Memleket Nereye Gidiyor?-Av. Mehdi Bektaş

Murat Bardakçı 18 Ağustos 1987’de Müslüman Kardeşler örgütünün lideri Muhammed Hâmid ebu’l-Nasr ile bir röportaj yapar.  Bu röportajda emperyalizmin işbirlikçisi dinci örgütün lideri Türkiye için şu öngörüde bulunur: “Türkiye yakında İslâmî yola girecek”.

Yoksulluk, Yolsuzluk, Yasaklarla (3Y) mücadele edeceğiz, Türkiye’yi kalkındıracağız, uçuracağız, birinci sınıf toplum ve devlet yapacağız diye 2002 yılında iktidara gelen AKP,  19 yıldır devleti, ülkeyi yönetiyor. 19 yıldır ülkeyi nerden nereye getirdiğini bilen insanlar bile, “Memleket Nereye Gidiyor” diye soruyor. Sedat Peker’in itiraflarıyla durumdan yeni haberdar olmuş gibi hayret ediyor, sorunun yaratıcılarını anlaşılmaz biçimde sorunun çözücüsü sanıyor.

Altı haftalık ömrü olan arının yaptığı bir çay kaşığı bal kadar insanlığa, halka, ülkeye katkısı olmayanlar, laik cumhuriyeti hedefe koymaktan, ırkçı, asimilasyoncu, inkârcı, imhacı, mezhepçi olarak suçlamaktan geri durmuyor; devleti ve ülkeyi yöneten dinci, laiklik karşıtı, özel girişimci, halk ve bilim düşmanı iktidarı hedef alacakları yerde, değerleri çürütülmüş, içi boşaltılmış devleti ve kurumlarını hedefe koyarak hukuk, demokrasi, özgürlük diye çırpınıyor; dinci tehlikeyi ciddiye almıyor, iktidardan kurtulmak için kılını oynatmıyor, ülkenin ve halkın bölünmesinden, inanç, etnik dürtülerle birbirini kırmasından ürkmüyor, önünü ardını düşünmeden sorumsuzca iktidara destek oluyor.

Hem iktidara hem de gidişattan yarar umanlara anımsatmak gerekir ki emperyalizmin desteğini de alsanız, dincilerle, ırkçılarla, etnikçilerle birlikte olsanız, suç çetelerini de kullansanız bu ülkenin halkı, demokratları, yurtseverleri, devrimcileri düşlerinizi yok eder, umutlarınızı kursaklarınızda bırakır, boşuna uğraşmayın hayallerinizin altında kalırsınız.

Bunu anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok, ülkenin geçmiş tarihini, 31 Martları (1909), 21 Mayısları (1960), 12 Eylül öncesini (1968-80), Gezi direnişlerini (2013)  anımsamanız yeter, yaşanmışlıkları düşününce ne demek istediğimiz anlaşılır.  MC iktidarları döneminde,  “ya susturacağız ya kan kusturacağız ” diye iktidarın desteğini alarak coşmuştunuz, halktan, yurtseverlerden, devrimcilerden gerekli yanıtı alınca, halkı yıldıramayınca katliamlara yönelmiştiniz, işlediğiniz suçlar nedeniyle kaçacak delik aramıştınız, 12 Eylül imdadınıza yetişince çok sevinmiştiniz, lideriniz gizlenmişti, devrimciler faşizme direnirken cezaevlerinde ağladığınız bilinir. Önünüze düşenlerin sizi sattığını, aldattığını bilenler, söyleyenler var.   AKP’de iktidardan düşünce nasıl kullanıldığınızı bir kez daha göreceksiniz, yol yakınken aklınızı başınıza alın,  ırkçılık, dincilik, bölücülük yapmaktan ve bu kesimleri desteklemekten geri durun.

Çok kimlikli, çok dilli, çok inançlı Osmanlının çözülmesi, dağılması, parçalanması sizi umutlandırmasın, laik Cumhuriyeti dağıtırız gafletine düşürmesin. Osmanlının yıkılması tarihsel gelişimin kaçınılmaz sonucuydu. Dünyada feodal imparatorluklar çökerken burjuvazi önderliğinde uluslaşma başlamış tüm hızıyla sürüyordu, milliyetçilik dalgası toplumları sarıp sarmalamıştı. Bu süreçte ABD derlenip toparlanırken, İngiltere, Fransa, Portekiz, İspanya, İtalya, Japonya uluslaşma surecini tamamlamıştı. Çin, Hindistan feodaliteyi yaşarken Rusya çarlığı, Avusturya-Macaristan krallığı, Osmanlı padişahlığı dil, inanç, milliyet(etnik)  ayrımlarıyla parçalanma sürecine girmişti. Avusturya-Macaristan, Osmanlı imparatorluğu parçalandı, Rusya 1917 Sovyet Devrimiyle milliyetlere dayalı sosyalist birliğini kurarak hem dağılmaktan kurtuldu hem de emperyalist kapitalizme alternatif oldu.

