Yenilenme Sürecinde Sosyalist Yönelim Bakış Açısının Savunulması- Tran Huu Tien

Sosyalist yola sıkıca bağlı kaldığımızda sosyalist yönelimi pratik eyleme dönüştürecek ve genç kuşaklara gerekli güveni aşılamış olacağız.

 

YENİLENME SÜRECİNDE SOSYALİST

YÖNELİM BAKIŞ AÇISININ SAVUNULMASI

Tran Huu Tien( Prof. Dr. Ho Chi Minh Ulusal Politik Akademi)

Çeviri: Cem Kızılçeç

 

2006’daki 10. Parti Kongresi’nin eşiğinde sosyalist yönelim konusu kamuoyunun ilgisini çekmiş ve sarsıntılı tartışmalar ortaya çıkmıştı. Parti yetkilileri ve üyeleri, bu konu üzerine ateşli tartışmalar yaptılar. Benim düşünceme göre en önemli özellik, Parti belgesinde de dile getirildiği gibi sosyalizm yolunda ısrarla devam edilmesi ve sosyalist hedeflerin gerçekleştirilmesi için yenilenme sürecinin hızlandırılması konusunda büyük bir oybirliği ile uzlaşmanın olmasıydı. Özellikle yenilenme sürecinin hızlandırıldığı içine girdiğimiz yeni sosyalist inşa süreci birçok yanıtsız soruyu ortaya çıkarttığında “sosyalizm”, “sosyalist yönelim” ve yenilenme çözümleri konusunda farklı görüşlerin ortaya çıkması oldukça yaygınlaşmıştır. Hatta o günlerde bazıları açısından sosyalizm hakkında kuşkular, hatta onun reddedilmesi dahi gündemdeydi. İnternet dahil bir kısım medya tarafından sosyalizm eleştiriliyor. Sosyalizme itirazlar farklı biçimlerde, bazen dolaylı olarak ve imalarla dile getiriliyordu. Bu kişiler, sosyalist yönelimin benimsenmesinin yenilenmenin biçimlenmesinde bir tereddüt anlamına geldiğini söyleyerek, sosyalist yönelim ile DOİMOİ yenilenmeyi karşı karşıya koyuyorlardı. DOİMOİ’nin ve sosyalist yönelimin birlikte savunulmasının sosyalizm yolunda gelişme ve devam etmeyi öncelediğini (bu anlamda ulusalcı olduğunu) ülkemizi  “dünyadaki evrensel gelişme sürecinden kopartacağını” öne sürüyorlardı. Birçok görüş “geçiş dönemi” “ekonomide devlet sektörünün kilit önemde olması” ve “kamu mülkiyeti” kavramlarının benimsenmeye devam edildiğinden hareketle, bu yaklaşımların eski düşünme biçimi olduğunu söylüyorlardı (ÇN. sağ eğilimli akademisyenler kastediliyor). Bazıları ise, Partimizin asıl gücünü 19. yüzyılda oluşturulan bir ideolojiye (Marksizme) bağlanarak değil mevcut gerçekliklerden alması gerektiğini söyleyerek partinin Marksist-Leninist ideolojik temelinden vazgeçmesini istiyorlardı. Bunlar, devrim davamıza karşı çıkan düşman güçlerin suçlamalarından söz dahi etmiyorlardı.  Düşünceme göre bütün bu tartışmalar Parti’nin kaderi ve ülkenin geleceğiyle ilgili ilkesel bir konuda Parti’de birliği sağlamlaştırmak üzere sağlıklı bir biçimde ele alınmalıdır. Bu ilkesel konu, mevcut durumda sosyalizm yolunda devam edip etmeyeceğimiz sorunudur.

 

Neden sosyalizmde ısrar etmekteyiz? 

Partimiz ve halk neden son 20 yıl içinde seçilen bu yolda gelecekte de devam etmede ısrarlı olmalıdır? Geçmiş 100 yıl bize bu sorunun yanıtını veriyor. Çünkü, yalnızca ulusal bağımsızlık ve sosyalizm, bize bağımsızlık ve özgürlüğü getirebilir ve halkımızı kendi kaderinin efendisi ve gelişme yolumuza karar verme durumuna getirebilir. Partimiz 1980’lerde ve 1990’larda Batı’da Sovyetler ve Doğu Avrupa’da küresel sosyalist krizler ortaya çıktığında, sosyalizm yolunu izlemede ısrar etmemiş olsaydı, devrimimizin hedefleri ve başarılarını sürdürürken yenilenme sürecini gerçekleştiremeyecektik. Yanlış yöntemler ve modellerden kararlı ve cesur biçimde vazgeçmeksizin, yeni yöntemler ve modelleri yaratıcı biçimde geliştirmeksizin sosyalizmi daha etkili biçimde inşa edemeyecektik. Mecazi olarak belirtirsek, kirli banyo suyunu dökerken bebeği de atmamamız gerekiyordu. Çünkü ulusal bağımsızlık ve sosyalizm, ülkemiz için çok olumlu değişiklikler getirmiştir ve bunu ancak sosyalizmle sağlamaya devam edebiliriz.

