Yönetim Yetersiz, Çaresiz ve Sorumluluktan Kaçıyor- Ahmet Demirtaş

2021 YILINDA ORMANLAR, KÖYLER YANIYOR

YÖNETİM YETERSİZ, ÇARESİZ VE SORUMLULUKTAN KAÇIYOR

Ahmet Demirtaş

            28 Temmuz 2021 tarihli Resmi Gazetede 733 Sayılı Turizmi Teşvik Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun yayınlandığı gün Türkiye’nin güneyinde peş peşe orman yangınları çıktı. Öyle ki Osmaniye ile Muğla arasında kalan illerde çıkan yangınların sayısı giderek artış gösterdiği gibi yanan alanın genişliği Cumhuriyet tarihinde görülmemiş boyutlara ulaştı.  Başlangıçta Akdeniz kıyı bölgesinde görülen yangınlar Balıkesir, Denizli, Manisa, Karabük illerinde de görülmüştür. Yanan/yanmakta olan yalnızca orman değil köyler, ahırlar, seralar, küçük ve büyükbaş hayvanlar, kümes hayvanları da yandı. Dahası termik santrala sıçradı.

Yanan alanın genişliği açısından değil ama kısa sürede çıkması, pek çok ili kapsaması açısından benzerlik gösteren 1950’li yılların başında çıkmış olan orman yangınlarını düşünüyorum. YAŞAR KEMAL Cumhuriyet Gazetesi yazarı olarak o dönemdeki orman yangınlarını gezip incelemiş, röportajlar yapmış seri yazı biçiminde gazetede yayımlamış.  Mersin ile Bandırma arsındaki yangın yerlerini görmüş, köylülerle, yörüklerle, tahtacılarla, orman bakım memurlarıyla, orman işletme şefleri/müdürleriyle ve ilgili kişilerle görüşerek yangınları kimlerin çıkardığı ve nedenlerini sergilemiştir. Röportaja başlamadan önce İ. Ü. Orman Fakültesine giderek hocalarla görüştüğünü, konuya ilişkin kitap ve makaleleri okuduğunu,  Fakülteye gelen Alman bir Bilim adamını da dinlediğini ve bu hazırlığın 6 ay sürdüğünü belirtmiştir. Bu seri yazıları 1954 yılı sonunda “Yanan Ormanlarda 50 Gün” adıyla kitaplaştırmış ve 1955 yılında ilk baskısını Türkiye Ormancılar Cemiyeti (Derneği) yaptırmıştır.

Bu girişi şu nedenle yaptım. Orman yangınlarının çok çeşitli nedenleri vardır. Teknik, ekonomik, sosyal, siyasal nedenler sayılabilir. Bir ormanda orman yangının çıkması için; a- havanın çok sıcak olması. b- havadaki nem oranının çok düşük (%  10 ve daha aşağı) olması. c- yanan madde bulunması. d- tutuşturucu kıvılcım/ateş olması. Bu dört neden birlikte oluştuğunda orman yangını çıkar. Şiddetli rüzgâr olursa yangın hızla büyür ve genişler. Türkiye’nin Akdeniz ve Ege kıyılarında düşük yükseltilerde maki, daha yükseklerde ise (1000-1200m yükseltiye değin) kızılçamın egemen olduğu ormanlar vardır. Bu bölgede doğal nedenlerle veya insan etkisiyle binlerce yıldır orman yangınları çıkmaktadır. Ama bazı dönemlerde çıkan yangın sayısında belirgin artışlar olabilmektedir.

AKP iktidara geldiği 2002 yılından bu yana orman ve ormancılık alanındaki veriler değiştirip çarpıtarak 2002 yılı öncesi ve kendi dönemi olarak açıklamayı alışkanlık haline getirmiştir. Bu karşılaştırmalar sonucunda kendi iktidar dönemlerini başarılı göstermek amacıyla yapılmaktadır. Başarılı gösterdikleri rakamlara kendileri de inanmamaktadır çünkü gerçeklik açıklamalarının tam tersidir. Şimdilik öteki alanlara girmeden orman yangınlarına değineceğiz.

Orman Yangınları

Orman Genel Müdürlüğünün (OGM) verileri ve bilimsel çalışmalarda orman yangınlarının % 89-95’inin insan kaynaklı, % 10’unun doğal nedenlerle çıktığı belirtilmiştir. Ülkemizde yılda ortalama “(1997-2020) 2262 orman yangını çıkıyor, ortalama 9201 hektar orman ve maki ekosistemine zarar veriyor. Öte yandan, yine OGM’nin belirlemelerine göre ülkemizde orman yangınları;

% 46,8’i ihmal

% 9,4’ü kaza

% 11’i doğal

% 24,7’ si bilinmeyen

Nedenlerle çıktığı” (Çağlar, 2021) belirtilmektedir.

