NASUH MİTAP’I TANIMAK VE ONU ANLAMAK…
Hakkı Zabcı

Bugünlerde Nasuh ile ilgili yazılar birbiri ardına sosyal medyaya sürülüyor. Hatta düşün anlamında, benzer olmayan kişilerin yazıları çala kalem giriyor internet sayfalarına ve basın dünyasına… Olsun. Bu da sevindirici birşey. En azından bir takım kesişme noktalarının olması olumlu. Ama öyle yakıştırmalar var ki, affedilecek gibi değil…
Ben Nasuh’un kardeş düzeyinde yakın bir dostu, bir arkadaşı, bir yoldaşıyım. Onunla çok şey paylaştım. Onu yakından tanıma fırsatını yakaladım.
Görünen o ki, onun suskunluğunu bozdurmak için gerekli çabayı yakın arkadaşları olarak göstermek zorundayız. Bu bizlerin boynunun borcu.
Burada Nasuh için Kırklareli’nde mezarlıkta yaptığım konuşmayı vermekle yetineceğim şimdilik! Tabii ki devamı gelecek!…
“Buraya Nasuh’u uğurlamak için değil, ona merhaba demek için geldim. Nasuh’u anlatmak sözcüklere sığacak gibi değil. Sözcükler yeterli gelmez anlatmaya. Ancak şunları demeden de geçemeyeceğim.
Devrimci irade olmadan devrim de olmaz, devrimci hareket de olmaz, devrimci örgütlenme de olmaz. Kurucu irade ile devrimci iradeyi birbirine karıştırmamak gerekir.
Devrimci için, devrimci irade tek başına kalınsa da köküne kadar, sonuna kadar kullanılması gereken birşeydir. Devrimci kavgada, devrimci mücadelede, özel yaşamda, hapiste, işkencede, hastalıkta ve hatta ölümde devrimci iradeyi gösterir devrimci olan. Nasuh bunların hepsini göstermiştir. Kavgada, işkencede, hapiste, hastalıkta, ölümde…
Hastane personeli, doktor ve hemşireler dahil, biz böyle hasta görmedik dediler. Bu tür hastalar bağırtıdan hastaneyi inletirler ağrılardan dolayı. Bu adamın gıkı çıkmadı. Ve o haldeyken devamlı bize moral verdi. Ben, bir seferinde ağrıların var mı dedim; dayanılmayacak kadar değil dedi. Ve son saniyesinde oğlu ile vedalaştı bir devrimciye yakışır biçimde.
Sağlığında ve hastalığında çok beraberliğimiz oldu. Kendimizden de konuştuk, siyasetten de konuştuk. Dertleştik de, sürece dahil çözüm arayışlarına da girdik.
Uzatmak istemiyorum.
Nasuh oğlu Ertan ile birlikte Ankara’da benim evime gelmişlerdi. Nasuh’un sırtında çok güzel bir palto vardı. Nasuh hayrola, bu palton da çok güzel dedim; Benden değil, Ertan aldı dedi. Ertan’a döndüm. Bakıyorum babana iyi bakıyorsun, dedim. Abi, babamı zor buldum, kaybetmek istemiyorum, dedi.

O Ertan, bu babayı öyle bir sırtladı ki, özellikle o hastalık döneminde öyle bir sırtladı ki ve bu sırtlama döneminde onu o kadar yakından tanıdı ki, onu kendi içinde ölümsüzleştirdi ve babasını yani Nasuh’u kaybetmedi.
Dün karısının yanına gittik. Fatoş’un yanına. Fatoş çok üzgün tabii. Der ki; ben on yıl da, yirmi yıl da ona bakardım, benim için hiç sorun değil. Ve şunu ifade etti, çok önemli; Ben bu hayatta Nasuh olmadan da, Nasuh ile yaşarım ve yaşayacağım. Düşünebiliyor musunuz? Nasuh karısına ve çocuğuna neleri verdiğini ve biz yakınlarına neleri bıraktığını.
Nasuh’a ben merhaba diyorum.
Diyeceğim bu kadar. Öyle bir insanı gönderiyorsunuz ki, kolay kolay bulamayacağınız, kolay kolay tartamayacağınız, kolay kolay anlayamayacağınız bir insanı. Yaşamanız gerekli onunla birlikte. Beraber yaşamadığınız, yaşayıp da tanıyamadığınız bu devrim yolcusunu bari onun yokluğunda onunla birlikte yaşayın. Onu tanımaya çalışın. Ne kadar güçlendiğinizi göreceksiniz.
Sağolun.”
Hakkı Zabcı