80 yıl önce Vietnam halkı, sömürgeci köleciliğin karanlıklarında yaşarken Vietnamlı seçkin insanlar ulusumuzun özgürleşmesi ve kurtulması için doğru yolu işaret etmişlerdi. Halkımızın seçimi, aynı zamanda tarihin seçimiydi. Ülkemize bağımsız ve özgürlük getirmeyecek olan ve aynı zamanda işçiler, çiftçiler ve aydınlardan oluşan halkın çoğunluğunu kendi kaderlerinin efendisi durumuna yükseltmeyecek olan kapitalist gelişme yolunu seçmedik.

Eğer kapitalist yolu izlemiş olsaydık,  sömürge Vietnam’ın ve ülkemizin kurtuluşu için önkoşullar, öncelik ve kapasiteye sahip olmayacaktı. Böylesi köleci bir ülkede kapitalizm yalnızca sömürgeciliğe bağlı “cılız bir yerli kapitalizm” olacaktı. 20. yüzyılın ilk yarısına gidersek Ağustos Devrimi’nden sonra biz barış istedik, ama emperyalistler barışı gerçekleştirmemize izin vermediler. Ülkemizin ulusal bağımsızlığı ve sosyalizme yalnızca sözlü olarak saldırmakla yetinmediler, aynı zamanda bize karşı silah da kullandılar. Aralarında ABD’nin de bulunduğu Batılı ülkelerdeki birçok araştırmacı, Vietnam halkının mücadelesi ve başarısı olmadan küresel durumun farklı olacağını kabul etmektedirler. Eğer Vietnam bu 30 yıl süren savaşı ve savaşın sonuçlarının üstesinden gelmek için geçen oniki yıllık onarım sürecinden geçmemiş olsaydı bugün Vietnam’ın gelişmesi çok farklı olabilirdi.

Bazıları ulusal bağımsızlık ve sosyalizmin ulusun özgürleşmesinde etkili olduğunun inkâr edilemeyeceğini söylüyorlar, fakat onlara göre artık bu yaklaşım bugünkü duruma denk düşmemektedir. Bu insanlar, temel bir noktayı unutuyorlar. Ulusal bağımsızlık ve sosyalizm, ulusal kurtuluşun ve ulusun güçlerinin yeniden güçlenmesini sağlamıştır.

Kamuoyunu çok ilgilendiren bir soruyu da açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Sosyalist yönelim dediğimiz şey halkın düşünce biçimlerinde varolan farklılıkları sınırlandırır ve böylece ülkenin gelişmesini önler mi?

Son 20 yıl içinde sosyalist yönelimli yenilenme sürecini uyguladık. Batılı gözlemciler ve Dünya Bankası (DB) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi uluslararası mali ve ekonomik kuruluşlar, Vietnam’ın hızlı ekonomik büyüme oranına sahip ülkelerden birisi olduğunu kabul ediyorlar. Vietnam’ın GSMH’sı, 1991’den 995’e kadar %8.2, 1996’dan 2000’e %7, 2001’den 2005’e %7.5 ve 2005’de %8.4’e ulaşmıştır. Eğer ilerde de geçmişteki 15 yıllık görece hızlı ve sağlam gelişme sürdürülürse ve eğer gelecek 15 yıl içinde ekonominin rekabet gücü geliştirilirse, Vietnam, hâlâ gelişmekte olan bir ülke olmaya devam etmekle birlikte önemli bir sosyo-ekonomik aşama sağlanmış olacaktır.

