Tutuklu Gazeteciler Serbest Bırakılsın… Serkan Yaman

Baskıları, baskı yasalarını tümden veya tek tek kaldırması için mücadele görevi anlaşılan yine ve uzunca bir süre devrimci-demokrat kamuoyuna düşecek. İçerdeki gazeteciyle sözgelimi dışarıdaki aydın, devrimci genç, öğretim üyesi yani halkın ileri unsurları arasındaki bağ da belirli bir hat doğrultusunda yeniden kurulabilirse  (kurulmasa bile mücadeleleri çakıştığında bile olabilir bu), toplumun zihninde oluşan o önyargılı görüntü daha çabuk yıkılır düşüncesindeyim

Mesleğinin haysiyetini çiğnetmeyenlere

Tutuklu Gazeteciler Serbest Bırakılsın…   Serkan Yaman
Bir simit bir çaya dergi çıkarılan dönemler… Yargılamaların da olduğu yıllar. Yıldırılmaya çalışılan dönemler… Ve Sosyalist Basın Susturulamaz kampanyaları (1989 yılı). Boyalı basının yanında muhalif basın. Boyumuzdan büyük işlere kalkıştığımız… Devlete kafa tuttuğumuz. Öğrencilerin, emekçilerin, halkın safında yer aldığımız; halkın sorunlarına ortak olduğumuz; dergilerimizle, gazetelerimizle aynı dili konuşmaya çalıştığımız. Cüssemiz küçük ama ideallerimiz büyük. 12 Eylül sonrasının soldaki ilk yazılı basın yayın oluşumları. Her türlü bedeli ödemeye hazır yazı işleri müdürleri ve kadroları. Hayallerinde hep geniş kitleye seslerini duyurmak var. Hepsi de inançlı mı inançlı. Sadece kelli felli politikacıların işi miydi politika? diye sordular ve kalemlerini kâğıtlarını alıp işe koyuldular. Türkiye’nin geleceğine dair yazdılar, çizdiler, araştırmalar yaptılar. Haberin peşinden koştular. Kendi kapasiteleri oranında, mütevazı çabalar içerisinde. Yazdıklarının arkasında durdular, söylediklerini ete kemiğe büründürdüler. Yorgunlukları heyecanlarına üstün gelse de yine de bir ruh dolaştırdılar çevrelerinde. Toplumun duyarlı insanlarıydılar. Sorumluluk alabilecek yetenekteydiler. Önderdiler. Sonra ne mi oldu? Kimileri kendi içlerinden kanatlarından vuruldu. Kimilerinin de öğrenci gençlik hareketinin dar grupçuluğa mahkûm edilmesi sonucunda sesleri duyulmaz oldu. Dergilerinin tirajı gittikçe düştü.

Yukarıda sözünü ettiğim yıllar 1987-90 arasıdır.’80 sonrası eylemden gelen gençliğin sayıları az da olsa kalemini oynattığı bir zemindir bu yılların devrimci basın yayın organları.

İfade özgürlüğü hak getire
Bu yıllarda gazeteciler bir semboldü ve basın azımsanmayacak derecede saygın bir konumdaydı. Fakat toplumda infial yaratmak maksadının yanında o gazeteciyi susturmak ve diğerlerine de gözdağı vermek için karanlık güçler devreye girdi, birilerine tetiği çektirdi. Evet, ’80 sonrası için konuşuyorum. Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Hrant Dink. 1940’lı yıllardan 1960 başına kadar ağırlıkla sürgün ve hapislik yaşayan basın mensupları (4 Aralık 1945’te Tan gazetesi baskını olacaktı, 2 Nisan 1948’de Sabahattin Ali öldürülecekti) sonrasında arkadan gelen kimi yazar ve genel yayın yönetmenleri basın şehidi olacaklardı. Esas ölüm emrini verenler bulunamayacaktı. Fakat basın, yoluna devam edecekti. Aziz Nesin inadı vardı kimi gazetecilerde… Sosyalist basında da bayrak elden ele dolaşıyordu. Çoğu çizginin, birçok siyasal düşüncenin dergisi, gazetesi bu yıllarda yayın hayatında ‘pıtrak gibi çoğalıp’ yavaş yavaş kendine yer edinecekti.

