AKP İktidarı ABD’ye Karşın Ortadoğu’da Adım Atar mı? Mehmet Ali Yılmaz

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Birinci Paylaşım Savaşı’nda Filistin Cephesi’nde Britanya tarafından Türklere karşı savaştırılmak üzere sömürge Hindistan’dan getirilen Hint süvarisi

Birinci Paylaşım Savaşı’nda Filistin Cephesi’nde Britanya tarafından Türklere karşı savaştırılmak üzere sömürge Hindistan’dan getirilen Hint süvarisi.

 

 

Yazının başlığındaki soruya verilecek cevap belli. Türkiye’deki tek adam rejimi ABD emperyalizmine rağmen Ortadoğu’da stratejik sonuçlar yaratacak bir adım atmaz. Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile 7 Ağustos 2026’da imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ABD’nin bilgisi dışında katılmış olması söz konusu olamaz. Ayrıca bu anlaşmanın NATO ile çeliştiği iddiası da doğru değildir. Erdoğan yönetiminin ne ABD ile ne de NATO ile çelişmeli stratejik sonuçlar doğuracak işlerin içine girmesi söz konusu olamaz. Uluslararası ilişkilerini çeşitlendirmek amacıyla yaptığı başvuruların hiç birisi teşebbüs veya sınırlı ilişki düzeyinin ilerisine geçememiştir. Örneğin 2012 yılında başvurduğu halde Şangay İşbirliği Örgütü’ne tam üye değildir. Bu örgütteki konumu “Diyalog Ortağı” düzeyinin ötesine gidememiştir. BRİCS’le ilişkisi ise tam üyelik değil “Ortak Ülke” düzeyindedir. 2017’de başlatılan Astana Sürecinin Rusya ve İran’la birlikte garantör ülkelerinden biri olan Türkiye’nin buradaki tavrı çoktan değişti, daha doğru bir ifadeyle ABD’nin etkisiyle değişime uğradı. Suriye, ABD ve İsrail’in istekleri doğrultusunda ve AKP iktidarının desteğiyle El kaideci HTŞ’nin eline geçti. Rusya ile Ukrayna savaşında tarafsız görüntüsü vermeye çalışan AKP yönetimi Ukrayna’daki faşist Zelenski iktidarına sonuçta destek oldu ve son zamanlarda bu destek Trump’ın etkisiyle daha da artmaya başladı. Erdoğan yönetimi, özellikle Trump’ın ikinci kez başkan olmasından sonra ABD merkezli politikalara sarıldı ve Mekke Anlaşmasını da bu gelişmeden bağımsız olarak düşünmemek gerekir.

Henüz içeriği tam olarak bilinmeyen Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda yer aldığı belirtilen “üç devletten (Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan) herhangi birine karşı gerçekleştirilecek silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağı” ilkesi NATO’nun 5. Maddesine benzetilmektedir. Bu madde günümüz Ortadoğu bölgesinde en fazla Suudi Arabistan’ın işine yarayacaktır. Suudi Arabistan, İran ve bu ülkeyle birlikte davranan Yemen’deki Husiler ile çatışma halindedir. Pakistan’ın da Hindistan ile yıllardır süren Keşmir sorunu vardır. Türkiye Mekke Anlaşmasını imzalayarak kendini riske sokmuştur. Türkiye’nin İsrail veya Yunanistan ile ciddi bir sorun yaşaması halinde Suudi Arabistan’ı yanında bulması ihtimali sıfıra yakındır, Pakistan ise bu anlaşmaya bağlı olmadan Türkiye’nin yanında yer alacaksa zaten alır. Savunma sanayisine Suudi Arabistan’ın sermaye aktarması ya da bu ülkenin Türkiye’den savunma sanayi ürünleri satın alma olasılığı bu riske girmeye değer mi? Henüz barış ortamına ulaşmamış (hatta saldırı tehdidi altında olan) bir ülkeyle bu tür bir anlaşma yapmak Türkiye’nin çıkarına olamaz. 1939’da Dünya İkinci Paylaşım Savaşı’na giderken İnönü İngiltere ve Fransa ile “üçlü ittifak” yaptı, ama Fransa Alman işgaline uğrayınca Türkiye ne asker gönderdi ne de Almanya’ya hemen savaş ilan etti. Çünkü İnönü savaşlar yönetmiş, yenmiş-yenilmiş, ateş kes ve barış anlaşması imzalamış, ülke kurmuş, savaşın ülke ve halk için ne anlama geldiğini iyi bilen liderlerdendi. Kendisine “dünya lideri” görüntüsü vererek ortaya çıkmayacak kadar da mütevazıydı. 

