CFR Türkiye Raporu - M. Tanju Akad

CFR, emperyalist talana uygun bir dünya düzeni kurulması, bu düzenin siyasal ve ekonomik yönetiminin

elde bulundurulması için uzun/kısa vadeli stratejik kararlar almaktadır.

Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Bu rapor yeni bilgiler veya özgün bir bakış içermemektedir. Bu tür raporların saklı nedenlerini tam olarak kestirmek mümkün değildir. Bununla birlikte -şayet göründüğünden başka bir amaç taşımıyorsa- ki bunlarda birden fazla amaç da olabilmektedir- Türk-ABD ilişkilerinde yeni bir açılımı desteklemek için yazıldığı kanaatini uyandırmaktadır. Türkiye önemlidir dendiği her dönemde böylesi yaklaşımlar görülmüştür.

En kısa ifadesiyle, on yıllık AKP iktidarı sonrasında Türkiye yeni ve daha yakın bir işbirliğine hazır hale gelmiştir, ABD kamuoyu ve kurumları bunu görmeli ve gereğini yapmalıdır şeklinde bir “anafikir!” taşıdığı söylenebilir. 

Türkiye raporunu yazan komitenin başkanı Madeline K. Albright eski ABD Dışişleri Bakanı’dır. Stephen J. Hadley ve proje yöneticisi Steven A. Cook’un yanı sıra 23 uzman bu çalışmaya katkıda bulunmuştur. CFR 1921’de kurulmuş ve prestijli Foreign Affairs dergisini yayınlayan, bağımsız görünüşlü ama ABD dış politikalarını destekleyen bir kurumdur.

Raporun ana noktaları aşağıda özetlenmiştir. (M. Tanju Akad)

*

(…) AKP hükümeti büyük reformlar gerçekleştirmiştir. Askerlerin etkinliğini azaltmıştır.

Eleştiriye tahammülü azdır ve çok sayıda tutuklama yapılmaktadır. Gazeteciler ve subaylar başta gelmektedir.

Ekonomik olarak en büyük 20 ülke arasına giren Türkiye 2020’lerde ilk 10’a girmeye hazırlanmaktadır.

Temel hakları ve azınlıkları koruyan yeni anayasa için ABD ve diğer demokratik ülke liderleri ısrarlı (baskıcı okuyabilirsiniz) olmalıdır.

(Türkiye, çev.) BRICS (Brezilya, Hindistan, Çin, Güney Afrika) dışında olmakla birlikte gene de yükselen bir güçtür. Ekonomik güç dengeleri değişirken siyasi güç dengeleri de değişmek zorundadır.

Türkiye’nin İran ve Suriye konularında Batı’ya yakın tutumu ABD’de yeterince anlaşılmadı.

Türkiye ve ABD arasında yeni bir stratejik ortaklık konuşuluyor olsa da bunun ne anlama geleceği tanımlanmalıdır.

Erdoğan ve Obama 2011’de en az 13 kez telefonla görüştü. Clinton ve Davutoğlu daha fazla.

Karşılıklı güvensizlik var. Türkiye’nin ABD’ye güvensizliği çok daha fazla. Gelecekte güven artırılmalı ve dış politika sürprizleri önlenmelidir. Kaçınılmaz olan görüş farklılıklarının azaltılması için gayret gösterilmelidir.

En büyük anlaşmazlıklar Ermeni, Kıbrıs ve Irak konularıdır.

Türk kamuoyu araştırmalarının ABD’ye karşı güvensizliğe işaret etmesi Amerikan politikasını çizenler üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Bu durum ilişkilere büyük zarar vermektedir.

Afganistan, Suriye ve Libya’da karşılıklı ortak çalışma olumlu olmuştur. Jeostratejik ortaklık yaklaşımı güç kazanmıştır.

Malatya radarının bilgilerinin İsrail ile paylaşılması konusunda Türkiye büyük hassasiyet göstermiştir. ABD Savunma Bakanı Leon Panetta İsrail ile ayrı ve güçlü bir füze savunma işbirliğine sahip olduklarını söyleyince bu durum aşılmıştır.

