Toplu İş İlişkileri Kanunu Ne Getiriyor?-Haluk Başçıl

4+4+4 den sonra gerici faşist bir düzenleme daha getiriliyor:

Toplu İş İlişkileri Kanunu

hbascil@anafikir.gen.tr

12 Eylül faşist darbesinin ürünlerinden birisini oluşturan sendikal örgütlenme ile toplu pazarlık hakkına ilişkin 2821 ve 2822 sayılı yasalar dönemin ruhuna uygun olarak hazırlanmış ve yasakçı hükümlerin ağırlıklı olduğu bir düzenlemeydi.Aradan geçen 30 küsur yıl sonra yasakçı özüne dokunmaksızın bazı rötuşlarla bugüne kadar gelen Sendikalar Kanunu ve Toplu Görüşme, Grev ve Lokavt Kanunu’nu AKP hükümeti Toplu İş İlişkileri Kanunu başlığı altında tek bir yasada toplamaktadır. AKP hazırladığı bu taslak ile 12 Eylül faşist döneminin bu yasakçı düzenlemelerine  ‘zamanın ruhuna’ uygun olarak yeni bir biçim vermektedir. 4+4+4 gerici eğitim yasasından sonra Toplu İş İlişkileri Kanunu da AKP’nin gerici faşist karakterine uygun düzenlemeler içermektedir.

Bu yazımızda AKP Hükümeti’nin Ocak ayı sonunda TBMM gönderdiği, TBMM Komisyonlarında bazı değişiklikler yapılarak Genel Kurul’a gönderilen ve önümüzdeki günlerde yasalaştırılacak olan Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı hakkında kısa bilgi vermeye çalışacağız.

1. Sendika kavramı değiştiriliyor: Sendika ‘İşçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluş’ şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımlama ile işçilerin kendilerini sömüren işverene karşı kendi hak ve menfaatlerini korumak, geliştirmek başta olmak üzere sosyal ve politik alana ilişkin işçilerin demokratik müdahalelerini reddeden ve iktidarın tekeli altındaki (faşist rejimlere mahsus korporatist) bir işçi örgütlenmesi öngörülmektedir. Ayrıca sendika kavramı yerine kuruluş kavramı getirilerek işçilerin yarattıkları geleneksel “sendikal örgüt kavramı”nın içi boşaltılmakta ve bu boşaltma anlayışı yasanın tüm maddelerinde kendisini göstermektedir.

2. Sendikal Örgütlenmeye İlişkin Kısıtlamalar Sürdürülüyor: uluslararası sözleşmelere uygun olarak “sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı” herkese tanınan bir hak olması gerekirken, bu yasa tasarısında çıraklara, evde çalışanlara ve stajyerlere bu hak tanınmamaktadır. Ayrıca uluslar arası sözleşme hükümlerine göre kurulan, fakat haklarında bakanlığın veya valiliklerin açtıkları kapatma davaları nedeniyle kapatılma kararı verilmiş birçok sendikaya (emekli-sen, genç-sen, çiftçi sendikaları vb) ilişkin engelleyici/yasaklayıcı tutum bu yasa ile aynen sürdürülmektedir.

3. Sadece Tek İşkolunda Faaliyet Göstermeye İzin Veriliyor: Sendikaların tek işkolunda faaliyet göstermesine yönelik kısıtlama sürdürülmektedir. AKP  Anayasa değişikliği döneminde öne sürdüğü 87 sayılı ILO Sözleşmesi doğrultusunda “sendikaların sadece tek işkolunda örgütlenebileceğine” ilişkin  hükmü kaldırılacağına dair söylemini terk etmiş (takiye yapmış) ve meslek esasına dayalı sendika kurulmasının önünü kesmiştir.

4. Zayıf ve Yetersiz Sendikal Güvence Sürdürülüyor: Sendika temsilcilerinin iş güvencesinin sağlanması ve sendikalı işçilerin korunmasını amaçlayan yetersiz düzenlemeler daha da geriye götürülmektedir:

  • Sendikal hak kullanımı nedeniyle 30 işçiden az işyerlerinde işten çıkarılan işçilerden sadece işyerinde en az 6 ay süreyle çalışanlar tazminattan yararlanabilmektedir.
  • Sendikal nedenle işçinin işine son verilmesi halinde sendikal tazminat ödenmesi gereken durumda İş Kanunu’nda belirtilen tazminatın da ayrıca ödenmesi kaldırılmıştır. Böylelikle iki farklı duruma ilişkin iki farklı koruma sağlayan ve her iki durumda da işçiyi korumayı amaçlayan mevcut düzenlemeden geriye gidilmiştir.
  • “Sendikal nedenle işten çıkarma halinde 12 aylık ücretinden az olmamak üzere sendikal tazminata hükmedilir” hükmünün komisyonda “sendikal tazminata hükmedilir” şeklinde değiştirilerek ödeme miktarı belirsizleştirilmiştir.