Bu yılların boyalı basını yerini 2000’li yıllardaki AKP iktidarında yandaş basına bırakacaktı…  Neo-liberalizmin tohumları Turgut Özal döneminde ekilmişti; hasadını bugünün liberalleri, muhafazâkarları, gericileri topluyordu.

Holdingleşme basının tarafsızlığını iyiden iyiye öldürüyor; basın, açıktan açığa egemenlerin ve siyasi iktidarın borazanlığına soyunuyordu.  Önceki yıllarda kalemini bu derece yere düşürmemiş basın giderek soysuzlaşıyordu.
2010’dan bugüne… Yalaka basının manipülatif yayın yapan, ‘ideolojik’ yazılar yazan yazarlarının karşısında iktidara karşı biraz olsun sesini yükseltenleri de vardı. Bu kişiler bizzat Başbakan’ın talimatıyla işlerinden oluyorlardı. Cumhuriyet, Sözcü derken kimileri iş bulabildi. Ya bulamayanlar?
                                                                           ***
Zaman ve Taraf iktidara karşı ne zaman seslerini yükseltmeye başladı?
Hürriyet’in iktidara karşı çıkışları neden seçim ‘arefesi’ni bekledi?
Cumhuriyet’in soluğu eskiye nazaran neden az çıkıyor?
                                                                            ***
Basın çalışanlarının günümüzdeki örgütlerinden TGS ( Türkiye Gazeteciler Sendikası) ise zayıf bırakılan bir örgüttür. Talimatla, Anadolu Ajansı’na mensup üyeleri topluca istifa ettirilmiş ve sendika kan kaybına uğratılmıştır. Amaçlanan politika; “Ele geçiremiyorsan uslanmayanı; çökertir”.

Anaakım medyada çalışanlar bugün basın işkolundaki bu sendikaya üye olmaya çekiniyor. Neden?

Gazeteler ve örgütler tutuklu gazetecilerle ne derece dayanışma halinde? Dayanışma sadece uluslararası basın örgütlerine mi bırakıldı?
LAMI CİMİ YOK… BÜTÜN SOL BASIN ÖZGÜR OLMALI!
Kovulan gazetecilerin yanında bir de tutuklu gazetecilerimiz var ki; yargılanıyorlar. Her şeye siyasi yarar açısından bakan baskıcı iktidar rehine gözüyle bakılıyor Kürt gazetecilere. Bunlar ilerde ‘barış süreci’nin pazarlığı yapılırken lazım olabilirler diye düşünülüyor olmalılar. O yüzden nesnel hukukun (bireylere göre değil objektif olarak herkese aynı)  işletilmesini istiyoruz bu davalarda ve buna dayanaraktan da basın emekçileri serbest bırakılabilirler diyoruz. Sol basın mensubu arkadaşlarla birlikte tutuklu gazeteci sayısı bugün itibariyle 45’tir. Bu gazetecilerden;  Atılım gazetesi yazarları Arif Çelebi, Bayram Namaz ile Özgür Radyo Yayın Koordinatörü Füsun Erdoğan’ın da aralarında bulunduğu ve 7 yıldan fazla bir süredir cezaevinde tutuklu sekiz gazeteci için avukatları geçen gün 3. kez tahliye başvurusu yaptı. 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan başvurunun ardından Çağlayan Adliyesi önünde tutukluların aileleri ve arkadaşlarınca ‘adalet nöbeti’ başlatıldı.
Evet, fikre fikirle cevap verilsin: ‘Tutuklu gazeteci kardeşlerimize dokunmayın’ diyelim, dokundurtmayalım. Ergenekon Davası’nda benzer şartlarda kalan tutuklu gazeteciler özgürlüklerine kavuştular. Çünkü 10 yıl olan tutukluluk süresi 5 yıla indirildi. Oysa halen yedi yılı aşkın süredir tutukluluğu devam eden gazeteciler var sol basın çalışanlarının içinde… O insanlara çifte standart uygulanmış olunmuyor mu? Milletvekilleri kadar onların da dokunulmazlıkları olsun, eşit koşullarda mücadele versinler. Asgari yaşam hakları bile ellerinden alınıyor basındaki kimi muhalif çalışanların.

