Tam Bağımsız Türkiye

Bugün de “Tam Bağımsız Türkiye”. Hatta günümüzde bu şiar dünden daha fazla geçerli. Çünkü 1960’larda bu slogan ortaya atıldığında ülkemiz ABD emperyalizmine göbeğinden bağımlıydı ama Cumhuriyet rejimi; laiklik başta olmak üzere ilerici kurumlarıyla ayaktaydı. 1961 Anayasasıyla bu modernist sistem daha da toplumsallaşmış; planlı ekonomi, aydınlıkçı eğitim sistemi, işçi hakları gelişmeye başlamış ve ilerici-devrimci düşünceler üniversiteler başta olmak üzere okuyan kesimler arasında yayılmaktaydı. Bütün aksamalarına, anti-demokratik uygulamalara rağmen parlamenter sistem işlemekte, ülkede işçiler egemen sınıfların engelleme çabalarına karşın toplu sözleşme ve grev haklarından yararlanabiliyorlardı. İnsanlar toplantı ve gösteri haklarını para-militer güçlerin ve polisin saldırılarını göğüsleyerek de olsa kullanabiliyorlardı. 1960’larda toplumda gelişen uluslaşma-demokratikleşme bilinci 1970’lerde daha da yükselerek devrimcilik biçiminde kitleselleşme yoluna girmişti.

Günümüze doğru yaklaştıkça ülkemizin emperyalizme olan bağımlılığı daha da artmış, antiemperyalizm-bağımsızlık kavramları silinmiş, Cumhuriyet ve değerleri ise yok edilmiştir. Emperyalizmin neoliberal politikaların uygulanmaya başlamasıyla birlikte özelleştirmelerle kamu yatırımları talan edilmiş, yatırım ve üretim ekonomisi terkedilerek her şey dışarıdan satın alınmaya başlanmış, dış borçlar dünle karşılaştırılamayacak boyutlara ulaşmış ve sıcak paranın bağımlılık yapmasından sonra ülke ekonomik krizlerden kurtulamaz hale gelmiştir.

Tam Bağımsız Türkiye sloganının Türkiye’nin sokaklarını doldurmaya başladığı dönemdeki demokratikleşme adımlarının yerini bugün gerici akımlar aldı. Laikliğin yerine şeriatçılık, Cumhuriyetçi eğitim sisteminin yerine dinci eğitim geçirilmeye başlandı. Kadın hakları adım adım yok edildi, modernleşmenin yerine tarikatçılık ve cemaatçilik oturtuldu.

Bugünkü iktidar çevrelerinin bütün şovlarına karşın; ekonomi alanında emperyalist devletlere bağımlılığımız olağanüstü boyutlarda büyümüştür ve bu sorun gerçekten de bir devrim sorunu halini almıştır. Askeri alandaki bağımlılığımız ve Türkiye’nin NATO’dan çıkması da aynı şekildeki sorunlardır. Hem bir zihniyet devrimi hem de siyasi bir devrim gereklidir. Bir havadan gözetleme aracı ve piyade tüfeği yapmakla askeri alanda bağımsızlık sağlanmış olamaz. Günümüzde Türkiye karşıtı askeri operasyonların ve darbe faaliyetlerinin merkezlerinden biri haline gelmiş olan İncirlik hava üssünü bile kapatamayan kuru gürültücü bir yönetimle karşı karşıyayız. Güya ABD emperyalizmine karşı çıkılıyormuş gibi yapılan dolar bozdurma gösterileri, kürsülerden atıp-tutmalar toplumu monarşik başkanlık sistemine ikna etmek amacıyla gündeme sokulan şovlardır. Çünkü AKP iktidarının ana karakteri emperyalizme bağımlılıktır.  Varlığını ABD’nin Ortadoğu politikalarına borçlun olan bu iktidarın demokrasi yerine gericiliği derinleştirmesinin altında da emperyalizme olan bağımlılığı yatmaktadır.   

Bu durumda Şangay İşbirliği Örgütü’ne katılsak da Batı emperyalizmine olan ekonomik, siyasi ve askeri bağımlılığımız sona ermiş olmayacak. Kaldı ki ŞİÖ’nün ana güçleri olan Rusya ve Çin ABD’ye karşı kendi güvenliklerini ve çıkarlarını korumak için bu örgütlemeyi oluşturmuşlardır. Her ülke için asıl olanın kendi çıkarı olduğunu unutmamalıyız. Türkiye ŞİÖ’ne girse de, girmese de bu gerçek değişmeyecek.

Kaldı ki, TÜİK verilerine göre, 2016 Ocak-Eylül döneminde Çin’le yapılan ticarete bakınca ortaya çıkan gerçek Türkiye açısından sevinilecek bir sonuç da değildir. Bu verilere göre, Türkiye Çin’den dokuz aylık dönemde 19.3 milyar dolarlık ithalat yaparken; sadece 1.5 milyar dolar ihracat yapmıştır.

TÜİK verilerine göre, Eylül 2016’da en fazla ithalat yaptığımız ülke Çin’dir. Çin’den yapılan ithalat 2016 yılı Eylül ayında 2 milyar 221 milyon dolar oldu. Bu ülkeyi sırasıyla Almanya: 1 milyar 668 milyon dolar, Rusya: 1 milyar 47 milyon dolar ve İtalya: 699 milyon dolar şeklinde izledi.

2016 Ocak-Eylül döneminde Türkiye’nin Rusya’dan ithalatı 11.3 milyar dolar iken ihracatı 1.2 milyar dolardır. Uçak krizi nedeniyle Rusya’ya ihracat nispeten düşük olmuştur ama ilişkiler düzgünken de açık çok büyüktü.

Bu arada Türkiye, 2016 Eylül ayında en fazla ihracatı Almanya’ya yaptı. Almanya’ya yapılan ihracat 2016 Eylül ayında 1 milyar 137 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla İngiltere: 784 milyon dolar, İtalya: 653 milyon dolar ve Irak: 575 milyon dolar şeklinde takip etti.

Buradan çıkan sonuç; Türkiye ne ekonomik ne siyasi ne de askeri bakımdan hiçbir devlete ve örgüte bağımlı olmamalı. Her devletle ve örgütle ticari, siyasi, askeri, kültürel ilişkiler kurulabilir ama bağlanmadan, kendi ülkenin bağımsızlığını koruyarakDiğer devletlerle ilişkiler ülkenin ekonomik, siyasal, askeri alanlardaki planlamalarına, stratejilerine göre eşitlik temelinde kurulmalı ve geliştirilmeli. Her ilişkide ülkenin çıkarları esas alınmalı. Tam Bağımsızlık ilkesi her ülke ve her ittifak için de geçerli olmalı.

editor

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!