Tüm bu düzenlemeler sendikal örgütlenmeyi engelleyici özelliktedir.

5. İşkolları ve Sayısı Yeniden Düzenleniyor: AKP’nin TBMM’ne gönderdiği TİS tasarısı gerekçesinde  dünyadaki uygulamaları dikkate alarak  işkolları sayısını 28’den 18’e düşürdüğünü söylemektedir. Ancak TBMM Komisyon görüşmelerinde bu sayı 21’e çıkarılmıştır. İş kolları sayısı 18’e düşürülürken de 21’e çıkarılırken de hiçbir kriter belirtilmemektedir. Ne İLO ne de AB ülkelerindeki kriterler gözetilmiştir.

İş kollarının belirlenmesine ilişkin örnek vermek gerekirse:

Hükümetin teklifinde ardiye ve antrepoculuk ulaştırma (Ulaştırma, Ardiye ve Antrepoculuk) işkolu içerisinde yer alırken Komisyon görüşmelerinde AKP milletvekillerinin verdiği bir önerge ile:

a. Gemi Yapımı ve Deniz Ulaştırma,

b.Liman, Ardiye ve Antrepoculuk,

c.Taşımacılık

şeklinde 3 farklı işkolu olarak önerilmiş ve oy çokluğuyla kabul edilmiştir.

Bu işkolu belirlemelerin yada yapılan değişikliklerin geçerli bir bilimsel gerekçesi olmadığı gibi her hangi bir kriteri de bulunmamaktadır.  İş kolları listesinden çıkarılan şeker sektörünün hangi iş koluna gireceği dahi bilinmemektedir. Bu değişiklikler de  siyasi iktidara yakın  (örneğin şeker fabrikalarının özelleştirilmesine, tersanelerde iş kazaları adı altındaki işçi ölümlerine ses çıkarmayarak destek olan vb.) sendikaların zarar görmemesi gözetilmiştir.

İş kollarının belirlenmesi ve hangi işyerlerinin hangi iş kollarına gireceğinin tespiti de Bakanlığa verilmiştir. Böylelikle bakanlığın sendikalar üzerinde vesayet kurarak sendikal örgütlenmeye, TİS’e müdahale olanağı verilmektedir.

6. Sendikalara dış denetim getiriliyor:  Sendika ve konfederasyonlara yeminli mali müşavir denetimi getirilmiştir. Bu tür denetim sendikal faaliyetlere dış müdahale yolunu açacağı gibi hiçbir mali ibra yetkisi bulunmadığından da ibra yetkisi bulunan sendikal organ ile çatışmalara neden olabilecektir. Ticari şirketlere bu yolla denetimi öngören bir sistemin sendikalar için de geçerli kılınması ve aynı şekilde fiyatlandırılması bir başka garabettir. Bu mali denetim mali açıdan sendikalara ek bir yük getirecektir. Bu dış denetim düzenlemesi sendikaların kendi iç işlerine ve örgütlenmelerine doğrudan müdahaledir. Ayrıca hükümetin sendikalar üzerindeki dış müdahalesi: Sendikalarda, konfederasyonlarda ve şubelerde görev alacak olan yönetici sayılarının yasa ile belirlenmesi, üyelik aidatlarının tahsiline ilişkin usul ve esasların bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi gibi bir dizi iç işleyişe kadar uzanmaktadır.

Bu tür müdahaleler,  işçilerin kendi sendikal örgütlenmelerini kendi iradeleri ile ( tüzük ve iç yönetmeliklerle) serbestçe belirleme, seçme vb haklarına, sendikal özgürlüğüne ilişkin uluslararası düzenlemelere de aykırıdır.

7.  Üye olma ve üyelikten çekilmeye yeni bir sistem getiriliyor: Sendikaya üye olmada noter şartı kaldırılmakta ve bunun yerine e-devlet şartı getirilmektedir. Oluşturulan bu yeni sistemi hem iktidarın hem de işverenlerin müdahalelerinden (işçilerin tehditle veya başka yöntemlerle sendikadan ayrılmaya zorlanmasından) koruyacak düzenlemeye yer verilmemiştir.