Tutuklu gazeteci kardeşlerimize sendikalar, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, yazarlar, aydınlar, gazete okuyucuları, TV ve radyo programcıları sahip çıkmalı. Kardeşime dokunma! denilerek, dar imkânlarla gazetecilik yapan ve haber ajansı faaliyeti içinde olan insanlarımızla dayanışma halinde olunmalı. İnternet gazeteciliği de bu durumun anonsunu yapmalı uzunca bir süre.

Hasta tutuklu gazeteci Erol Zavar’ın sağlık durumu gittikçe kötüleşiyor. Kendisi tümden sağlığını yitirmeden dışarıyla buluşturulmalı. Siyasi iktidar bu konularda başarısız sınavlar verdi, biliyoruz.  Kurtaralım diyorum onarılmaz yaralar almış bu insanı.

KAYBOLAN YILLARIN BEDELİNİ BU SİYASİ İKTİDAR ÖDER Mİ?  HESAP SORULUR MU?
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Basın Konseyi’nin Genel Kurul toplantısında ‘ Özgürlük- Güvenlik dengesini kuramadık’ diyor (22 Mart 2014). Samimi olsalardı özeleştirilerinde, gazeteciler tutuklu kalmaktan kurtulurdu bugün. Ne de olsa KCK Basın operasyonunun kaynağı da AKP iktidarıdır ve hapisteki gazeteciler dolaylı bir sansürün göstergesidir aynı zamanda. Soruyorum; Türkiye HAPİSTEKİ GAZETECİ BAKIMINDAN DÜNYA ÜLKELERİ ARASINDA KAÇINCI SIRADADIR? Terörist kavramını ucuzlatmadan cevap verebilir misiniz kamuoyuna.

Basına karşı keyfi uygulamalara son; hukuk görünümü altında dayanaktan yoksun tutuklamalara son
Etkinlikleri sınırlı da olsa halkına karşı sorumlulukları olan tutuklu gazeteciler siyasi iktidarı korkutuyor. Onlar, duruşları itibariyle yüz akı gazeteci örneklerindendir. KCK Basın Davası ‘halkların kardeş, AKP’nin kalleş’ olduğunun önemli bir göstergesidir. Artık riyakârlığa prim yok demeliyiz.

Biliyoruz ki onlar; siyasi bir kararla gözaltına alındılar. Siyasi bir kararla da bırakılabilirler. Yine de AKP ile kurulacak ilişkiye fazla bel bağlanmamalı kanaatindeyim. Beklentiler içindeki teslimiyet politikası direnen gazetecinin ve gazetelerin şanına yakışmaz diye düşünüyorum. Üst düzey ilişkilerin oyunundan kendilerini uzak tutmaları gerekiyor.
                                                                              ***
Gazeteci ve basın, demokratik yasasıyla ve haklarıyla vardır, haklarıyla bir bütündür. Yargı, bir gazeteciye tutuklama kararı çıkarmadan evvel siyasi iktidarın ağzına bakmamalıdır; ülkedeki demokrasi ortamına halel getirmeme saikiyle hareket edilmelidir. Eskilerin deyimiyle, Türkiye ‘guguk devleti’ olamaz. Baskıları, baskı yasalarını tümden veya tek tek kaldırması için mücadele görevi anlaşılan yine ve uzunca bir süre devrimci-demokrat kamuoyuna düşecek. İçerdeki gazeteciyle sözgelimi dışarıdaki aydın, devrimci genç, öğretim üyesi yani halkın ileri unsurları arasındaki bağ da belirli bir hat doğrultusunda yeniden kurulabilirse  (kurulmasa bile mücadeleleri çakıştığında bile olabilir bu), toplumun zihninde oluşan o önyargılı görüntü daha çabuk yıkılır düşüncesindeyim

Serkan Yaman

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!