OGM’ nin 2020 Faaliyet Rapor (sayfa 25) ise yangınlara ilişkin aşağıdaki rakamları vermiştir.

Yangın Çıkış Sebepleri                  Birim                               2020 (%    )

Kasıt                                                Hektar                                718    (%3,4)

İhmal, dikkatsizlik, kaza               Hektar                              8285    (%39,5)

Doğal                                              Hektar                                197     (%0,9)

Sebebi belirlenemeyen               Hektar                           11771      (%56)

2020 öncesinde sebebi bilinmeyen yangınların oranı %24,8 iken 2020 yılında %56’ya yükselmiştir. Bu yükseliş dikkatsizlikten mi, baştan savmacıklıktan mı, yoksa orman arazisine göz koymaktan mı kaynaklanmıştır bilinmez. Bu yıl çıkan yangınlardan sonra Tarım ve Orman Bakanı Bekir PAKDEMİRLİ,  “ormanda çakmak yakılsa haberimiz olur” diyerek ormanların ne denli korunup gözetlendiğini dile getirmiştir. Yanan çakmağı görüyorsa; haberimiz olur dediği mi, yoksa sebebi belirlenemeyen %56 oranındaki orman yangını yalandır?

OGM ve Tarım Orman Bakanlığı yangınların yaklaşık %90’ının insan kaynaklı olduğunu belirtmekle yetinmiştir. İnsan kaynaklı olduğunu söylemenin bir anlamı yoktur. Yangınların önlenebilmesi için; bu insanın kim olduğunu, hangi sınıftan, hangi meslekten, hangi cinsiyetten ve hangi yaşlardan olduğunu araştırıp belirlemek durumundadır. Ayrıca yangını hangi saat, tarihlerde ve ne amaçlarla çıkardığını araştırmak zorundadır.  Çünkü bu araştırmayı sonuçlandırmadan yangınlara karşı etkin önlem alınamaz. Yangın çıkmaması için nelerin yapılması, nelerin yapılmaması konusunda köyde ve kasabalarda yaşayan halkın, öğrencilerin, kamu çalışanlarının, askerlerin, polislerinin ve tatile gelenlerin eğitilmeleri gerekir. Ayrıca yangın çıktığında kimin/kimlerin ne yapması, nasıl davranılması kapsamında planlama yapılması ve hazırlıklı olunması gerekir. Bu türden çalışmalar ve hazırlıklar yapılmadan belirli yerler “Yangın tehlikesi” ve “ ateşe dikkat” gibi küçük tabelaların asılması yeterli değildir.

OGM ve Bakanlık Ne Yapıyor?

“Avrupa’da orman yangınlarında en çabuk müdahale eden ülkeyiz”,  “orman yangınlarını söndürmede en başarılıyız” gibi söylemlerle kendi kendini başarılı saymayı alışkanlık haline getirdiler. Böyle bir başarı söz konusu olmadığı gibi, her ülkenin orman yapısı, ekolojik koşulları, topoğrafyası, yol durumu vb. koşulları farklıdır. Farklı yapı ve koşullarda çıkan orman yangınlarını ve söndürme işlerini karşılaştırmak anlamsız ve yersizdir.

Orman ve ormancılık alanında her şeyi özelleştirme yarışına girmiş, Emperyalist sistemin Dünya ölçeğinde dayatmış olduğu “neo-liberal ekonomi”, “serbest piyasa ekonomisi” olarak adlandırılan; sermayeye her türlü kolaylığın sağlandığı, emekçi hak ve özgürlüklerinin kısıtlanıp bastırıldığı düzeni kararlılık ve bağlılıkla yürütmektedir. 2002’den bu yana 6831 sayılı orman yasası 27 kez değiştirildi. Bu değişiklikler ormanları her türlü etkinliğin (maden ve taş ocağı, hes, res, çöp depolama, arıtma tesisi, define aranması, yol, hava alanı, turizm tesisi vb.) yapılabildiği arsa durumuna getirmek amacıyla yapıldı. Ormancılıkta Amenajman planlarının yapımı, tohum toplama, fidan dikimi, toprak hazırlığı gibi işler özelleştirildi. Orman yangınlarının söndürülmesi işin de özelleştirmek için kimi uygulamalar başlatıldı. Bakanlıkta ücretli çalıştırılacak orman mühendislerini aracı şirketlerden alma yolunu açtılar. Bu uygulama kapitalizm öncesine geri dönüş anlamı taşır. Bu uygulamanın ardından “sözleşmeli “statüsünde” alımlara başlandı. Örneğin 2019 yılında;

