Türkiye’de ve Sınırlarında Amerikan Askeri İstemiyoruz…-Mehmet Ali Yılmaz

Geçtiğimiz günlerde ABD Suriye’de ağırlığı PKK-YPG’den oluşan bir ordu kuracağını açıkladı. Bu açıklama, Ortadoğu ülkelerini kaosa ve içsavaşa sürükleyerek parçalamayı planlayan ABD emperyalizminin bölge politikalarını eleştiren ve karşı çıkan devrimciler için sürpriz olmadı. Tepkiler üzerine ordu kurmayacaklarını ama Suriye’nin kuzeyinde kalmaya (işgali sürdürmeye), YPG’ye askeri eğitim ve silah vermeye devam edeceklerini açıkladılar. Yani ordu kurmaya devam ediyorlar…

Sürekli yalanlarla, açık-gizli tehditlerle, gerçek dışı propagandalarla, gizli operasyonlarla, para ve silah güçleriyle emperyalist amaçlarını hayata geçirmeye çalışıyorlar.

ABD’nin üstünü örtmeye çalıştığı bu ordu kurma planının, bölgenin halkları olan Türkler, Araplar, Farslar ve Kürtlerin geleceklerini olumlu yönde etkileyeceği düşünülemez. Çünkü emperyalizm doğası gereği bütün halkların düşmanıdır, hiçbir halkın dostu olamaz. Varlık nedeni daha çok sömürü, talan ve tahakkümdür. Bu melanetlerini en fazla da işgali altındaki yerlerde yapar. Emperyalizm yüzyıldır dünya halklarının ve ezilen sınıfların baş düşmanı olarak işgal, saldırı, darbe, içsavaş çıkarma, komploculuk vb. faaliyetlerini sürdürüyor. Son yirmi yıldır da bu kanlı ve ahlaksız faaliyetlerine yenilerini eklemeye başladılar. “Demokrasi, özgürlük ve insan hakları” yalanlarına boyanmış “renkli devrimler” yaptırmaya, taşeron örgütlerle “vekâlet savaşları” ve hatta “kurtuluş savaşları” organize ediyorlar.

ABD yönetimleri sosyalizmin emperyalizme alternatif oluşturduğu dönemlerde devrimci yönetimlere ve ordularına karşı kontra ordular, örgütler ve devletler kurdururlardı. 1960’lı yıllarda Vietnam’da devrimci Kuzey Vietnam’a ve Vietkong’a karşı gerici Güney Vietnam’ı ve ordusunu desteklediler. Yetmeyince devrimci Kuzey Vietnam’a karşı denizden, havadan ve karadan fiilen savaşa girdiler. Napalm bombalarıyla Vietnam halkını ve köylerini yaktılar. Parasını, silahını ve eğitimini verdikleri Güney Vietnam ordusu bütün zalimliğine rağmen yenildi. Latin Amerika’da kurdukları kontra örgütler, ordular da sonuçta kaybettiler.

ABD emperyalizmi, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ise dünyanın tek hâkimi olduğunu ilan etti ve SSCB’nin etki alanı içinde sayılan petrol, doğal gaz gibi zenginliklere sahip Ortadoğu ülkelerine saldırmaya başladılar. Saddam’ı Kuveyt’i işgale teşvik ettikten sonra 1991’de Irak’a saldırdılar. 2003’te de çok zengin petrol yataklarına sahip bu ülkeyi kanlı bir şekilde işgal etmekle kalmadılar, böldüler. Irak’ın kuzeyinde Barzani güçlerine güdümlü bir federe devlet kurdurdular. Bu devlet emperyalist güçlere, İsrail ve AKP iktidarına dayanarak bağımsız bir devlet gibi kendi başına hareket etmeye, Irak halkının petrolünü yağmalamaya başladı. ABD’nin kurdurduğu IŞİD’in işgal ettiği yerleri kolaylıkla ele geçirerek Arapların ve Türkmenlerin aleyhine topraklarını genişletmeye, stratejik petrol yataklarını ele geçirmeye başladı. Bu işgal ettiği bölgelerdeki yerli halkları zorla baskı altına almaya ve göçe zorlamaya yöneldi. Bunlarla da yetinmedi, Batılı güçlere dayanarak Irak’tan tamamen ayrılıp bağımsız bir devlet olmak için şaibeli bir referandum yaptı. İsrail’in açıkça, ABD’nin ise örtülü olarak desteklediği bu referandum bölge ülkelerinin bir araya gelmesine neden oldu. İran, Türkiye ve Irak’ın bu girişime karşı ortak, kararlı bir tavır ortaya koymaları ABD ve diğer Batılı emperyalistlere geri adım attırdı. Bu sonuçtan ABD’nin gereken dersi çıkarmadığı anlaşılıyor ki, şimdi de PKK-PYD’ye ordu kurdurmaya kalkışıyor.

