Söz Öldü!- Hakkı Zabcı

Cumhuriyetin demokrasi mücadelesi devrimcidir. Aydınlanmanın devrimci ruhudur. Mustafa Kemal’dir, Hasan Ali Yücel’dir, Hakkı Tonguç’tur, Türkan Saylan’dır, Server Tanilli’dir ve nice başka devrimcilerdir.

Bu mücadele aynı zamanda, statükonun alaşağı edilmesini içeren eylemler bütünüdür. Bu özelliğinden dolayı, devrimci olmak zorundadır. Statik değildir. Dinamiktir. Süreklilik arz eder. Olmazsa olmazı bağımsızlıktır.

Devamlılık göstermeyen, yanıp sönen hareketler, demokrasi kavgasını olumsuz etkiler. Olumsuzluğun ana nedeni, halk topluluğunu “önderliğe” karşı güvensizliğe itmesidir, umutsuzluğa neden olmasıdır.

Buradan nereye gelmek istiyorum? Hatırlarsanız, 2017 yazında Kemal Kılıçdaroğlu’nun önderliğinde CHP’nin ve irili ufaklı bir takım sol örgütlerin desteği ile “Adalet Yürüyüşü” gerçekleşmişti. Yüzbinlerce kişi Ankara’dan İstanbul’a yürümüştü. Yirmi beş gün süren ve Maltepe mitingi ile son bulan “hak, hukuk, adalet” yürüyüşü… Sonrası yok, devamı yok. Toplumda “Eee, ne oldu, adalet geldi mi?” sorusu aldı başını gitti. Toplum katında “yürüyüş” oldu “gezinti”.

Devrimci irade olmadan başlatılan bu eylem (!) geriye Kılıçdaroğlu’nun atletli resmini ve ayaklarına sürülen merhemi bıraktı. Hepsi bu!

Ağız dalaşından öteye gidemeyen fasit bir çemberin içine hapsolmuş tuluat karakterinde, muhalefetten uzak bir siyaset(!) anlayışı süregelmekte… “Söz”e verilen para cezalarını ödeyebilmek için fon kurulması bile içine düşülen kör kuyunun sefaletini anlatır nitelikte… “Laf ile peynir gemisi yürümez” derler ya, işte onun gibi bir şey.

Neyse, konumuza dönelim. Hiç geriye gitmeye gerek yok. Daha sıcaklığını yitirmeyen Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’in Halk TV’de Uğur Dündar’ın Arena programında sarf ettikleri “söz”leri nedeniyle haklarında açılan adli soruşturmalar… Sabahın seher vaktinde çalınan kapılar, polisler ve Adliye Sarayı’nın yolu…

Bir yaşlı adam ağır ağır yürüyor. Yanında, arkasında kimse yok. Yalnız bir adam yürüyor. Soruyorlar “nereye” diye, “Savcı Bey çağırmış, ifade vermeye gidiyorum” diye yanıt veriyor. O yalnız adam Metin Akpınar’dan başkası değil. Adliye’nin önü mü, üç beş kişi ya var ya yok. İşte adalet yürüyüşünün hazin sonu!

Kılıçdaroğlu ve ekibinin tercihi ile İstanbul’dan kontenjandan milletvekili seçilen Mehmet Bekaroğlu, Metin Akpınar’ı Arena’daki “söz”lerinden dolayı kınadı. Açılan soruşturmayı da doğru bulmadığını ifade etti. Döndür kazı yanmasın. CHP yönetimi suskun! Ne demişti Metin Akpınar? Ne demişti Müjdat Gezen? Merak eden internetten baksın. Hakaret yoksa, aşağılama yoksa, ayrımcılık ve nefret suçu yoksa, ifade özgürlüğünün penceresinden konuya bakmak gerek.

Seçim sathı mahalline girilmiş. Metin Akpınar ne yazar ki? Müjdat Gezen ne yazar ki? CHP yönetimi sağcılaşarak Erdoğan’ın partisinin yerel seçimlerde yenilgiye uğratılarak seçimin bir nevi referanduma dönüşmesi provası ile meşguller. Sağcı aday arayışı, sağcı ittifaklar ile sonuca gitme peşinde uğraşıyorlar. Erdoğan’dan kurtuluşu sağda gören bir sosyal demokrat parti kimliğinin yaratılması peşinde koşuşturuyorlar. 31 Mart 2019 yerel seçiminin kutsanmışlığının nedeni bu olsa gerek.