8. Siyasi Yasaklar Sürdürülüyor: Sendikalara ve sendikacılara getirilen siyasi yasaklar aynen olduğu gibi korunmakta, siyaset ile bağ kurmaları önlenmektedir.

9. Taşeron işçiler toplu sözleşmelerden yararlandırılmıyor: Asıl iş yardımcı iş ayırımı yapılarak taşeron işçilerin örgütlenme hakkı ortadan kaldırılmaktadır. Böylelikle de taşeron işçilerin işyerlerinde örgütlü olan sendikalara üye olabilmelerine ve toplu iş sözleşmelerinden yararlanabilmelerinin önü kapatılarak işyerinde tüm çalışanların TİS sözleşmesinden yararlanması ilkesi çiğnenmiştir. Bundan dolayı kamuda (yaklaşık 500,000’i taşeron işçinin) ve özel sektörde taşeron olarak çalışan işçilerin örgütlenmesi önündeki engel aynen korunarak işyerlerindeki taşeron çalışanlar hariç olmak üzere bir kısım işçinin TİS’ten yararlanması sağlanmaktadır.

10. Yeni Bir Toplu Pazarlık Yetkisi ve İşkolu Barajı Getiriliyor: Yasa tasarısının en önemli konularından birisi de toplu pazarlık sistemini yürütecek sendikanın yetki konusudur. Yasa tasarısında bir sendikanın TİS yetkisine ulaşabilmesi için o işkolundaki işçilerin   %1’ni üye yapması gerekmektedir. İlk tasarıda bu oran % 10,  sonra %3’e nihayetinde de %1’ e düşürüldüğünde bu kez ek bir baraj getirilmiştir. Bu ek baraj sendikanın toplu iş sözleşme yetkisi alabilmesi için asgari 2000 üyeye sahip olma şartıdır.  Bu işkolu barajlarının yanı sıra, işyerindeki “yarıdan bir fazla” koşulu sürdürülmekte ve işletme barajı ise % 40’a indirilerek varlığını korumaktadır. Böylelikle var olan “ikili baraj”ın olduğu gibi korunmasının yanında, getirilen “iki bin üyesinin bulunması” koşuluyla baraj sayısı 3’e çıkarılmaktadır. Tasarı bu haliyle “üçlü baraj” getirilmektedir. Ayrıca yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl süreyle Bakanlar Kurulu’na  %1 iş kolu baraj oranını %0,5 ile %3 arasında değiştirmeye yetkisi verilmektedir

AKP baraj sisteminde yaptığı bu değişikliklerle barajın önemli ölçüde aşağıya çekildiği ve sendikaların yararına bir adım atıldığı algısı yaratılmaktadır.  Bu büyük bir aldatmacadır: 

  • AKP iktidarı döneminde 2003-2009 yılları arasında, resmi rakamlar çalışan işçi sayısının 2.717.326’den 3.205.662’e çıktığını ve işçilerin de %58’inin sendikalı olduğunu göstermektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayınladığı sendikalara ve işçi sayılarına ilişkin son resmi veriler 2009 yılına aittir. Buna göre toplam işçi sayısı 5.434.433’dir. Sendikalı işçilerin sayısı ise 3.205.662’dir. Dolayısıyla işçilerin %59 sendikalı olarak görülmektedir.
  • Tasarıda çalışan işçi sayısı olarak SGK’nun kayıtlarının esas alınacağı belirtilmektedir. Buna göre bakanlığın 2009 yılında yayınladığı son resmi rakamlara göre işçi sayısı 5.4 milyondan 2012 yılı itibariyle SGK verilerine göre işçi sayısı 11 milyona çıkmaktadır. Sendikalarda örgütlü işçi sayısının 885.000 ve TİS kapsamındaki işçi sayısının da 580.000 olduğu söylenmektedir. Sendikalaşma oranının %5’lere düştüğü ve belediyeler de dahil olmak üzere kamuda örgütlü işçi sayısının yaklaşık 360.000, özel sektörde ise örgütlenme oranının %2’lerde olduğu bir ortamda bazı sendikalar 2000 ve %1 üye oranı şartı ile birlikte TİS haklarını kaybedecektir.
  • Bakanlığın belirlediği resmi 28 iş kolu sayısı yeni düzenleme ile 21’e indirilmektedir. Böylelikle bazı iş kollarının birleştirilmektedir. İş kollarında yaşanacak birleştirmelere bağlı olarak bazı iş kollarında çalışan işçi sayısı artacak ve sendikaların %1’e ulaşmalarıda  zorlaşacaktır.
  • TİS yapabilmeleri için iş kolu düzeyinde getirilen %1 ve 2000 üye barajının yanı sıra bir başka baraj ise, TİS kapsamına girecek işyerlerinde asıl işverene bağlı olarak çalışan tüm işçilerin (taşeron işçiler hariç olmak üzere) %40’nın sendikaya üye olması zorunluluğudur

