Stalin Modeli üzerine ..Zhang Tongyu , Zheng Zhisheng

Genel olarak belirtmek gerekirse, Stalin modeli; Sovyetler Birliği’nde endüstrileşme

 ve tarımın kolektifleştirilmesi tarihi sürecinde oluşmuş olan özgün ekonomik ve politik sistemleri ve sosyalist tarzı anlatmaktadır.

 

 Stalin Modeli üzerine tarihsel ve gerçekçi bir perspektiften düşünmek -Zhang  Tongyu , Zheng Zhisheng

Çeviren: Deniz Kızılçeç

NOT: Değerli Anafikir okurları, 20. yüzyılda Asya’da emperyalizme karşı verilen uzun ve zorlu devrimci savaşlar sonucunda gerçekleştirilen Halk Demokrasileri’nin günümüzde ulaştığı ekonomik, siyasal, kültürel-ideolojik boyutlarını ve bu ülkelerin yönetici ve aydınlarının bugün devrime ve ülkelerindeki “sosyalizmi kurma“ sürecine nasıl baktıklarını, emperyalist kapitalizm hakkındaki düşüncelerini anlamak için sizlere bir süredir önemli çeviriler sunuyoruz.

 Gerek Çin ve gerekse de Vietnam’da kurulmaya çalışılan “yeni“ sosyal sistemi daha iyi anlayabilmek için daha çok bilgiye ihtiyacımızın olduğu açık. Genel, yüzeysel bilgilerle ve tek yönlü öğrenme ve kalıplaşmış düşünme biçimleriyle günümüzdeki “sosyalizme geçiş“ uygulamalarını anlamak mümkün görünmüyor. Özellikle Batı kaynaklı, tek taraflı ve propagandif amaçlı bilgilerle yetinerek doğru değerlendirmeler yapamayacağımız açık.

Bu bilgilenme süreciyle ilgili olarak şu gerçeğin altını özellikle çizmemiz gerekiyor: „Sosyalizme geçiş“ süreçleri ve bu uygulamaları gerçekleştirenlerin, savunanların görüşlerini öğrenmeye çalışmamız demek onların yaptıklarını ve savundukları görüşleri olduğu gibi benimsememiz anlamına gelmiyor. Özellikle “sosyalizmle kapitalizmin işbirliğini“ savunan anlayışları eleştirmek ve bu“ iki zıt sistem“ arasındaki mücadeleyi esas almak bizim fikirlerimize daha uygun düşmektedir. Bu anlamda söz konusu değerlendirmelere mutlaka eleştirel yaklaşmalı ve bizim Türkiye koşullarına uygun bir devrimci mücadele süreci yaratmak zorunda olduğumuz bilinciyle hareket etmemiz gerektiğini unutmamalıyız…

 

Özet:  Stalin modeli, bilimsel sosyalist teorinin geri ülkelerde koşullara uymayan bir biçimde uygulanmasını göstermektedir, bu model belirli bir tarihsel arka planda meydana gelen çeşitli faktörlerin birleşik etkilerinin kaçınılmaz bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu modelin başarısızlığı bize sosyalizmin inşasında tek bir sabit modelin olmadığını,  gerçekleştirilen sosyalizm inşası denemelerinin Marx’ın eserlerinde sözünü ettiği komünizmin birinci aşaması olmadığını ve sosyal gelişmenin ötesinde olan her hangi bir fikir veya pratiğin tarih tarafından reddedileceği dersini vermektedir.

Sosyalizm ve kapitalizm karşıt konumda bulunmalarına karşın birbirlerine dayanmalı ve işbirliği yapmalıdırlar. Sosyalizm despotik değil aksine demokratik ve açık bir toplum olmalıdır. Dolayısıyla kendi özgün koşullarına dayanan reform hareketleri sosyalist inşa sürecinde ikinci bir devrim olarak düşünülmelidir.

Bu makale, Sosyalizm Tarihi İncelemeleri akademik dergisinde Mayıs 2006’da Çin’de yayımlanmıştır.

Giriş 

Genel olarak belirtmek gerekirse, Stalin modeli; Sovyetler Birliği’nde endüstrileşme ve tarımın kolektifleştirilmesi tarihi sürecinde oluşmuş olan özgün ekonomik ve politik sistemleri ve sosyalist tarzı anlatmaktadır. 1936 da yürürlüğe konulan Sovyet anayasası bu modelin ürünü ve sembolü olarak ortaya çıkmıştır. Bu modelin temel karakteristikleri “yüksek yoğunlaşma“ ve “yüksek düzeyde merkezileşmedir”. Bunun anlamı politik, askeri, diplomatik, kültürel ve bilimsel işlerde karar verme gücünün Parti merkez komitesinin en yüksek düzey önderlik organlarına verilmesidir. Böylece katı bir yapı ortaya çıkmış ve Sovyetler Birliği’nde sosyal yaşamın canlılığı ve gelişme motivi kaybolmuştur.

Ekonomik alanda bu modelin anlamı üretim araçları mülkiyeti düzleminde tek tip bir kamusal mülkiyet sisteminin ve ekonomik sektörler arasında dengesiz bir yapı kurulması, ekonomik yaşamda değer yasasını dikkate almayan kumandacı tipte bir plan ekonomisi ve ekonomik sistemin ve işletmelerin yüksek düzeyde merkezileşmiş yönetim sistemleri ile yönetilmesidir.

 Politik düzlemde ise tek parti hâkimiyeti, partinin devlet ve hükümetin işlevlerini de üstlenerek onların yerini alması; kadro ve memur atamalarında merkeziyetçi tek yanlı yukardan aşağıya işleyen bir sistem ve ömür boyu görev alma sistemi; demokrasinin yokluğu; iktidarı denetleyen karşı denetim ve izleme ve kontrol mekanizmalarının geliştirilmemiş olması ve kişilere tapma ve yüceltmenin yaygınlığıdır.

