Türkiye AKP İle HDP Arasında Paylaşılıyor

Ülkemizde bir süredir hâkim güçlerin siyaseti yeniden düzenleniyor. AKP ile PKK arasında yürütülen çözüm süreci, Türkiye’nin bu iki güç tarafından paylaşılmasının müzakerelerine dönüşmüş durumda. Hemen ifade edelim, bu iki dinamiğin tek ortak noktası, emperyalizmle işbirliği temelinde, ulus-devlet ve cumhuriyet düşmanlığıdır. Tarihsel olarak gerici, yapısal bakımdan işbirlikçi, siyasal açıdan popülist, ekonomik olarak neo-liberal AKP iktidarı ile, etnik ayrılıkları körükleyerek pastadan pay kapmaya çalışan, keza işbirlikçi, popülist, gerici PKK siyaseti, Cumhuriyetin sınırlı da olsa, ülkemizde yarattığı bütün ilerici değerleri tasfiye etmek için müzakere masasına oturmuş durumdadır.

Emperyalizmle işbirliğinin karakteri, esas olarak Türkiye-İŞİD ittifakında somutlaşmaz. HDP ile meclis dışında işbirliğini imkânını anti-emperyalist açıdan buna dayandıran Hazirancı arkadaşlar fena halde yanılıyor. Bu yorum emperyalizm değil, onun karikatürünün yorumudur. Emperyalizmle işbirliği çok daha tarihsel ve geniş bir çerçevede yorumlanması gereken bir süreçtir. Ortadoğu’daki Kürt hareketlerinin tarihi, ne yazık ki emperyalist politikalara eklemlenebilmenin her türlü biçiminin denendiği bir tarihtir. Bu nedenle Türkiye’yi emperyalizmle işbirliğiyle suçlayanlar, önce Türk halkını ve Türkiye hâkim sınıflarını birbirinden ayrıt etmek, daha sonra da neden Türk halkıyla değil de, emperyalizmin işbirlikçisi iktidar bloğu ile müzakere yürüttüklerinin hesabını vermek zorundadırlar. İkinci olarak, kendilerinin ABD’nin her türlü politikasına gözü kapalı atlayarak Ortadoğu’ya sokulmuş bir mızrak gibi hareket ettiklerini, bölge ülkelerinde her ABD işgali öncesinde “arıza çıkararak” emperyalist işgale zemin hazırladıklarını sonra da Nevruz mesajlarında ballandıra ballandıra “emperyalist kapitalizm” söylemini kullanabildiklerini de oturup baştan düşünseler iyi olur. Tabi bütün bunları, PKK-HDP siyasetini belirleyen öznelerin bağımsız olduğu ve iyi niyetle politika yaptığı varsayımı üzerine öneriyoruz. Aslında böyle bir varsayım temelden geçersizdir.

Geçersizdir zira ne AKP ne de PKK bağımsız siyasal hareketlerdir. Her ikisi de, önündeki temel engeller diğer büyük güçlerce temizlenerek ve emperyalizmin yarattığı çelişkiler istismar edilerek iktidar olmuştur. Türk Ordusunun laik ve ulus devletçi kanadının ve devlet geleneğinin tasfiye edilmesi mümkün olmadan AKP’nin iktidara gelmesi söz konusu olamazdı. Aynı zamanda, uluslar arası konjönktür uygun olmasaydı, sermaye desteği bulunmasaydı, her şeyden önemlisi ABD’nin Büyük Ortadoğu Politikası olmasaydı, AKP’nin iktidarı yine söz konusu olamazdı. Bunu görmemek için kör olmak gerekir. PKK ise daha kurulduğu dönemden itibaren esas olarak Türkiye soluna karşı mücadele yürütmüştür. Doğu Anadolu’daki sol-sosyalist hareketlerin silahlı şiddet yoluyla sindirilmesi, 12 Eylül sürecinde PKK’nın gizemli biçimde Türkiye dışına çıkarılması, İsrail’in 1982 yılındaki işgal hareketleriyle bugün IŞİD’in oynadığı role benzer dağıtıcı ve karıştırıcı askeri operasyonlarının sağladığı boşluk, Suriye’nin Türkiye politikalarındaki değişimler, bütün bunlar PKK’nın etkinlik kazanabilmesinin önünü açmıştır. Ama en önemlisi, Türkiye’de devrimcilerin her fırsatta canına okuyan devlet gücü, Doğu Anadolu’daki mafyöz ve karanlık ilişki biçimleriyle PKK’nın kitle tabanının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu yorumları abartılı bulanlar, devlet gücünün bugün bile Türkiye’nin Doğu’sunda ve Batı’sında hangi biçimlerde kullanıldığına bakabilirler.