Geçmiş 15 yıl boyunca kapitalist ülkeler, en yüksek ekonomik büyüme oranına sahip ülkeler olmamıştır, bunu başaranlar yenilenmeyi başarıyla uygulayan sosyalist ülkeler, Çin ve Vietnam’dır. Yine de, bir gelişmiş bir kapitalist sanayi ülkesi için yüksek bir ekonomik büyüme oranının sürdürülmesinin kolay olmadığını anlıyoruz. Sosyalist yönelim, bazılarının ifade ettiği gibi gelişmenin itici güçlerini yok etmemektedir. Tam tersine, sosyalizm, bu itici güçlerin maksimize edilmesini gerektirmektedir. Bu itici güçler, yeni çok sektörlü ekonomik yapıdan güç almakta ve hukukun üstünlüğüne dayalı sosyalist bir devletin düzenlemesi ve yol göstericiliği altında piyasa mekanizmasının izlenmesiyle iş görmektedirler. Bu itici güçlerin amacı halkımızı ortaklaşa zenginleştirmek, ülkemizi güçlendirmek ve toplumumuzu eşit, demokratik ve uygar bir düzeye getirmek için özellikle emekçilerin, işadamlarının ve kapitalistlerin çıkarlarını uyumlu bir biçimde birleştirmeyi ve ulusal birliği ve bağımsızlığı güçlendirmeyi hedeflemektedir. Modern bir piyasa mekanizmasını ve aralarında devlet sektörünün de bulunduğu farklı ekonomik sektörlerin ekonomik güçleri arasında sağlıklı bir rekabet teşvik edilmektedir. Bir diğer itici güç, Vietnam’ın inisiyatifini koruyarak aktif bir biçimde uluslararası ekonomik bütünleşmeye katılması, uluslararası işbirliği ve rekabete açılmasıdır.

Bu politikalar ve itici güçler olmaksızın bir ekonomi beş yıllık dönem için gerekli olan asgari %7’lik ortalama büyüme oranını sürekli olarak sağlayamayacaktır. Sosyalist yönelim, kapitalist ekonomi sektörünün de aralarında bulunduğu bütün ekonomik sektörlerin potansiyellerini tam olarak sergilemelerini hedef almaktadır. Vietnam’da yerli özel sektörün gelişmesi için uygun koşullara sahip olduğunu söylemek olasıdır. Devletin yönlendirmesi altında kaldığı sürece özel ekonomik sektörün sağlıklı ve yasal gelişmesi, sosyalist yönelimle çelişmeyecektir. Böylece devlet yönlendirmesi altındaki özel sektör sosyalist yönelimli piyasa ekonomisinin güçlü itici güçlerinden birisidir.

Ülkemizde sosyalist yönelimi reddetmek isteyen insanlar çoğunlukla eleştirilerini ve oklarını ekonomide devlet sektörünün kilit rolü üzerinde yoğunlaştırmaktadırlar. Onlara göre:“Bu sektörde işler hem herkesin işi hem de hiç kimsenin işi değildir, yani sahipsizdir” ve itici güç bulunmadığı için devlet sektörünün zayıf ve etkisizdir“. Bu, oldukça önyargılı bir algıdır. Devletin sahip olduğu bir işletmenin yönetiminin aynı ölçekteki özel bir işletmenin yönetiminden, çok daha karmaşık ve zor olduğu bir gerçektir. Ne var ki, iyi bir yönetim sağlanır ve öznel yanlışların üstesinden gelinirse, devlet sektörünün potansiyeli ve üstünlükleri ortaya koyulabilecektir. Devlet sektörünün, üstünlükleri yeterince ortaya koyulamamaktadır. Gerçekte, devlet ekonomi sektörü ekonomik gelişmeyi engellememekte aksine onun başarılı olması özel sektörün de dahil olduğu diğer tüm ekonomik sektörler için en uygun koşulları yaratmaktadır. Devlet sektörünün zayıflıkları ise yalnızca ekonomik gelişmeyi olumsuz etkilememekle kalmaz, aynı zamanda özel ekonomi sektörünü de olumsuz etkilemektedir. Bazıları devletin ekonomik sektörünün kilit rolünü anlamamakta ve bu yüzden onu eleştirmektedirler. Kilit rol dediğimiz zaman devlet sektörünün olabildiğince geniş olması gerektiği ve bütün sektörlerde %100 devletin sahip olduğu işletmelerin kurulması gerektiği anlamına gelmemektedir. Devlet işletmeleri ve devletin kontrolündeki mali ve bankacılık sistemi, tüm ekonomik alan için uygun bir çevre ve gelişmeye yardımcı olmak için koşulları yaratmayı hedeflemelidir. Devlet ekonomik gelişmeyi yönlendirmek ve düzenlemek için önemli bir mali ve parasal hareketleri yönlendirmelidir. Gelecekte, devlet ekonomisinin gücünün artacağı bir bilgi ekonomisinin gelişmesi büyük bir olasılık olarak görülmelidir. Ne var ki, bugün devlet sektörü ekonomisinin bazı zayıflıkları ve sınırlılıkları da vardır ve bunların üstesinden gelmek gerekir ve bunların üstesinden gelinebilir.