***

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı yaptığı açıklamayla; Türkiye’nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması’yla NATO’nun 5. Maddesiyle çelişkili bir tavır içine girmediği, bu anlaşmanın NATO’nun bölgesel politikalarının tamamlayıcısı ve NATO ile uyumlu ve hatta tamamlayıcısı olduğu belirtildi.

İletişim Başkanlığı’nın açıklamasında şöyle denilmektedir:

“Sosyal medya platformlarında yer alan ‘Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın NATO’nun 5. maddesiyle çeliştiği ve paralel bir ittifak yapısı oluşturduğu’ yönündeki iddialar tamamen gerçek dışıdır ve nereden kaynaklı olduğu açıkça belli olan bir algı girişimidir.

Anlaşma, Türkiye’nin NATO dâhil mevcut uluslararası müttefiklik taahhütleriyle çelişmemekte; aksine bölgesel güvenliği destekleyen tamamlayıcı bir iş birliği mekanizması niteliği taşımaktadır. Türkiye’nin bölgesel ortaklıklar geliştirmesi, NATO üyeliğinin bir alternatifi değildir.”

Milli Savunma Bakanlığının 13 Ağustos 2026’da yaptığı açıklamasında da aynı görüşler savunulmaktadır: “Mekke Ortak Savunma Anlaşması, NATO’ya alternatif veya rakip bir yapı olmayıp bölgesel güvenlik ve istikrara katkı sağlayarak uluslararası güvenlik mimarisini tamamlayıcı bir mekanizma olarak değerlendirilmektedir.”

Bu açıklamadan da anlaşılması gereken, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın NATO’nun Ortadoğu’daki tamamlayıcısı olduğudur. “Uluslararası güvenlik” dedikleri de ABD öncülüğündeki emperyalist dünyanın güvenliği olmalı. 

*** 

18 Eylül 2025’de Cumhur İttifakı ortağı Bahçeli’nin ““ABD-İsrail şer koalisyonuna karşı Türkiye, Rusya, Çin’den oluşan TRÇ ittifakı” önerisi Türkiye’nin NATO’dan ayrılmasının istenmediği anlaşılan bu önerinin askeri yönü yoktu, bir beyin jimnastiği sayabileceğimiz bu ittifak önerisi ticaret, teknoloji, altyapı, ulaşım odaklı olacaktı. Ancak Bahçeli’nin başka birçok önerisi gibi bu da ortağı tarafından önemsenmedi. ABD’ye karşı bir ittifak önerisini AKP’nin kabul etmesi mümkün mü? Elbette ki hayır. 

İleride Mısır’ın da katılabileceği söylenen Mekke Anlaşması Hindistan, İsrail ve Yunanistan’ı rahatsız etmiş olabilir.  Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşma ile ilgili yaptığı değerlendirmede “Hiçbir ülkeyi hedef almadığı gibi bölgemizin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açıktır” ifadelerini kullandı.

Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar da 9 Ağustos’ta yaptığı açıklamada “Mekke Anlaşması tamamen savunma temellidir. Hiçbir ülkeyi hedef almaz ve tek amacı geniş bölgemizde barış, istikrar ve refahı sağlamaya yönelik mevcut çabalarımızı daha da güçlendirmektir” dedi.

Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Cumhuriyet gazetesine yaptığı açıklamada Mekke Anlaşması olarak bir cümlelik ortak metinden başka bir anlaşma metni bulunmadığını belirterek bölgede dengeleri değiştirecek bir metnin ortada olmadığını ifade etmiş oldu.

Yeni Parti’den Büyükelçi Namık Tan, yaptığı paylaşımda kamuoyuna yansıyan metnin bir “ortak açıklama” niteliğinde olduğunu belirterek, eğer ortada taraflara karşılıklı savunma yükümlülüğü doğuran bir uluslararası anlaşma bulunuyorsa bunun kapsamı, yürürlük koşulları ve taraflara yüklediği sorumlulukların açık biçimde ortaya konulması gerektiğini ifade etti. 

Tan, düzenlemenin TBMM’ye sunulup sunulmayacağı, sunulacaksa hangi kapsamda ve ne zaman parlamenter denetime açılacağı hususlarının açıklığa kavuşturulmasını da istedi.

Öte yandan anlaşmaya karşı çıkacağı umulan İran’ın Dışişleri Bakanlığı sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta düzenlediği basın toplantısında üçlü savunma anlaşması hakkında “Bu paktın İran’a karşı olduğundan endişe etmek için hiçbir sebep yok” diye konuştu. Ancak bazı yorumcular da Mekke Anlaşması’nın bir “Sünni ittifakı” olduğu ve Şii İran’a karşı oluşturulduğu görüşünü savundular.