Bunlara ilaveten uluslararası dış politika alanında Stalin modelinin yansıması kapitalist ve sosyalist sistemin karşıtlığı üzerinde oturan iki yaklaşımı doktrin düzeyine çıkarır ve bu doktrinler üzerinde oturur ve “sosyalizmin tek ülkede inşası” kavramı ile “ iki tipte pazar: kapitalist ve sosyalist pazarlar ve iki dünya ekonomisi ” doktrinleri… Bunların sonucunda kapalı veya yarı kapalı bir ülke ekonomisine yol açar. Stalin modelinin bu karakteristikleri; Marx ve Engels‘teki  (meta üretimi ekonomisini/ ve pazar kavramlarını dışlayan)  –klasik sosyalizm teorisinin bazı fikirlerinin ve Bolşevik partisinin savaş-askersel komünizmi dönemi pratiğinin birleştirilmesinin bir ürünüdür. (ÇN, savaş komünizmi ekonomi politiği 1918 den sonra bir dönem uygulanmıştır.)   Bu model sosyalizmin klasik teorisini teori düzeyinden pratiğe aktarılarak bir gerçek olmasını hayata geçirmiş, geri bir tarımsal ülkeyi birkaç on yıl gibi kısa bir süre içersinde Batılı kapitalist güçlere karşı koyabilecek modern bir sanayi ülkesi haline getirmiş fakat öte yandan aynı zamanda ilerde SB’nin dağılıp yıkılmasına önemli bir neden olarak yol açacak olan yüksek düzeyde yoğunlaşmış ve merkezileşmiş değişmez ve katı bir sistem yaratmıştır. Bu oldukça tartışmalı ve itirazlar gerektiren bir modeldir ve övgü veya suçlama yaklaşımı ile ele alınması doğru olmaz. Bu modelin ortaya çıkışının nedenlerinin araştırılması ve analiz edilmesi günümüzde sosyalizm inşası süreci açısından büyük önem taşımaktadır.

1- Stalin modelinin oluşumunun tarihsel boyutu: Stalin modeli ne kişisel özlemlerin ne de tesadüfî etkenlerin ürünü değil, özgün tarihsel koşulların doğal bir ürünüdür.

Engels; şuna işaret etmekteydi; “insanlar kendi tarihlerini yaratırlar; fakat bunu verili, sınırlanmış ve var olan ortam içinde yaparlar.” Lenin de “her hangi bir sosyal olayın araştırılmasında Marksist teorinin mutlak gerektirdiği şeyin sorunları belirli bir tarihsel ortam içine yerleştirmek ve bu çerçeve içinde ele almak” olduğunu belirtmiştir. Şüphesiz Stalin modeli de tesadüfî bir çakışma değil özgün tarihsel koşulların doğal bir ürünüdür.

Bu modelin nedenleri ve kaynakları

Stalin modelinin ortaya çıkışında sosyalizm ve komünizmin inşasına ilişkin klasik genel teorilerin etkisi bulunmaktadır: Çünkü Marksizmin kurucuları tarafından oluşturulan klasik komünizm ve sosyalizmin genel teorileri sadece komünizmin yüksek düzeyde gelişkin bir toplumsal üretici güçler düzeyi temelinde inşa edilebileceğini ileri sürmüyor,  bu teoriler aynı zamanda komünizmin inşasının ön koşulu olarak eski toplumdaki sosyal iş bölümünün sönümü veya tasfiyesinin gerekli olduğunu; devletin, metanın, paranın, sınıf karşıtlıklarının sönümü ve tasfiyesini ön koşul olarak koyuyordu. Marks 1875’te yazdığı Gotha Programının eleştirisi adlı eserde komünizm tarihsel dönemini başlangıç dönemi ve gelişkin dönem olarak ikiye ayırmıştı.1917 yılında Lenin de Devlet ve Devrim adlı eserinde açıkça Sosyalizmi komünizmin birinci ve ilk veya başlangıç aşaması olarak tanımlamıştı.

Stalin o günkü Rusya’nın içinde bulunduğu geri ekonomik ve kültürel koşulları dikkatle göz önünde bulundurmadı,  o sosyalizmin proletarya diktatörlüğü altında ve işçi-köylü ittifakı temelinde tamamlanabileceğini düşünmüştü. Tek tipte bir (üretim araçlarının) toplumsal mülkiyet sistemi, plan ekonomisi, tek tipte bölüşüm sisteminin  (emek katkısına göre bölüşüm), sınıf karşıtlıklarının tasfiyesi gibi klasik sosyalizmin temel karakteristiklerini yansıtan politikalar doğrudan  (üzerinde çalışılmadan anlamında ÇN ) S.B’nin geri ekonomik ve kültürel ortamında sosyalizmin inşası sürecine uygulandı. Stalin, Lenin in (NEP)Yeni Ekonomi Politika modelini  – “devlet kapitalizmi politikaları”  –piyasalar  -metalar ve paranın içinde bulunacağı bu sistemi sosyalizmin inşasında kalıcı ve uzun sureli bir sistem olarak düşünmedi ve Lenin’in fikirlerini ciddi olarak incelemedi. Stalin, Lenin in bu modeli bir yazısında kapitalizmle mücadelede  “arkadan dolaşan dolaylı bir yol olarak” tanımlamasından hareketle-Lenin‘in düşündüğü bu modeli Sovyetler Birliği’ndeki o günkü koşullarda sosyal çelişmeleri yumuşatmayı hedefleyen geçici bir politika olarak değerlendirdi. (Çevirenin notu:  burada yazarın devlet kapitalizmi teriminin tırnak içinde vermesi bunun kapitalist sınıfsal içerikli devlet kapitalizmi olmadığını anlatmak içindir. Sosyalizme ilerleyen ülkelerde kapitalist ve küçük üretime karşı devlet kapitalizmi uygulamalarını açıklamak daima güçlüklere yol açmaktadır. Lenin de yeni bir terim ortaya çıkmadığı için Alman Devlet kapitalizmi modeline atıf yapıyor ve onu tırnak içinde yazıyordu.)

Dolayısıyla Stalin modelinin oluşmasında SB’nin mevcut koşullarının büyük ölçüde gözden uzak tutulması ve Marks ve Engels in teorilerinin mekanik bir biçimde uygulanması söz konusu olmuştur.

Stalin modelinin oluşmasında SB’nin iç ve uluslararası koşullarının yakın bir ilişkisi bulunmaktadır. Ekim Devrimi’nden sonra yeni Sovyet ülkelerinin karşı karşıya bulunduğu uluslararası durum olağanüstü ciddi idi. Umut edilen dünya devrimi gelmemişti;  Batı Avrupa ülkelerinden devrime uluslararası destek gelmek bir yana bu ülkelerden silahlı müdahale ve iç savaş  “desteği” geliyordu. Ve rejim ölüm kalım savaşı yaşıyordu. Ekim devriminden 10 yıl sonra geriye bakıldığında, SB nin sosyalizmin inşası süreci açısından hiç bir zaman normal bir barışçı uluslararası ortam yaşamadığını görebiliriz. Güçlü bir kapitalist dünyanın direnişi koşullarında devrimden 10 yıl sonra dahi SBKP’nin yönettiği devlet ve ülke küçük çaplı köylü ekonomisine dayanan geri bir tarım ülkesiydi; büyük sanayinin temeli olağanüstü zayıftı ve bilim ve teknolojinin gelişme düzeyi de hala çok geriydi.