Bazıları sosyalist yönelimin devletin toplumsal-ekonomik yaşama derinlemesine ve kabaca müdahalesi anlamına geldiğini söylüyorlar. Devletin küçük ve halkın ve sivil toplumun büyük olması gerektiği öne sürülüyor. Ne var ki, bu eleştiriciler devletten birçok talepte bulunuyorlar. Onlara göre örneğin devlet uluslararası rekabetin yarattığı bütün kayıpları ve zorlukları omuzlamak zorundadır. Çok az kâr getiren, fakat halk ve ekonomi için zorunlu alanların olduğunu ve özel sektörün  “devlete ait” bu karlı olmayan alanlara girmek istemediği söyleniyor. Bu insanlar, devletin ve devlet ekonomi sektörünün “herkesin işini” yapmasını ama “hiç kimseye” karışmamasını istiyorlar. Devletin çok fazla şeyin altına girmesini istiyorlar, ancak devletin ekonomiyi yönetmek ve düzenlemek için (vergi toplama dışında) herhangi bir ekonomik gücünün olmasını istemiyorlar. Kanımca bu eleştiriler kendi içinde çelişiktir.

Sosyalist yönelim, özellikle ekonomik gelişme yönünden – ilkel ve doğal tarım ekonomisiyle işe başlayan ülkemiz için yaşamsal bir öneme sahiptir. Sosyo-ekonomik gelişme görevlerinin özü, sürdürülebilir ve hızlı sanayileşme aracılığıyla sanayileşmenin ve modernleşmenin başarılı olarak yerine getirilmesidir. Bazıları bize neo-liberalizmin kalkınma modelini ve anlayışını izlememizi tavsiye ediyorlar. Şöyle diyorlar: “Hâlâ çok yoksuluz, bırakalım ilk önce ülkemiz gelişsin, şimdiden yönelim sorununu tartışmamıza gerek yoktur.”

Ne var ki, Nobel ödüllü Profesör Stiglitz gibi seçkin ve deneyimli kişiler, bize ekonomik gelişme ile toplumsal gelişmeyi uyumlu bir biçimde götüren ve birleştiren sürdürülebilir gelişme ve kalkınma yolunu seçmemizi tavsiye ediyorlar. Bugünkü mevcut gelişme, gelecek kuşaklara ödeyecekleri ağır bedeller yüklememelidir. Stiglitz’in bu önerileri de sosyalist yönelimli gelişme anlayışına oldukça benzemektedir. Vietnam’ın gelişme politikasını halkımızı refaha kavuşturan, ülkemizi güçlendiren ve toplumumuzu eşit, uygar duruma getiren bir gelişme olarak açıkça tanımladık. Bu gelişme, halka yönelik ve halk için olmalıdır. Halktan söz ettiğimizde halk, yalnızca toplumun belli bir kesimi, bir sınıf, bir tabaka, bir bölge değildir. Halk, bütün bir toplumu kapsamaktadır. Herkes aynı gelişme fırsatlarına sahip olmalı ve gelişmenin meyvelerinden ülkenin büyümesine yaptığı katkı oranında yararlanmalıdır. Halk, yalnızca gelişmenin itici gücü değil, aynı zamanda gelişmenin hedefidir. Emekçilerin ve bütün ekonomik sektörlerdeki insanların meşru çıkarlarını tam ve mükemmel bir eşitlikçi temelde olmasa da sağlıyoruz. Gelir bölüşümü esas olarak çalışanların emek katkısına, ekonomik verimliliğe, sermaye ile diğer kaynakların toplumsal refaha ve üretime katkılarına göre yapılmaktadır. Parti ekonomik büyümeyi giderek artan bir düzeyde toplumsal sorunların çözümü için maddi bir koşul olarak göz önünde tutarak, gelişme bakımından ekonomik ve toplumsal politikaları birleştiriyor. Toplumsal refah politikalarının etkin bir biçimde uygulanması, ekonomik gelişme için önemli bir teşvik edici güçtür. Sosyalist yönelimin en belirgin özelliklerinden birisi, ekonomik büyüme ile toplumsal ilerlemeyi uyumlu biçimde birleştirmek, her adımda ve her bir gelişme politikasının uygulanmasında eşitliği sağlamaktır. Sosyalist yönelim, hiçbir zaman ne yoksullukta eşitlik ne de zenginlikte eşitlik biçiminde bir eşitlikçilik anlayışını savunmamaktadır.