2750 orman muhafaza memuru,

1150 orman mühendisi,

1146 çalışan,

olmak üzere toplam 5046 kişi sözleşmeli olarak işe alınmıştır. (Çağlar, 2021). Sözleşmeli çalışanların iş güvencesi olmadığından yasal gerekleri yerine getirmek yerine yönetimin isteklerini yerine getirmek durumunda kalabilmektedirler.  Yeni açılan orman işletme şefliklerinde çalıştırılmak üzere işe alınan orman mühendislerinin bölgelerinde aşırı kesim yapmaya zorlandıklarında; güvenceleri olmadığından direnemeyeceği besbellidir.

Mühendis ve işçi alımlarında sözüm ona “mülakat” adı altında iktidar yandaşları işe alınmaktadır.  Öte yandan OGM bünyesinde memur statüsünde çalışmakta olan mühendis, şef ve müdür kadrosunda olanlara “rotasyon” uygulanmaktadır. Rotasyon, kendinden olmayanları “senin süren doldu” denilerek istenen yerlere göndermek ve boşalan yerlere liyakati olmayanları getirmenin aracı olarak kullanılmaktadır.

Orman yangınlarını önlemek amacıyla ormandaki yanıcı maddenin azaltılması, yangına karşı direncin artırılması, toplumun bilincinin artırılması çalışmalarını yapmayan ormancılık örgütü; üretimi artırıyoruz diyerek ormanların kapasitesini zorlayarak ağaç kesimlerini çoğaltmaktadır. Örneğin 2000’li yılların başına değin yılda 7,5 milyon m3 endüstriyel odun üretimi yaparken, 2010 yılında 24,8 milyon m3’e çıkarılmıştır.  Endüstriyel odun lif yonga ve sunta fabrikalarında kullanılıyor. Türkiye’de kurulu fabrikaların bir kısmı çok uluslu şirketlerin, bir kısmı yerli şirketlerin. Çok uluslu şirketlerin yurt dışında da fabrikaları var. Bu şirketler üretim yönünden Avrupa ve Dünya’da birinci olma savında bulunuyor. Özetle söyleyecek olursak; bizim ormanların yapısının bozulması veya yok edilmesi pahasına para kazanmalarına hizmet edecek bir uygulama yapılıyor.

28 Temmuz 2021’de Başlayan Orman Yangınları

Türkiye’de en sıcak ve nemin en düşük olduğu günlerde birden çok ilde, çok sayıda yangın eş zamanlı olarak çıktı. Antalya – Manavgat yangını, Muğla – Marmaris, Bodrum ve Köyceğiz’de çıkan yangınlar günlerce söndürülemedi, geniş alanlara yayıldı. Manavgat yangını konusunda 60 bin hektar alanın yandığı bilgisi paylaşıldı. Manavgat yangını Cumhuriyet tarihinin en büyük yangını olarak tarihe geçti. 28 Temmuz-1 Ağustos 2021 tarihlerinde 112 yangın çıktığı, bunlardan 107’sinin kontrol altına alındığı bildirilmiştir. (OGM) bu satırların yazıldığı sırada (11. 8. 2021 akşam) Bakan Pakdemirli; çıkan 375 yangından 372 adedi kontrol altına alınmış, Köyceğiz, Milas ve Bodrum yangınları sürüyor açıklamasını yapmıştır. Bu yangınlarda yanan alanın son 20 yılda yanan alanın tümüne eşit olduğu sanılmaktadır.

Başlangıçta örtü yangını olarak çıkan yangınların daha büyümeden ve tepe yangına dönüşmeden (ağaçların dallarının tutuşması ve tepesine kadar yanması) söndürülmesi kritik önemdedir. Rüzgârın hızına bağlı olarak tepe yangınına dönüştükten sonra kontrol altına almak zorlaşır. Öyle ki, şiddetli rüzgâr koşullarında uçaklar bile yetersiz kalabilir.  Son yangınlarda yaşanan tam da budur. Farklı noktalarda çok sayıda yangının çıkması sonucunda OGM’nin yetersiz ve hazırlıksız olduğu, yangınları büyümeden kontrol altına alamadığı ortaya çıkmıştır. Yangın mevsimi aylar önce başlamış olmasına karşın, işçi alımının bitirilmemiş olması konuya verilen önemi gösterir. Bazı duyumlara göre arazözlerde (su taşıma ve sıkma aracı) ekiplerdeki işçi sayısı olması gerekenden daha azdır. Yetkililerin açıklamış olduğu, yangınlarda görev alan personel sayıları çelişkilidir.