Bu arada İsrail, Yunanistan ve Hindistan’da gazetelerin bu anlaşma hakkında olumsuz yayınlar yaptıkları yönünde haberler de yayınlandı. 

Burada önemli olan anlaşmanın üzerinden on gün kadar geçtikten sonra “Mekke İttifakı” ya da “Mekke Paktı” da denilen bu sözleşmeden ABD Başkanı Trump’ın memnun kaldığını açıklamasıdır.

ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social platformundan paylaştığı mesajında  “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın yakın zamanda ve nihayet Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladığını görmekten çok mutluyum” şeklinde yazdı.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ile yaptıkları telefon görüşmesinde, üç ülke arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması’yla ilgili olarak “bölgesel istikrar ve güvenliğin temini için güçlü bir duruş sergilediklerini ifade ettiği” belirtildi.

Birbirini tamamlayan bu iki açıklama ne ABD’nin Ortadoğu stratejisini değiştireceği ne de bölge ülkelerinin yepyeni arayışlar içine girdikleri anlamına gelmektedir. Bir kısım yorumcuların son savaşta körfez ülkelerinin İran karşısında ABD’nin bekledikleri üstünlüğü sağlayamaması ve hatta başarısız olması karşısında bu ülkeyi sorguladıkları ve yeni arayışlar içine girdikleri şeklinde yorumlar yapmaları gerçekliği değiştirmemektedir. Sonuçta ABD’ye bağımlı olan bölgedeki krallık ve emirliklerin bu ülkeden uzaklaşacakları, yeni bir patron arayışına girdiklerini düşünmek gerçekliğe uymamaktadır. Birincisi körfezdeki feodal kalıntıların, petrol krallarının efendilerinden kopmaları için daha güçlü bir efendi bulmaları gerekir, böyle bir emperyalist ülke yok. Emperyalist amaçlar peşinde olmayan Çin’in bu türlü bir maceraya gireceğini sanmıyorum. Üç ülkenin ne olduğu bile tam olarak belli olmayan, parlamentosu olanların henüz bu kurumlarından onay bile almadıkları Mekke Anlaşmasını ise olduğunun üstünde yorumlara tabi tutmamak gerekir. İran’ı çevreleyen Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ABD’nin Körfezdeki rolünü üstlenmeleri ise gerçekçi olmaz. Türkiye ve Pakistan, İran’ın Suudi Arabistan’daki ABD üslerine saldırı düzenlemesi karşısında bu ülkeye savaş açmaları söz konusu olamaz. Bir kere Türkiye kamuoyu buna izin vermez. Böylesi bir gelişme AKP iktidarının sona gidişini de çok hızlandırır. 

Mekke Anlaşması’nın ancak İran’ın bölgedeki hareketlerini dengelemekte belli oranda bir etkisi olabilir, ama daha fazlası değil. Bu anlaşmanın İsrail’in bölgedeki saldırganlığına karşı ise önemsenecek düzeyde bir etkisi olmayacaktır. ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki karakolu Siyonist İsrail hükümeti seçime giderken yayılmacılığa, saldırganlığa ve kandan beslenmeye devam edecektir. Lübnan’ın güneyinde etnik temizlik yapmayı ise hala sürdürmektedir. 

Son olarak 18 Ağustos’ta İsrail’in Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırından 70 km kadar uzaklıkta faaliyet halinde olmayan Ebu Zuhur Hava Üssü’ne yaptığı 8 hava saldırısı da bu haydutlukların son örneğidir. İsrail’in soykırımcı Başbakanı Netanyahu, saldırının ardından yaptığı açıklamada, “Türkiye’ye bir mesaj ilettik ancak görünüşe göre duymadılar. Bu yüzden onu daha iyi anlamalarını sağladık” dedi. Şam yönetiminin üsse Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermek üzere olduğunu iddia ederek Türkiye’nin güneye doğru askeri olarak yerleşmesine izin vermeyeceklerini söyledi. 

Bu hadsizlik karşısında Türkiye ise İsrail yönetiminin iddialarını reddederek bu iddiaların Suriye’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan saldırıları meşrulaştırma amacı taşıdığını bildirmekle yetindi. 

