HUKUK DEYİNCE…- Mehmet Uysal

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

Türk Dil Kurumu (TDK), hukuku, “Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünüdür” biçiminde tanımlamıştır. Bu tanımı çözümlediğimizde, şunları tespit ediyoruz:

-Toplum insanlardan oluşur.

-İnsanlar “yasa” denilen birtakım “düzenlemeler” yaparlar.

– İnsanların “devlet” diye bir örgütleri vardır ve bu örgüt “yaptırma gücü”ne sahiptir. 

– Devlet yaptırma gücünü kullanarak, insanların bu düzenlemelere uygun davranmalarını sağlar. 

“Hukuk” denilen düzenlemelere uygun davranılmasının sağlanması için yaptırım konulmasından anlıyoruz ki toplumda, insanların bazılarının, diğer bazılarının yaptığı düzenlemelere uymaması söz konusudur. Öyle ya; bütün toplum üyelerinin uyması beklenen düzenlemeler, neden yaptırım gücü ile desteklensin? Demek ki hukuk düzenlemeleri, bunlara uyması beklenmeyen insanlar için “kötü”, uyması beklenen insanlar için “iyi”dir. Bazıları için kötü olan düzenlemeler, bunların rızasıyla konulmuş olamayacağına ve yaptırıma da bağlandığına göre, bu düzenlemeleri koyup yaptırım zorlaması ile uygulayanların, bir zorlayıcı fiziki güce sahip olmaları, bu gücün diğerlerinden üstün ve devlete hâkim olması gerekir. Demek oluyor ki  “hukuk” dediğimiz şeyin arkasında, toplumun bir kısım insanlarının çıkarlarına aykırı olarak, kendi çıkarlarına uygun düzenleme yapıp uygulamaya zorlayabilecek fiziki güce sahip bir grup vardır. Bu grup, klan, kabile, kavim, ulus gibi birbirinden ayrı örgütlenmiş ancak birbirleriyle ilişki ve etkileşim içinde toplumlar kümesi olabileceği gibi, aynı toplumun içindeki, efendi, derebeyi, burjuvazi gibi sınıflar da olabilir. 

Öte yandan, çokça işittiğimiz; “doğal hukuk”, “hukukun üstünlüğü” vb. kavramların ifade ettiği gibi, “hukuk” kavramının içinde, yaygın olarak hak ve adaleti çağrıştıran olumlu bir kanaat pozitif bir yargı saklıdır. Bu yargı da insan ilişkilerinin dışında, kendi kendine ve “mutlak iyi” olan; “hukuk” diye -metafizik, ideal- bir nesne olduğu düşüncesinden kaynaklanır. Ancak tarih boyunca insanlık çeşitli hukuk biçimleri yaşamış olup, hukuki düzenlemeler, hep toplumsal yaşam içindeki; üstün zorlayıcı fizik güce sahip grup tarafından konulup, yaptırım zorlaması ile uygulanmıştır. Zorlayıcı fizik gücün adı “siyaset”, siyasetin ete kemiğe bürünmüş biçimi de “devlet”tir. Kısaca ifade etmek gerekirse; hukuk siyaset tarafından yapılır ve siyaset tarafından uygulanır. Gerek toplumlar arası gerekse toplum-içi hukuk, çeşitli gruplar arası güç ilişkilerinin bileşkesi olarak oluşur. Bu nedenle, “hukuku” insanların dışında, kendi kendine var olan, “mutlak iyi” bir metafizik, ideal nesne olarak değil, insanlar arası güç dengelerinin biçimlendirdiği düzenlemeler olarak düşünüp, böylece anlayıp kavramak gerekir. Arkasında yapıcı ve uygulayıcı olarak siyasetin, yani fiziki zorlayıcı gücün olmadığı “düzenlemeler”, hukuk değil, olsa olsa iyi/kötü niyetli “dilek ve temenniler” olabilir.