Orman yangınlarıyla mücadele ve söndürme işleri bir uzmanlık alanıdır. Yerleşim alanlarındaki yangın ile benzerliği yoktur. Yangını söndürebilmek için ormanın yapısını, arazinin özelliğini (kayalık, çalılık, eğim vb.)  topoğrafyayı iyi bilmek gerekir. Rüzgârın hızını, yönünü ve hava durumunu dikkate almak gerekir. Bu nedenle yangınla mücadeleyi yönetecek kişi oradaki orman yetkilisidir. Bölgeye göre söylersek, orman işletme müdürü veya orman işletme şefidir. Genel Müdür veya Bakan alana gelmiş olsa bile yangını yönetemez.  Çünkü alanı ve ormanı teknik olarak bilemez ve üstesinden gelemez. Yangın Yönetmeliğine göre de yetkili değildir. Durumun böyle olduğu bilinmesine karşın, bir yerde orman yangını çıktığında; Genel müdürler, bakanlar, valiler, kaymakamlar, belediye başkanları ve milletvekilleri bölgeye giderler. Yalnızca gitseler sorun değil. Herkes değişik açıklamada bulunup girişimlere başlayınca kargaşa yaşanır. Bu arada yangını söndürmekle görevli yangın amirinin heyecanlanıp tedirgin olması kaçınılmaz olur. Dışişleri Bakanının yangın söndürmede nasıl bir görevi olabilir? Yangının en kritik günlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 100’lerce araçla Marmaris’e gidip miting gibi toplantı yapması, trafiği altüst etmesi, miting sonrasında dinleyenlere “ Cumhurbaşkanımızın ikramı çaylarınızı almadan dağılmayın” anonsunun ardından çay paketlerinin atılması nasıl açıklanır? Bu “Yangını bir tarafa bırakın, beni dinleyin” anlamına gelir.

Yangın Sırasında Yapılanlar ve Fırsatçılık

Bu yangınların hemen öncesinde Tunceli Hozat’ta çıkan orman yangınını söndürmek üzere olay yerine gitmek isteyen halk ve Tunceli Belediye Başkanı polis tarafından durdurulmuş ve gitmeleri engellenmiştir. Mersin, Antalya, Muğla ve ilçelerinde çıkan yangınlara çok sayıda gönüllü katılmıştır. Bu yangınlarda açıkça ayrımcılık yapılmıştır. Gönüllülerin çalışmalara katılmak istemesi ve katılması iyi bir şeydir. Ama bu noktada dikkatli olmak gerekir. Yangın konusunda eğitimli ve hazırlıklı olmayanlar yardımdan çok zararlı olabilir. Dahası can güvenlikleri tehlikeye girebilir. Zaten motosikletine aldığı kovayla söndürme ekiplerine yardıma giden bir yurttaş yangının içine düşerek yaşamını yitirmiştir. O yüzden yardıma katılacak olanlar bilgili olmalı, eşgüdümü sağlayanların yönlendiriciliğinde görev almalıdır.

Yangının olanca hızıyla sürdüğü günlerde Tarım Orman Bakanı ve kimi vakıflar fidan kampanyası başlattılar. Yangın ne kadar yeri yakacağı, nerede duracağı belli değilken kampanya başlatılması anlamlıdır. Öncelikle hedef şaşırtma, yangını fırsata çevirme ve duygu sömürüsü olduğunu belirtelim. İlk günlerde kızılçam ormanları ve maki alanlarda olan yangın günümüzde Köyceğiz’in yüksek kısımlarındaki karaçam ormanlarına sıçramıştır. Yangın tümüyle söndürülsün, bölge incelensin ve envanteri çıkarılsın. Yangın her yerde, her noktada aynı etkiyi bırakmaz. Yanmayan veya yandı sanılsa da canlı kalabilen bireyler gelecek için önem taşır. Bunlar belirlenmelidir.