Türkiye Solu, 1990’ların başından itibaren, kitle kazanamamasının temel nedenleri ve değişen dünya konjönktürünün yarattığı yeni uluslar arası dengeler üzerine düşünmek yerine, PKK’nın kitlesini avlamak üzerine oportünistçe siyasetler geliştirdi. Bu sürecin uzun vadeli sonucu, Türkiye solunun PKK’nın kuyruğuna takılması, ona yedeklenmesi şeklinde tezahür etti. Ezilenin yanında olmak gibi devrimci bir değerden yola çıkarak, ayrılıkçı-milliyetçiliğin tetiklediği etnik çatışmanın kutuplarından biri haline gelerek kimliğini kaybetti, bir anlamda kendini inkâr etti. Askerî çatışma, siyasal mücadelenin en yoğunlaşmış ve üst biçimlerinden biridir. Bu çatışmalarda siyasal olanın niteliği, çatışmanın iki ucunda duran güçler tarafından belirlenir. Bugün bile Türkiye’de Kürt sorunu, halkı Kürt Milliyetçileriyle Türk Milliyetçileri arasında taraf olmaya zorlayan bir nitelik arz ediyor ki bunun kökenini askerî mücadelenin politik içeriğinin bu iki uç tarafından, bu iki ucun ise emperyalizmin çizdiği çerçeve tarafından belirlenmesine bağlamak mümkündür.

Bugün AKP’nin Türk halkını “temsil” ettiğini söylemek ne kadar saçmaysa, HDP’nin sol bir parti olduğunu iddia etmek aynı oranda saçmadır. Ne acıdır ki, uzun bir süredir siyaseti toplumsal ilişkiler merceğinden okumayı bırakan Türkiye solu, bugün kendini yanlış çatışmaların tarafı olmaya iten bir siyasetsizliğin batağında kulaç atmaktadır. Bugün HDP’ye oy vermenin AKP’ye oy vermekten ne farkı var? İkisi de Cumhuriyeti yıkarak rejimi değiştirmeyi, bunun siyasal ifadesi olarak yeni bir anayasa yapmayı ve bu yeni anayasa üzerinden ülkemizi aralarında paylaşmayı hedef seçmiş görünüyorlar. S. Demirtaş’ın RTE’yi “Seni başkan yaptırmayacağız” sözüne balıklama atlayan arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra kendisini kimin ayakta alkışladığını, Gezicilere kimin darbeci dediğini, komşu bir halkın toprağı olan Lazkiye’ye kimin emperyalist güçlerle birlikte göz koyduğunu ne çabuk unuttular? Birisi hakkındaki hükmü, onun kendi hakkında söylediklerine göre mi veriyoruz? Yoksa yapıp ettiklerine göre mi?

HDP’ye seçim sürecinde birer birer desteklerini açıklayan sözüm ona bazı “sol” siyasetlerin tutumu ise aslında malumun ilamından öte anlam taşımamaktadır. Bu “sol” siyasetlerin yıllar boyu sol’dan tek anladığı Kürt halkının haklarının koşulsuz savunulması adı alıntda Kürt hareketine koşulsuz yedeklenmek olmuştur. Sol söylemlerin, sosyalist terminolojinin ve devrimci değerlerin Kürt hareketine eklemlenmek amacıyla dejenere edilmesi, içinin boşaltılması, basit popülist ögeler haline getirilerek genç militanların beyninin iğfal edilmesi için kullanılması hep bugünlerin hazırlanması için gerekli yolun taşlarının döşenmesidir. Artık bazı “solcuların” artı arda gelen HDP’ye destek açıklamaları, bugüne kadar zaten örtülü olarak yaptıklarını açıktan yapmalarından başka anlam taşımaz. Pek çoğu hâlihazırda PKK’nın Türkiye şubesi gibi çalıştığı için, bu arkadaşlarla sol adına bir alışverişimiz olamaz, olmamalıdır.