ABD bugün çok farklı/değişmiş bir Türkiye ile karşı karşıyadır. Dolayısıyla ikili ilişkiler de değişmek zorundadır.

Türkiye’de dinci bir partinin yükselmesi demokrasi, modernizasyon ve ekonomik liberalizm ile uzlaşmaz değildir.

Türkiye ile ilişkiler sadece Hindistan ve Brezilya değil, G. Kore ve Japonya gibi en yakın müttefikler seviyesine çıkarılmalıdır.

Her düzeyde yakın ilişkiler kurulmalı, Karabağ ve Kıbrıs sorunları ele alınmalı ve Türkiye’nin çok faal olduğu Afrika’da işbirliği yapılmalıdır.

İki ülke arasında ekonomik ilişkiler zayıftır. En büyük kalem uçak ve savunma ürünleri satışlarıdır. Yeni yollar bulunmalıdır. Serbest ticaret antlaşması yapılmalıdır. ABD Türkiye arasında 1990 yılında yapılan BIT (karşılıklı yatırım) ve 1999 yılındaki TIFA (ticaret ve yatırım) antlaşmaları genişletilmelidir.

Son 10 yılda Türkiye aynı anda daha modern, daha Müslüman, daha demokratik ve daha Avrupalı olmuştur.

MGK’nın rolü önemsizleştirilmiştir.

AKP iktidara dindarlar, Kürtler ve milliyetçilerin oylarıyla geldi.

Dinci ve laikler arasındaki ‘kulturkampf’ çözümlenemedi.

AKP 2002 yılındaki 231 milyar dolarlık GSMH’yı 2010’da 736 milyar’a çıkardı. İhracatı da üç katına yükseltti. Yatırımlar 10 kat artarak 9.1 milyar dolar oldu.

AKP Kemal Derviş’in devlet müdahalesini azaltan reformlarından istifade etti.

Adalet işlerinde ise eskisinin yerine yeni ama gene politik bir hakimler grubu getirdi. Yargı eskiden de politikleşmişti, şimdi de öyle.

AKP kamuoyundan destek almaya devam edecek çünkü diğer partiler alternatif olarak görülmüyor.

AB ilişkilerinin donması Türkiye’de reformları engelliyor. Bunun yerini (baskı yapmak üzere) diğer demokratik ülkelerle birlikte ABD almalı.

Patrikhane, 301 sayılı kanun, hukuk devleti ve azınlık hakları sorunları sürüyor.

Kürtler konusunda ne askeri yollarla, ne de politikayla bir çözüm üretilemedi. AKP Kürtlerin bir kısmını yanına çekti… Kürt açılımı belirsizdi ve zayıf kaldı… Halihazırda durum kilitlenmiş durumda… AKP’nin Irak’taki bölgesel Kürt yönetimiyle yakınlaşması sorunu yumuşattı… Barışçı çözüm yönünde olumlu bir gelişme sayılabilir ki desteklenmesi gereken de budur.

Türkiye enerji yollarının küçümsenemeyecek (%4–6) bir kısmını denetliyor ve kendi enerji talebi de sürekli artıyor. ‘Yeni Büyük Oyun’un konusu budur. Türkiye bu alanda enerji piyasasını serbestleştirip yatırım çekmelidir.

Türkiye bütün dünyada, özellikle de bölgesinde daha dinamik bir rol oynamaktadır. Orta Doğu’da ekonomik ve siyasi anlamda lider olabilir. ABD ile bu yönde işbirliği yapabilir. Çok yönlü dış politikası devam etmektedir.

Laiklik, Araplarla Türklerin arasını açıyordu. AKP bunu gideriyor.

Irak savaşında Amerikalılara geçiş izni verilmemesi Arapların gözünde Türklere itibar kazandırdı.

Gülen cemaati ile AKP arasında bir gerginlik olmasına rağmen temelde yakın ilişkiler sürmektedir.

Ergenekon soruşturması, AKP-Gülen ittifakının, sosyal ve politik alanda muhaliflerini susturma operasyonudur. Gülen hareketi güçlüdür ve ABD’de daha iyi anlaşılmalıdır.

(…)

M. Tanju Akad

 

 

*CFR NEDİR?

