20 Haziran 2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 7584 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulduğunda “Torba Kanun” olarak adlandırılan ve temelde yasa yapma tekniğine uymayan bu torba kanun yaklaşımı sürekli olarak uygulanmaya başlanmıştır. Birçok yasada değişiklik yapılması ve ek madde eklenmesinin öngörülmesine rağmen; bir yasada değişiklik yapılıyormuş izlenimi verilmek istenmektedir.
7584 sayılı kanun, 5403 sayılı Toprak Koruma Kanunu ve Arazi Kullanımı Kanunu diye başlamasına karşın içinde;
- a) 3039 sayılı Çeltik Ekimi Kanunu,
b) 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanunu,
c) 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Kanunu,
d) 6200 sayılı Devlet Su işleri Genel Müdürlüğünce Yürütülen Hizmetler Hakkında Kanun,
e)6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu,
f) 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun,
g) 6831 sayılı Orman Kanunu, h) 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu,
ı) 4634 sayılı Şeker Kanunu,
i) 4733 Sayılı Tütün Ve Tütün Mamulleri Ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun,
j) 4283 Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun,
k) 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, l) 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda Ve Yem Kanunu, m) 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun,
olmak üzere toplam 15 Kanunda değişiklik yapmış veya ek madde eklemiştir.
“Torba Kanun” içeriğinde bulunan ve çok farklı meslek alanlarını kapsayan Kanun değişiklikleri, ilgili meslek alanındakilerin bilgileri dışında hazırlanmıştır. Oda, dernek, sendika gibi demokratik kitle örgütlerinin görüşleri alınmamış, eleştirileri göz ardı edilmiştir. Başka bir boyut ise çok farklı meslek alanlarına ilişkin kanun değişiklikleri TBMM’nin ilgili birçok komisyonlarında görüşülmesi gerekirken yalnızca bir komisyonda görüşüldüğü için bu gereklilik de yerine getirilmemiştir.
En önemlisi ve üzerinde dikkatle durulması gereken boyutu ise; kanunun adı Toprak Koruma Ve Arazi Kullanımı Kanunu olduğu için öteki kanunlarda basit değişiklikler yapılıyormuş izlenimine aldanmamak gerektiğidir. Öteki 14 maddenin her birinde yapılan değişiklikler/ek madde eklenmesi ülkenin ve halkın çıkarları ve geleceği açısından yaşamsal önemdedir. Bu değişiklikler yerli ve yabancı sermaye çevrelerine çıkarlar ve olanaklar sağlamakla kalmayıp yaptırım uygulanması gerekenleri bu yükten kurtarabilecektir.
Öte yandan ormanların ve doğal varlıkların tahrip edilmesine, amaç dışı kullanılmasına ve özelleştirilmesine hız vermektedir.
Değiştirilen/ek madde eklenen, 30 maddeden 7584 sayılı kanunun tüm maddelerini değil ilgili bazı maddelerini irdeleyelim.
1- 7584 sayılı Kanunun 13. Maddesi 6831 sayılı Orman Kanununa aşağıdaki maddeyi eklemiştir:
Ek madde 21 – Küresel iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlamak ve ormanların sera gazı tutum kapasitesini artırmak maksadıyla Orman Genel Müdürlüğü karbon yutak ormanları kurar, bedel almak suretiyle kurdurur veya kurulmuş ormanların tesis maliyetinden az olmamak ve karbon piyasası rayiç bedeli tahsil edilmek kaydıyla tahsis eder, yönetir ve işletir. Bu maddenin uygulanması ile ilgili tanım, şekil, şart ve esaslar İklim Değişikliği Bakanlığı’nın görüşü alınarak yönetmelikle düzenlenir.
Küresel ısınmaya yol açan sera gazlarının %70 inden fazlasını ABD, Avrupa Devletleri, Rusya Hindistan, Çin ve Japonya üreterek atmosfere salmaktadır. Bu ülkeler sera gazlarını azaltmaları, hatta tümüyle sıfırlamaları gerekirken; üretmeyi sürdürmekte, bu sürecin kesintiye uğramasını önlemek amacıyla ise gelişmemiş (geri bıraktırılmış) ülkelerde ağaçlandırma yapılarak ormanların artırılmasına parasal destek olma politikasını benimsetmişlerdir. Gelişmiş emperyalist/kapitalist ülkeler, kendi çıkarlarını korumak sürdürmek amacıyla uluslararası sözleşmelerle (Kyoto/Paris) “karbon yutak ormanı” ve “karbon piyasası” kavramlarını dayatmışlardır. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin nedeni atmosfere salınan sera gazları ise; çözüm bu gazları atmosfere salan ülkelerin bunu durdurmasıdır. Kirletmeyi sürdürüp bazı ülkelerde devede kulak sayılabilecek denli küçük uygulamalara parasal destek olmak, bunu da karbon piyasası ile yeniden bir kazanca dönüştürmek… Yapılan budur..
Türkiye ve Türkiye koşullarındaki ülkelerin bu uygulamaya karşı çıkması gerekirken destek olmaları son derece düşündürücüdür.
6831 sayılı Orman Kanunu’na eklenen madde, ormanları korumayı değil, yerli ve yabancı şirketlerin talanına açmayı amaçlamaktadır.
