Jön Türklerle başlayan Türk Devrim hareketi, Mustafa Kemal liderliğinde süren Kurtuluş Savaşı döneminde, emperyalizmin ve işbirlikçisi, padişahçı, saltanatçı, hilafetçi, dinci ve ayrılıkçı güruhun ihanetine ve saldırısına uğrar; Kuvayı Milliye’nin direnişi, Türk ordusunun çelik yumruğu ile ezilir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile hedefine ulaşır.
Bağımsızlıkçı, ulusalcı, halkçı, kamucu, devrimci, laik niteliklerle kurulan Türkiye Cumhuriyeti, toplumu ekonomik, sosyal, siyasal yönden kalkındırmak, halkı özgürleştirmek, eğitimi yaygınlaştırmak, gençleri okutarak iş ve meslek sahibi yapmak, bilgili ve kültürlü yetiştirmek, okullar, yurtlar, yollar, barajlar inşa etmek, uçak, gemi, demir ve çelik fabrikaları açmak, sanayiyi, tarımı, hayvancılığı geliştirerek, yasal düzenlemelerle devrim kurumlarını ve kurallarını oluşturarak, saygın bir devlet, çağdaş bir toplum yaratmak için yola çıkmış, II. Dünya Savaşı’na bulaşmamış, 1950’de Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) iktidarı bırakmasına kadar çok büyük işler başarmıştır.
1950 seçiminde, Menderes ve Celal Bayar yönetiminde 1946 ‘da kurulan liberal görünümlü, Hürriyet ve İtilaf’ın iz düşümü Demokrat Parti (DP), Kurtuluş ve Birinci, İkinci Dünya savaşları koşullarında ortaya çıkan ekonomik ve sosyal sorunları dillendirerek, yokluğu ve yoksulluğu kullanarak, dini değerleri istismar ederek iktidara gelmiştir.
Türkçe Ezanı Arapçaya dönüştürerek, kültür örgütü Halkevlerini, köylüyü kalkındırmak için halk çocuklarının yetiştirildiği Köy Enstitülerini kapatarak; Meclis kararı olmadan Kore’ye asker göndererek, Türkiye’yi NATO’ya bağlayarak, cemaat ve tarikatları dirilterek, bağımsızlığı ve laikliği çiğneyerek, iktidarını sürdürmek isterken, halk destekli 27 Mayıs 1960 askeri harekâtı ile indirilmiştir.
Yeni iktidar, devrimci, laik, demokratik cumhuriyeti hedefleyen 1961 Anayasası ile yoluna devam ederken, 1969’da liberal muhafazakâr Süleyman Demirel’in yönetiminde Adalet Partisinin, 12 Mart 1971 muhtırası sonrası 8,5 yıl koalisyon ve azınlık hükümetlerinin, 12 Eylül 1980 darbesi sonrası 1983 yılında dinci, liberal, Turgut Özal yönetimindeki Anavatan’ın, 2002 yılında itibaren de dinci, sözde liberal, muhafazakâr Abdullah Gül ve Recep Tayip Erdoğan yönetimindeki AKP’nin eline düşmüştür.
1950’de Bayar ve Menderesle başlayan, Demirel, 12 Mart, 12 Eylül askeri yönetimleriyle süren, Turgut Özal, Yıldırım Akbulut, Necmettin Erbakan, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz başkanlığındaki hükümetlerle devam eden, Türk devrimine ve Atatürk ilkelerine yönelik sinsi, hain girişimler, 2002’de iktidara gelen AKP ile zirveye ulaşır, karşı devrime dönüşür.
Bu sağcı, dinci, ırkçı, sözde liberal partilerin, politikacıların, iktidarların derdi ve hedefi, laiklik, kadın, kadın erkek eşitliği, çocuklar ve gençler olur.