Kızılçam; Türkiye’de doğal olarak yetişen 5 çam türünden birisidir. En geniş yayılışını Türkiye’de yapar. Hızlı büyür. Akdeniz, Ege, Marmara ve kısmen Karadeniz kıyı bölgelerinde geniş ormanlar oluşturur. Binlerce yıldır yangınlara karşı uyum sağlamış, evrimleşmiştir. Öteki türlerden farklı olarak 5-6 yaşlarında kozalak vermeye başlar. Olgunlaşan kozalaklar yere dökülmez ve kapalı olarak ağacın dallarında kalır. Uzun yaz kuraklığına dayanır. Yangında daldan fırlayan ve pulları açılan kozalakların içindeki tohumları etrafa saçılır. Isınan tohumların çimlenme engeli gider, ilk yağışlarla birlikte çimlenir. O nedenle yangın görmüş alanlarda yağışlardan sonra kızılçam fidelerini çıkmaya başladığı bilinir. Kızılçam ormanlarında yangından sonra araziyi işleyip ağaçlandırma yapılması bilimsel olarak doğru değildir. Yanmış olan ağaçlar alandan çıkarılarak ve kontrol altında tutarak 1-2 yıl beklenmeli. Doğal olarak ormanlaşmayan yerler olursa tohum ekerek/fidan dikerek boşlukların doldurulması sağlanabilir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken durum şudur. Yanan ormanda doğal olarak yetişen ağaç ve öteki bitkilerin tohumları ekilmeli veya fidanları dikilmelidir. Aynı tür ağaçların tohumları da yakın bölgelerden sağlanmalıdır. Alanda doğal olarak yetişmeyen ağaçların fidanlarının dikilmesiyle ekosisteme zarar verileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Maki alanlarına gelince: Maki içinde yer alan keçiboynuzu, mersin, akçakesme, kermes meşesi gibi ağaççık türleri, toprak üstündeki gövde ve dalları yansa da sonbaharda yoğun bir biçimde kök sürgünü verirler. Böylece alanı yeniden kaplar. Yangından sonra makinalı toprak işlemesi sırasında maki bitkilerinin kökleri zarar görür.

OGM 2021 Yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler web sayfasında yayınlanmıştır. Buna göre 2021 yılında 29 bin hektar ağaçlandırma yapılması öngörülmüştür. Bunun 24 bin hektarı endüstriyel ağaçlandırma, 5 bin hektarı normal ağaçlandırmadır. Aynı sayfada; 137 orman fidanlığında 134 milyon fidan üretileceği belirtilmiştir.(sayfa:29) İyimser bir görüşle üretilecek fidanların yarısı kızılçam olsa bile (olmaz ya) yanan alanın yarısını ağaçlandırmaya yetmez. Tarım Bakanı Bekir PAKDEMİRLİ yaptığı açıklamada; 250 milyon fidan dikeceğiz diyerek kamuoyunu yanlış yönlendirmek istemektedir.  Yangını fırsata çevirme bağlamında başka bir girişim ise Milas’ta yaşandı. Milas İkizköy’de Akbelen Ormanının Limak Holding ve IC Holding ortaklığındaki santrala kömür sağlamak için madene özgülenmesi kararına karşı köylülerin direnişi vardı. Ormanı korumak için günlerdir nöbet tutuyordu. Yangını önlemek bahanesiyle gece gelip ağaçları kesmişler. Köylülerin karşı koyması üzerine 20 jandarma gelerek köylüyü alandan uzaklaştırmış. (Cumhuriyet 11.8.2021) Yangın bahane edilerek ağaç kesenlerin değil, köylünün uzaklaştırılması niyetin açığa vurulmasıdır.

9 Ağustos 2021 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre, Kültür ve Turizm Bakanı tatilcilere çağrı yapmış: “Bölgeye yapabileceğimiz en büyük yardım normalleşmeye katkı sağlamaktır” “Halkımızdan tek isteğimiz burada normalleşme süreci gereği yemek yemeleri, konaklama ve tatil planlarını buralarda yamalarıdır” demiştir.

Yangınlara İlişkin Yanlış Bilinenler ve Çarpıtmalar

1-Sosyal medyada dolaştırılan ve çok ilgi gören bir yazı dolaşıyor. Bu yazıda: “Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Marşal Yardımı kapsamında Türkiye’deki zeytinleri söktürüp kendi ülkesine götürmüş. Yerine ABD den kızılçamları getirip diktirmiş. Kızılçam yapraklarından yanıcı madde salgıladığından yangınlar çıkarırmış. ABD bilerek bunu yapmış Türkiye’yi yangınlara mahkum etmiş. O nedenle ormanlardan kızılçamlar uzaklaştırılmalı yerine zeytin, badem, ceviz gibi ağaçlar dikilmelidir.”  Milliyetçi bir görüş olarak kaleme alınan bu yazılanların tümü yanlış temele dayanmaktadır. ABD diye bir devlet ortada yok iken Türkiye’de kızılçam ormanları vardı. Binlerce yıldır kızılçam ormanı var ve yangınlar yaşandı. Meyvesini yediğimiz zeytin, badem ve ceviz orman ağacı değil kültür bitkisidir. Diktikten sonra sulayıp, gübresi verilmez ise ve bakılmaz ise kızılçamın yetiştiği yerlerde yaşayamazlar ve ürün vermezler. Marşal Yardımı içinde böyle madde yoktur. Bu yazının amacı olsa olsa, ormanı yok edip meyve bahçesine çevirmek olabilir.

