Yaşam birimi kavramını ilk kez 2013’te yayınladığım “Aşkla Sonsuz Yaşam” adlı kitabımda kullandım. Bu kavram, bir yüzü biyoloji bilimi diğer yüzü toplumbilim olan bir madalyon gibidir. Başka bir deyişle, ben yaşam birimi kavramı ile biyolojiye yaslanıp, toplumsal yaşamın yapılanmasını ve hareketini açıklıyorum. Bu nedenle bu kavram, benim toplumsal yaşam anlayış, kavrayış ve açıklayışımın anahtar kavramıdır. Öyleyse nedir yaşam birimi?
Yaşam birimleri, canlı yaşamı kalıtan ve taşıyan maddi-biyolojik yapılardır. Virüslerden bakterilere, hamsiden balinaya, serçeden albatrosa, ayrık otlarından sekoya ağaçlarına kadar oradan çok hücreli organizmalara kadar, her bir canlı yapı bir yaşam birimidir. Canlı yaşamı, her bir yaşam birimi kalıtır. Her bir yaşam birimi, kalıttığı canlı yaşamı, ömür boyunca taşır da.
Canlı yaşamın yapı taşı genlerdir. Genler kendilerini, proteinleri kullanarak kopyalayabildikleri için, her bir yaşam birimi, genlerin sonsuz kopyalama kabiliyetlerini gerçekleştirdikleri yapılardır. Bu nedenle, ister virüs, ister bakteri, isterse de çok hücreli organizma biçiminde, basit ya da karmaşık olsun, tüm yaşam birimleri, birer “gen kopyalama makinesi”dir.
Canlı yaşam birer gen kopyalama makinesi olan yaşam birimleri tarafından kalıtılıp taşınıyorsa, her bir yaşam biriminin doğası, kendi içindeki genlerin taşıdığı yaşam bilgisiyle, kendi içinden kendisinin aynısı yeni bir yaşam birimi çıkarmaya yöneliktir. İşte yaşam birimlerinin bu yönelimini “bencillik” olarak adlandırıyorum. Bencilliğin arkasında tasarım, amaç, yönetim yoktur; bencillik her bir yaşam biriminin doğasından kaynaklanır. Yaşam birimlerinin bencilliğinin temelinde de genlerin kendilerini sonsuz kopyalayabilme kabiliyeti vardır. Kısacası bencil-olan genlerdir. Ancak genler benciliklerini yaşam birimleri ya da gen kopyalama makineleri oluşturmak suretiyle yaşarlar
Vurgulamam gerekiyor ki “bencillik” bir yargı ifadesi, canlılar hakkında olumsuz bir hüküm değil; canlı-olmanın yaşam birimleri halinde taşındığını, canlı-olmanın doğasını ifade eden bir kavramdır. Çünkü her bir yaşam birimi, hangi genetik kod ile yapılanmışsa, kendi kopyasını da aynı genetik kodla yapılandırır; tıpkı altında karbon kâğıdı bulunan bir kâğıdın üzerine ne yazarsanız, altındaki diğer kâğıda aynı yazının geçmesi gibi.
Birer yaşam birimi olan biz insanlar da benciliz. Bütün canlı türleri gibi biz insanlar da kendi aynımız olan yaşam birimlerini; çocuklarımızı yapmaya yöneliğiz. Bencillikten iki eğilim türer: benmerkezcilik ve bencilbizcilik.
