Niçin Sürekli Yeniliyoruz… (1)- M. Tanju Akad

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

Cepheler Çoğu Zaman Net Olmamıştır

 

Türkiye’nin ilerici güçleri uzun süredir sürekli mevzi yitirdi, direniş odakları ardı ardına çöktü, günümüzdeki çok olumsuz tablo ortaya çıktı. 1960’larda başta basın, üniversiteler ve sendikalar olmak üzere bir dizi unsur, sistemin denetiminde olmayan sağlıklı unsurlara sahipti. Ayrıca her alanda direnen insanlar bulunuyordu. Bugün her şey çok daha olumsuz. Elbette ki nedenleri saymakla bitiremeyiz ancak en önemli gördüğümüz hususların üzerinde duran bir dizi yazımız olacak.

 

31 Mart gerici ayaklanması, 1908 İhtilali’nden sonra Türkiye’nin toparlanmasından korkan yabancı ülkeler ve içte rahatsız olan gerici koalisyon tarafından gerçekleştirildi. Bu koalisyonun örtülü lideri İngiltere idi. Meşrutiyet düzeninin, kendilerini sıkıntıya sokacağını hisseden alaylı subaylar ve medreseliler ile bir kısmı Arnavutlardan oluşan muhafız askerleri ise vurucu gücünü oluşturdu. Propagandayı yapanlar gerici din adamları, siyasi partisi sonradan Hürriyet ve İtilaf’a dönüşecek olan Ahrar Fırkası idi. Prens Sabahattin’in liberal fikirlerini savunan bu parti aynı zamanda etnik ve bölücü unsurların sözcülüğünü de yapıyordu. Serbesti gazetesi Ahrar’ın sözcüsü olup, bu parti İkdam, Millet ve Yeni Gazete gibi yayınların da desteğini almıştı.

 

İşte batının Türkiye’de kollarını teşkil eden bu gerici koalisyon sisteminin özü 107 yıldır aynı kalmış, unsurların sadece adları ve güçleri değişmiştir.

 

Bu koalisyona karşı mücadelede başarılı olduğumuz dönemler vardır ama Hareket Ordusu’nun isyanı bastırması ve aynı zamanda gericilik ve işbirlikçiliğe karşı bir iç savaş olan Kurtuluş Savaşı hariç, yenilgiler esastır. O kadar ki, gerici koalisyon çok kısa sürede Cumhuriyet’e hâkim olmuş ve onu kemirmeye başlamıştır.

 

Tarihimiz, bu yıkıcı ve gerici koalisyonun hâkimiyet ve direnenleri tasfiye mücadelesinden ibarettir. Bu koalisyona karşı yapılan mücadelelerde başarısız olmamızın nedenlerini anlamazsak, bundan sonra da başarılı olamayız.

 

Gelelim bu yazının konusu olan cephelerin çoğu zaman net olmamasına:

 