2- İklim Değişikliği olduğu için yangınlar çıkmaktadır görüşü üzerine: İktidar sözcüleri bilerek böyle bir yargıda bulunarak almadıkları önemlerin ve yetersizliklerinden kurtulmayı, hedef saptırmayı amaçlamaktadırlar. İklim değişikliği yanma koşullarının elverişli duruma gelmesine katkı sağlar. Ama en önemli neden değildir. Unutulmasın ki, yanıcı madde ve ateş olmazsa yangın olmaz.

3- İktidar sözcülerinin yangını dış güçlerin çıkardığı iddiası: Bu söylem de soyut ve hedef saptırarak sorumluluktan kaçma gerekçesi olarak kullanılmaktadır. Dış güçler denilenler kimdir/kimlerdir,  nerede yangın çıkarmıştır? Biliyorsan kim olduğunu neden açıklamıyorsun veya neden engel olmadın diye sormazlar mı? Bu iddiaya karşı şöyle bir soru sorma hakkı da doğmuyor mu? Ülkeyi dış güçlerin müdahalelerine bu kadar açık hale getiren sizin iktidarınız olmuyor mu?

4- “Yangınları terör örgütleri çıkarmaktadır” görüşü üzerine: Bu konuda şimdiye değin tutuklanıp suçu kanıtlanmış birisi açıklanmamıştır. “Gözaltına alınmış birisinin ailesinde örgüte iltisaklı birinin olduğu öğrenilmiştir” açıklaması yapılmıştır. Yangınları önlemek ve söndürmekle görevli ve sorumlu iktidarın somut bir kanıt ortaya koymadan, sırf sorumluluktan kurtulacağı beklentisiyle soyut açıklamalar yaparak etnik duyguları kaşıması provokasyona açık,  yanlış ve tehlikelidir. Nitekim bazı ilçelerde araçları bile kontrol etmeye kalkışan kişiler meydana çıkmıştır.  O nedenle böylesi ırkçı ve şoven söylemleri somut deliller olmadan dikkate almamak gerekir.

5- AKP MYK toplantısı yapıldığı ve orman yangınları konusunun görüşüldüğü açıklanmış. Şimdiye kadar yaşanmış en büyük felaket olduğu, buna karşı başarılı bir mücadele verildiği belirtilmiş. Orman yangınlarına karşı, gelecek yıl uçak ve helikopter alınacağı, ormanlarda yeni yollar ve şeritler yapılacağı eklenmiş. Madem mücadelede başarılısın neden bu yangın en büyük felakete dönüştü? Başarılı olduğuna göre neden uçak almaya karar verdin? Mücadele için uçak gerekli bir araç ise daha önce niye almadın? Görüldüğü gibi siyahı beyaz gösterme, algı oluşturma çabası.

Sonuç Olarak    

Orman yangınlarına karşı mücadeleye öncelikle orman yangınlarının çıkmasının koşullarını ortadan kaldırmakla başlanır. Ardından insan kaynaklı olarak çıktığı bilinen yangınları; kimin/kimlerin, ne amaçla, nerelerde ve ne zaman çıkardığı araştırılır. Yangın çıkmasını ve büyümesini sağlamakta olan ormanın altındaki kuru yaprak dalların uzaklaştırılması çok önemlidir. Ormanı yangına karşı dirençli kılmak üzere; yangında zor yanan akdeniz dallı servisi (kara servi) belirli aralıklarla dikilerek rüzgar perdeleri oluşturmak. Bu perdeler aynı zamanda rüzgarın hızını da keser. Son bir hazırlık ise ormanda belirli yerlerde yangın şeritleri açmak ve bu şeritlerde yanıcı madde birikmesine engel olarak bakımlı tutmak.