İsrail’in Suriye’yi yolgeçen hanına çevirmesi ve istediği yerini vurmasının birinci dereceden sorumlularından olan AKP iktidarı şimdi ektiklerini biçiyor. ABD emperyalizminin petrol, doğalgaz yatağı olan ve dünyanın en stratejik bölgelerinden Ortadoğu’yu hegemonyası altında tutmak için ortaya attığı politikaların baş işbirlikçilerinden AKP iktidarı, Suriye’nin emperyalizmin emrine girmeyen hükümetinin yıkılmasında başrolü oynayarak bu ülkenin İsrail’in oyuncağı olmasına neden oldu. AKP hükümetinin de desteğiyle Suriye’de yönetimi dinci geriliğin ele geçirmesinden sonra bu ülkenin güney-batı kesimlerini işgal eden İsrail, Suriye’nin hava sahasını kendi hava sahası gibi kullanmakta, istediği yerini de bombalamaktadır. ABD ile birlikte İran’a yaptığı hava saldırılarında da bu ülkenin hava sahasını hiçbir engellemeyle karşılaşmadan kullandı. Uluslararası hukuku hiçe sayan bu zorbalıklara karşı ne yazık ki dünyanın sesi çıkmamakta, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi emperyalist devletlerin ise desteğini almaktadır. 

Kurulduğu 1948 sonrasından itibaren, özellikle 1967 ve 1973’de ve sonraki yıllarda da ABD’nin desteklediği İsrail’in bölgedeki saldırganlığına, işgalciliğine karşı direnen Suriye’deki yönetimlerin sonuncusu 2024 sonunda Trump ve Erdoğan’ın desteklediği El kaideci Şara (Colani) tarafından devrilmiş ve bu gerici yönetim ABD-İsrail ortaklığının emrine girmiştir. Türkiye’deki tek adam rejiminin izlediği Ortadoğu ve Suriye politikası da ABD’ninkiyle uyum halinde seyretmiştir. Hatta Netanyahu Gazze’de Filistinlilere soykırım uygularken bile, Türkiye bu ülke ile ticari faaliyetleri doğrudan ya da dolaylı biçimlerde sürdürmekten geri durmamış, Azerbaycan petrolünün Türkiye üzerinden İsrail’e taşınmasına devam edilmiştir.

Netanyahu’nun Türkiye’yi hedef alarak Suriye’de yaptığı son bombalamayla kendi konumunu korumayı ve seçim kazanmayı amaçlaması genel sorunun bir yanıdır. Ama daha ötesine, sorunun Türkiye ile İsrail arasında bir çatışmaya vardırılmasına ABD’nin izin vermesi olası görünmüyor. Çünkü sonuçta ABD’nin denetimi altında olan Türkiye ve İsrail’deki yönetimlerin aralarındaki sorunları sıcak bir çatışmaya kadar götürmeleri dünyanın en büyük emperyalist gücünün işine gelmez. Özellikle de bölgedeki tek stratejik ortağı olan İsrail’in Türkiye gibi önemli bir gücün karşısında hırpalanmasını istemez. 

Trump, eski dostlar Erdoğan ile Netanyahu arasında Haziran 2026’da ortaya çıkan gerginlikler ve çatışma olasılığı üzerine yaptığı açıklamayla bu tür ilişkilere nasıl baktığını ortaya koymuştu. Avrupalı liderlere demediğini bırakmayan Trump, 11 Haziran 2026 tarihinde Beyaz Saray’da bir gazetecinin, “Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’i tehdit etmeye devam ediyor. İsrail’le bir çatışma ihtimali olduğunu düşünüyor musunuz?” şeklindeki sorusuna, “O benim iyi bir dostum ve birlikte çok iyi çalıştık. Onu seviyorum. Kendisi büyük bir lider ve çok güçlü bir kişi” sözleriyle yanıt verdi.

Erdoğan’ın sözü geçen açıklamasını “duymadığını” söyleyen dünyanın en büyük istihbarat örgütüne sahip ABD’nin Başkanı Trump, “Duysaydım onu arardım ve her şeyin yolunda olduğundan emin olurdum” dedikten sonra noktayı koyuyor: “Benim başkanlığım süresince Türkiye ile böyle bir şeyin olacağını sanmıyorum çünkü bana saygı duyuyor, ben de ona saygı duyuyorum” diyerek karşılıklı “saygı duydukları”nı ve İsrail ile Türkiye arasında bir çatışmanın olmayacağını “sandığını” belirtiyordu.

Sonuç olarak, gerek Mekke Anlaşması ve gerekse de İsrail-Türkiye ilişkilerinin seyrinde ABD emperyalizminin Ortadoğu strateji ve politikalarının “belirleyici” olacağı unutulmamalı.

Mehmet Ali Yılmaz

 

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Ana Fikir