CFR (Council on Foreign Relations / Dış İlişkiler Konseyi), I. Dünya savaşı sonrası, ABD, dünyanın yeniden paylaşımında yerini aldığı Paris Konferansı’nın (Osmanlı bu konferansta paylaşılmıştı) ardından dünya egemenliğini elde edebilmek üzere ABD dış politikasını siyasal ve ekonomik bir düzene oturtmak için 1921’de kuruldu. 

CFR de Amerikan seçkinlerinin eseridir. Bizim Türkiye solunun “Kahrolsun Emperyalizm!” diye yıllarca alanlarda haykırdığı gerçeğin en önemli yürütme organıdır. Emperyalizmin beynidir desek daha iyi anlatabiliriz. Bu ‘özel’ görünümlü kulüpte Amerikan denetimli emperyalist tekellerin temsilcileri, ABD başkanları, büyükelçiler, dışişleri bakanları, borsa şirketlerinin yöneticileri, bankerler, çok uluslu şirketlere bağlı vakıfların temsilcileri, “think tank” yöneticileri, ‘lobici’ avukatlar, NATO’nun ve ABD’nin önde gelen deneyimli askerleri, medya patronları ile üniversite yöneticileri, özenle seçilmiş profesörler, federal devlet kongresinden seçilmiş üyeler ve senatörler, yüksek yargı üyeleri ve zenginler kulüplerinin temsilcileri yer almaktadır. 

*

CFR, emperyalist talana uygun bir dünya düzeni kurulması, bu düzenin siyasal ve ekonomik yönetiminin elde bulundurulması için uzun/kısa vadeli stratejik kararlar almaktadır. Dünyanın yeniden şekillenmesi burada çizilen haritalara göre yapılmaktadır. Öyle ki II. Dünya savaşına girme kararlarının alt yapısı ve savaş sonrasının dünya düzeninin planları, CFR çalışma gruplarınca hazırlanmıştır.  II. Dünya savaşı süresince, ABD’nin dünya egemenliği amacını kamuoyundan gizlemek için yaptığı soyut ve genel açıklamaların içeriğinin yanı sıra, propaganda yöntemi bile CFR komitelerince önerilmiştir.

 

“YENİ SÖMÜRGECİLİK” KAVRAMININ BABASI KURULUŞ

CFR, “Yeni sömürgecilik” kavramının teorisyeni ve uygulayıcısıdır. II. Bunalım dönemi sonrasının planlanmasında, eski usul toprak egemenliğine (kolonial) dayalı sömürgecilik yönteminin geçersizliğini benimseterek, ABD Dünya İmparatorluğunun kurulmasına ve yönetilmesine aracı olacak barışçıl kurumlaşma kararları ile birlikte, Birleşmiş Milletler’in yasal ve düzensel tasarımlarını hazırlamıştır. 

ABD’nin dünya doğal kaynakları üstündeki egemenliğinin sağlama alınarak, ham madde kaynağı olarak görülen ülkelere ABD’den mal ve sermaye ihracatının güvenceye kavuşturulmasının en güvenilir yolu bu ülkelerin içeriden fethedilmesidir. CFR, bu amaçlara uygun olarak, “tek dünya - tek devlet” düzeninin parasal yönetim dizgesinin oluşturulması önerilerinde bulunmuş ve 1942’de dünyanın yeniden ele geçirilmesi planına uygun bir adla, “Yeniden Yapılanma ve Kalkınma için Uluslararası Banka (IBRD/Dünya Bankası)”nı kurdurmuştur. “Uluslararası Para Fonu (IMF)”nin yasal ve teknik çalışmaları da CFR tarafından yapılmıştır. 

Böylece, ABD dış politikasında temel ilke olarak, her yasanın ve her kararın gerekçesi yapılan “ulusal güvenlik” ve “ulusal çıkar” terimlerinin kapsamı, CFR tarafından belirlenir olmuştur.
CFR’nin politik egemenliği demek, büyük şirketlerin, büyük bankerlerin ve onların çevresinde kenetlenmiş ulusun çok küçük bir bölümünü oluşturan seçkin devlet memurlarının ve akademik dünyanın egemenliği demektir. “Lobicilik” ya da “halkla ilişkiler” adı altında sürdürülen göz boyama, yanlış ve eksik propaganda bu seçkinler egemenliğini gizlemeye yöneliktir.