İktidar çevreleri ve bakanlıklar “iklim değişikliği”ni kuraklık, yangın, sel gibi yıkımlar yaşandığında sığınılacak liman olarak görmektedirler. AB kaynaklarından destek alarak yaptığı Çalıştaylar ve kongrelerde nutuklar atmakta önlem alacağını belirtiyorlar ama uygulamada adım atmıyorlar. Sözgelimi Tarım ve Orman Bakanlığı bu gerekleri yerine getirmemektedir. Ormanların yangın dirençli duruma getirilmesi için çalışma yapmadığı gibi yarı kurak bölgelerde, baraj havzalarında, karayolu ağaçlandırmalarında Toros sediri ve karaçam dikmeyi sürdürmektedir. Te yandan 1. Bonitet yetişme bölgelerinde ormanları yok ederek endüstriyel plantasyon yapmaktadır. Var olan kesilmekte yerine hızlı büyüyen ekosisteme yabancı türler dikilmektedir. Öte yandan tarım alanında da benzer durumla karşılaşıyoruz. İç Anadolu illerinde su isteyen mısır ve pancar üretimi bunlardan birisi. Aksaray-Adana karayolunun Ulukışla ilçesine değin olan bölümü en az yağış düşen bozkır bölgesidir. Yakın tarihlerde buradaki bozkırlar bozularak sebze ve meyve yetiştirmek üzere tarıma açılmıştır. Yeraltı suyu kullanılarak yapılan işlem bakanlığın “iklim değişikliği” söylemlerine aykırıdır. Yani yapılanla söylenen birbirini tutmamaktadır.

Çeşitli çevrelerin ve muhalefet partilerinin yangınlar sırasında her şeyi bırakıp “neden uçak yok, uçaklar nerede” ye takılı kalması, önemli konuları görmezden gelmesini yadırgadım. Ormanların peşkeş çekilmesi, yangınlara karşı önlem alınmaması hazırlıksız ve yetersizlikler topluma anlatılmadı. Yalnızca uçak konuşuldu. Dumanı ve ateşi görüp haber vermek amacıyla yurt genelinde yapılmış yangın gözetleme kuleleri vardır ve iyi bir ağ oluşturulmuştur. Bu alanda eksiklik olmadığını, varsa bile çok az olduğunu düşünüyorum. Yangın haberi alındığında söndürme ekibini alana hızla ulaştıracak araç helikopterdir. OGM orman içinde çeşitli yerlerde helikopterin su almasını sağlamak üzere gölet veya havuzlar yapmıştır. Yangını daha başlangıçta söndürmek çok önemlidir. Helikopter bu aşamada işlevseldir. Uçaklar topoğrafya uygun ise, tepe yangınına dönüşmemişse etkili olabilmektedir. Toros Dağları düşünüldüğünde; topoğrafya değişken tepeler, derin vadiler, sarp kayalık yamaçlar ve orman yapısı uçakların manevra yeteneğini sınırlamaktadır. Öte yandan su alabilecekleri yerler deniz, baraj, gölet gibi yerlerdir. Bu yerlerin uzak olması durumunda söndürme gücü azalmaktadır. Bu son yangında ise yanan yerler çoğunlukla denize yakın yerler olduğu için uçakların su almaları sorun oluşturmuyordu. Yangın genişleyip büyüdüğünde, rüzgârın hızı fazla ise uçaklar da yetersiz kalabilmektedir. Kısaca söyleyecek olursak: Karadan arazöz ve söndürme ekibi, havadan uçak ve helikopterin söndürmede ayrı ayrı işlevleri vardır. Uçak her şeye yeter denemez. Tekrar vurgulayalım, yangına başlangıcında müdahale edilirse olumlu sonuç alma olasılığı yükselir.

OGM ve Bakanlık Orman yangınlarının giderek arttığı, önlem alınması gerektiği konusundaki uyarıları görmezden gelmiştir. (Atmış,2021)

Yangınların söndürülmesi çalışmalarında uçak sayısının yetersiz olduğu sorusuna Bakan Pakdemirli: “Türk Hava Kurumu’nun (THK) uçakları çürümüş, üzerine kuşlar yuva yapmış, motorları yok” demiştir. Cumhurbaşkanı ise: “THK’nun yangın söndürecek uçağı muçağı yok”  açıklaması yapmıştır. THK Başkanı ise: “4 uçağın hazır olduğu, 2 uçağın kısa sürede hazırlanabileceği…”ni belirtmiştir. İktidar yetkililerinin kamuoyuna yönlendirmek amacıyla hep yaptıkları gibi gerçek dışı açıklamada bulundukları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle halkın iktidara karşı güveni kalmamıştır.

İktidarın 20 yıldır yürütmüş olduğu politikalar sonucunda, özellikle “dikili satış” uygulamasıyla orman köylerindeki orman işçilerini işsiz bırakmıştır. Yangın söndürme işçilerinin işe alımında orman köylerinde yaşayan işçilere öncelik tanımaması nedeniyle orman köylüleri ormana yabancılaşmış deyim terindeyse küstürülmüştür. Yangın söndürecek orman işçilerinin sayıları arttırılmalı, 12 ay boyunca çalışmaları, eğitimleri ve araç-gereçleri sağlanmalı.