SB o günlerde öncelikli görev olarak Sosyalizmi inşa etmek değil, ayakta kalmaya gerek duyuyordu. Sovyet karşıtı emperyalist cephe ile karşı karşıya bulunan SBKP büyük ölçüde bir kriz duygusunun ağır baskısı altındaydı ve devamlı bir savaş hali ve alarm konumu felsefesi oluşturmuştu. Bu düşünce bu dönemle sınırlı kalmadı ve etkilerini gelecekte de uzun bir dönem boyunca sürdürdü. Partideki muhalefet kanadı dahi her an bir savaşın yaklaşmakta olduğu beklentisi içindeydi ve muhalefet de kendisini Stalin’in operasyonel politikalarını ve savaşa karşı hazırlıklı bulunmak politikalarını güçlü bir şekilde desteklemek gereği baskısı altında hissediyordu.

Stalin modelindeki süper hızla endüstrileşme politikası ve bunun için bütün yol ve yöntemleri seferber ederek modern bir endüstriyi yaratma yönelimi bu krizli ruh haline cevap veren kaçınılmaz bir tercih haline gelmişti.

İç politik sürece baktığımızda ise, şunu görmekteyiz: Lenin’in ölümünden sonra  SBKP içinde  keskin şiddetli bir tartışma ortaya çıktı. Tek bir ülke sosyalizmi inşa edebilir miydi ve bu nasıl olacaktı?  Ve başka tartışma noktaları da ortaya çıktı. Troçki’nin  “sürekli devrim teorisine” karşı Stalin tek bir ülkede sosyalizmin inşa edilebileceği kavramını ileri sürdü ve o öte yandan bu kavramsal fikrini sosyalizmin nihai zaferini elde etme kavramından ayrı ele alarak belirli bir tek yanlılığa yol açtı.  Komünizmin nihai zaferi Nihai tabiî ki tek ülke ile başarılamazdı.

Aynı zamanda Sosyalizmin nasıl inşa edilebileceği, SB nin içinde bulunduğu koşulların analizi,  piyasaların işlevinin nasıl ele alınması gerektiği, proletarya dışındaki sınıflara nasıl önderlik edilebileceği, SB nin dış dünya ile uluslararası ilişkilerinin nasıl yorumlanabileceği ve diğer konularda Stalin grubu ile Buharin grubu arasında da keskin bir çatışma ortaya çıktı. Stalin Sosyalizmin kapitalizme karşı sahip olduğu üstünlüklerden hareket ederek pazar ilişkilerini dışladı ve “piyasaların normalleştirilmesine” karşı çıktı ve kırsal ve kentsel küçük burjuvazinin  “barışçı bir biçimde sosyalizmin inşası sürecine kazanılması” fikrine ve uygulamasına karşı çıkarakbu sınıf ve tabakalara karşı politik mücadele ve zora dayalı yöntemlerin uygulanması gerektiğini savundu.  Parti  içindeki bu ideolojik ve politik mücadelelerde  Stalin’in önderlik ettiği  çoğunluk  muhalefeti  yenmişti.. Ancak bu arada şunu da kaydetmek gerekir ki Stalin’in savunduğu bu fikirler aynı zamanda SB deki küçük köylüler ve küçük üreticilerin hızlı ve çabuk bir başarı isteyen sosyal psikolojilerini ve özlemlerini yansıtmaktaydı. 1918’lerdeki savaş komünizmi politikasının uygulandığı dönemdeki kestirme bir biçimde sosyalizme ulaşma fikri tekrar canlanmış ve kendisine yaygın bir temel bulmuştu; dolayısıyla Stalin modelinin oluşması ve yaşaması böylesi bir güçlü kitle temeline dayanmış oldu.

Stalin modelinin oluşması şüphesiz ideolojik alandan gelen etkileri de taşımaktadır. Çünkü sosyalizmin klasik teorisindeki sosyalizm, sadece kapitalizmle karşıtlık ve anti tez içinde olan bir kategori ve gerçeklik olarak görünmektedir.  Stalin,  SB’de sosyalizmi inşa sürecinde küresel ekonomik ortam ile karşılıklı ilişkinin ve etkileşimin farkında olmasına karşın, dış ekonomik ilişkileri geliştirmek konusunda büyük endişeler ve korkular taşımaktaydı. Bundan dolayı Stalin S.B’nin dış ekonomik ilişkilerini düzenlerken, S.Birliğini uluslararası kapitalist sistemin bağımlı bir uzantısı haline getirmeme, kapitalist dünya ekonomik sistemine bulaşarak onun bir parçası haline gelmek korkusuyla hareket etti. O, SB ekonomisini bağımsız bir ekonomik birim halinde geliştirmek istiyordu. Böyle bir bağımsız ekonomik birim temelde iç pazara dayanmalı kendi endüstri ve tarımsal dallarına dayanmalıydı.

Dolayısıyla Stalin, “iki paralel dünya pazarı” fikrini savundu. Ekonomik politikada ve faaliyetlerde kapitalist dünyaya ve pazara karşı açık kapı politikası izlemek sosyalist ülkelere zararlı ve önü kapalı bir alternatifti. Tabii ki Stalin’in bu açık kapı politikasına karşı tek yanlı tutumu hatalı bir yaklaşımdı. Meta üretimi ekonomisi kapitalizmle eş görülüyor, Pazar ve sosyalizm çatışan karakterde görülüyor ve Pazar kategorisi sosyalizmden tümüyle dışlanıyordu.  Sosyalizmin inşa sürecinde böylece kapitalist sistemler ve yöntemlerden yararlanılmasının tamamen reddi uzun vadede SB’nin gelişme sürecini dünya ekonomisinden soyutlamış oldu ve olumsuz etkilerde bulundu.