Ülkenin dışa bağımlı yapısı ve uluslaşma sürecimizin geç başlaması çoğu durumda batılı güçlerin Türkiye politikasında birden fazla tarafa sızarak müdahil olmasına olanak tanımıştır. Uluslaşmasını tamamlamamış ülkelerin yurttaşları için diğer yurttaşlarına karşı intikam duygusu her şeyin ötesine geçebilmektedir. Bunları kullanan yabancı güçlerin aynı (örneğin Soğuk Savaş dönemi) veya karşıt taraflarda (örneğin İkinci Dünya Savaşı dönemi) olması felaketleri küçültmemiştir. Örneğin Hürriyet ve İtilafçılar İngilizlerle işbirliği yaparken İttihatçılar da bazen isteyerek, bir şekilde de hasbelkader Almanlarla işbirliğine itilmiştir. Halbuki, İttihatçılar da önce İtilaf güçleriyle ittifak aramışlar ama tersyüz edilmişlerdi. Sonuçta o dönemde iki cephe de işbirlikçiydi. Günümüzde en çok oy alan dört partinin hepsinin işbirlikçi olması gibi. Kaldı ki, gerek sızma, gerek operasyonlar bazen o kadar incelikle yapılmıştır ki, çoğu zaman olayları izlerken içyüzünü anlamak ve kimin ne olduğunu açığa çıkarmak mümkün olmamıştır. Kimin sağ, kimin sol olduğu da her zaman anlaşılmamıştır. Birçok etnik ayrılıkçı veya intikamcı unsur solun içine gizlenerek faaliyet gösterdiği gibi, sadece diğer partilerin değil, İslamcı akımların veya mezheplerin içine gizlenerek çalışanlar da olmuştur. Bunlar içlerine gizlendikleri akımların öz faaliyetlerini de sabote etmişlerdir. Keza, solun bunlarla ilgili olanların yanı sıra, nispeten bağımsız olan bir bölümü dahi, kimi zaman, son dönemde olduğu gibi batılı güçlerin işbirlikçisi olabilmiştir. Ya da, örneğin 27 Mayıs’ın Menderes yönetiminin, batının aykırı gördüğü işleri yaptığı için devrildiği konusunda birçok tez vardır. Keza bu dönemde yapılan tasfiyelerin niteliği kimse tarafından net şekilde ortaya konmamıştır. Acaba, tasfiye edilenler NATO’nun denetleyemediği subaylar mıydı? Ve bu tasfiye 1971’de ve 2002’den sonraki büyük adımların ilki miydi? Bu işlere karışan siviller ve askerler 1960’tan 2012’ye kadar her dönemde, iş işten geçinceye kadar tongaya bastırıldıklarının farkına varamamışlardır. Ve 1961 Anayasa’sı bir kaza mıydı, yoksa dönemin gereği miydi? Bundan sonra bu anayasayı ortadan kaldırmak için gösterilen devasa gayretler önemlidir. Solcuların aklı da bu olayları tam olarak izlemeye yetmemiş, en abuk sabuk girişimleri destekleyenler çıkmış, zigzaglar çizilmiştir. 1971’de Erim’in sözde reformcu kabinesi açıklandığı zaman solcuların büyük tezahüratının ortasında kalıp, nasıl büyük bir acı ve şaşkınlık yaşadığımı hiç unutmam. Birkaç hafta içerisinde Balyoz Harekâtı akıllarını başlarına getirecekti ama artık çok geç olmuştu. Zaten dağınık güçlerin bir araya gelme koşulları ortadan kalkmış bulunuyordu. Bunu izleyen dönemde Türkiye’de devlet içerisinde on binlerce nitelikli insanın tasfiyesi gerçekleştirilerek 1980 ve sonrasının azgın gericiliği hazırlanmıştır.

 

Kısacası, cephelerin net olmaması biraz da insanlarımızın olayları kavrama yetersizliğinden kaynaklanır. Kavrasalardı, bu kadar şaşkınlık yaşamazlardı. Boş güven duymuşlar, ihanete uğradıkları zaman dağılmışlardır. Hâlbuki akıllı olup durumu kavrasalar tedbir alabilirler, ya da en azından, durum başlarına gelince bisikletten düşmüş karpuza dönmezlerdi.

 

Bir başka durum da, ülkemiz insanlarının Soğuk Savaş’ın bitişini ve bunun muhtemel sonuçlarını kavramamalarıydı. Bu durum hem küresel planda, hem de bazı ülkelerde cepheleşmeleri değiştirecekti. Bunu görmeyenler politika yapmaya da layık değillerdi ama tam tersine, bazıları sonradan o kadar iyi adapte oldu ki, bütün değerlerini anında satarak saf değiştirdi. Üstelik bazılarını da kandırarak gerici cephenin günümüzün ilericiliği olduğuna inandırıldılar. Üstelik bunlar arasında birçok nitelikli insan ve 1970’lerin hızlı solcuları bulunmaktaydı. Ama bunlar aslında neydi ki hemen satışa geldiler, bu kadar hızlı değiştiler…

 

Bu, bizi insanlarımızın politik bilgi ve beceri eksikliğine, politik mücadeleye hazır olmamalarına, çoğu zaman kıvırtmalarına ama bundan çok daha önemlisi, temel değerlerden yoksun olmalarına getirir ki, bunlar önümüzdeki yazılarda ele alacağımız konulardır.

 Tanju Akad

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Ana Fikir