Yakın Okumalar- Serkan Yaman

Yazarlar ve sanatçılar toplumumuzun en duyarlı kesimleri arasındadır (dönekler hariç).

İnsanlarımızı ve kendimizi bize çoğu zaman yazarlar ve sanatçılar iyi anlatır, tanıtır.

Dil ve edebiyat toplumun ruhudur. Bu ortama yabancı olanlar, topluma yabancı kalır.

Toplumları ve insanları öğrenmenin yollarından biridir dil ve edebiyat… Aşağıda tanıtımını yapacağım kitabı okudukça edebiyata, bu tür kitaplarla insana ve topluma açıldığınızı göreceksiniz. Hele hele üniversitelerdeki edebiyat eğitiminin tıpkı lise tarih dersleri gibi insanı soğutan yapısı olduğunu biliyorsanız okuma uğraşısının değeri daha iyi anlaşılır. Bir de gezip görme şansınız fazla değilse, edebiyata sıkıca sarılın derim. Politik çalışmalarda başarı, tarih bilinci edinenin ve edebiyatı yanına alanın yanında gezinir. Tek başına politika yeterli sonuçlar doğurmaz.

Çaba, biraz çaba!

                                        

                                           ‘Yer Değiştiren Gölge’  

Nurdan Gürbilek’in edebi-eleştirel özellikteki eserini zevkle okudum. Özellikle giriş bölümünü birkaç sefer…(s.10-11) Eser, öğretici nitelikte. Edebiyata pencere açıyor.

Eserde yer alan denemeler, dört ünlü yazarımızın yapıtlarına değiniyor.

  • Ahmet Hamdi Tanpınar
  • Oğuz Atay
  • Yusuf Atılgan
  • Bilge Karasu

Bu denemeler [ bu yazarların] yazdıklarını aydınlatma çabası olduğu kadar, bu metinlerin üzerinde gezinen gölgeyi, her an yer değiştiren bu gölgeyi, onlarla aramızda ister istemez var olacak uzaklığı anlamlandırma çabası olarak da okunsun…” (s.12)

Yeri geliyor Tanpınar’ı temel alarak diğer yazarların yapıtlarıyla karşılaştırmalar yapıyor, yeri geliyor dil bakımından, üslup bakımından, işlediği konular bakımından incelemeye tabi tutuyor.

Şimdi Gürbilek eserinde, yazarlara ilişkin neler diyor, kitap tanıtma yazısı çerçevesinde kısaca buna değinelim. Alıntıları ağırlıkla dil açısından yaptım.

 

   tnpTanpınar

 

“Tanpınar, bölünmüş bir dünyanın romanlarını yazdı. Geçmişle bugünün, rüya ile dış dünyanın, aşkla tenselliğin, derinlikle yüzeyin… Tanpınar bu uzlaşmazlığı, dış dünyayı ve yüzeyleri rüyanın içine çekerek, nesnelerin kendi yüzlerini silerek, onları derin ve yoğun bir dille kuşatarak aşmaya çalıştı: Bölünmüşlüğün çözümünü, sanatın uyum ilkesinde aradı.” (s.25) Kültürü, geçmişi, derinliği hep sevdi Tanpınar.

 

Atay aty

 

 

Atay’ın önemi, “ bir yaşantıyı, iktidarla bağları seyrelmiş, hayattan çıkarı olmayan, beceriksiz ve işlevsiz kalmış, tutunamamış aydın yaşantısını içeriden ve mesafesiz bir dille, bütün duygusuyla” anlatabilmesindedir. (s.41)

Onda, karşılığını bulmamış bir adalet duygusu var, der Gürbilek. (s.46)

 

atlAtılgan  

 

Dar bir hayattan yola çıkar Atılgan.

“İmgesel birlik, ideal aşk umutları bitti. Tanpınar’ın çok uzağındayız artık… İdeal aşkın nesnesi çoktan yitirilmiştir.” (s.62-63)

“Bu yüzden değil Tanpınar’ın biriktiren, genişleyen üslubunu, bir Düşlerin Ölümü’ndeki

[ Tahsin Yücel] ağıt tonunu bile bulamayız burada. Romanın [ Aylak Adam ] temposu Atılgan’ın taşrayı anlatırken kullandığı dildir: Kısa, kesik, tutuk. Söz akmaz, doyurmaz artık…” (s.63)

Yusuf Atılgan kendi yazarlığına şöyle bakmaktadır: “ Benim yazarlığımdan daha önemlisi

günlük yaşamımdır. O benim için daha önemli. Günlük yaşamımda bazı ilişkiler. Bunlar için yazarlığımı feda edebilirim. Zaten böyle olmasa daha çok yazardım.” (Ahmet Ümit, İnsan Ruhunun Haritası, s.120, Everest Yayınları, 2010)

  krsKarasu

 

