Özgür ÖZEL ve CHP yönetim organlarının seçildiği 4-5 Kasım 2023 tarihli 38 Olağan Seçimli Kurultayı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36.Hukuk Dairesi’nin 21.05.2026 tarih ve 2026/32 Esas, 2026/658 Karar sayısıyla;
“Ankara 42 asliye hukuk mahkemesinin 24.10.2025 tarih ve 2025/66 Esas, 2025/428 karar sayılı kaldırılarak, asıl ve birleşen Ankara 41 Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2025/176, birleşen Ankara 17 Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2025/72 Esas, birleşen Ankara 7.Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2025/140 esas, birleşen Ankara 40 Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2025/99 esas sayılı davaları kabul edilerek, mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) nedeniyle malul olduğunun tespiti ile yapıldığı tarihten itibaren iptaline,
“…bu tarihten sonra tüm olağan ve olağanüstü kurultayın ve bu kurultaydan alınan tüm kararların iptaline; kurultaydan önceki duruma dönülmesine; kurultaydan önceki genel başkan Kemal Kılıçtaroğlu ve parti organlarının görevlerine aynen devam etmeleri ile İstanbul İl Kongresi ile bu kongrede alınan tüm kararların mutlak nedeniyle malul olduğunun tespiti ile yapıldığı tarihten itibaren iptaline; kongre tarihinden önceki il başkanı ve parti il organlarının görevlerine aynen devam etmelerine,
“… Asıl ve birleşen davalarda (istenen) ihtiyati tedbir taleplerinin kabulü ile genel başkan Özgür Özel’in, merkez yönetim kurulu üyelerinin, parti meclisi üyelerinin ve yüksek disiplin kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevden uzaklaştırılmalarına ve önceki görevde bulunan Kemal Kılıçdaroğlu ile parti meclisi ve yüksek disiplin kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar tedbiren görev üstlenmelerine /göreve iadelerine…” karar verildi.
21.05.2026 Perşembe günü verildiği belirtilen karar, 22.05.2026 Cuma günü uyaba yüklenerek kamuya açıldı. CHP içinde ve dışında, medyada hızlı bir atışma ve tartışma yarışı başladı. CHP’nin görevden uzaklaştırılan başkan ve yönetimi kararı “olağanüstü, hukuki ve siyasi darbe” olarak nitelerken, göreve döndürülen başkan ve yönetimi “olağan, siyasi ve hukuki” buldular. Siyasetçi, gazeteci, hukukçu kimliği ile konuşan, değerlendirmelerde bulunan birçok insanda, yönetimlere yakınlığına göre değerlendirmede bulunuyor, kafalar karışıyor.
Konuya nesnel (objektif) yaklaşmakta kuşkusuz yarar vardır, bu ulusal direnişi örgütleyen, emperyalizmi dize getiren, laik cumhuriyeti kuran, yüz yıllık çınar CHP’ye bir vefa borcudur.
Öncelikle bilelim ki siyasi konularda kararlar, istense de istenmese de hukuki olduğu kadar siyasidir.
Konunu siyasi boyutu olduğu için yoğun tartışma yaşanıyor, her kafadan bir ses çıkıyor. Konu siyasi olmasa karar kimin umurunda olurdu ki? Çoğu insan Özgür Özel ve yönetiminin görevde kalmasıyla CHP’nin büyüyeceğini, iktidar olacağını düşünüyor; aksi düşüncede olanlar ise Özgür Özel ve yönetimi döneminde yapılan soruşturmalar, gözaltına almalar, tutuklamalar ve açılan davaların CHP’ni “yıprattığı, kirlettiği”, iktidar olma şansını yitirdiği görüşündedir.
İki kesiminde haklı nedenleri olabilir, ancak bundan yararlanan dinci, gerici, laik cumhuriyet düşmanı siyasi iktidardır. İktidar işine geleni yapıyor, kuşkusuz daha da yapacaktır. CHP’yi tarihi kökünden, kişiliğinden, ideolojisinden koparanların bunda hiç suçu, kusuru yok mudur? Devleti, yargıyı yönlendiren iktidarla uğraşmak yalnızca CHP’lilerin görevi değil ki tüm yurtseverlerin görevidir.
Sorunlarla karşılaşanların yolu eninde sonunda yargıya düşer. Yargı iktidarın yönlendirmesi altındadır diye başvurmazlık yapılabilir mi? İstesen de istemesen de başvurmak zorunda kalırsın? Yargıya başvurdu, karara uydu, gereğinin yapılmasını istedi diye kimse suçlanamaz, suçlanmamalı. Yargının kesin kararına, içinize sinse de sinmese de uymak zorunluluğu vardır, aksi durum kargaşa ve çatışmadır.
Karara uymazsan devlet destekli icra (infaz) yürürlüğe girer. İcra yürürlüğe girmezse karar uygulanamaz, gücü yetmeyen güçlüden hakkını alamaz, o zaman hukuk dışı yollar devreye gir, hır çıkar, ortalık karışır.