Buna ilaveten bir ülke olarak Rusya’nın ulusal tarihi ve kültürel karakteristikleri de Stalin modelinin oluşmasının nedenlerinden biridir.  Rusya doğu despotizmi geleneklerini taşıyan bir ülkedir. Rus köylüsünde ve diğer etnik halklarda (Ruslar) da güçlü emperyal büyük devlet düşünceleri bulunmaktaydı.  Demokratik geleneklerden yoksunluk, ulusal dışlama alışkanlıkları  ”kadro tayin ve seçme sistemini”   patriarkal –ataerkil doğrultuda geliştiriyordu; kişiye tapma ve yüceltme fikrini besliyor ve tüm bunların gündelik yaşamda kolayca benimsenip doğal bir şey gibi algılanmasına yol açıyordu.“Kısa vadeli” köylü bakış açısı ve özne bilinci, küçük üreticinin düşünce dünyasına ilişkin alışkanlıkların gücü bir bütün olarak ülkenin sosyalist ekonomik yaşamına ilişkin düşünce atmosferinin oluşmasına etkide bulunuyordu.

Bu toplum bu bilinç haliyle pre-kapitalist ve doğal ekonominin kategorilerine özgü düşünüş tarzını kolayca kabul edebiliyordu. Dolayısıyla bu yaklaşımla meta ekonomisinin gelişmesi ve daha gelişkin bir meta ekonomisinin koşullarının oluşması sıklıkla kapitalizmin geliştirilmesi olarak algılanıyor ve toplum tarafından reddediliyordu. Bir bütün olarak ülke çapında halkın geniş çoğunluğunun kültürel düzeyi nispeten düşük olduğu için ve bu kültürel düzeyin ilerlemesi yavaş geliştiği için, öznelci istemlere göre,  öznel iradecilik ile ve topluma ve üretim ilişkilerine politik üst yapıdan doğru keyfi-iradi müdahaleler öne çıkıyordu. Otorite gücünü elde tutanların iradesine boyun eğme ve onaylama yaklaşımı politik yaşamın düzenlenmesinde, ekonomik planların tasarlanması ve uygulanmasında ve sosyalizmin inşasının diğer meselelerine yaklaşımda kendisini aşırılıklar biçiminde gösteriyordu.

Bunlarla birlikte Stalin’in kişisel karakterine özgü zaafları, öznelcilik, kıskançlık, gücü-iktidarı elinde tutmaya büyük tutkusu ve nobran, kaba özellikleri vb de Stalin modelinin oluşmasında önemli bir etkendir.

2- Stalin modelinin uygulamalarının incelenmesi: Stalin modeli bir dönem sosyalizmin inşasında bir mucize yaratmıştı. Fakat bu modelin sosyalist inşaya örnek olup olmayacağı gerçekçi bakış açısından incelenmelidir.

Stalin modelinin nasıl ele alınacağı konusu salt bir akademik sorun değildir; bu mesele Komünist Akımın ve sosyalist sistemin geleceği ve kaderi açısından ciddi bir politik sorundur.  Daha sonraki dönemde 1950’lerde SBKP Stalin modelini tamamen inkar etmiştir ve bunun arkasından bir dönem sonra Gorbaçev’in “hümanist demokratik sosyalizm” modeli reformu gelmiş bu da SB’nin felaketli çöküşüne yol açmıştır. Bu arada çeşitli tarihsel olguların inkârı sosyalizme karşıt güçlerin kullandığı bir taktik olmuştur. Bunlar Komünist partisini devre dışı bırakmak için onun kendi tarihini inkar etmesinden yararlanmışlardır. Bunlar sosyalist sistemi devirmek ve kapitalist sistemi restore etmek için KP’nin kendi sosyalist inşa pratiğini inkar etme çabalarını kullanmışlardır. Stalin modelinin uygulamalarının incelenip irdelenmesi sadece Sosyalizmin kendisini yeniden değerlendirip gözden geçirmesi değildir; bu irdeleme aynı zamanda sosyalizm inşasının bugünkü pratiği üzerine fikirler oluşturmada önemli bir etkide bulunacaktır. .

Stalin modeli sosyalist miydi? Stalin modelindeki sosyalizm, gerçek yaşam koşulları içindeki bir sosyalizm miydi?  Uzun bir tarihi dönem boyunca Marksist insanlar sosyalizmin teorideki ve kitaplardaki kategorilerinin pratikteki sosyalizme tamamen-bütünüyle eş olması gerektiği şeklinde düşünme alışkanlığını yaşatıp sürdürdüler. Bunun sonucunda gelecek toplumla ilgili Marksist teoriler içinde bulunduğumuz gerçek yaşam koşullarına doğrudan-öylece uygulanmak istenmiştir. Kanımızca bu gerçekçi olmayan bir yaklaşımdı.  Stalinci model de büyük ölçüde klasik sosyalizmin teorilerine dayanıyordu. Stalin,  Marx ve Engels’in gelecek toplum üzerine  -başlangıç –elementer-  teorilerine göre sosyalizmin gerçekliğini şekillendirmek istedi. Bu şekil/model tarihin bir döneminde SB’nin gelişmesinde bir mucize ortaya çıkardı.   Böylece geri bir üretkenlik ve geri üretici güçler düzeyi temeli üzerinde inşa edilen bir tür olağanüstü – “mükemmel” toplum kurmuştu.  Bu sosyalizm değil miydi?

Şu noktalardan bakarsak Stalin modelinde sosyalizme uygun temel olan birtakım öğeler açıkça görülmektedir: Örneğin Komünist partisinin sosyalizm tarihsel döneminde iktidarı ve önderliği elinde tutması ilkesine sahip çıkması,  işçi köylü ittifakı temeline dayalı bir Sovyet meclisleri rejimi kurması, proletarya ve diğer halk sınıf ve tabakalarına demokrasi uygulaması ve burjuvazi ve diğer düşman siyasi güçlere karşı diktatörlük uygulaması ve proletarya diktatörlüğüne dayanarak sosyalist sistemi savunması açısından ve iki tipte toplumsal mülkiyet yapısını gerçekleştirip – bütün halkın kamusal mülkiyeti ve kolektif grup mülkiyeti  – gibi üretim araçlarının sosyalist kamu mülkiyetini sağlayıp bu sistemin bütün bir ekonomik sisteme egemen olmasını gerçekleştirmesi ile, bölüşüm sisteminde emek katkısına göre bir bölüşüm sistemini yürürlüğe sokması ile,  üstyapının ideolojik alanında Marksizm-Leninizm’in düşüncelerini yüksekte tutması ve önderliğini savunması ile ve başka ilave edilecek şeylerle, “Stalin modelinin “ temel sisteminin bütün içerikleri sosyalist karakterleri taşımaktadır ve tamamen olumlanmalıdır.