Bu yeni barajlar ve Hükümete 5 yıl süreyle verilen işkolu barajını belirleme yetkisi , günümüzde TİS’e yetkili bazı sendikaları zora sokacaktır. Sendikaların özgür toplu pazarlık hakkını ortadan kaldırabilecek şekilde yürütme organına sınırsız, belirsiz bu tür bir yetki verilmesi hükümetin TİS süreci ve sendikalar üzerinde egemen olmasını, müdahalede bulunmasını kolaylaştıracak, sendikal bağımsızlığı ortadan kaldırabilecektir.  Sendikalar üstünde 5 yıl süreyle her zaman değiştirilebilecek bu yetki sistemi sayesinde birçok sendikanın vesayet altına alınabilecektir.

Bu yeni düzenleme ile baraj sistemi bir önceki yasaya göre daha da ağırlaştırılmıştır. Daha da önemlisi bu düzenleme işyerinde örgülü hiçbir işyeri sendikasına yaşam hakkı bırakmamaktadır. Bu anlamıyla da sendikal örgütlenme hakkını ortadan kaldıran bir düzenlemedir.

11. Bağımsız Sendikalara Yaşam Hakkı Tanınmıyor: Yeni yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren 5 yıl süreyle herhangi bir işçi konfederasyonuna üye olmayan bağımsız sendikalar için işkolu barajı % 3 olarak belirlenmektedir. Bu düzenleme Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gibi örgütlenme hürriyetine de müdahaledir.

12.Yetki İtirazı Aynen Korunuyor: Toplu pazarlık sürecinde işverenin yapacağı yetki itirazı ile zaman kazanması ve bu hakkı kötüye kullanmasının önü açık bırakılmıştır. Daha önceki (gerek 275 sayılı gerekse 2822 sayılı)  yasal düzenlemelerin uygulanmasında işverenlerin özellikle işyerinde çoğunluğa sahip sendikayı bilmelerine rağmen kötü niyetle itiraz yolunu seçmişlerdir. Böylelikle de mahkemelerin işleyiş yavaşlığından yararlanmışlar ve sistemi tıkamışlardır. Bu art niyetli uygulamaların önüne geçecek bir düzenleme yapılmayarak çok küçük işyerlerinde bile yetki tespiti davalarının 6-7 yıl sürmesine, böylelikle de toplu sözleşme hakkının kullanımı engellemelerine göz yumulmuştur.

13. Resmi Arabulucu Sistemi devam ettiriliyor:  Resmi arabulucu sistem kaldırılmayıp sürdürülerek toplu pazarlık sürecinin uzatılması, grev kararının geciktirilmesi aynen korunmaktadır. Arabuluculuk sistemi işverenlere işçilerin grev haklarını engelleyebilmek için geniş olanaklar sağlamaktadır.

14. Yüksek Hakem Kurulu Korunuyor: 12 Eylül döneminin özgür toplu pazarlık hakkına müdahale kurumu olan Yüksek Hakem Kurulu korunmaktadır. Yasal düzenlemede işyerinde grev oylamasından greve hayır çıkması durumunda ve  grev ertelemelerinde de YHK’ya  başvuru zornu kılınmaktadır.

15. Çerçeve Sözleşme Getiriliyor: Çerçeve sözleşme  ‘Ekonomik ve Sosyal Konseyde temsil edilen işçi ve işveren konfederasyonlarına üye işçi ve işveren sendikaları arasında işkolu düzeyinde yapılan sözleşme’ olarak tanımlanıyor. Ancak bu sözleşmenin toplu iş sözleşmesi olup olmadığı ve bu sözleşme yapılırken grev yapılıp yapılamayacağı belirsiz bırakılmaktadır.