Haksız, hukuksuz kararlara ve uygulamalara karşı yine yargı yoluyla karşı çıkılır. Yargı yolu ve itirazlarla olumlu bir sonuç alamazsan yapılacak fazla bir şey yoktur. Bir siyasi parti olarak durumu halka şikâyet edersin, seçimle iktidara gelirsen hesap sorarsın. Ben, hukuk, karar tanımam dersen, bu yolda inat edersen sıkıntı çıkacağı kesindir, sonucuna katlanırsın. Bundan başka bir çözüm yolu yoktur. O nedenle gerçekçi, mantıklı ve makul olmak gerekir, “öfkeyle kalkıp zararla oturmamak lazım”.
Bunun nasıl olacağı yönetimlere, direnenlere, mücadele edenlere kalmıştır.
Tartışılan konulardan birisi, “YSK’nın kesinleşmiş seçim sonuçları üzerinden Butlan Davası açılamaz, açılan davaya genel mahkemeler bakamaz” savıdır.
Bilindiği gibi temel kanunumuz anayasadır. Anayasa’nın 79.maddesinde “Seçimler, yargı organlarının genel yönetiminde ve denetiminde yapılır” hükmünü taşımaktadır. “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim sürecine ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama… görevi Yüksek Seçim Kurulunundur… Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir” hükmünü taşımaktadır.
Bu hüküm, öz olarak toplumun tümünü ilgilendiren genel (milletvekili, referandum, cumhurbaşkanlığı) ve yerel (belediye ve muhtarlık) seçimlerini kapsamaktadır. Siyasi Partilerin organ seçimleriyle ilgili Anayasa’da ayrıca bir hüküm yoktur.
Bu durum, 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunun 21.maddesinde, “Seçimlerin Yapılması” başlığı altında düzenlenmiştir:
“Madde 21 – Siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe organları seçimleri ile il kongresi ve büyük kongre delegelerinin seçimleri, yargı gözetimi altında gizli oy ve açık tasnif esasına göre aşağıdaki şekilde yapılır.
Seçim yapılacak büyük kongreyle il ve ilçe kongrelerinin toplantılarından en az onbeş gün önce, kongreye katılacak parti üyelerini belirleyen listeler, büyük kongreyle il kongreleri için Yüksek Seçim kurulunun önceden belirleyeceği seçim kurulu başkanına, ilçe kongreleri için o yer ilçe seçim kurulu başkanına ilçede birden fazla ilçe seçim kurulunun bulunması haline birinci ilçe seçim kurulu başkanına iki nüsha olarak verilir. Ayrıca toplantının gündemi, yeri, günü, saati ile çoğunluk sağlanamadığı takdirde yapılacak ikinci toplantıya ilişkin hususlar da bildirilir.
Seçim kurulu başkanı, gerektiğinde ilgili kayıt ve belgeleri de getirtip incelemek suretiyle varsa noksanları tamamlattırdıktan sonra seçime katılacakları belirleyen liste ile yukarıdaki fıkrada belirtilen diğer hususları onaylar. Onaylanan liste ile toplantıya ilişkin diğer hususlar kongrenin toplantı tarihinden yedi gün önce siyasi partinin ilgili teşkilatının bulunduğu binada asılmak suretiyle ilan edilir. İlan süresi üç gündür.
İlan süresi içinde, listeye yapılacak itirazlar hâkim tarafından incelenir ve en geç iki gün içinde kesin olarak karara bağlanır. Bu suretle kesinleşen listeler ile toplantıya ilişkin diğer hususlar, hâkim tarafından onaylanarak siyasi partinin ilgili teşkilatına gönderilir.
(Değişik: 28/3/1986 – 3270/7 Md.) Kongrelerde yapılacak seçimler ilgili seçim kurulunun gözetimi ve denetiminde yapılır. Bu seçimlerin usul ve şekilleri ile seçimlerde kullanılacak oy pusulası ve listelerin tanzim tarzı siyasi partilerin tüzük ve kongre yönetmelikleri ile düzenlenir.”
Görüldüğü gibi Seçim Kurullarının (ilçe, il, YSK) görevi, seçimin başlangıcı ve sonucuyla ilgilidir. Bu süreç içinde yasaya aykırı bir durum ortaya çıkmışsa “itirazlar” üzerine düzeltir ve sonuçlar ilan edilir, seçilenlere mazbatası(resmi belge) verilir.
Bilindiği gibi kongreler seçimli olabileceği gibi seçimsizde olur. Kongre seçimli ise, gündemin seçim maddesinde seçim kurulu kongrede hazır bulunur, seçimsizse bulunmaz. Kongre, kongre divanı tarafından gündeme göre yürütür ve bitirilir.