İnsanlık tarihinin gördüğü en sömürücü, insanlığa en fazla zarar vermiş ve sayısız katliamlar yapmış olan ABD emperyalizmi, bu yenilgiye uğradığı bölgenin batısında oradakine benzeyen biçimde bir ordu kurmaya kalkışması yeni yenilgilere yol açmaktan başka bir işe yaramayacaktır. (ABD’nin hem küresel düzeyde hem de bölgesel olarak gerilemekte olduğunu bakmasını bilen herkes görebilir. Ona güvenerek yol almaya kalkışanların da sonu aynı olacaktır.)

Silahını, parasını, eğitimini ABD emperyalizminin verdiği bu ordunun Kürtlerin ulusal kurtuluşunu sağlayacağını düşünmek kadar absürt bir şey de olamaz. Kurmayı ilan ettikleri bu güdümlü ordu, Lenin’in savunduğu değil, ancak Wilson prensipleri içinde yer alan  “kendi kaderini tayin hakkı” için savaşır. Pentagon’un kontrolünde kurulacak bir orduyla yürütülecek savaşın gerçek amacı, Kürtlerin haklarını savunmak-sağlamak olamaz, olsa olsa ABD emperyalizminin bu bölgedeki tahakküm ve sömürüsünü bütün bölge halklarının aleyhine sağlama almaya çalışmak olur. Bu ordu sayesinde kurulacak devletten amaçlanan; Amerika’nın Asya’nın Batısını kontrol edeceği son model bir üs kurmaktır. ABD, işgali altındaki bu üstten yararlanarak İran’ı, Türkiye’yi parçalamayı ve Körfez’den Kafkasya’ya kadar bütün bölgeyi kontrolü altına almayı hedeflemektedir. (*)

Ama görülmek istenmeyen bir gerçek var; emperyalizmin askerine, silahına, parasına dayanılarak bu bölgede devlet kurma şansı artık kalmamıştır. Çünkü Asya’nın batısındaki halklar, emperyalistler hangi renk boyayla boyayarak ortaya çıkarmaya çalışırlarsa çalışsınlar böylesi devletlere izin vermeyeceklerdir.  Evet, bu son karar İsrail siyonizmini bir süre daha rahatlatacaktır. İsrail yönetimi bu kargaşadan yararlanarak Filistin’de ve Akdeniz’in doğusunda istediği adımları daha rahat biçimde atacaktır. Bu arada Yunanistan da AB’nin de desteğiyle, Türkiye’nin Suriye sınırında uğraşmasından da yararlanarak, Ege ve Kıbrıs’ta mesafe almaya devam edebilir. Ama bütün bunlar tıpkı ABD emperyalizminin buralarda kalıcı olamayacağı gibi kalıcı olmayacaktır. Karamsarlığa gerek yok, sonunda hak yerini bulacaktır.

Mao’nun 1958’de söylediği şu sözleri,  bu tarihsel kesitte, ABD’nin bölgemizde izlediği emperyalist siyasayı ve muhtemel sonuçlarını göz önüne alarak değerlendirelim:

“ABD emperyalizmi Çin’in Taiwan bölgesini işgal etmiştir ve dokuz yıldır bu toprakları elinde tutmaktadır. Kısa bir süre önce de askerlerini Lübnan’ı işgal etmeye göndermişti. ABD dünyanın dört bir yanında yüzlerce askeri üs kurmuştur. Çin’in Taiwan bölgesi, Lübnan ve yabancı topraklardaki bütün Amerikan üsleri ABD emperyalizminin boynundaki idam ilmikleridir. Bu ilmikleri Amerikalıların bizzat kendileri yapmışlardır, başka hiç kimse değil ve bu ilmikleri gene kendileri boyunlarına geçirmişler kemendin ucunu ise Çin halkının, Arap halklarının eline vermişlerdir. Amerikan saldırganları buralarda ne kadar çok kalırlarsa, boyunlarındaki ilmikler de o kadar çok daralacaktır.”

Mao bu konuşmasında ayni akıbetin ABD’nin suç ortaklarını da beklediğini belirtir. (Başkan Mao Tsetung’un Sözleri, S.71 ve 73, Ekim Y. 1969)

***

Bugün Türkiye’nin yukarıda anlatılan sorunlardan kurtulmasının yolları nelerdir?

İlk atılması gereken adım, hükümet ülke içinde toplumu geren, bölen tek adamcı politikaları bırakmalı, demokrasi güçlerinin önünü açmalı ve yağma düzenini sonlandırmalı. Ancak iktidarın bu haklı ve akılcı taleplerin karşılanması yönünde adım atmayacağının da bilincindeyiz. Ama halka iktidarın hangi yanlışlar içinde olduğunu da mantıklı nedenlere dayanarak gösterebilmek için hayatın dayattığı bu haklı talepleri vb. de öne çıkarmamız gerekir.