Öte yandan  “Stalin modeli “ belirli bir özgün ekonomik ve politik sistem ve işleyiş mekanizmaları açısından; ayrımsız bütün yönlerini aynı sepete koyarak incelenmemelidir. Bunlardan bazıları doğrudur, bazıları ise yanlıştır. Bazıları SB’nin özgün tarihsel toplumsal koşulları içinde doğru olarak görülebilir; fakat aynı yollar başka ülkelere uygulandığında yanlıştır. Birçoğu belirli tarihsel koşullarda doğru sayılabilir öte yandan nesnel koşullarda değişikliliklere bağlı olarak doğru olmayabilir ve reformlardan geçirilmiş olması gerekmektedir. Ancak görülmüştür ki SB, on yıllar süren gelişme sürecinde donmuş ve durağan hale gelmiş olan Stalin modelinde ısrar etmiş ve zamanın ve şartların değişmesine bağlı yapısal reformlar geliştirememiştir. Bu kanımızca rijit – katı tipte bir sosyalizm modelidir.

Sosyalizmin temel bazı ortak özelliklerinden söz edebiliriz. Fakat sosyalizmin inşasına ilişkin tekil sabit bir model önerebilir miyiz?  Sosyalizmin pratiği oldukça azgelişmiş bir kapitalist ülkede ortaya çıkmıştı veya hatta Çin’de olağanüstü geri yarı-sömürge ve yarı-feodal bir toplumda ortaya çıktı.  Böylesi ülkelerde sosyalist devrimin tamamlanmasından sonra adım adım nasıl ilerlenip komünizme geçileceği yeni bir teorik ve tarihsel sorundur. Marksist teorik düzlemde bunlara hazır bir cevap bulunmuyor ve öğreneceğimiz ve üzerinden bir model yaratacağımız ölçüde gerçekleşmiş bir tecrübe de bulunmuyor. Marksist teoriler temelinde yaratıcı bir araştırma ve deney süreci gerekiyor.  Doğu Avrupa’daki dramatik değişikliliklerin temel sebebi buralarda ülkenin özgün koşullarına uyan bir modelin geliştirilmemesi ve fakat Sovyet modelinin körü körüne kopya edilmesidir. Bunun sonucu kaçınılmaz olarak Sovyet modelinin inkâr edilip reddedilmesi olmuş bu da sosyalist sistemin yıkımına götürmüştür.

Aslında Marx ve Engels bilimsel sosyalizmin ilkelerinin her bir ülkenin gerçeklerine uygun olarak düşünülmesini daima vurgulamışlardı. Komünist Partisi Manifestosu ve diğer önemli programatik belgelerde onlar “bu temel ilkelerin uygulamasının koşullardaki değişikliklere bağlı olarak” değiştirilmesini tavsiye etmişlerdi. Onlar bizim teorimiz kapalı bir doktrin değil bir eylem kılavuzudur diyorlardı.

Çinin sosyalist inşa sürecinde Eylül 1982’de Deng Xiao Ping açıkça ilk kez  “Sosyalizmin Çine özgün karakteristiklerde”  inşa edilmesi şeklindeki perspektifi daha sistemli bir yaklaşımla öne sürmüştür. Bunun arkasından tekrar Mayıs 1987 de ÇKP’nin 12.Kongresinde yaptığı konuşmada  “her ülkenin sosyalizm inşasının kendi koşullarına uyması gerekir. Sabit olan tek bir yol yoktur,  böyle olması da olanaksızdır. Eski kuralları ve yöntemleri izlemek ve muhafazakâr bakış açısında ısrar etmek; sadece ve sadece gerilemeye hatta başarısızlığa götürür”  çünkü “farklı ülkelerdeki koşullar farklıdır; onların tarihleri, ulusal kökleri ve kültürleri, komşuları ve birçok başka farklılıkları vardır” diyordu.

 “Diğerlerinin tecrübesinden öğrenebilirsiniz fakat kopya etmek doğru değildir. Biz

kendi pratiğimize dayanarak ve sosyalist ülkelerin pratiklerini göz önünde tutarak uygun bir reform politikası ve adımlar belirlemeliyiz, farklı yol ve yöntemlerin bulunup geliştirilmesi Sosyalizmin canlılığını ve hayatiyetini gösterecektir” diyordu. Onun bu fikirlerinin Çin’de etkisi büyük olmuştur.

3- Stalin modeli üzerine değerlendirme: Stalin modelinin başarısızlığı bir bütün olarak sosyalist hareketin başarısızlığı anlamına gelmemektedir, bu sadece pratiksel düzlemde bir başarısızlıktır. Bu modelden bugünkü sosyalizmin inşası için çok önemli dersler ve aydınlanma noktaları çıkarılabilir.

Çıkarım a- Yaşanan sosyalizm gerçeği Marx’ın sözünü ettiği veya öngördüğü anlamda; onun komünizmin birinci aşaması olarak tanımladığı sosyalizm değildi.

Marx, sosyal gelişme aşamasının ötesindeki herhangi bir kavrayış ve pratiğin tarih tarafından cezalandırılacağını yazmıştı. 20. yüzyıl tarihinin olguları bu fikri kanıtlamıştır. 20. yüzyıl tarihinin olguları gerçek sosyalizmin kapitalizmden sonra ortaya çıkacak olan daha gelişkin tipte bir sosyal sistem olduğunu ve kapitalizmin antitezi olarak göründüğü gerçeğini ortaya koydu ancak var olan mevcut sosyal temeli bakımından bugünkü sosyalizmin, bugünkü kapitalizmden daha geri bir pozisyonda olduğunu da ortaya koydu.  Bundan dolayı diyebiliriz ki sosyalizm kapitalizmin  “Utanç kapısından “ ( Caudine Forks ) geçmeden ilerleyebilir, fakat öte yandan sosyalizmin inşası  “kaçınılmaz olan bir tarihsel aşamada gerçekleştirilen görevlerin” üzerinden atlamayı denememelidir. Diğer bir deyişle sosyalist inşa “endüstrileşmenin gerçekleştirilmesi, üretimin ve ekonominin toplumsallaşmasını ve gelişkin pazar ekonomisini ve modernleşmeyi gerçekleştirme” görevlerinin üzerinden atlayamaz, atlamamalıdır. Aynı zamanda sosyalist inşada modernleşme görevi: medenileşme sadece ekonomik boyutlu değil,  politik ve kültürel boyutlu olarak gelişkin bir düzeye çıkarılmalıdır.