Türkiye’de seçim ve yeni anayasa sürecinde HDP’ye oy vermekle AKP’ye oy vermenin, sonuçları açısından hiçbir farkı yoktur. Bunu herkes iyice kafasına sokmalıdır. Birine verilecek destek diğeriyle pazarlık gücünü artırmaktan başka bir işlev görmeyecektir. Türkiye’nin Cumhuriyet düşmanı gerici güçler tarafından paylaşılmasına payanda olmak, kendilerine devrimci diyen güçlerin parçası olacağı bir süreç olamaz. Bu, olsa olsa emperyalizmin kullandığı araçlar arasında bir seçme işlemi olur, fazlası değil…

Mehmet Kemal Aladağ

Benzer yazılar

5 Yorum

  1. osman reşit

    Çok kötü bir yazı…….Çok yanlış bir tahlil….kendinizin dar dünya görüşünüzle yazılmış bir yazı olmuş.. Yine de görüşlerinizi okuduk.Teşekkürler…

    Yanıt
  2. Mehmet Kemal Aladağ

    Sayın Reşit. Düşüncenizi belirttiğiniz için teşekkür ederim. Ama bir düşünceyi eleştirirken iyi ya da kötü şeklinde eleştirmek benim açımdan ciddiye alınabilecek bir değerlendirme olamaz. Bu ancak eleştirinin -ona eleştiri denebilirse- hiçbir somut temele dayanmadığını gösterir. Eleştiri, karşı çıktığınız argümanları ele alıp onların somut olarak belirli kanıtlarla çürütülmesiyle yapılabilecek bir iştir. Çok yanlış, çok kötü diyerek eleştiri olmaz, olsa olsa karalama olur. Saygılarımla, Mehmet Kemal

    Yanıt
  3. riza kurt

    nasil mantik ya akp veya hdp ikiside ayni demek. HDP bilesenlerini nereye koyacaksin, gerci sen onlari kurt hareketine yadekleme diyerek hakaret ederek aslinda ne kadar bu cumhuriyetin resmi ideolojisinde batttigini gosteriyor. sen bu fasist cumhuriyeti savunmaya devam et ama solculuktan bahsetme.

    Yanıt
  4. Mehmet Kemal Aladağ

    Sayın Kurt. Devrimciler, serdettiğiniz küfür edebiyatına pabuç bırakmaz. Yazının mantığını sorgulamak elbette ki hakkınız. Ancak “faşist cumhuriyet” vb.. ipe sapa gelmez, keyfi nitelemelerle hiçbir mantığı çürütemezsiniz. Bu tip ifadeler, sizin ancak “resmi ideoloji” eleştirisi gibi zavallı argümanlarla, neo-liberal ulus-devletin eleştirisi gibi beş para etmez uyduruk düşüncelerin etkisi altında nasıl kaldığınızı gösterir. Gidin aynı faşist cumhuriyet ifadesini Almanya’da, Fransa’da, ABD’de kullanın bakalım ne oluyor? Bunları geçiniz. Emperyalistler kendi ekonomilerini askerîleştirir ve devletlerini güçlendirirken, bizim gibi bağımlı ülkelerde cumhuriyet gibi tarihsel açıdan ileri biçimleri tasfiye ederek hegemonya kurmaya çalışıyor. Siz de burada “solculuktan bahsetme” gibi komik ifadelerle “atıyorsunuz”. Önce siz kafanızdaki kabile solculuğuyla hesaplaşın, sonra bize “laf atın”.

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!