Sürekli Arayış: Niçin Bir Yere Varılamıyor- M. Tanju Akad

Siyasi gericilik programını uyguluyor. Demokrasi ve bağımsızlık yanlısı kesimler ise sürekli mevzi yitiriyor.

 Birçok objektif faktör var. Ama temel bir sorun da şu ki, hem “ne yapacaklarını”, hem de daha önemlisi “nasıl yapacaklarını” bilemiyorlar.

Bunun nedenlerini bulamazsak hiçbir ilerleme kaydedilemez. Hoş bu da otomatik olarak başarı getirmez ama biz her halükarda anlamak zorundayız. Düzinelerce (hatta yüzlerce) faktör içerisinde öne çıkan birkaç tanesine değinelim.

1) Ortak akıl ortak dil gerektirir. Aynı kavram çerçevesine sahip olunamazsa sorunlar çok farklı algılanır ve çok farklı çözüm yolları önerilir. Örneğin, bir grup, ulusal egemenliği çağdaş dünyada var olmanın tek yolu olarak görürken, diğeri bunu yıkılması gereken bir şey olarak görürse bırakın ortak politikayı, düşmanlık kaçınılmaz hale gelir. Kimisi demokrasiyi soyut bir amaç, kimisi de kendisine hizmet edecek bir vasıta olarak görüyor. Keza kimisi demokrasiyi çoğulculuk olarak, kimisi de sadece kendisi gibilerin var olacağı bir “şey” olarak düşlüyor. Aynı kavramlarla konuşuluyor ama tamamen farklı şeyler anlaşılıyor. Keza cumhuriyet, kimileri tarafından birleştirici, kimileri tarafından ötekileştirici bir şey olarak algılanıyor. Bütün temel kavramlar farklı anlaşılıyor.
Eğitim birliğinin (tevhid-i tedrisat) önemi burada ortaya çıkıyor. Aynı kavramlar edinilmemişse duygu ve düşünce birliği olanaksızdır. Bundan asla hayırlı bir şey çıkmaz. Yıkım çıkar. Herkes bunun altında kalır.

2) İletişim hacmindeki muazzam artış bazı faydalar sağlamakla birlikte toparlanma ve toparlanılacak şeyleri netleştirecek ayrışmalardan çok, dağılmaya ve karışıklığa hizmet ediyor sanki. Herkes herkese karşı gibi bir durum var. İnsanlar içlerini döküyor, şikâyet ediyor, yol gösteriyor, bazen haykırıyor, kimi zaman yorumluyor vs. Ancak sesler bu kadar çoğalınca en anlamlı şeyler bile giderek kakofoniye karışıyor. Zaten muazzam bir dezenformasyon ve bundan ayrı, sadece çokluktan kaynaklanan bir bilgi kirlililiği var. Bilgilenme ve haberleşme ortamı olumlu olabileceği gibi, olumsuz sonuçlar da yaratıyor. Çokluktan yokluk çıkıyor.

3) Sol (samimi olanı) sınıf mücadelesine hazırlanırken bambaşka bir kargaşanın içine düştü. Şamşırdı kaldı. Elindeki kavramlar yeni durumu tam anlamasına da toparlamasına da yetmedi. Klasik sol kavramlar dini ve etnik hırslarla yetiştirilen yeni militanlar ve onları destekleyen ahalinin karşısında hiçbir işe yaramıyor. Ayrıca büyük bir gizli düşman solun bağrına yerleşip fırsat kollamıştı. Bir dönem açıkça muhalefet yapamayan etnik unsurlar, bin bir bahane altında solun sekter gruplarını oluşturmuşlar ve dağılmanın temel unsurlarından biri haline gelmişlerdi. Bir kısmının emperyalizmin ve liberallerin kuyruğuna takılması da cabasıydı. Bunlar sağlam durmaya çalışanların arasından da çok insanı çekip götürdü. Buradaki temel sorun sınıf mücadelesinin sol söylemden çıkarılmasıdır.

4) Türkiye’de köyden kente akan yığınların rant yağmasına katılmaları da Türk siyasetinin bütününü dejenere etmiştir. Emeğin milli gelir içerisindeki payının sürekli düşmesine rağmen, arazi yağması, belediye olanaklarını paylaşma ve sayısız diğer yağmalar emeğin hak arama sürecini sabote etmekle kalmamış, tüm siyasi yapıyı dejenere etmiştir. Kentlerin ve kırların mahvolması ilerideki nesillerin de bu bedeli paylaşmalarına neden olacaktır. Maddi ve manevi tahribat sonsuz sayılabilir. Meclis’te yer alan partilerin hepsi bu vahşi yağmada yer alıyor. Örneğin CHP’den medet umanlar bile bu partinin rant kavgalarının içine çekilip çürütülmesi karşısında bir şey yapamıyor. Hatta partileri içerisinde yapılan operasyonlar karşısında bile elleri kolları bağlı duruyorlar.

5) Direniş eğilimi olan eski sol kesimler aşırı yıprandığı için kimi bakiyeler hala top dolaştırmakta ve bu arada yeni nesillerin bir kısmının siyasi potansiyelini ziyan etmektedir. Günümüzün “yüzde birlik” solunda en büyük siyasi maharet bir şey yapar gibi görünüp yapmamaktır. En azından belayı fazla üzerine çekmeyecek ölçüde yapmaktır. Genç bir solcu önce bu partilerin veya grupların birine takılıyor ve bunların hiçbir işe yaramayacağını anlayıncaya kadar enerjisini tüketip gidiyor. Yanıp bitmişler kervanına katılıyor. Öte yandan tamamen dışında kalırsa da siyasi deney kazanamıyor. İçinde kalıp düzeltelim diyenler de başka bir trajedi yaşıyor. Bu arada başarı inancı da azalıyor.

Tüm bu durumlar farklı bir anlayış, bakış ve program gerektirir. Tarih boyunca her önemli atılım genç kuşaklar tarafından gerçekleştirilmiştir.

Türkiye’nin sorunlarını da artık yeni bir bakış sahibi genç kuşaklar çözecek. Biz, artık son barutunu kullanan eski nesil, bunu sezsek de gerçekleştirecek gücümüz ve vaktimiz kalmadı. Çözüm için bambaşka koşullar gerekir. Bu koşulları ortaya koyacak cesareti de eski kuşakta göremiyorum. Hem aykırı düşmekten korkuyorlar hem de koşullanmalarından, alışkanlıklarından kurtulamıyorlar. Ayrıca gündemi değiştirecek politikalar üretecek yetenekleri de yok. Başlarını fazla belaya sokmayacak politikalarla etrafta geziniyorlar. Ona buna boncuk dağıtıyorlar. Gerçek alternatif üretecek kadar ciddi çalışmamışlar. Başka ülkelerde politikayla ilgilenenler binlerce kitap ve rapor okur, sunum hazırlar, sayısız özel kurs ve seminere gider ve kitleleri yönlendirme sanatını öğrenir. Arada değişik kademelerde pratik edinir. Geçmişte bilgilenmenin yollarını göstermemiş de değiliz hani, ama maşallah herkes anadan doğma her şeyi bildiği için kimseyi kandıramadık çalışmaları için. Bizde kendini layıkıyla yetiştirmiş tek bir sol lider gösterirseniz hayatımın geri kalanında politikayla ilgili tek bir satır yazmayacağıma yemin ederim.

Durum budur vesselam. Ama çok başka faktörler de var. Hiç değilse bunları irdeleyelim, belki son bir faydamız olur.

M. Tanju Akad

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!