( ÇN: Kapitalizmin utanç kapısı terimi Marx’ın Rusya ile ilgili tartışmalarda ileri sürdüğü bir benzetmedir… Burada Marx işçi sınıfının kapitalizm ve burjuvazinin egemenliği altında olmaksızın üzerinde sosyalizmi kuracağı  “kapitalist toplumsal formasyonun” gerçekleştireceği varsayılan toplumsal-ekonomik ve kültürel koşulları işçi sınıfının bizzat kendisinin gerçekleştirebilme olanağının bulunduğunu ileri sürmüştür. Bkz Duan.  Marksın Toplumsal Formasyon teorisi kitabı. Bu teori Çin’de kapitalist toplumsal formasyonun “üzerinden atlama” teorisi olarak incelenmekte ve ele alınmaktadır.)

 Stalin’in teorisinin önemli temel hatası Rusya’nın somut ulusal koşullarından kopuk olarak oluşmasıdır. Stalin modeli Marx ve Engels’in geleceğin komünist toplumuna ilişkin ( özellikle birinci aşamaya ilişkin ) elementer öngörülerini ekonomik, teknolojik ve kültürel bakımlardan geri Rusya toplumuna zorla uygulama çabasıdır. Bu model ve sosyalizme ilişkin yüksek standartları geri bir düzeye düşürmüştür.  Bu modelin suni bir biçimde sosyalizmin inşası tarihsel sürecini kısaltma çabasına girişmesi böylece nihai olarak pratikte bir dizi “sol” hatalar içeren aceleci-iradeci bir çizgiye düşmüştür. Sosyalizm yolunda ilerlerken,  bir yandan,  yoksulluğun sosyalizm olmadığını ve Sosyalizmin kapitalizmden tarihsel olarak daha ilerdeki daha gelişkin bir toplumsal formasyon olduğunu düşünmeliyiz, fakat öte yandan da bugünkü gerçek sosyalizmin ekonomik ve kültürel olarak geri ülkelerde ortaya çıktığını ve geri bir noktada bulunduğunu dikkate almalıyız. Ulusal koşullardan ve içinde bulunulan aşamanın süreçlerinden soyutlanmış her hangi bir pratik tarihin yasaları tarafından cezalandırılır.

Nitekim 1936 da SB’nde sosyalizmin inşa edilmiş olduğu ilan edilmişti. 1950 lerin sonlarında Çin de de  “komünizme koşar adım geçiş” süreci başlatıldı ve Çin’de bu dönemde aynı zamanda Britanya’yı geçmek ve ABD’ye yetişmek hedefi koyulmuştu. Bu yaklaşımlar ve çalışmalar içinde bulunulan aşamanın gerçeklerinden kopmuştu ve ekonomiyi bir çöküşün eşiğine götürecek sonuçlara yol açtı. Modernleşmiş bir sosyalist toplum inşa etme çabası içinde bulunulan tarihsel dönemin çizgilerine uyumlu olmalı ve ülkenin genel koşullarını yansıtmalıdır. Marksizmin teorik temeli dogmatik ve mekanik bir biçimde ele alınmamalıdır.

Çıkarım bSosyalizm ve kapitalizm arasında sadece çatışma ve karşıtlık değil aynı zamanda birlik ve karşılıklı bağımlılık bulunur. (Diyalektikteki karşıtların mücadelesi ve birliği ilkesi.)

Bunun bugün tam da böyle olmasının nedeni bugünkü yaşanan sosyalizmin içinde bulunduğu tarihsel sürecin Marx ve Engels’in öngördüğü bir biçimde ortaya çıkmamış olmasıdır.

Bundan dolayı bugünkü dünyadaki sosyalizmin inşası görevi kaçınılmaz olarak sosyalizm ile kapitalizm arasında karşılıklı bağımlılık olgusunu ve bütün bir insan toplumunun bir arada ortak varlığını ortak gelişme gerçeğini de dikkate alması gerekmektedir.

Bugünkü sosyalizmi inşa sürecinde, bir yandan kesin bir biçimde sosyalist karakteristiklere bağlı kalmayı sürdürmeli ve sosyalist ülkelerin ekonomik ve politik reformlar sürdürmesi bayrağı altında sosyalist yoldan vazgeçirilmesi yolundaki karşıt çabalara karşı çıkmalıyız ve  “sosyalizm ile kapitalizmin farklılıklarının birbirine asimile edilip kaynaştırılması” teorisini reddetmeliyiz.

Bunu yaparken öte yandan da, yüzlerce yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan gelişmiş kapitalist ülkelerde ekonomik, politik, kültürel,  bilimsel ve teknolojik açılardan öğrenmeye değer olan ve sosyalizmin inşasında yararlı ve değerli birçok gelişkin öğenin de bulunduğunu da kabul etmeliyiz.

Stalin dünya ekonomisinin birçok bağlantılarını ve bunların Sovyet ekonomisini etkilediğini pekala bilmesine karşın, ideolojik ve politik alandaki çatışma gerekleri ve çatışma nedenleri sonucunda, Rusya ve benzeri geri ülkelerin sosyalizm inşa süreçleri açısından bu yolu uygun bir model olarak değerlendirmemiştir. O bu ilişkilenmeyi geçici bir tedbir ve geçici gereksinimlere bağlı bir taktik olarak düşündü ve dolayısıyla meseleye sadece tek yanlı bir biçimde kapitalizmle sosyalizmin karşıtlık içinde olması bakış açısından baktı.

Son yüzyıllık gelişmesi süreci içinde kapitalist ekonomi politik “bırakınız yapsınlar” meta ekonomisi modelinden;  piyasalara“devlet müdahalesini” (tekelci devlet kapitalizmi) de içeren gelişkin bir pazar ekonomisi modeline evrilmiştir. Mikro ekonomik düzlemde de işletmelerin davranış biçimleri sosyal sisteme uyumlulaştırılmış ve rekabet koşullarına esnek bir biçimde uyabilecekleri reformlar yapılmıştır. Kapitalizm makro ekonomik düzlemde ise değer yasasının pazarda daha sistematik işlemesi için bazı tedbirler geliştirdi ve üretim faktörlerinin bilgisinin daha hızla akabildiği bir sistem oluşturarak bir dizi reformlar yaptı. Böylece kapitalizm bu reformlar ile kapitalist ekonominin işletim yapısının planlama ve etkinlik düzeyini büyük ölçüde yükseltmiştir.

