birleşik toplantısında 260 kabul ve 2 çekimser oyla benimsenir.  9 Temmuz 1960 tarihinde halkoyuna sunulur. Halkoylamasına katılım %80’dir, geçerli oyların %61.5’i “evet”, %38,5 “hayır” çıkar ve anayasa kabul edilir.

12 Mart 1971’te Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının imzasını taşıyan bir muhtıra Cumhurbaşkanına sunulur. Başbakan Süleyman Demirel istifa eder. CHP’sinden ayrılan Prof. Dr. Nihat Erim başkanlığında,  “partiler üstü” bir hükümet kurulur. Mecliste, “lüks” kabul edilen 1961 Anayasası’nda önemli değişiklikler yapılır; balyoz harekatı ile 1961 Anayasanı savunan, sosyalizm yolunda mücadele eden yapılar dağıtılır; Cemal Madanoğlu gibi Milli Birlik Komitesi üyesi olan, Muammer Aksoy gibi Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyon’unda görev yapan, Bülent Nuri Esen, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, Uğur Mumcu gibi 1961 Anayasasının savunan pek çok kişi, yurtsever işkenceden geçirilir, tutuklanır; Mahir Çayan ve arkadaşları Kızıldere’de öldürülür; sıkıyönetim mahkemesince idama mahkum edilen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, Süleyman Demirel’in başını çektiği AP milletvekillerinin “üçe karşı üç” sloganıyla oy verdikleri kanunla asılırlar.

12 Eylül 1980 darbesi, “bol” geldi başladık oynamaya dedikleri 1961 Anayasası’nın kurduğu demokratik, laik, hukuk düzenini ortadan kaldırmakla kalmaz, devleti ve toplumu yeniden yapılandırmaya yönelir. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan ve Orgeneral Haydar Saltuk’un genel sekreterliğini yaptığı Milli Güvenlik Konseyi, siyasi partilerin, sendikaların, derneklerin faaliyetini durdurur. AP Genel Başkanı Süleyman Demirel’i, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’i, MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ı ve MHP Genel Başkan’ı Alpaslan Türkeş’i gözaltına alır. 8 Ekim 1980’de soldan Necdet Adalı’yı sağdan Mustafa Pehlivanoğlu’nu “ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair” kanunla ipe gönderir, asılmasını sağlar.

29 Haziran 1981’de 2485 sayılı, Milli Güvenlik Konseyi ve Danışma Meclisi’nden oluşan Kurucu Meclis Hakkında Kanun çıkarılır. Kurucu Meclis’in görevleri, Yeni Anayasayı ve Anayasanın halkoyuna sunuluş, Siyasi Partiler, Seçim kanunlarını hazırlamak ve yasama görevi yapmak olarak belirlenir. Danışma Meclisi, illerin gönderdiği adaylar arasından MGK’nun seçtiği 120, doğrudan MGK’nun atadığı 40 üye olmak üzere 160 üyeden oluşur. 23 Ekim 1981’de ilk toplantısını yapan Danışma Meclisi, Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında Anayasa Hazırlama Komisyonu kurar, komisyonun hazırladığı metin Danışma Meclisi’nde ve MGK’unda görüşülür, kabul edilir, halkoylamasına sunulur. 18 Ekim 1982 tarihinde yapılan halkoylamasında geçerli oyların %91,37 “Evet”, %8,63 “hayır” çıkar ve anayasa kabul edilir.

Görüleceği gibi 1961 Anayasası devrim,  1982 Anayasası karşı devrim anayasasıdır. Devrim ve karşı devrim bile,  Kurucu Meclis oluşturmalarına karşın, “kurucu irade”nin milli devlet, üniter devlet, laik devlet yapısına dokunmamıştır.

Kurucu Meclislerin bile dokunmadığı ilkelere, 1982 Anayasası çerçevesinde oluşan TBMM’si dokunabilir mi? TBMM’nin yetkisi, 1982 Anayasasının 175 maddesine uygun olarak, 4.maddeye göre değişiklik önerilmesi bile söz konusu olamayan 1. 2. 3. maddeler ile 174 maddesinde yer alan Devrim Kanunlarına dokunmaksızın, değişiklik yapmakla sınırlıdır. Mevcut anayasayı tamamen yürürlükten kaldırıp “kurucu iradeye” aykırı bir düzenlemeyle yeni bir anayasa yürürlüğe koyamaz; koyarsa bu anayasayı ihlal suçu olur.

Parlamentoda çoğunluğu sağlamak, hükümet olmak, tüm idari birimleri ele geçirmek, her şeyi yapabilirim demek değildir. Kaldı ki bugünkü parlamento, cemiyetlerin değil cemaatlerin, tarikatların etkinliği altındadır. Bu nedenle eşitlikçi, özgürlükçü, bilimsel bir anayasa yapması ve yürürlüğe koyması, yapısı gereği olanaksızdır.

Bu meclis yapsa yapsa cemaatlere, tarikatlara dayalı bir anayasası yapabilir… Böyle bir anayasa, “Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz” ilkesini tersine çevirir, hem hukuken hem siyaseten kabul edilemez, gayrimeşru olur.

Bu saptamalar ışığında, Türkiye Solunun bütünlükçü bir anayasa taslağı var mıdır bilemiyorum. Bu konuda kafa yoranlar olmalı diye düşünüyorum. İktidar kaynaklı bir anayasa taslağı ya da tasarısı ortaya çıktığında, nasıl bir anayasa istediğimizi açıkça ortaya koyacak bir hazırlık olmalı.

Genellikle solcular, solcu aydınlar, hukukçular, kitle örgütü, kamu kuruluşları, sendika, dernek temsilcileri, sosyalist parti yöneticileri, ya 1961 Anayasasını referans alarak konuşmakta ya da kendi alanlarıyla ilgili düzenleme istemlerini dille getirmektedir.

Dünyanın ve Türkiye’nin içinde bulunduğu koşullarda, devrimci, bilimi ve insanı esas alan, farklılıkları gözeten, emeği en yüce değer sayan, ülke bağımsızlığını, bütünlüğünü savunan, laik, demokratik sosyal hukuk devleti ilkelerini benimseyen bir anayasanın gerekli olduğuna bende inanıyorum; ancak bu yeterli değil. Mutlaka sosyalist siyasetçiler ve akademisyenlerce bir taslak hazırlanmalı. Herkesin gizli anayasasının olduğu bir süreçte, solun, sosyalistlerin de bir taslağı olmalı…

Av. Mehdi BEKTAŞ

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!