Tavşana Kaç Tazıya Tut – Bölgeyi Zehirle -Av. Mehdi Bektaş

Çatışma ortamına girince durumu anlamayan kaldı mı, bilmiyorum, herhalde hala anlamayan var ki tartışıyoruz!  Bu Anadolu ne kadar bahtsız, talihsiz bir coğrafya, kavga hiç bitmiyor.  İktidar olan da,  muhalif kalan da şaşkın!  İpin ucunu emperyalizm eline geçirmiş, resmen Hacivat- Karagöz oynatıyor. Diller, yazılar, kültürler ülkesi Anadolu, acının, gözyaşının diyarı oluveriyor. Bu ülkeyi bu hale getirenlerde akıl, vicdan, adalet, ahlak kalmamış, vuruyorlar, kırıyorlar, döküp yakıyorlar.  İnsan ben ne yapıyorum diye biraz düşünmez mi? Anadolu tarihine bakar, ham hayallerden uzak durmaz mı?

Yok, böyle bir durum. Çokça konuşulur, Anadolu kavimler yurdudur, kavimler beşiğidir diye. Tamam, da bu kavimlere ne oldu diyen, düşünen var mı?  Anadolu’da tarihsel olarak ilk bilinen kavim Hattiler-Hititler, sonra Hurriler, Urartular, Frigler, Lidyalılar, Kimmerler, İskitler, Medler, Asurlular, Rumlar, Mısırlılar, Persler,  Makedonlar (B.İskender), Romalılar, Bizanslılar, Araplar (İslam), Ermeniler, Gürcüler ve de Türkler, gelmiş, geçmiş! Köken olarak bu kavimler buharlaşıp uçmadığına göre, bir aradalar, Anadolu topraklarında ardılları ortaklaşa yaşamaktadırlar. Anadolu’ya sahip olmak öyle kolay olmamıştır, ağır bedeller ödenmiştir. Bu topraklarda Rum’undan Ermeni’sine, Türkmen’inden, Yörük’’üne, Kürt’ünden Çerkez’ine, Dadaloğlu’ndan Köroğlu’na, Pir Sultan’ından Şeyh Bedrettin’e kadar binlerce başkaldırı yaşanmıştır, oluk oluk kan akmış ve de hep hüsranla bitmiştir.

Şimdi bu çağda, bu coğrafyada din, mezhep, etnik köken kavgası ne demek oluyor? Bu yola girildiği zaman, kimsenin gözyaşına bakılmayacağını, tarih göstermiyor mu? Ham hayal dediğim işte budur, tarihten ders almamaktır, emperyalizmin yellemesine gelerek kazanacağım derken elindekinden olmak, ipe gitmek, dağda, taşta pisipisine can vermektir…

Biz, aklınızı başınıza alın, ham hayal görmeyin, emperyalizmin yellemesine gelmeyin, insanları inanç ve milliyet temelinde birbirine düşürmeyin derken, tarihsel gerçeklikten hareket ediyor, uyarıyorduk. Biz bunları yazıp söyleyince, tarihi gerçeklere göz yumanlar, halk çocuklarını birbirine kırmasından kazançlı çıkacağını, ikbal ve istikbal göreceğini umanlar, içi boş milliyetçi yaftalamasına başvuruyorlardı.

Şimdi ne oldu da işler karıştı, ülke kan deryasına döndü, ölümler arttı, tabutlar gelmeye, gözyaşları sel olmaya, feryat figan dağı taşı tutmaya başladı…

Olayın bu noktaya geleceği, dünden belli değil miydi?  Laik cumhuriyet düşmanı dinci siyasi iktidar, “yurtta barış dünyada barış” ilkesini bir yana itmiş,  radikal dinci çetelere yardım yapmaya başlamış,  komşu ülkelerin içişlerine karışıp bölmeye kalkmış, orduya, yargıya kumpaslar kurmuş, yandaşlar eliyle yasal işleyişi bozmuş, ordunun elini ayağını bağlamış,  devlet kurumlarıyla oynamış, açılım adı altında halkın birliğini, ülkenin bütünlüğünü tehlikeye atmış, iktidarını sürdürebilmek için inanç ve etnik temelde halkı ayrıştırmaya ve birbirine düşmanlaştırmaya başlamıştır. Bundan yararlanan ayrılıkçı hareket, doğu illerinde demokratik kitle örgütlerinde etkinliğini arttırmış, otorite kurmaya,  yol kesip hesap sormaya, kimlik kontrolü yapıp vergi toplamaya, gençleri kandırıp ya da kaçırıp dağa çıkarmaya,  mahkemeler kurup yurttaşı yargılamaya, karakolları, garnizonları basıp, şehir merkezlerini eylem alanı yapmaya, mahalleleri yangın yerine çevirmeye, yurttaşın malına canına zarar vermeye, araçlarını yakmaya, işi güvenlik güçleriyle çatışmaya vardırmıştır. Kendini büyük görmeye, emperyalizmin yellemesiyle ben neymişim demeye, sözcüleri aracılığı ile ülkeyi tehdit etmeye başlamıştır.