Kadınları ekonomik, sosyal ve siyasi hayattan dışlamaya, çocukların ve gençlerin bilimsel değerlerle yetişmesini, kadınların okumasını, iş ve meslek sahibi olmasını engellemeye çalışırlar. İşsizliğin nedenini kadınların iş ve meslek sahibi olmasına bağlarlar, bununda laiklikten kaynaklandığını düşünürler. Kadınlar okursa, iş ve meslek sahibi olursa, çocuklar ve gençler bilimsel değerlerle yetişirlerse iktidarda kalamayacaklarını, kamu malını yağmalayarak Harun gibi gelip Karun olamayacaklarını bilirler.
Bunun için laikliğe düşmandırlar. Kadınların okumasını, iş ve meslek sahibi olmasını, babasının, kardeşlerinin, kocasının baskısından kurtulmasını, iradesini özgürce kullanarak özgür insan olmasını istemezler. Milli Eğitimi ve Diyaneti kullanarak, okulları ibadethaneye dönüştürürler, gençleri ve çocukları inancın baskısına uğratırlar, akıllarını özgürce kullanmalarını önlerler.
Her devletin bir eğitim politikası vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim politikasının, “bilimsel, milli, laik, demokratik” olması zorunluktur. Bu durum, Türk devriminin, Atatürk ilkelerinin ve kuruluş felsefesinin kaçınılmaz sonucudur.
Bilimsel olma, fen bilimlerine (felsefe, tarih, coğrafya, matematik, fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji, astronomi, tıp, hukuk, mimarlık, mühendislik vs.) öncelik verme, eğitim ve öğretimin temeli yapmadır. Bunlar, ilahiyatı öne çıkararak, fen bilimlerinin ders sayılarını azaltarak, müfredattan çıkararak, seçmeli yaparak saf dışı bırakmakta, kâinatı (evreni) bırakıp ahretle halkı, çocuk ve gençleri oyalamakta, insanın, toplumun ve ülkenin gelişmesini engellemektedirler.
Laiklik, din ile devlet işlerinin ayrılması yanında, dünyevi işlerin akıl ve bilimle görülmesini, inanç işlerinin kişinin ve toplumun özeline bırakılmasını, inananında inanmayanında aynı ortamda barış içinde yaşamasını, önlemlerinin alınması demektir. Sağcı iktidarlar ne yapıyor, inanç işine devleti katıyor, bir dinin ve mezhebin toplum içinde etkin ve belirleyici olması için her yolu deniyor, diyaneti, milli eğitimi, dini günleri ve bayramları fütursuzca kullanıyorlar, dini günlerde ve Ramazan ayında, ibadeti siyasete, şova dönüştürüyorlar. İmamı okula, çocukları camiye sokuyorlar, aklın yerine inancı, bilimin yerine imanı koyuyorlar, çocukların ve gençlerin bilimsel düşünmesini, aklını kullanmasını önlüyorlar.
Tarikatçı Milli Eğitim Bakanının başka işi yokmuş gibi laikliğe aykırı işler yapıyor, Adalet Bakanı laikliği savunanları, “laiklik bildirisi” yayınlayanları yargı yoluyla susturmaya çalışıyor.
Bu iktidar, bu kafayla ne kadınları geliştirir, ne genç ve çocukları yetiştirir ne de ülkeyi kalkındırır. AKP 23 yıldır iktidarda, halka ve insanlığa yararı dokunmuş bir tane bilim insanı yetiştirmiş mi? Laik cumhuriyetin yetiştirdiği, sahip çıkılmayan, ülkemizde ve de gelişmiş ülkelerde çalışan bilim insanlarımızla yetiniliyor. Bunların işi yalan, talan, bilim ve laiklik düşmanlığıdır.
Laiklik, bilimsel eğitim ve öğretim, sanayileşme, çağdaş toplum olmak vazgeçilmezlerimizdir. Atatürk’ün deyimiyle “Laiklik adam (insan) olmak demektir”. Boşa uğraşıp Türk Devriminin aydınlık yolunu karartmasınlar. Umutsuzluğa gerek yok. Kuşkusuz “Su akacak yolunu bulacaktır.”
05.03.2026
Av. Mehdi BEKTAŞ





