Türkiye’nin Falı-Ali Murat Özdemir

Hava kararıp, su bulandığında geleceğin yakın hali merak nesnesi haline gelir. Merakımızı giderecek yanıtların bilimde olmadığı kanaati hâsıl olduğunda (aslında gelecek tahmini bilimin asli işlevi değildir ama o başka…) muhtelif vesait devreye girer, fal onlardan birisidir.
Türkiye’de geleceğin en yakın hali müdahalelerimizle değişecek gibi gözükmemektedir. Öyle midir? Öyledir ya da böyledir… Okumakta olduğunuz yazının konusu –verili olan ya da olmayan koşullar altında- insanın kendi tarihini yazıp yazamayacağı meselesi değildir.
Her falcı müneccim değildir.  Bunların önemli bir kısmı gaipten haber alma ve/veya doğa-üstü/sıra-dışı yetenekleri aracılığıyla kabul edilmesi güç yollardan bilgi edinme gibi iddialarda bulunmazlar.         -Bilimsel düşünceyi diğerlerinden ayıran kriterleri tartışmamak kaydıyla- onlar da verili koşullar altında (mesela telveden müteşekkil figürlerin sunduğu imkânlarla) teknik yorumlar yaparlar. Öyle ki falcının iyi şeyler söylememesine/uydurmamasına dayanarak yaptığınız itiraz “ne yapabilirim, bak işte orada, gördün mü nasıl da çöreklenmiş üzerine …” kabilinden sözlerle reddedilebilecektir. Her müneccim de fal bakmaz zaten.
Sizlere aktaracağım falın falcısı müneccim değildir. Falı baktıran kimse zenginlerden, dolayısıyla falı da sermaye odaklı. Ben emekçilere fal baktırmaya geldiydim, sıradayım. Falcı kahve fincanını kaldırıp tutuyor karşısına henüz oturmuş tombul zenginin gözüne, “bak” diyor: “Dönüp dolaşıp kulpta kavuşan içbükey yüzey üç bölüme ayrılmış.”
Birinci bölüm rezalet… Hani desem “olumlu bir şeyler söyle”, ne mümkün, telve dumana bürünüp her yeri sarmış, kalpler kırılmış, fesat figürler fitnelerini fincanın yanağından dışarılara fırlatmış, bir berber bir diğerine “hadi kak gidelim, buralarda durulmaz” demiş. Ötekisi beklemiş.
Yine de bir takım figürler seçilebiliyor. Telveden oluşmuş tombul birisi var fincanın fırtınalı yüzeyinde, bu kimse -muhtemelen sermaye, sermayedar, sermayedarlardan bir grup ama en büyük grup her ne ise- sıkıntı içinde… Bir kriz var sanki. Körfez Arabı gibi giyinmiş birileri bu tombul kimseyi (kimseleri) üzüyor. Bu “Arap gibi giyinmiş” grup hem fincanın içinde hem de dışında… Karanlık adamlarmış bunlar, her işleri alengirli! (Benim anladığım… söz konusu kimselerin verili kurallarla oynamadıkları, devletin her kapitaliste aynı mesafede durma yükümlülüğünü hiçe saydıkları, kapitalizmin “hukukun üstünlüğü” gibi kutsallarına saldırdıkları). İşte bu grup bir engel, bariyer dikiyor, bizim tombulun birikimleri önünde bir şeyler koyuyor. Daha arkada tombulun güçlü dostları var, (falcı öyle demiyor ama) onlar da hırlı değil aslında. Bu dostlar da fincanın dışına sarkmışlar, daha doğrusu dışarıdan içeriye akmışlar. Dost taifesinin bir derdi var, dertlerini bir reçeteye yazmışlar. Ama “Arap gibi giyinmiş” (ya da entarili) adamlar ve önlerindeki uzun kimse başka bir reçeteye bakıyorlar… “Bu ilk kısma birinci raunt diyelim mi” diye sordum. O da “ne istersen de” dedi kısaca ve devam etti anlatmaya.
Kanaatimce birinci raundun meali şu: İktidar partisi “birikim krizine” sebebiyet vermekte. Bu insanların tombul ve dostları ile olan uzun süreli ilişkisi bitmiş gibi -en azından falda öyle-. Bir zamanlar kendisiyle “limited demokrasi ortaklığı” yapmış (yetmese de şükür demiş, kendisini şakır şakır alkışlamış) kimseler de gemiyi terk etmekte. Kendisi birikim krizinin sebebi olan parti birinci olsa bile birincilik tombulun istediği türden bir istikrar getiremeyecek gibi. Birinci parti birincilikten düşmeden ya da birinci olup da bölünmeden –ileride küskün bir başka liderin kopartabileceği kimseler gidecekleri yere gitmeden- ya da ikinci ve üçüncü partiler çoğunluğu elde etmeden, birinci raunt bir, iki ya da beş seçim geçse de bitmeyecek sanki. “Çok karamsarsın” dedim. Cevap verdi “Ne yapabilirim, bak işte orada, gördün mü nasıl da çöreklenmiş memleketin üzerine …”
İkinci raunt garabet… Ama tombul için değil. Görünür ferahlık var tombula, birikimleri artmamış ama engel kalkmış. Kapalı yolları açılıyor, ancak bu kez Orta Doğu’ya değil, Kök Böri’nin memleketine, Orta Asya’ya ve -biraz da- nicedir ihmal etmiş olduğumuz Avaropa’ya. Yol çizgileri yeniden çekiliyor, ihaleler herkesin yarışabileceği gibi (vakıflar mutsuz), ihracat yolunda, inşaat sektörü dışında da var bir miktar kıpırdama. Faul yapıp da kameralara yakalananların bir kısmı saha dışında. “Arap gibi giyinmiş” grup silikleşmiş, uzun kimse yerinde yok. Küskün lider ve demokratları işin içinde. Demir parmaklıklar var köşede, bunlar sınır güvenliği olabilir, hapishane de. Çoğunluk endişeli. Kimlik politikaları gündemde ama tarifeli. Karneyle veriliyor özgürlükler. Yedi çocuklu eve üç tayın. Gün hassas -“sol”- liberallerin değil henüz ama –düz-liberallerin.
İkinci raundun meali de şu: Bir (reformasyon değil) restorasyon hükümeti kurulmuş nihayetinde. Cehape, Mehape ve –belki de- küskün liderin demokratları sahnede… Ölümü gösterip razı etmişler büyük bir kalabalığı sıtmaya. Büyük sorunları var memleketin, çözülecekmiş İnşallah.
Üçüncü bölüm? Bu bölümün özeti, ferasetin tersi. Tombul’un bahtı açık, bir taht bulmuş o kendine, -direksiyonu değilse de- dört tekerleği bir ve aynı partide. Tayın sayısı artmış ama sırtlar daha bir kamburlaşmış. Kimlikçiler meydanlara çıkmış, birileri köylerine dönmüş, –ama bu sefer kapı kilidini değiştirmişler.
Meali: Restorasyon yapsın diye kurulmuş koalisyonu bozmuşlar bir gecede. Dört eğilimi birleştiren yeni bir parti kurulmuş yani eski metinlerle yeni bir Anap gündemde. Her şey yoluna girecek (bugün başkanlığa karşı çıkanların fikirlerinin değişmeye başladığı) hür demokratik parlamenter rejimde…
“Bu kadar mı” dedi benden bir evvelki müşteri. Falcı başıyla gösterdi beni “sıra var, fakir ihtisar etti.”
Ne diyelim? Fala inanma, falsız kalma!!!

Ali Murat Özdemir

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!