Kapitalizme özgü temel çelişmeler hala varlığını sürdürmekle birlikte Pazardaki ürün fazlası olgusu daha sonraki dönemde üretim kapasitesi fazlası problemine dönüşmekle birlikte, kapitalizmin önceki felaketli ekonomik krizleri şimdilerde sadece daha ılımlı ekonomik durgunluklar sonucuna yol açmaktadır. Kapitalizm kendi kendini düzenleme ve ayarlamalar yapmak açısından sahip olduğu tecrübelerini geliştirmektedir. Bütün bu olguları- kapitalizmin daha uzun bir süre insanlığı meşgul edeceği gerçeğini- dikkate aldığımızda kapitalizm ile sosyalizm arasında karşılıklı bağımlılık ve işbirliği yönünün de bulunduğu gerçeğinin dikkate alınması çok daha gerçekçi olacaktır. Bundan dolayı sosyalizmin kapitalizmin yerini alması daha uzun bir tarihi süreç içinde gerçekleşebilecektir.

Çıkarım c-  Sosyalizm otoriter değil,  açık ve demokratik tipte bir toplum biçimidir.

Marx ve Engels geleceğin toplumu üzerine öngörülerde bulunurken, içinde halkın tam olarak demokratik haklarını en geniş biçimde kullanabilecekleri ve en geniş haklardan yararlanacağı bir demokratik merkeziyetçiliğin sosyalist toplumun temel bir örgütsel biçimi olduğunu ileri sürmüşlerdi. Stalin 1930’larda yürüttüğü “karşı devrimcileri tasfiye kampanyalarında” “temizlik hareketlerinde” parti ve ordu içinde büyük sayılarda önde gelen önemli kadroları öldürttü ve halkın sosyalizmden korkmasına yol açtı. Onun kişiye tapma ve yüceltme kampanyaları, var olan dogmatizmle birleşerek onun bizzat kendisinin gerçeğin ve Partinin yegâne temsilcisi ve tek doğru olarak algılanması sonucunu doğurdu.  Stalin’in teorileri bütün fikirlerin kaynağı olarak alındı; bunlar hep birlikte SB inde katı, rijit, muhafazakâr, kapalı bir ideolojik ve kültürel sistemin oluşmasına yol açtı.

Bu modelde,  demokratik- merkeziyetçilik şeklindeki sosyalist ilke ve halkın denetim ve gözetim hakları pratikte hakikaten ifadesini bulamıyordu. Bu durum işçilerin inisiyatif ve iştiyakına büyük zarar verdi ve tüm toplumun yaratıcılığını söndürdü. Toplumsal sistemde hastalıklı anormal bir yapının oluşmasına yol açılmış oldu.  Sosyalizmin henüz teorik bir fikir olduğu ve pratikleşmediği aşamada sosyalizmin çekiciliği kapitalizmin hatalarına ve kötülüklerine getirdiği eleştirilerden güçlenmekteydi. Sosyalizm bir tür gerçek olduğunda ise onun çekiciliği kapitalizme göre her alanda üstünlüklerini ortaya koyması ile olabilir. Bugünün sosyalizminin inşasında onun üstünlüğünü sadece üretici güçleri hızla geliştirmesi ile değil aynı zamanda demokratik bir politik yaşam tarzı inşa edilmesinde, kültür eğitim bilimsel ve teknolojik gelişmede demokratik bir tarzı oluşturmasında göstermelidir. Sosyalizmin gelişme amacı ve hedefi bu olmalıdır.

Bir ulusun ideolojik ve kültürel gerilik içinde fanatik bir yola girmesi, sorunları tutkularla ve salt iradeye dayanarak çözmeye çalışması ve demokrasi yoksunluğu her alanda bilimsel ve teknolojik yenilenmenin gelişmesini ciddi bir biçimde engelleyecektir. Bununla birlikte böylesine bir yenilenme olmaksızın ekonomik gelişmenin gerek duyduğu sürekli destek ve itici güçler yaratılamayacaktır. Sosyalizm dünya çapında nihai zaferi elde etmek istiyorsa gerçek hayatta tartışmasız üstünlüğünü ortaya koymalıdır ve bu üstünlüğü bütün alanlarda geniş kapsamlı bir biçimde gösterebilmelidir. Sosyalizmin pratik gerçekliği canlı bir biçimde üretici güçleri geliştirmeli ve özgürleştirmelidir, düzenli bir biçimde devamlı olarak politik sistemde reformlar yapmalı, sosyalist demokrasiyi inşa etmeli; sosyalist hukuk sistemini göz ardı eden ve demokrasiyi çiğneyen Stalin modelinin olumsuz etkilerini ortadan kaldırmalı aynı zamanda bütünlük içersinde sosyalizmi, demokrasiyi, açıklığı ve medenileşmeyi açığa çıkarmalıdır.

Çıkarım D–   Sosyalizmin inşası pratiğinde ülke koşullarına uygun reformlar başlatıp sürdürmeye girişme yaklaşımı ikinci bir devrim niteliğindedir.

Reformun amacı hataları düzeltmek ve eksiklikleri aşmaktır. Bunun yolu ise reformlar yapmaktan geçmektedir. Klasik Marksist teoriyi tamamen kopya etmek durağanlaşmış ve donmuş bir sosyal sisteme yol açacaktır. Modası ve zamanı geçmiş bir sistemde ısrar etmek sosyal hayatın durgunlaşmasına yol açacak hatta sosyal dağılma dahi ortaya çıkabilecektir.  Stalin modeli geri bir tarım toplumunu Avrupa’nın birinci sırada bir ülkesi haline getirdi,  bu ülkeyi kısa bir zaman dilimi içinde dünyanın ikinci büyük gücü haline getirdi, onun başarılarını görmezden gelemeyiz.

 Fakat birçok çalkantılı on yıllar boyunca Kruşcev etkin bir reform çabasına girişmedi. Brejnev ise istikrar kaygısı ile ideolojik alanda “hassas sinir”  noktalarına dokunmaktan korktu ve muhafazakâr bir tutum sergiledi,  sonuçta kurulu muazzam sistem sosyal gelişmeyi tıkayan bir tıkaç haline geldi.