Bencillikten benmerkezcilik nasıl doğar? Genlerin kendilerini kopyalama yeteneği sınırsızdır. Genlerin kendilerini kopyalayabilmek için proteine ihtiyacı vardır. Ancak protein miktarı sonsuz değil, sınırlıdır. Genlerin kendilerini kopyalama yeteneklerinin sınırsızlığı, onların sınırsız miktarda protein talebine yol açar. Bu nedenle her bir genin protein talebi, mevcut tüm proteinleri kapsar. İşte benmerkezcilik, genlerin ben olabilmek, yani “yaşam birimi olarak” yaşamda kalabilmek için, mevcut tüm proteinleri ya da yaşam-kalım maddelerini talep etmesi olup, bu nedenle bencilliğin bir türevidir. Benmerkezcilik insanlarda, mülkiyet eğilimi, mümkün olduğunca çok mal mülk, para pul sahibi olmak biçiminde tezahür eder. İnsanlardaki benmerkezciliğin etkinliğinin sonucu olan; mümkün olduğunca çok mal mülk, para pul sahibi olma eğilmi ve eylemi, insanlar arasında çatışmalara, ayrışmalara yol açar. Güncelde yaşanmakta olan ve tarih boyunca yaşanmış bütün çatışmaların, savaşların, işgallerin, istilaların kökeninde benmerkezcilik vardır. Ancak derseniz ki insanlar arasında sadece ayrışma ve çatışma yok, birleşme ve dayanışma da var, bunu nasıl açıklarsın? Derim ki yine bencillikten türeyen bencilbizcilikle açıklarım.
Öyleyse bencillikten bencilbizcilik nasıl doğar? Biyolojik olarak, genler birer molekül zinciridir ve genlerden oluşan insanlar da birbirine nesiller halinde eklenerek zincirler ve ağlar oluştururlar. Birbirine bağlı olarak bir arada olmak, yaşamda kalmada, ayrı ayrı olmaya göre daha avantajlıdır. Bu nedenle doğada zincir ve zincir ağı durumunda bulunan canlılar, popülasyonda çoğunluğu oluşturmuşlardır. Bunun sonucu olarak, yaşam birimleri, birbirlerine zincirler ve ağlar halinde bağlı olarak çoğalıp, kendilerini böylece kalıtmaya yatkın olmuştur. Bunun türevi olarak, insanların organize yaşamda kalma mücadelesi, ben olmada daha avantajlı olduğu için, insanlar hep “bizciliği” tercih etmişler; biyolojik zincirler ve ağlar, toplumsal zincirler ve ağlar biçimini almış, insanlar toplumsal olarak da birbirlerine bağlanmışlardır. Aile, klan, kabile, kavim, ulus, sınıf, dernek, sendika, siyasi parti vs bütün dayanışma ilişkilerinin kökeninde, zincirler ve ağlar halinde yaşama vardır. “Ben olmada” sağladığı avantaj nedeniyle, bizcilik hep ağır basarak toplumsal yaşam kalıtılmıştır. Ancak bu, ben olabilme amacına yönelik, bencil bir bizciliktir. Bu nedenle insanlar bencilbizcidir.
Her ikisi de bencillikten türediği için insan benliği bir benmerkezcilik bencilbizcilik bileşimidir. Her bir bileşenin insan benliğindeki oranları, doğup büyüdükleri kültürel ortam ve yaşam deneyimleri içinde oluşur. Bileşenlerin insan benliğindeki oranları zaman içinde değişebilir. Ağır basan bileşen insan davranışlarını belirler.
İnsan benliği gibi toplumsal yaşam da bir benmerkezcilik bencilbizcilik bileşimidir. İnanların benlik bileşenlerinden olan bencilbizciliğin etkinliği sonucu, benmerkezciler benmerkezcilerle, bencilbizciler de bencilbizcilerle dayanışır. Bencilbizcilerin dayanışması daha sıkı dokunurken, benmerkezcilerin dayanışma dokusu daha gevşektir. Bu dayanışmalardan toplumsal sınıflar doğar. Toplumsal benmerkezcilik, toplumsal yaşamı ayrışmaya, kaosa yöneltir. Ancak hem benmerkezciliğin hem de bencilbizciliğin kaynağı olan bencillik (yaşama güdüsü) nedeniyle toplumsal bencilbizcilik hep ağır basarak kaos eğiliminin sonuna kadar gelişip toplumsal yaşamın dağılmasını engelleyip, düzeni sağlar, böylece toplumsal yaşamı korur.
Bu hareketleri biz insanlık tarihi olarak görürüz…
MEHMET UYSAL