Sosyalist yönelim yaklaşımı aynı zamanda eşitsizliklerin veya da büyük toplumsal ve gelir farklılıklarının karşısında olan bir yaklaşımdır. Sosyalist yönelim, halkın tüm kesimlerine ve tüm bireylere gelişme fırsatları bakımından eşit fırsatlar sağlayarak ve herkesin kapasitesini ortaya koyması için koşulları yaratarak büyük bir dinamiği harekete geçirmektedir. Parti ve hükümetin izlediği politikalar, halktan insanların yasal yollardan zenginleşmelerine ve ekonomiyi geliştirmelerine izin vermekte ve teşvik etmektedir. Parti ve hükümet bir yandan halkın yasal ve meşru yollardan zenginleşmesini teşvik ederken, öte yandan yeni iş ve istihdam alanları yaratarak ve yoksullar için toplumsal yaşam koşullarını iyileştirerek açlığı ortadan kaldırmak ve yoksulluğu azaltmak stratejisini takip etmektedir.

Sosyalist yönelim, ekonomik gelişmenin kültürel ve eğitimsel gelişme ile el ele yürümesini öngörmektedir. Bu anlamda kültürün toplumun manevi birleştirici temeli olduğu, eğitim ve öğretim ile bilim ve teknolojinin toplumsal gelişmenin temel etmeni olan insan kaynaklarından yararlanmak için başlıca ulusal yol olduğu kabul edilmektedir.

Fakat öte yandan ülkemizde sosyalist yönelimli piyasa ekonomisinin gelişmesi toplumsal tabakalaşmaya yol açmaktadır. Partinin toplumsal önderliği altında tabakalaşmanın serbestçe gelişmesine izin verilmesinin nedeni,  bunun toplumumuzun bugün içinde bulunduğu koşullarda sosyalizmin uzun vadeli hedeflerine ulaşmada çabalarımıza katkıda bulunduğunu düşünmemizdir. Fakat sosyalist yönelim olarak tanımladığımız yaklaşım, emekçiler ile çalışan insanlar bakımından dezavantajlara ve sıkıntılara neden olan eşitsiz bir toplumun ortaya çıkmaması için devletin tabakalaşma sürecini kontrol etmesini öngörmektedir.

Vietnam son 20 yıl içinde, ekonomideki gelişmeye ek olarak, büyük toplumsal başarılar elde etmiştir. Yoksulluğun azaltılması süreci hızlanmış ve diğer benzeri alanlarda birçok başarı elde edilmiştir. Ulusal standartlara göre yoksul hanelerin oranı 1992’de %30’dan 2003’de %12’ye düşmüştür. Uluslararası standartlara göre baktığımızda ise 1993’de %58’den 2002’de %28’e düşmüştür. Yoksul hanelerin oranı Vietnam ulusal standartlarına göre 2001 ile 2005 arasında %7 idi. Küresel düzeyde Vietnam, yoksulluğun azaltılmasında en başarılı ülkelerden birisi olarak kabul edilmektedir. 2000’de bütün ülke, okuma yazma ve ilköğretimin ülkenin tüm köşelerine ulaşması konusunda ulusal standartlara ulaşmıştır. 2005’in sonu itibariyle otuzu aşkın eyalet ve şehirde orta öğretimin ilk aşaması her yere ulaşmıştır. Halk sağlığı alanında da ilerlemeler sağlandı. Vietnamlıların ortalama yaşam süresi, 1999’da 68 iken 2005’te 71.3’e çıkmıştır. Bu anlamda İnsani Gelişmeler Göstergesi, ekonomik gelişmeden daha yüksek sonuçlara ulaşmıştır. Ülkemiz sosyalist yönelimli bir politika izlememiş olsaydı halkımızın bu genel toplumsal refaha ulaşılması bir hayal olabilirdi.