Bilge Karasu da yazarlık konusunda Atılgan’la benzer düşünceleri taşımaktadır. Yazıda kusursuzluğa ulaştığında, iyi bir yapıt yaratmaktan çok, iyi, dolu, güzel bir yaşam yaşamayı bilmiş olmayı kutsar daha çok. (bkz. Gece)

İlişkilere dair şöyle konuşur: “Kişi, yükümlülükleri değil, ilişkiyi bir hüküm, bir ferman gibi boynunda taşıdığına inanıyorsa, öbür ilişkilerinde de çok başarısız, dengeyi bir türlü kuramayan biri olur.” (s.84)

Konusuyla olduğu kadar okuruyla da arasında mesafe bırakan bir dil vardır yapıtlarında.

Karasu’nun yapıtlarındaki dil konusunu Gürbilek şu soruyla açar: ”Ele aldığı malzemenin yabanıl, yırtıcı, kanlı niteliği ile dilinin yumuşaklığı, sakinliği arasındaki karşıtlığı nasıl anlamlandırmalı?”(s.83)

   “Bir yazısında, şunu sormuştu Bilge Karasu: Yazar, kurar. Bu herkesçe bilinir. Okurlar, ne yaptıklarını her zaman düşünmüşler midir?” Gerçekten, ne yapıyoruz bir kitabı okurken? Ne yaptım ben bu yazılarda, Ahmet Hamdi Tanpınar’ı , Oğuz Atay’ı, Yusuf Atılgan’ı, Bilge Karasu’yu okurken?”(s.9)

   …                   

   “Şöyle cevaplayabilirim şimdi Karasu’nun sorusunu: Okur da kurar; okuduğu metnin arkasında durduğuna inandığı yaşantıyla kendisi arasında bağ kurar. Okuduklarını, kendi hayatının imgelerine çevirir, kendi imgelerini metnin içine taşır. Ama okuma daha yalın bir okumaya dönüştüğünde, bir sınırı, bir mesafeyi görmeyi de beraberinde getirecektir. Sonunda kabul etmek zorunda kalır okur: karşısındaki metin, o yaklaştıkça kaçar, yakınlaştıkça uzaklaşır ondan. Öyleyse okumak, metinle aramızda bağ kurmak kadar, metinle aramızdaki aşılmaz mesafeyi anlamlandırmaktır da aynı zamanda. İlki öznel, kişisel yönüyse okumanın, ikincisi daha nesnel yönü olacak. İlkinde kendini keşfediyorsa insan, ikincisinde kendinden vazgeçmesi gerekecek.” (s.11)        

                                            

                                              O kimse artık kitap okuyor

Okuduğunu da anlıyor!

Zaman geçmeden el ele verip özgür düşünceyi harekete geçirelim. Felsefenin, bilimin, bilimsel düşüncenin yol gösterici ışığı ile… Duygularımız gölgede kalmadan, erdemlilik içerisinde kendimize yepyeni bir hat örelim. Hayata içinden bir bakışla, uygun tarzda yaklaşabilmek için okuma uğraşının şart olduğunu (şart ki hem de nasıl şart) çevremize duyuralım. Sözü uzatmadan, hiç okuyanla okumayan bir olur mu? diye soralım.

 

Tanıtımı yapılan (kaynak gösterilen) eserin künyesi

Kitabın adı: YER DEĞİŞTİREN GÖLGE

Yazarı       : NURDAN GÜRBİLEK

Türü           : Deneme

Sayfa sayısı : 102

Basım yılı   : Haziran 2014, 4. basım

Yayınevi     : Metis

 

                                                                                                                         Serkan Yaman

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. zeki

    Bu yazıdan bir şey anlamadık… Nurdan Gürbilek iyi bir şey mi yapmış… Yoksa Serkan bey onu mu eleştiriyor… 90’li yılların bir numaralı liberal/sağcı yazarıdır Gürbilek… Birikimcilerin Metis hainliğinin öne çıkardığı bir fenomendir… Tanpınar sanki, “dış dünyayı ve yüzeyleri rüyanın içine çekerek, nesnelerin kendi yüzlerini silerek, onları derin ve yoğun bir dille kuşatarak aşmaya çalıştı: Bölünmüşlüğün çözümünü, sanatın uyum ilkesinde aradı.”ymış… Her tarafı tumturaklı bir aldatmaca değerlendirme… Sanatın uyum ilkesi mi var örneğin…?

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!