Osmanlının bakiyesi topraklarda Türkler, milli devrimcinin öncülüğünde 1919’da kurtuluş savaşını başlattı, emperyalizmi yenerek, işbirlikçilerini ezerek, zaferini Lozan’da dostuna düşmanına kabul ettirdi. 1923’te ana coğrafyasında Milli Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak, 1936 Montrö Sözleşmesiyle Boğazlardaki egemenliğini kısıtlayan hükümleri kaldırtarak dünya devletleri arasındaki saygın ve onurlu yerini almıştır.

Cumhuriyet, geri kalmış/bıraktırılmış toplumunu okutmak, eğitmek, ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi yönden kalkındırmak için harekete geçer, okullar açar, fabrikalar kurar. Bunu hazmedemeyen emperyalizm ve yerli işbirlikçileri, tarihte yaşanmış kimi olayları günümüzde tartıştırarak, dincileri, ırkçıları, ayrılıkçıları harekete geçirerek, işbirlikçilerini iktidara taşıyarak ulusun kalkınmasını ve çağdaş yürüyüşünü durdururlar.

ABD ile Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya’nın içinde yer aldığı Avrupa Birliği, NATO’yu koçbaşı gibi kullanarak, ulus devletleri parçalayarak, şehir devletlerine dayalı yeni bir dünya düzeni kurmak, dinci, etnikçi, çıkarcı işbirlikçilerinin yardımıyla ülkelerin yönetimini ele geçirmek, yeraltı ve yerüstü değerlerine el koymak için harekete geçer. Bu düşü Yugoslavya’da gerçekleştirir, birden çok şehir devleti çıkarırlar, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da operasyona devam ediyorlar, İran ve Türkiye gibi ülkelerde zamanını bekliyorlar.

Uluslara yönelik bu saldırıya Rusya “Yakın Çevre”, Çin “Bir Kuşak Bir Yol” projeleriyle karşı çıkar, İran direnir, emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanının yönetimindeki Türkiye, ABD’nin Yunanistan’a, Eğe ve Akdeniz’deki adalara, Güney Kıbrıs’a, Irak ve Suriye sınır boylarına tank, top, tüfek adıyla mühimmat yığmasına, ayrılıkçıları hareketi eğitip silahlandırmasına, yasa dışı ticaret, hırsızlık, yolsuzluk, uyuşturucu suçlamaları karşısında ses çıkaramaz, şaşkın ördek misali kıçın kıçın batar.

Türkiye’yi bu hale getiren emperyalizmin işbirlikçisi, tutucu, liberal geçinen Menderes ve Bayar’ın DP, Süleyman Demirel’in AP,  12 Mart ve 12 Eylül’ün cunta,  Turgut Özal’ın ANAVATAN,  Süleyman Demirel ve Tansu Çillerin DYP, Alpaslan Türkeş ve Devlet Bahçeli’nin ırkçı MHP,  Necmettin Erbakan’ın dinci MSP,  Abdullah Gül ve Recep Tayip Erdoğan’ın dinci, gerici, özel girişimci AKP iktidarlarıdır.

Bunlar, laik cumhuriyetin tüm değerlerini çürüttüler, eğitimi aşama aşama dinselleştirdiler, Kemalist orduyu NATO’ya bağlayıp ilerici özünü yok ettiler, cumhuriyetin polisini parti polisi, hâkim ve savcısını parti hâkim ve savcısı yaptılar, devletin bürokrasini yandaşla doldurdular,  yeraltı ve yerüstü değerlerini, stratejik kurumlarını çok uluslu şirketlere sattılar, halkı etnik ve inanç temelinde böldüler, çetelerle iş tutarak birlik ve dirlik bırakmadılar, halkın emperyalizme karşı olma, direnme ruhunu ve inancını yok ettiler.

AKP, iş ve suç ortağı Feto çetesiyle ile birlikte ordunun düzenini, işleyişini, hiyerarşisini bozdu, iktidara bağlananlara ordunun yönetimini ve kadrolarını teslim etti, orduyu Irak, Suriye, Libya bataklığına sürdü, şimdide Afganistan bataklığına sürmek, koyun gibi insan boğazlayan,  kadını okutmayan, insan yerine koymayan Taliban’la inanç ayrılığımız yok diyerek katiller sürüsü cihatçıları sığınmacı adı altında ülkeye sokmanın yolunu yapıyor, Suriyeli sığınmacıları göndermeyeceğini vurgulayarak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine külliye yapılacağını müjdeleyerek ülke yönetiyor, ne meclise danışıyor, ne yargıya ne de halka hesap veriyor, har vurup harman savurarak milletin kesesinden “Züğürt Ağalık” yapıyor.

17-25 Aralık hırsızlığını, Merkez Bankasının 132 milyar dolarının iç edilmesini, şehir hastaneleri, yol, köprü, baraj, liman yolsuzluklarını, kamu mallarının yağmalanmasını, birden çok kamu kuruluşundan maaşlar alınmasını, Harun gibi gelip kamu malını yağmalayarak Karun olunmasını bu milletin unutacağını sanarak, dile düştüklerini bilmezden gelerek, hesap vermemek için her yolu denemeye kararlı görünüyorlar, ancak korkunun ecele faydasının olamayacağını bilmiyorlar.