Politik bakımdan sosyalist yönelim yaklaşımı, sürekli olarak halkın devletin efendisi olma hakkını güçlendirerek sosyalist demokrasinin ve hukukun üstünlüğü olan sosyalist bir devletin inşa edilmesi ve gelişmesini öngörmektedir. 20 yıllık yenilenme sürecinde yasama, yürütme ve yargı alanlarında da önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

Son 60 yıl içerisinde, özellikle de 20 yıllık yenilenme döneminde, ülkemizin elde ettiği toplumsal-ekonomik ve politik başarılar, Partinin önderliğinin eseridir. Parti önderliği ve devletin asıl iktidarı, halk kitlelerinin elindedir. Halkın temel tercihleri, sosyalist yönelimli gelişme bakımından ülke için politik öncülleri ve önkoşulları oluşturmaktadır. Tam da bu nedenle ulusal bağımsızlığın ve sosyalizmin düşmanları, saldırılarını Partinin önderliği yaklaşımına yöneltmektedirler. Oysa sosyalizmin inşasında Parti’nin önderliğini korumadan ve halk iktidarını güçlendirmeden sosyalist inşadan ve sosyalist yönelimden söz edilmesi ikiyüzlülük olacaktır. Bu liberal güçler tarafından hazırlanan senaryoya göre ülkede Batı tipi çoğulculuğun ve çok parti anlayışının yayılması, sosyalist politik rejimin değiştirilmesi ve sosyalist yönelimin sonlandırılmasına yönelik, ideolojik bir hazırlık olarak düşünülmelidir.

Belirtildiği gibi, son 20 yıllık gelişme boyunca Partimiz ve halk, tarihsel başarılar elde etmiştir. Sosyalist yönelimli bir sanayileşme ve modernleşme davası, Vietnam’ı 2020’ye kadar sanayileşmiş modern bir ülke yapmayı ve halkın mutlu ve refah içinde yaşamasını temin etme hedefi doğrultusunda yürütülmektedir. Ancak sosyalist yönelimli gelişme güçlü ve başarılı yanlarının yanı sıra birçok zorluklar ve sorunlarla da karşı karşıyadır. Parti’nin önderliğinde, Parti inşası alanındaki çalışmalarda ve devlet yönetiminde zayıflıklar ve yanlışlar da bulunmaktadır, ayrıca toplumda, kitleler içinde bazı sağlıksız toplumsal gelişme olguları da bulunmaktadır. Parti’nin 10. Ulusal Kongresi’ne sunulan politik rapor taslağı bu problem alanlarını ve sınırlılıklarımızı tanımlamaktadır. Örneğin bunlar arasında düşük nitelikte üretim, yetersiz verimlilik ve yetersiz rekabet öğeleri de sayılmıştır. Birçok acil toplumsal sorunun henüz çözülebilmiş olmadığı kabul edilmektedir. Bürokrasi, yolsuzluklar ve israf gerçekten ciddi boyutlardadır. Bazı parti üst düzey yetkililerinin ve parti üyeleri, hatta bazı önemli yetkililer ahlâki olarak yozlaşmaktadırlar ve bunların kontrol altında tutulması ve adım adım iyileştirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu yanlışlıklar Parti’nin güvenilirliğine, itibarına ve halkın Parti’ye duyduğu güvene zarar vermektedir. Bunlar aynı zamanda Parti üyeleri ve kitleler arasında da kaygılara neden olmaktadır. Eğer bu sorunların üstesinden gelinemezse, ülkemiz sosyalist yönde gelişemeyecektir. Kanımca bu sınırlılıklar ve zayıflıklar, sosyalist yönelimin sonuçları değildir,  bunların kaynakları arasında özellikle öznel etkenler, öncelikle de partinin inşasında var olan zayıflıklar ağırlıklı bir rol oynamaktadır. Bu nedenle öncelikle partinin inşası ve iç demokratikleşmesi ve iç şeffaflığı güçlendirilmelidir.

Yeni bir sistem olan sosyalizm zorluklarla boğuşurken karşı kapitalizm üstünlüğünü hala devam ettirmektedir, fakat tarihsel olarak bu durum geçicidir. Bu anlamda komünist ve işçi partileri için sosyalist yolda ısrar etmek zorlu bir çabadır. Halkımızı ve ülkemiz tarafından seçilen yola güvenmeli ve bu yola bağlı kalmalıyız. Sosyalist yola sıkıca bağlı kaldığımızda sosyalist yönelimi pratik eyleme dönüştürecek ve genç kuşaklara gerekli güveni aşılamış olacağız.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.