İkinci adım, Suriye hükümetiyle doğrudan ilişki kurularak aramızdaki sınırın birlikte denetim altına alınması sağlanmalı ve Amerika’nın bu ülke topraklarında, Türkiye – Suriye sınırında yeni bir ordu kurmasına birlikte karşı çıkılmalı.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu birçok önemli sorunun Suriye’deki kaostan kaynaklandığı unutulmamalı ve bu sorunlardan kurtulmak için Suriye’nin bütünlüklü, sınırlarına hâkim bir devlet olarak var olması sağlanmalı. Eğer AKP hükümeti İdlib (veya bir kısmı ile) Cerablus ve bu bölgelerin arasındaki yerleri (Afrin) de alıp buralarda cihatçılara federe devlet kurdurmak gibi bir niyete sahipse (İdlib’te cihatçı grupların bu tür bir devletçik kurmaya çalıştıkları biliniyor), bu Suriye’nin federatif bir yapıya doğru gitmesi anlamına gelir ki, böylesi bir sonuç ancak ABD’nin Suriye ve diğer bölge ülkeleri (Irak, İran ve Türkiye başta olmak üzere) için düşündüğü modele hizmet eder.

Diğer yandan AKP’nin Suriye siyasetini iç politikaya, başkanlık seçimine alet etmeye kalkışması sonunda kendini vuracaktır. Zaten bugüne kadar Erdoğan’ın izlediği Suriye politikası Türkiye’yi çok büyük sorunların içine soktu. Bu saatten sonra bu sorunlardan kurtulmaya çalışılmalı. Gerçekliğe uygun tek bir yol-çare var: Müslüman Kardeşlerle olduğu gibi eski takıntılardan ve El Nusra uzantılarından kurtularak Suriye yönetimiyle hiç vakit kaybetmeden ilişki kurmak ve anlaşmak…

Bu ülkenin yönetim şekline içsavaşın bitirilmesinden sonra kendi halkı karar verecektir, dışarıdan müdahaleler doğru değildir.

Son olarak tekrar vurgulayalım; sorunların asıl yaratıcısı olan ABD emperyalizmine karşı kararlı tavır alınmalı. Seçmene dönük kuru gürültü ve teslimiyetçi açıklamalar bir kenara bırakılmalı, bu ülkenin emperyal siyasetlerine karşı somut adımlar atılmalı. Öncelikle Türkiye’deki Amerikan askerlerinin ülkeyi terk etmeleri sağlanmalı, İncirlik ve Diyarbakır hava üslerini kullanmalarına son verilmeli, Kürecik radar üssüne de el konulmalı…

Emperyalizmin tahakkümünden kurtulmadan, ülkemizin bağımsızlığı sağlanmadan ne gerçek demokrasi kurulabilir ne de planlı-üretimci bir ekonomi politikası hayata geçirilebilir.

Günümüzde devrimci mücadelenin en can alıcı özelliği ABD emperyalizmine ve işbirlikçi egemenlere karşı savaşı her alanda öne çıkarmaktır.

 

(*) Bizim çoğu “sosyalistler” uzun zamandır Stalin’ini okumazlar ve onun görüşlerinden de faydalanmazlar. ABD’nin “self determinasyoncu” başkanı Wilson zamanında, Ekim Devriminden 2-3 ay önce, Rusya’daki gerici koalisyona (hükümet, Kadetler ve savunmacılardan oluşmaktaydı) Amerika’nın “5000 milyon rublelik” parasal destek verdiğini, 20. yy’ın başlarında da parasıyla hegemonya kurmaya çalıştığını, Stalin’in 19 Ağustos 1917’de yazdığı “Amerikan Milyarları” başlıklı yazısından öğreniyoruz. (Büyük Ekim Devrimine Doğru- Stalin, Eserler C: 3, s. 217, Ülke Yayıncılık, 1979)

Stalin yazısında liderliklerini Milyukov, Kerenski ve Çeretelli’nin yaptığı bu koalisyonun Amerikan parasıyla ayakta kalacağını ve sonra da karşılığında ABD’nin verdiği milyarlar için “ter dökecekler”ini belirtir. Kısacası emperyalistler hiç kimseye karşılığını fazlasıyla almayacakları bir şey vermezler. Hele de ordunu emperyalist güçlerin silahı, parası ve verdikleri eğitimlere dayanarak kuruyorsan artık onların esirisindir. İstediğin kadar ulusal kurtuluş, demokrasi ve hatta sosyalizm de artık emperyalizmin emrindesin. Bunun hiçbir mazereti olamaz.

 

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Yavuz

    Sosyalistlerin akıl tutulması yaşadığı bu dönemde, bizim mahallenin yüz akısınız. Analiziniz çok doğru tespitler içeriyor. Emperyalistler bölgede ki niyetlerini gizlemiyorlar. Taa 1993-1997 lerde fütursuzca haritalarını yayınladılar. Bölgede kendilerine göbekten bağımlı bir kukla devlet yaratarak, son sistem silahları ellerine verip, Siyonist İsrail gibi bölge halklarına, ülkelere saldırtacakları, yapmak istemezlerse, kukla devletin içinde zaza, kırmançi, alevi, sünni, arap, türkmen halklarını birbirine kırdırtacakları geçmişte yaptıklarından apaçık belli değil mi ?

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!