Sağcılaşmayı kurtuluş olarak gören, yıllar yılı bu tutumlarından vazgeçmeyen ve neoliberalizmin stepnesi olmakta direnen bir partinin, hiç cumhuriyetin demokrasi mücadelesini içeren bir geleceği olabilir mi? Hiç stepneden alternatif çıkar mı? Stepne olmaktan kurtulmak ancak ve ancak antiemperyalist mücadele ile olur. Bunun adı, bağımsızlıktır. Bağımsızlık, iç olgu haline gelmiş emperyalizmden kurtulmak ile mümkün olur; yani antiemperyalist mücadele, toplumsal mücadeleden bağımsız düşünülemez. Çok çok önceleri, Aydınlanma’nın yolu benimsenmiş olsaydı, bugün cumhuriyetin ve demokrasinin bağımsız gücü olarak CHP iktidarın karşısına başı dik çıkabilirdi. Montesquieu’nun dediği gibi “Gücü yalnız güç durdurur.”

Her badirede başarısızlığa uğrayan ve hayal kırıklığı yaşayan, tükenen ve bu tükenmişliğin etkisi ile yalnızlaşan binlerce demokrat, aydın insan var bu büyük kalabalığın içinde…

Kafasına uymadığı, benimsemediği için mevcut parti ve örgütlerle aidiyet bağı içine giremeyen, giremediği için de yalnızlaşan binlerce demokrat, aydın var bu büyük kalabalığın içinde…

Çeşitli nedenlerle mensup olduğu kuruluşlara küsen, küstüğü için de yalnızlaşan binlerce demokrat, aydın insan var bu büyük kalabalığın içinde…

Bir çekim merkezi yokluğunda, acılarını içine akıtan yüz binlerce yalnız insan, genci ile yaşlısı ile kadını ve erkeği ile bu topraklarda yaşıyor. Bunların yalnızlıktan kurtulmaları için bir heyecan bir coşku dalgası vuramaz mı kıyılara?..

Evet, bir seçime giriliyor. Bir tarafta neoliberalizmin sahneye koyup parlattığı baskıcı bir iktidar, diğer tarafta neoliberalizmin yedeğinde sağa savrulmuş bir muhalefet.

Hangisini seçiyorsunuz? İktidardakini mi, muhalefettekini mi? Bu ikilem sizi bunaltmasın. Hayırlara vesile olsun! CHP size diyecek ki, bize kızabilirsiniz ama AKP’yi durdurmak için sandıklara gidin ve bize  (millet ittifakına) oy verin.

Bu ikilemin dışında, var mıdır acaba bu sağ gidişe dur diyecek birileri? İşte burada “söz öldü”.

Ölmeyen sözler ile bitireceğim yazıyı…

 

Sana bir kimsenin ölümünden söz edeceğim

Yaratıcısını gördükten sonra ölen o tanıktan.

Sana o yüreklerden söz edeceğim

Vahiy bulutu hikmet denizlerine yağan.

Sana hak dilinin ölümünden söz edeceğim

Çok uzak zamanlardan

Anımsatılması hiçliğe dönüştür.

Sana sözün ölümünden söz edeceğim

Ki her yetkin söz ve sözcü onun karşısında boyun eğer.

Sana kalbin işaretlerinden söz edeceğim

Ondan geriye çürük bir yapı kalır sadece.

And olsun pak aşkına

Sana o halkın tavrından söz edeceğim ki

Dört ayaklı canlıları bile iyiliğin farkındaydılar

Tümü geçmişte kaldı artık, ne izleri kaldı ne de tozları

Ad kavminin akıbeti ve virane Eram sarayı gibi

Hiç işaret yok artık.

Geriye öyle bir halk kitlesi bırakıldı ki

Yolunu yitirmiş, boşluğa tapıyorlar.

Dilsiz, dudaksız halk yığınından daha cahil

Sürüngenlerden bile daha aşağı yaratıklar.

 

Hallacı Mansur

Divan-ı Hiç

(çeviren: Cavit Mukaddes)

 

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Hakkı Haluk Sağkal

    MANSUR

    Göğün aşk dergâhına ulaşılır mı
    “En’el Hak”” diyerek dolaşılır mı
    Gönülden gönüle yol olmasaydı

    Terk etmiş bedenini akar mı kanı
    Çİleye davrananın yanar mı canı
    Şİbli’nin** attığı gül olmasaydı

    Ebedi diriliş kâr bilinmezdi
    Alem Tanrısıyla dar görünmezdi
    Cihanda Mansur gibi kul olmasaydı.

    Ünal Poyraz (1985)

    *) Hallac-ı Mansur
    **) Hallac-ı Mansur’un dostu.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!