Ya Lidersiz Örgütlenme Ya Da Hepimiz Lideriz…!

Kapitalist sistem, canlı organizmalar gibi varlığını sürdürmek için bütün gücüyle direnç gösteriyor. Bunun için ihtiyaç hissettiği; enerji, pazar, hammadde, temiz su ve organik tarıma elverişli tarım alanları vb. kaynakları ele geçirmek için direnç gösteren ulus devletleri; din, mezhep ve etnik temelde parçalamaya çalışıyorlar. Önceleri doğrudan kendi ordularıyla yaptıkları askeri müdahalelerin hem ekonomik maliyetinin yüksek olması hem de istenilen başarıyı elde edememeleri yüzünden taşeron devlet (İsrail, Türkiye) ve Örgütler(Işid, El kaide vb.) kullanarak ‘vekalet savaşları’ yürüterek sorunlarını çözmeye çalışıyorlar.

Büyük Orta Doğu (Genişletilmiş Orta Doğu) projesi; emperyalizmin kendi çıkarları doğrultusunda bölgeyi yeniden şekillendirme çalışmasıdır. Türkiye de çatışmalı bölgedeki sürece eklenmek istenmektedir. Din, mezhep ve etnik farklılıklar bir ayrıştırma noktası olarak ele alınıp kitleler ayrıştırılmaya çalışılıyor. Giderek kendi öz savunma örgütlerini oluşturmayan grupların yaşama hakları da ellerinden alınacak gibi görülüyor. Son günlerde Ezidilere yapılan toplu soykırım gibi. Ülkemizde de Irak ve Suriye’de yaşananların benzerleri oluşturularak bir ‘İç savaşa’ dönüştürülmesi olasılığı yüksek görülmektedir. Böylesi bir hesaplaşmanın önlenmesi büyük ölçüde devrimci ve demokratların örgütlenmesi ve gösterecekleri dirence bağlı olacaktır.

“Türkiye, ABD emperyalizminin hegemonyası ve yönlendiriciliği altında gerici bir ittifak tarafından yönetilmektedir. Bu ittifak, büyük finans, sanayi, ticaret ve inşaat sermayesi başta olmak üzere, büyük toprak sahipleri, kara para ve uyuşturucu baronları, cemaat ve tarikat şeyhlerinden oluşmaktadır.” (1) Bu gerici ittifakın halkın lehine politikalar üretip yaşama geçirmesi mümkün olmadığına göre, bu mevcut ekonomik, ideolojik ve politik uygulamalardan zarar gören tüm toplumsal kesimlerin ortaklaşması ve en azından böylesi bir örgütlülüğü hedefleyen bir hareketin inşası zorunluluk olarak kendisini dayatmaktadır. Toplumun tüm ezilen, sömürülen, yok sayılan ve baskı altına alınan kesimleri hedef kitle olarak belirleyen bir hareketin kendi iç işleyişinde doğrudan demokrasiyi ve eşit özne bireyleri temel alması birçok açıdan önemlidir. Her şeyden önce bugünden kurulacak demokratik ilişkiler yarın kurulmasını planladığımız yaşam tarzının prototipini oluşturacaktır.. İtirazımız, oligarşik yönetim biçimine olduğuna göre, yıkılan bir oligarşik bloğun yerine yeni bir oligarşik bloğun egemen kılınması elbette ki halklar lehine bir kazanım  olmayacaktır. Bunu temelden sarsacak tamamen yeni bir yaşam tarzının inşası gerekmektedir. Burada toplumu oluşturan tüm bireylerin hem mimarı ve mühendisi ve hem de işçisi olduğu bir yaşam tarzının inşası devrimci bir değişim ve dönüşümü ifade ettiği kadar bizlerin murat ettiği yaşam tarzına da uygundur.

Lidersiz bir hareket veya herkesin lider olduğu bir oluşum, geleceğin toplum modeline uygun olduğu kadar, hareketin gelişip güçlenmesi ve karar alma mekanizmasının önündeki birçok engelin kaldırılmasına da hizmet eder. Böylesi bir örgütlenme modeli, kolektif liderliği ve sorumluluğu da zorunlu kılacaktır. Karar alma, uygulama ve denetleme/değerlendirme sürecine halkın katılımı bürokratik yapıların oluşmasını engelleyeceği gibi zaman içinde yöneten-yönetilen ayrımının da ortadan kalkmasını sağlayacaktır. Yeni insan, yeni pratiğin ve yaşam deneyimlerinin ürünü olacaktır. Yukarıda önerilen kolektif liderlik ve doğrudan demokrasi modeli aynı zamanda bu amaca da hizmet edecektir. Bugünün edilgen insanını etken insana dönüştürmenin en uygun yönteminin de bu olacağını düşünmekteyiz. Doğu toplumlarında lidere mutlak bağlılık esastır. “lidersiz bir hareketin” kabulü zor olsa da devrimciler bunu başaracaklardır..

Bir kez “hepimiz lideriz” düşüncesi içselleştirilmesi halinde kadroların olduğu ve bulunduğu her yerde devrimci hareket varlığını sürdürüyor demektir. Zira “apoletsiz bir hareket” geleceğin toplumuna bizi hazırlayacağı gibi, bugünün görevlerinin de anında uygulanmasına olanak tanıyacaktır. Bütün kadroların rehber edinecekleri ortak değer, halkın yararına olan her şeyin doğru ve savunmaya değer olduğu genel ilkesi olacaktır.

Lidersiz bir hareket veya hepimizin lider olduğu bir oluşumda elbette ki zaman zaman görevlendirmeler ve görev bölüşümü olacaktır. Yapılması planlanan işin sona ermesiyle birlikte bu görevlendirme de son bulacaktır. Daha uzun vadeli görevlendirmelerde ise zamansal sınırlandırma ve dönüşümlü görevlendirmeler düşünülerek “lider” kültünün sönümlemesi sağlanabilir.

Sistemin içinde kalarak onun izin verdiği ölçülerde ve ona muhalefet ederek devrimci bir hareket oluşturulamaz. Hareketin geniş halk kitleleri tarafından benimsenmesi için kesinlikle iktidarı hedeflemesi gerekmektedir. İktidar demek, yönetimin düzenlenmesi kadar üretim ilişkilerinin ve ulusal gelirin ihtiyaçlar oranında paylaşımını da kapsamaktadır. Önemli olan bir diğer konu ise dünyanın neresinde olursa olsun sistemin çizdiği sınırlar içinde kalınarak, sistemin bizzat doğrudan veya dolaylı olarak ürettiği sorunlara çözüm üretilemeyeceği gerçeğidir. Son söz olarak söyleyeceğimiz şudur; Başarıya ulaşmak için; Ya hepimiz hareketin lideri olacağız ya da lidersiz bir hareket oluşturacağız…!

Ali Başaran-    Ali Ersin Gür

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!