*

CFR, salt öneren bir örgüt de değildir. Örgütün çalışmaları devlet yönetimiyle birlikte yürütülmektedir. Örneğin, CFR’nin yaklaşık 100 görevlisi, 1939’dan 1945’e dek, “War and Peace Studies Project (Savaş ve Barış Değerlendirmeleri)” adı altında II. Dünya savaşı sonrasını planlama çalışmalarını sürdürürken, ABD hükümet yetkilileri de bu çalışmalara katılmışlardır.

Planlamanın üst yönetim komitesine ABD Başkanı Roosevelt’in büyükelçilerinden Norman H. Davis başkanlık etmiştir. CFR’nin yayın organı “Foreign Affairs”in editörü Hamilton Fish Armstrong komitenin ikinci başkanlığını yaparken, CFR yürütme direktörü Walter H. Mallory komitenin sekreteri ve Alvin H. Hansen, Jacob Viner, Whitney H. Shepardson komite üyeliğinde bulunmuşlardır. Komite üyeleri arasında sonradan CIA’yı kuracak ve direktörlüğünü yapacak olan Allen Welsh Dulles, Hanson W. Baldwin ve CFR direktörü Isaiah Bowman da bulunmaktaydı. Rockefeller Foundation (Vakfı), bu çalışmaları başlatmak üzere, nakit 300.000 dolar ödemişti.

Böylece, II. Dünya savaşı öncesinde “büyük alan (Grand Area)” olarak tanımlanan Almanya dışındaki topraklarda, daha sonra da tüm dünyada, ülkelerin kaderleri ve ABD’nin iç ve dünya politikası, ABD’nin çok uluslu şirketleriyle bankerlerin kararlarına bağlanmıştır. CFR, dış politikada salt açık-diplomatik olayları yönlendirmekle kalmayan ve örtülü operasyonların ana hatlarını da çizen bir kulüp niteliğine sahiptir. CIA direktörleri, CFR’ye raporlar sunmuş, operasyon uygulamaları ve sonuçları kapalı toplantılarda değerlendirilmiştir. CFR ile ABD federal devlet yönetimi iç içe geçmiştir. Federal devlet kadrolarının seçiminde, dışişleri görevlilerinin atanmalarında CFR’nin yönlendirmesi kaçınılmazdır. Federal devlet yönetiminde en etkili konumlara CFR üyeleri getirilmiş ya da en etkili görevlerde bulunanlar sonradan CFR’ye üye olarak alınmışlardır.

CFR, ABD’ye gelen yabancı devlet başkanlarının, başbakanların, ordu yönetimlerinin uğrak yeri olmuştur. Bu uğrayışlar, birçok başka ilişkide yapıldığı gibi, konferans adı altında düzenlenen toplantılarla yasallaştırılmıştır. Burada önemli olan, yabancı devlet adamlarının sözde “düşünce kulübü” toplantısı adı altında katılımları, yarım yamalak da olsa ABD dışındaki üçlü egemenlik ülkelerinin (Trilateral Commission/ ABD-Batı Avrupa-Japonya) borusu arada bir ötse de, uluslar arasında her şeye karşın hukuksal bir anlaşmaya yaslanan Birleşmiş Milletler kurumu yerine, hiçbir hukuksal zemini bulunmayan, CFR ve yan örgütlerinin meşrulaştırılmakta, öteki devlet yöneticilerinin katılımını da özendirmektedir.

Bu meşrulaştırma ya da boyun eğme öylesine bir durum almıştır ki yaklaşık on yıldır, BM neredeyse ikinci plana atılmıştır. Uluslararası anlaşmazlıkların çözümü artık AKEV’de, CFR’de ve NED bürolarında aranmaktadır. Birleşmiş Milletler ise Washington çevresinde alınan kararların dikte ettirildiği bir örgüt konumuna düşürülmüştür. Bu duruma, ABD’nin dünya egemenliğinin dolaylı olarak kabulü dense yeridir. Bu durumu, dolaylı da olsa kabul etmeyen devletlere, ABD yönetimince, “terörist” ya da “teröre destek veren” ya da “din hürriyeti düşmanı” ya da “İnsan hakları ihlalcisi” damgası vurulmaktadır.