25 yıldır Irak’ta, Suriye’de operasyon üstüne operasyon yapan, Kerkük petrollerini Suriye’nin kuzeyinde oluşturacağı koridordan boru hattı geçirerek Akdeniz’e ulaştırmayı amaçlayan ABD,  önce radikal dinci İŞİD’i örgütleyip harekete geçirmiş, bölgenin demografik nüfus yapısını bozdurmuş ve sonra “kara gücümüz” dediği YPG’nin etkinliğine açmış, karşılıklı çatıştırarak YPG’nin kontrolüne geçmesine, kantonlar oluşturarak, denetim altına almasına yol açmıştır.  ABD’nin,   “Tavşana kaç, tazıya tut, bölgeyi zehirle” politikası, bölgeyi ve Suriye’yi yangın yerine çevirmiş, içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Emperyalizmin silahını kapan, kendi ülkesine karşı açılan emperyalist savaşın yandaşı olmuştur.

Türkiye’de, İktidar partisinin kurucusu başkanı olan, devletin tüm olanaklarını kullanarak reisicumhur olan, yansızlığını bir yana bırakarak 7 Haziranda yapılan seçimde iktidar partisi için oy isteyen, tek adam olmaya çalışan şahıs, iktidar partisinin %9 oranında oy kaybetmesiyle tek adam olamadı, iktidar partisi de tek başına hükümeti kurma şansını yakalayamadı. Bir süre sessizlik oldu, MHP’nin Meclis Başkanlığı seçiminde AKP’nin adayına destek vermesiyle reisicumhur ayağa kalktı, “açılım bitti” dedi, AKP “Dolmabahçe’de mutabakat yok, bu bir açıklama” dedi, yangının üstüne benzini döktü, ülke cayır cayır yanıyor.

Yangından medet umanlar, yangında yanarlar, ülkesine savaş açanlar emperyalizmin “kara gücü” olur diyenler çoğaldı, operasyonlara gizli destek arttı, bazı sol sendika, dernek ve partilerin etkisiz kınamalarından başka ses çıkaran olmadı.

AKP iktidarı, iktidardan düşmesine karşın, oyalamayla hükmünü sürdürüyor,  reisicumhur ipleri eline almış, devletle, milletle oynuyor. AKP, IŞİD’e vurmak ve PYD’ ye yol vermek istemiyor. İki arada bir derede kaldı,  aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık, atıp tutarak zamana oynuyor, yapılacak bir seçimde karlı çıkmanın hesabını yapıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nden, iktidarda kim olursa olsun, ülkenin bütünlüğünden, halkın birliğinden, laik, demokratik cumhuriyetten ödün vermesi beklenilemez. Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizmin desteğindeki saldırgan dış düşmanı yenerek, gerici ve bölücü iç düşmanı ezerek,  iç ve dış sorunları tarihsel ve coğrafi gerçeklik ışığında Lozan’da çözerek ve bunu dostuna ve düşmanın kabul ettirerek kurulmuş bir devlettir. Bu devleti kuran millet, dostunu, düşmanını bilecek, her türlü zorluğu yenebilecek güç ve yeteneğe sahiptir, bunu göz ardı edip yanlışa düşmemek gerekir.

Siyasi iktidarın aymazlığı yüzünden ülke yangın yerine dönmüş, sınırları delik deşik olmuş, huzur ve güven kalmamışsa da, umutsuzluğa düşen pek görülmüyor, “gün gelir düzelir, düzeltirler ” deniyor.

Şunu herkes biliyor ki, emperyalizmle kol kola giren, uluslararası tekellerin desteği ile iktidarda duran AKP hükümeti, lideri, sözcüleri,  Irak ve Suriye’de yaşanan olayların baş sorumlularıdır, akan kanda veballeri vardır. Ayrılıkçı hareket ise, emperyalizmin buyurganlığı altında, Türkiye’nin iç huzurunun bozulması, Irak’ın ve Suriye’nin parçalanmasında öncü görevdedir, öyle ki emperyalizm “kara gücüm” demektedir.

Türkiye’nin, siyasi iktidar istese de istemese, bir gün emperyalizmle yüz yüze geleceği, “Tavşana Kaç Tazıya Tut, Bölgeyi Zehirle” politikalarının hedefi olacağı açıktı. Siyasi iktidar halkı uyutsa da ABD’nin bölge politikaları biliniyor ve Türkiye ordusu tarihten gelen refleksini gösteriyor. TSK’nın ayrılıkçı ve dinci hareketlere karşı operasyonlar yapması, Avrupa devletlerini harekete geçirdi, Libya’da, Irak’ta Suriye’de akıttıkları masun kanı unutup, utanmazca, “makul olun” çağrısı yaptı.

Biz biliyoruz ki,  IŞİD vuruldukça AKP,  Kandil vuruldukça PKK yandaşları kan ağlıyor.

Boşa kan akıtılmasına bizde karşı çıkıyoruz, üzülüyoruz, silahların susmasını istiyoruz; ancak Anadolu coğrafyasında tarihten ders almayanların her zaman bu gerçekle yüz yüze geleceğini de açıkça söylüyoruz!

“Vatan savunması olmadıkça savaş bir cinayettir” diyor Mustafa Kemal. Bu durumda, dağdaki silahlılar, düzdeki silahsızları serbest bırakmalı,  sivil siyasetin yolunu açmalı, silahlar yerine diller konuşmalı; konuşa konuşa anlaşmak, savaşa savaşa can çekişmekten üstündür (evladır), diyoruz.

 Av. Mehdi Bektaş

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!