16. Belirli İşlere Grev Yasağı Getiriliyor: ‘Can ve mal kurtarma işlerinde; cenaze işlerinde ve mezarlıklarda; şehir şebeke suyu, elektrik, doğalgaz, petrol üretimi, tasfiyesi ve dağıtımı ile nafta veya doğalgazdan başlayan petrokimya işlerinde; bankacılık hizmetlerinde; Millî Savunma Bakanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca doğrudan işletilen işyerlerinde; kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye ve şehir içi toplu taşıma hizmetlerinde ve hastanelerde grev’ yasaklanmaktadır.

17. Grev Hakkına İlişkin Kısıtlamalar Devam Ediyor: AKP siyasi amaçlı grev, genel grev ve dayanışma grevine ilişkin yasakları kaldırarak bu tür grevlerin serbest bırakıldığına ilişkin bir kanı yaratmaktadır. Ancak AKP hazırladığı yasada kanuni grev tanımını sadece menfaat uyuşmazlıkları durumunda yapılan grev olarak tanımlanarak bunun dışındaki tüm grevler yasaklamaktadır. Böylelikle kapıdan çıkardığı grev yasaklarını aynen pencereden içeri sokmaktadır.  AKP kanundışı grev tanımını değiştirmeyerek işyerindeki her türlü demokratik hak arama yollarını kanundışı grev tanımlanmasına sokmakta böylelikle:Dayanışma grevleri, hükümet politikalarını protesto etmek için yapılan eylemler yasaklamaktadır. Genel grev, uyarı grevi gibi grev türlerinin yanı sıra  iş yavaşlatma, işyeri işgali,  verimi düşürme gibi eylemler yasaklanmakta ve cezai yükümlülükler getirilmektedir.

18. Grev Ertelemesi Korunuyor: “Toplum zararı ve milli servetin tahrip edilmesi” gibi belirsiz ifadelerle Çalışma Bakanlığının başvurusu üzerine Bakanlar Kuruluna grevi 60 gün erteleme yetkisi verilmektedir.  TİS sürecinde sendikanın elindeki tek silah olan grev hakkına yapılacak müdahale özü itibariyle işveren lehine TİS sürecine hükümetin müdahil olmasıdır. Ayrıca grev erteleme süresi sonunda greve devam edilememesine ilişkin getirilen düzenleme ile grev fiili olarak yasaklanmaktadır.

19. Cezalar Ağırlaştırılıyor: Tasarıda özellikle yasa dışı grev ve eylemlerden sendika tüzel kişiliğinin sorumlu tutulmakta ve yüksek para cezaları getirilmektedir.

  • Kanunda grev için belirtilen şartlar gerçekleşmeksizin alınan bir grev kararının uygulanması hâlinde; grev veya lokavta karar verenler veya uygulanmasına veya bunlara katılmaya teşvik edenlere 5.000 TL,
  • Kanun dışı greve katılanlar ve devam edenlere 700 TL,
  • Kanuni bir grev kararının bu Kanunda yazılı usul ve esaslar dışında uygulanması hâlinde, bu kararı uygulayanlar, uygulanmasına veya devamına zorlayanlar veya teşvik edenlere 5.000 TL,Grevin sürekli veya geçici, tamamen veya kısmen yasaklanmasına rağmen, kararı kaldırmayanlar, uygulamaya devam edenler, devamına teşvik edenler, zorlayanlar, katılan ve katılmaya devam edenlere 5.000 TL,
  • Greve katıldıkları hâlde, grev uygulandığı işyerlerinden ayrılmayanlar ile işçileri bu eylemlere zorlayan veya teşvik edenlere 700 TL,
  • İşçi sendikasının üyesi olmayan grev gözcüleri ile grev gözcülüğü ile ilgili hükümlere aykırı davranan grev gözcülerine 1.500 TL para cezası getirilmektedir.

Ayrıca

Yasal grev prosedürü dışında sendikaların yapacağı grevlerde oluşacak her türlü maddi zarardan demokratik, sosyal ve hukuk kurallarına aykırı sendika sorumlu kılınmaktadır.  Greve ilişkin olarak belirlenen prosedürler yerine getirilmediği, yasada belirtilen sürelere uyulmadığı durumlarda sendikanın aldığı yetki, biçimsel gerekçelerle düşürülebilmektedir.

Haluk Başçıl

Kaynakça:TBMM Toplu İş İlişkileri Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporları

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!