İhale Yasasından sonra en çok değiştirilen yasa 6831 sayılı Orman Yasası’dır ve bu iktidar döneminde 27 değişiklik yapılmıştır. Yapılan değişikliklerin tümü ormanların ve halkın aleyhine, sermayenin lehinedir. Bunlardan iki tanesi bile durumu açıklaya yeterlidir. 2018 yılında çıkarılan 7139 Sayılı yasa ile “Orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen, tarımda yapılamaya, taşlık, kayalık, üzerinde ağaç topluluğu bulunmayan ve yerleşime uygun yerler Cumhurbaşkanı kararnamesiyle orman dışına çıkarılması sağlanmıştır. Bu yasa ile milyonlarca hektar orman tehlikededir. Bir gece ansızın orman dışına çıkarılabilir. İkicisi ise 18 Temmuz 2021’de mecliste kabul edilerek 28 Temmuz 2021’de Resmi Gazetede yayınlanan 7334 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. Bu kanunla yapılan değişiklikten aşağıdaki iki tanesi amacı açıklamaya yeterli olacaktır

Madde 1– “d) Turizm Merkezleri: Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri dışında kalmakla birlikte, bu bölgelerin niteliğini taşıyan turizm hareketleri ve faaliyetleri açısından öncelikle geliştirilmesinde kamu yararı bulunan orman vasıflı olanlar dahil Hazine taşınmazları ile tescili mümkün olan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerde yeri, mevkii ve sınırları Cumhurbaşkanı kararıyla tespit ve ilan edilen alanları”

Madde 6– “(4) Kültür turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri ile bu bölge merkezlerin dışında olmakla birlikte denize kıyısı olan ilçelerde 9/8/1983 tarihli ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu gereğince tespit ve ilan edilen yerlerle ilgili Bakanlıkça belirlenen ve üzerinde konaklama tesisi yapılması uygun görülen alanları yatırımcılara tahsis etmeye sadece Bakanlık yetkilidir.”

Madde 6– “ H. Kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesinin tamamı veya planlarla belirlenmiş alt bölgeleri veya bir veya birden fazla parselleri, plan amaçlarına uygun olarak Bakanlıkça tahsis edilebilir. Bölgenin tamamının veya alt bölgesinin tek bir yatırımcıya tahsisi için yapılan başvuruların tamamı Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilerek seçilen yatırımcıya ön izin verilmesine ve ön izin koşullarına karar verilir…….” Bu değişliklerle ormanları yönetmek ve korumakla sorumlu olan OGM seyirci yapılmış, sorumluluğu olmayan Kültür ve Turizm Bakanlığı ormanları yönetecek, ormanlarda istediğini yapacak yani Turizm alanındaki sermayeye verecektir. Öte yandan bu bölgelerde belediyelerin yetkilerini sınırlamıştır.

OGM İzmir’deki Orman Yangınları İşçi Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nün tam donanımlı tesisleri neden İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’ne verilmiştir? (Çağlar 2021)

Yanan Ormanlarda 50 Gün kitabında, Köyceğiz’deki orman yangınının 10 gün sürdüğü belirtilmiş. Bu yıl 14 gündür yanıyor ve daha söndürülmedi. Tarihten ders alınmadığının net bir örneği sayılmalı.

Bu iktidarın orman yangınlarını önlemek ve söndürmek konusunda niyetinin ve yeteneğinin olmadığı ayan beyan ortadadır. Diğer alanlarda olduğu gibi ormanları da yönetemiyor. Yangınların önlenmesi ve yeterli hazırlığın yapılmamış olmasından Cumhurbaşkanı, Bakan PAKDEMİRLİ ve Genel Müdür sorumludur. 12.08.2021

 

Kaynaklar

1-Çağlar, Y. 31 Temmuz 2021 makale.  Orman Yangınları Üzerine Sorulması ve Yanıtlanması Gereken Sorunlar…

2-OGM Faaliyet Raporu 2020. OGM eb sayfası.

3- OGM 2021 Yılı Kurumsal Mali Durum ve Beklentiler. OGM eb sayfası

4- Atmış, E.  Orman Yangınlarında Veriler Sizi İşaret Ediyor Ediyor Bakan. 8 Ağustos 2021 tarihli BirGün Gazetesi.

 

 

 

 

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ana Fikir