Engels bu meselede şöyle yazıyordu  “ sosyalist toplum denen şey öyle statik bir şey değildir,  aksine o herhangi bir diğer sistem gibi sürekli değişen ve reformlar yaşayacak olan bir toplumdur”.  Tarihte örneği ile karşılaşılmamış bir sosyalizm inşası görevi ile karşı karşıya bulunuyoruz, nehri geçmenin yolunu arıyoruz dolayısıyla bu yolda ilerlerken sosyalizmin temel öncüllerine bağlı kalmayı sürdürmeliyiz. Bu perspektiften hiçbir zaman vazgeçmeden güncel duruma uygun kurumsal düzeyde reformlar yapmayı sürdürmeliyiz. Teknolojik yenilikler, ekonomik gelişme ve politik reformlar ideolojik ve kurumsal düzeyde reformları gerektirmektedir. Reformun yönünü yaratıcı bir teorik yönlendirme ile belirlemeli reformların yapısı üzerine toplumda geniş bir konsensüs sağlamalıyız. Üretici güçler ile üretim ilişkileri arasında ve toplumsal formasyonun ekonomik temeli ile üst yapısı arasında uygun bir uyum ve karşılıklı etkileşimi sağlamalıyız ve dönem dönem bu ikili yapılar arasında uygun ayarlamalar ve reformlar yapmalıyız.

Ekonomik düzlemde bakarsak, pazar ekonomisi sistemi kaynakların tahsisine ilişkin yollardan sadece biridir ve pazar ekonomisi sistemi ile toplumsal sistemin karakteri arasında doğrudan bir ilişki ve bağımlılık yoktur. Kapitalizmde de planlar bulunur, sosyalizmde de piyasalar/pazarlar bulunur. Azgelişmiş ülkelerde sosyalizmin inşasında üretim araçları üzerinde kamusal mülkiyet yapısının temel olduğu ve bunun diğer farklı mülkiyet biçimleri ile bir arada bulunduğu bir sistem uygun bir ekonomik sistemdir.  Çin’deki sosyalizm inşa deneylerinde uygulamada kamusal mülkiyet biçiminin de kendi içinde çeşitlenebileceği ve çeşitlendirilmesine izin verilmesi gerektiği kanıtlanmıştır ve bu anlamda Marksizm Leninizm’in teorisinde yaratıcı bir gelişme sağlanmıştır.

Politik düzlemde bakarsak, proletarya diktatörlüğü sistemi, sınıfların tasfiyesi ve adım adım komünist topluma geçişin bir ön koşulu olmakla birlikte, bununla birlikte politik örgütler içinde demokrasi ihmal edilmemelidir,  aksi takdirde bu iktidarın merkezileşmesine ve kişisel diktatörlüğe götürür. Ekonomik gelişmenin gereksinimlerini karşılamak için politik sistemin sürekli bir biçimde reforma tabi tutulması gerekli olan bir yaklaşımdır. Bu amaçla Çin’de birleşik cephe anlayışıyla 1949 yılından bu yana Ç.K.P önderliğinde 8 partinin bulunduğu bir politik sistem uygulanmaktadır.

Kültürel düzlemde bakarsak, bir yandan üstyapının bütün alanlarında ve sanat kültür ve akademik alanda Marksist ideolojinin önder konumunu korumakta ısrar ederken, öte yandan düşüncelerin çeşitliliğine ve farklılıkların varlığına da özenle dikkat göstermeliyiz. “Yüz düşünce okulunun birlikte yarış içinde var olduğu ve yüz çiçeğin gelişip açıldığı”  klasik yaklaşımda ısrar ederken diğerlerinin iyi yanlarından öğrenip ve alıp kendimiz için yararlı yönde kullanma tutumunu göstermeliyiz.

Sosyalist ülkelerdeki inşa sürecinin sorunları, temel köksel sistemden kaynaklanmamıştır; ancak somut çalışmadan ve kurulan somut özgün sistemlerden doğmuştur. Bu nedenle reformlar yaparken nelerin değiştirilmesi nelerin değiştirilmemesinin doğru belirlenmesi çok önemlidir, aksi takdirde yapılacak reformlar  “ana yönde değişikliğe” yol açabilir ve sosyalist inşayı tehlikeye sokabilir…

Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’da meydana gelen değişiklikler sosyalist akımın yenilgisi değil, fakat sosyalizmin pratiksel düzlemdeki bir modelinin başarısızlığıdır. Diğer bir deyişle Sovyetler Birliği’ndeki Stalin modelinin başarısızlığı ve sona ermesi Marksizmin yaratıcı perspektifinde ısrar etmemenin bir sonucudur. Tersinden ifade edersek bu model gerçekte Marksizmin gerçek yaşayan ruhundan uzaklaşmanın bir sonucudur.  Stalin modelinin olumsuz deneyinden elde edilen dersler sonucunda sosyalist ülkeler tek bir pratiksel model üzerinde gelişme yolu yerine çoğul yollardan ilerleme yolunu bulmuşlardır.

Sosyalizm ve kapitalizm arasındaki rekabet içinde nihai zaferin sosyalizme ait olacağı kesindir.

Kaynaklar

1] Selected Works of Marx and Engels (Volume IV) [M],  People’s Publishing House, 1995, Beijing

[2]Selected Works of Lenin (Volume II) [M],  People’s Publishing House, 1972,Beijing

[3] Soviet Union Communist Party (Bolshevik) Partinin 14.Kongresine sunulan rapor , Collected Works of Stalin (Volume 7) [M]  People’s Publishing House, 1958, Beijing

[4]Selected Works of Marx and Engels (Vol. I) [M] People’s Publishing House, 1972,Beijing

[5] The Selected Works of Deng Xiaoping (Volume III) [M],  People’s Publishing House, 1993,  Beijing

[6]ÇKP Genel Sekreter Jiang Zemin’in report In the 15th Kongreye sunduğu rapor [R].

[7]Yu Jincheng: Sosyalizmin Doğu Dünyasındaki Pratiği  [M],  Shanghai Sanlian Bookstore, 2005, Shanghai

[8] The Complete Works of Marx and Engels (Volume 37) [M],  People’s Publishing House, 1971, Beijing

*Prof Zhang Tongyu Temmuz 2012’de Türkiye’de yayınlanan “Sermayenin Tarihsel Diyalektiği Ve Marx’ın Toplumsal Sermaye Teorisi” adlı araştırma kitabının yazarıdır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!