AKP ve yöneticileri, tek adam yönetimde, MHP’yi, BBP’ni, YRP, HÜDA PAR’ı yanına alarak Sadet Partisini bölerek, muhalif belediyelerin elini kolunu bağlayarak, kaynaklarına el koyarak, iktidar karşıtı görsel ve yazılı basını ilan ve idari para cezalarıyla yıldırarak, jandarmayı, polisi, savcılığı ve tutuklama tehdidini muhalefete ve yurttaşa karşı kullanarak, sığınmacılara vatandaşlık verip seçmen yaparak, minnet duygusuyla desteklerini sağlayarak olağanüstü koşullarda HYK, YSK eliyle seçim kazanarak, kaybetme olasılığı karşısında dinci çeteleri ve yandaşları sokağa salacağını, çatışmayı göze alacağını hissettirerek, iktidardan düşmemek, yargılanmaktan, hesap vermekten kurtulmak için seçim kazanmayı tek yol olarak görüyorlar.

Ana muhalefet CHP,  iktidarın, diğer ve toplumsal muhalefetin baskısı altındadır,  doğal olarak kimseyi mutlu edemiyor. Parti tabanında Memleket Partisi (İnce), Türkiye Değişim Partisi (Sarıgül)  dinamit patlatıyor, DSP iktidara yanaşmalık yapıyor, Vatan Partisi iktidarın yanından HDP ile ittifak yapıyorlar diyerek saldırıyor;  İyi Parti, Gelecek, Deva ve Sadet partisi çevreden kuşatmış bekliyor, HDP bir yanda kapatma davası diğer yanda iktidarın uzattığı zeytin dalı arasında sallanarak cambazlık yapıyor, durumuna bakmadan “demokrasi ittifakı” söylemleriyle ödünler istiyor,  İstanbul seçimindeki gibi “dayanışma olmaz” diyerek gözdağı veriyor.

TİP, TKP, Sol Parti, HKP gibi sol ve sosyalist partilerin seçmen düzeyinde ciddi bir karşılıkları yok, meşrebine göre CHP-HDP arasında konumlanıyor, emek, bağımsızlık, laiklik, demokrasi konularında toplumsal muhalefete destek vererek yol gösteriyor.

Bu karışık ortamda, ordu pasifize edildi, jandarma, polis iktidara bağlandı, yargı sus pus oldu, muhafazakâr kesim pompalı tüfek ediniyor, Irak’ı, Suriye’yi, Afganistan’ı kana bulayan cihatçı katil çeteleri ülkede cirit atıyor, iktidarın iş ve suç ortağı Fetullahın darbe girişimi bahane ederek devlet arşivine kayıtlı otomatik silahları yandaşlara dağıtılıp toplamadığı söylenerek iç savaş tehdidi ve uyarısı yapandan geçilmiyor.

Ben onu bunu bilmem, 610 yılında 40 yaşında peygamberliğini ilan ederek İslamiyet’in doğuşunu muştulayan Hz. Peygamber’in, koşullara göre söylediği sözleri, kutsal kitapta yer alan kimi kuralları tartışmadan günümüzde de uygulanabileceğini savunan zihniyetin, ülkemize ve insanlığa verebileceği hiçbir değer yoktur. Çağa ve insanlığın gelişimine ve geleceğine ters düşen düşünce ve inançların başarı şansıda olamaz.

Seçim kaybedip iktidarı bırakmayacak bir partinin iktidarda kalması ve ülkeyi yönetmesi Türkiye Cumhuriyeti’nde mümkün değildir. Böyle bir durum ne Osmanlının Meşruti ne Cumhuriyet döneminde olmuştur, Cumhuriyeti kuran parti bile çoğunluk iradesine uyup muhalefete geçmiş, böyle bir işe tevessül etmemiştir.

Cumhuriyet karşıtı, laiklik düşmanı, gerici, dinci bir partinin çapulcular sürüsüne güvenerek seçimi kaybettikten sonra iktidarda kalması ihtimal dışıdır. Bunu düşünmek bile akılsızlık olur. 1876’dan bu yana seçim deneyimi olan bir toplumda, seçim kaybedip iktidardan inmeyen, çatışma çıkaran hiçbir oluşum olmamıştır, olamazda. Bizim toplumumuzda değişimler geriye değil ileriye doğru olur. AKP’nin yarattığı iktidarda kalması mümkün değildir, topluma söyleyeceği ve yapacağı bir şey kalmamıştır, seçmen oyu ile iktidardan inmesi hem ülke hem parti hem de partililerin yararına olur, halkla inatlaşarak iktidar olunmaz ve iktidarda kalınmaz.

Her türlü olasılığa hazırlıklı olarak, demokratik, laik, kuvvetler ayrılığını, hukukun üstünlüğünü, yurttaş eşitliğini esas alan cumhuriyet için mücadeleye devam.

27 Temmuz 2021/Kaledran

 

Benzer yazılar

2 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ana Fikir