Bu durumda kongre hazırlık ve yapım sürecine kadar doğan sorunlara, çekişmelere (ihtilaflara) kim bakacak? Siyasi Partiler Kanunu’nun 121 maddesi bunu için konmuştur. Maddede, “Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanunun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri siyasi partiler hakkında da uygulanır” denilmektedir. Türk Medeni Kanununun 83 maddesi, yasaya ve hukuka aykırı kongrelerin “iptalinin” mahkemeden istenebileceğini öngörür. Bu mahkeme kuşkusuz Hukuk mahkemesidir (asliye, bölge hukuk, Yargıtay).
Karar “kongrenin kanun emredici hükümlerine aykırı olması nedeniyle mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) ile malul (sakat) olduğu tespit edildiğine, tedbir kararı verildiği, yapılan itirazın reddedildiği, temyiz işlemi sürdüğüne, kararın yerine getirilmesi için icraya başvurulduğuna göre, yönetimi eski yöneticilere teslim etmekten başka yol yol yoktur. Nitekim karar uyarınca parti binası ve yönetim icra yoluyla eski yönetim organlarına teslim edilmiştir. Kemal Kılıçtaroğlu kabul etmeseydi ne olacaktı, ya eski parti meclisi içinden bir başkanvekili seçecekti, ya da olaya mahkeme müdahale edecek belki de kayyum atayacaktı.
38 Kurultayla ilgili iddialar basında yer almış, kimi CHP’liler savcılığa ve mahkemelere başvurmuş, iktidarın desteği ile konu dallanıp budaklanmıştır. Bu işin arkasında iktidar olmasaydı belki de savcılık soruşturma açmayacaktı, kimi CHP’lilerin başvuruları ya takipsizlik ya da retle sonuçlanacaktı. İş bu noktaya geldikten sonra yeni yönetimin eski yönetimle işbirliği içinde CHP’yi sorunsuz bir kurultaya taşıyacakları yerde, sorunu kişileştirip karşılıklı hakaret ve suçlamalara vardırmaları iyi olmamıştır. Bu tür yaklaşımlar parti tabanında ayrılık ve düşmanlık yaratır, nitekim yaşanılan budur.
Şimdi Ne Oldu?
Önceki yönetimin başkanı Kemal Kılıçtaroğlu’nun avukatı, butlan kararının yerine getirilmesi (icrası) için İcra Müdürlüğüne başvurdu, CHP Genel Merkezine parti binasını boşaltın yönetimi önceki yöneticilere teslim edin diye icra emri gönderdi. Tebligat alınmadığı gibi, bina boşaltılmadı, görevler ve evraklar devredilmedi; önceki yönetimle pazarlık yapılmaya kalkıldı, partililer genel merkeze çağırılıp direnme gösterileri yapıldı.
Mahkeme, “ihtiyati tedbir kararını, gereği için Yüksek Seçim Kuruluna, Ankara İl Seçim Kuruluna, Çankaya 4. İlçe Seçim Kuruluna ve Ankara valiliğine” göndermişti. Bu, icrayı yoldan tebligat, teslimat yapılamazsa, idari yoldan tebligat ve teslimat yapın demektir.
Hem icrayı hem de idari yönden önceki yönetime bina ve evrakları teslim etmemek, devlet güçleriyle ve önceki yönetimle görüşmemeyi, çekişmeyi, çatışmayı göze almak demektir. Direniş gösterilerinden bir sonuç elde edilir mi bilemiyorum. Genel merkez ve evraklar önceki yönetime teslim edildikten sonra parti yönetimi önceki yönetime geçmiştir. Protesto ve direnişle genel merkezi devredenler bundan sonra ne yapacaklar şimdilik bilinmiyor, “şimdilik genel merkez TBMM’de demeleri” farklı bir yol tutturacakları sinyalini veriyor.
Bunun bir işe yarayacağını düşünmüyorum, çünkü “ana omurgadan kopan uzuv” fazla yaşamaz. Ayrı parti kurma niyetleri var gibi bir görüntü sergileniyorsa da bu da tutmaz. Geçmişte Kemal Satır’ın Güven Partisi, Muharrem İnce ve Mustafa Sarıgül’ün partileri dikiş tutmadığı gibi, Özgür Özel’in ve arkadaşlarının kuracağı partinin de dikiş tutacağını sanmıyorum.
Çünkü CHP seçmeni, partinin başında kimin olduğuna bakmaz, Atatürk’ün partisine ve altı oka sahip çıkar kanısındayım. Bu tavırdan siyasi bir sonuç çıkar mı bilmiyorum ve de sanmıyorum.
Kaldı ki CHP, düşmanı çok dostu az bir partidir, sağda da solda da CHP’nin başarısız olmasını isteyen çok çevre vardır; CHP’ye yakınlaşmaları, destek olmaları demokrasi kavgasından değil mecburiyettendir; çünkü CHP yaşamazsa kendilerinin de yaşama şansı yoktur.
Yukarıda açıklanan nedenlerle ülkenin ve CHP’nin kargaşaya, ayrışmaya değil birliğe, dirliğe, kardeşliğe ihtiyacı vardır. Bunun ayırdında olanlara kolay gelsin.
26.05.2026
Av. Mehdi Bektaş