TDK tarafından yapılmış tanımından hareketle, hukukun arkasında, “siyaset” denilen “zorlayıcı fizik güç” olduğunu böylece belirledikten sonra, “güç” üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Hukuk, güç üstünlüğü ve güç dengesi temelinde belirlendiğine göre, insanlığın toplumsal yaşamı, esas olarak, “gücü, gücü yetene” olarak ifade edilebilecek olan “orman hukukuna” göre mi şekilleniyor? Öyleyse, orman hukuku; sadece insanın “insansı” olduğu “insanlık-öncesi” ve “yabanıllık (vahşet)” dönemindeki ilkel toplum insanları arasındaki ilişkileri değil, yabanıllıktan günümüze kadar, bütün insan ilişkilerini de mi belirliyor? Bu sorulara benim cevabım “Evet”tir. Kuşkusuz orman hukuku, toplumsal yaşamın güç ilişki ve etkileşimleri içinde zamanla ehlileşmiştir, incelmiştir. Ancak halen hükmünü sürdürmektedir. Bu düşüncemiz üzerine, günümüzün gelişmiş “demokratik hukuk devletlerini” örnek göstererek, “Orman hukuku mu kaldı ki, nerede?” diye soranlara, dünyanın bütün ülkelerinin toplam “savunma” bütçelerinin 2024’te 2,7 trilyon USD olduğunu söylerim. Bu soruyu soranlara, ayrıca, dünyadaki toplam asker ve polis sayısını araştırmalarını önerir; binlerce kilometre uzağı vurabilen, nükleer başlıklı “akıllı” füzelerin, B-52’lerin, F-16’ların, uçak gemilerinin, tankların, topların, makineli tüfeklerin, copların, biber gazlarının, TOMA’ların ne işe yaradığını sorar; nezarethaneleri, hapishaneleri, adalet saraylarını gösteririm. İşte günümüzün hukukunun arkasındaki; insanlığın yabanıllık döneminden bu yana hükmünü sürdüren orman hukukunun ete kemiğe bürünmüş hali, somut görünümü budur. Bütün bu açıklamalardan sonra, akıllarda hâlâ “Orman hukuku, hukuk mudur?” sorusu kalmış olabilir. Eğer hukuk, “yaptırım içeren bir düzenleme” ise, orman hukuku, hukuku “hukuk” yapan “düzenleme” ve “yaptırım” unsurlarını eksiksiz taşımaktadır. Orman hukukunun temel düzenlemesi, “anayasası” şudur: “Ben(biz) güçlüyü(z)m, bana(bize) boyun eğilecek”tir. Yaptırımı ise “Bana(bize) boyun eğmeyenlerin bedenini zapt ederi(z)m veya ortadan kaldırırı(z)m”dır.  İşte düzenleme, işte yaptırım; hukuk demek için her şey -eksiksiz- var.

Buraya kadar yaptığım açıklamalardan sonra, “Hayvanlar da orman hukukuna tabidir. Bu durumda hayvan ile insanın farkı yok mu?” sorusu sorulabilir. Bilindiği üzere, hayvan davranışlarını içgüdü yönlendirir. İçgüdünün rolü varsa da, insan davranışları, ağırlıklı olarak, akıl kullanılarak edinilip, nesilden nesle zenginleştirilerek aktarılan bilinç tarafından yönlendirilir. Bunun en basit göstergesi, insanların “insan” oluşundan itibaren, birbirleriyle savaşmayı bildikleri gibi, “barışıp” anlaşma yapabilmeyi de bilmeleridir. Demek oluyor ki, orman hukukuna göre ilişki kurmak, bu çerçevede kâh barışıp kâh savaşmak,  insanoğlu/kızının bilincinin ışığında tercih ettiği, iradi bir davranıştır. İşte fark budur: hayvanların içgüdüsel olarak orman hukukuna yönelmeleri, insanların ise bilinçli olarak orman hukukunu tercih etmeleri

Kısacanın kısacası; gerek ülkeler arası ilişkileri, gerekse ülke içi ilişkileri düzenleyen hukuk, esas olarak orman hukukuna göre belirlenen ve adına “siyaset” dediğimiz “güçler ilişkisi ve dengesi” üzerine kuruludur. 

Mehmet Uysal

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Ana Fikir