 

CFR TOPLANTILARININ TÜRK(İYE) MÜDAVİMLERİ

CFR toplantılarından eksik olmayanlar AKP kurucusu, sonra başbakan ve daha sonra da Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül, o zamanların Refah Partisi üyesi, RP-DYP koalisyon hükümetinin devlet bakanı olarak, 26 Şubat 1997’de New York’da CFR’ye gitmiş ve “Yuvarlak Masa Toplantısı”na katılmıştır.

Yuvarlak masa toplantısı kamuoyuna, hatta ilgili kuruluşun tüm üyelerine açık olmayıp, bilimsel ya da siyasal bir konferanstan farklıdır. Sınırlı sayıda katılımcıyla gerçekleştirilir. Oysa TC Devlet Bakanı Abdullah Gül, orada, genel dünya politikalarıyla ilgili bir başka toplantıya da katılmamıştır.

Yuvarlak masa toplantısının konusu özel ve özgündür:  “The Refah (Welfare) Party and Turkish Foreign Policy (Refah Partisi ve Türk Dış Politikası).” Bu toplantıyı, eski “influence agent” lardan Matthew Nimitz yönetmiştir.

Beş yıl sonra, 6 Nisan 2001’de yine New York’da, “U.S. – Turkish Relations in the 21st Century” (21. Yüzyılda Birleşik Devletler - Türk İlişkileri) toplantısı yapılmıştır. Bu toplantıda TBMM’den Mehmet Ali İrtemçelik (ANAP MV, Eski İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı), Abdullah Gül (SP MV, TBMM Dışişleri Komisyonu ‘DK’ üyesi), Kamran İnan (ANAP MV, TBMM DK Başkanı), Tahir Köse (DSP MV, SHP-DYP Hükümeti Eski Sanayi ve Ticaret Bakanı), Oktay Vural (MHP MV, TBMM DK üyesi), Ayfer Yılmaz (DYP MV, SHP-DYP Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı, Eski Hazine Müşteşar Yrd.) konuşmacı olarak bulunmuşlardır. Toplantıda CFR’yi temsilen “CFR Peace and Conflict Studies (Barış ve Çatışma Değerlendirme)” üyesi, Rockefeller Foundation (Vakfı 1996-97) görevlilerinden Hint kökenli Amerikalı Bayan Radha Kumkar da yer almıştır.

Helena Kane Finn (Boğaziçi Ünive. Öğr. Üyesi, 2002-2003 arasında CFR’de çalıştı, Türk Araştırmaları Bölümü’nü kurdu, “Kültürel Diplomasi ve Birleşik Devletler’in Güvenliği” konferansı düzenledi, Türkiye’den yazarları Amerika’ya götürdü, yazarlık kursu, bursu verdi; eğitti.

CFR’yle ilişkili örgütlerin toplantılarına katılanlar ise saymakla bitmez. Kasım Gülek, Erdoğan Alkin (Politikacı, akademisyen) Hakan Eraydın (Milli Savunma Bakanlığı Daire Başkanı), Murat Mercan, Ali Babacan (AKP Genel Başkan Yardımcısı), Çağrı Erhan, Nur Batur, Eyüp Sağlık, Kadri Gürsel, Ergun Babahan, Ahmet Evin, Kemal Kirişçi, Ayşe Kadıoğlu, Burak Akçapınar, Mensur Akgün, Hasan Bülent Kahraman… (Gazeteci, akademisyen)

 (Daha fazlasını merak edenler Mustafa Yıldırım’ın Ortağın Çocukları kitabına bakabilirler.)

 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

ANA FİKİR’de yayınlanan  yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan yazılar  ilgili kaynağa aittir ve bu yazıların kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı Ana Fikir  sorumlu tutulamaz. Yazıların hukuki sorumluluğu yazarlara aittir.!

Web Tasarım :Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.