Ormancılık örgütünün günümüze değin yapmış olduğu ağaçlandırmalar karbon yutağı işlevini de yerine getirmiştir. Peki, günümüzde daha fazla ağaçlandırma yapmak istemesine karşın bunu yasal engeller nedeniyle gerçekleştiremediği bir durum söz konusu mudur? Yanıt açıktır: Ne yasal ne de bilimsel açıdan böyle bir engel bulunmamaktadır. Daha fazla ağaçlandırma yapılmamışsa, bunun nedeni yasal kısıtlar değil, ormancılık örgütünün gerekli iradenin ortaya konulamamış olmasıdır.
Orman kanununa eklenen madde içerik olarak ormana zarar verme, talana açma işlevi görmesi yanında kavramsal olarak ve Türkiye gerçeği yönünden yanlışlarla doludur.
Karbon yutak ormanı kurulması var olan ormanların sera gazı tutma kapasitesini arttırmaz. Yani var olan ormanların yapısal nitelikleri değiştirilmediğine göre; sera gazı tutma kapasitesi artmaz veya azalmaz. Yasada (ormanların sera gazı tutma kapasitesini artırmak) şeklindeki niteleme kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir.
Değişiklik maddesinde karbon yutak ormanının nerelerde kurulacağı belirtilmemiştir. Hukuksal olarak orman sayılan yerlerde, bozkırlarda, hazine arazilerinde veya özel mülk olan tarım alanlarında yapılması olasılığı ile konuya bakılabilir. Ancak 6831 sayılı Orman Kanununa Ek Madde getirildiğine göre, hukuksal olarak orman olan yerlerde “karbon yutak ormanı” kurulmasına olanak sağlanmış olacaktır. Bu durum Anayasanın 169 Maddesine aykırıdır.
OGM kurar- kurdurur yetkisini nasıl kullanacak kimlere kurduracak?
İktidarın ormancılık uygulamalarına bakıldığında; “karbon yutak ormanı” kuruyorum/kurduruyorum diyerek yangın görmüş ormanlarda bile bu işlemi yapmaya kalkışabilir. O zaman orman yangınlarında patlama yaratacağını şimdiden tahmin edebiliriz.
Kurulmuş ormanları bedel alarak bile olsa karbon yutak ormanı olarak tahsis eder, yönetir, işletir maddesi Anayasanın 169. maddesine aykırıdır. Orman yerli ve yabancı şirketlere “karbon yutak ormanı” diyerek tahsis edilemez. Okul, cami, yol, hastane vb. işlere kamu yararı sağladığı için orman tahsis edilebilir.
Diğer taraftan Türkiye’de Ek Maddede belirtilen İklim Değişikliği Bakanlığı diye bir bakanlık bulunmamaktadır. Türkiye’de “Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı” vardır. Dikkatsizlik, özensizlik, acelecilikten olsa gerek, bakanlığın adı bile düzgün yazılmamıştır.
“Kurulmuş ormanları tesis maliyetinden az olmamak ve karbon piyasası rayiç bedeli tahsil edilmek kaydıyla tahsis eder…”
Karbon yutak ormanı kurma; Türkiye’ de ağaçlandırma miktarını artırmayı amaçlayan bir uygulama dense birileri inanabilir. Ancak; “kurulmuş ormanları… tahsis eder” eklenmesi ile amaçlananın var olan ormanları özelleştirmek olduğu, karbon yutak ormanı tanımın fırsata dönüştürme gerekçesi yapıldığı çok nettir. Bu tanıma göre 50 yıl önce kurulmuş ve bugün orman niteliği kazanmış bir ormanı tesis maliyetinden tahsis etmek demek baklavayı yufka fiyatına satmak anlamına gelir. Bu hak, hukuk, adalet ve vicdanla bağdaşmaz. Ayrıca karbon piyasası rayiç bedelini kim/kimler nerelerde belirlemektedir? Kanımca konunun can alıcı noktası tam da burasıdır. Atmosferi sera gazları ile ısıtan/kirleten şirketler/kuruluşlar, yol açtıkları zararı bir parçacık da olsa karşılamak amacıyla; atmosferdeki karbondioksit miktarını azaltmak üzere ağaçlandırma yapmak ve orman kurmak zorundadır. Var olan ormanları ve ağaç sayısını artırarak atmosferdeki karbondioksiti oduna dönüştürerek karbon miktarını artırmak görevini yerine getirmelidir ki, sözleşmelerdeki maddeye uygun davranmış olsun. Oysa yasada kurulmuş ormanları, ilgili şirket/kuruluşlara tahsis ederek karbon yutak ormanı kurmuş gibi göstermek istenmesi, tam bir hile-i şeriye yaklaşımıdır.
O nedenle uluslararası sözleşmelere taban tabana aykırıdır. Bu yönüyle 6831 sayılı Orman Kanununa eklenen bu madde, ormanlarımızın özelleştirilmesine, uzun dönemde ormanların yerli ve yabancı şirketlerin kontrolüne geçmesine neden olacaktır. Anayasanın 169 uncu maddesine aykırıdır.
2- 7584 sayılı Kanunun 14. maddesi; 6831 sayılı Orman Kanununa ek 22 maddeyi getirmiştir.
Bu madde; “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş orman kadastrosuna göre kısmen veya tamamen devlet ormanı olarak sınırlandırılan taşınmazlardan;
- a) Hazine adına kayıtlı olmayan, tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre oluşturulup halen gerçek veya tüzel kişiler adına tapuda tescilli olanlar için malikleri, kadastro tespitleri davalı olanlar için ise davaya taraf olan gerçek veya tüzel kişiler tarafından idareye başvurulması ve söz konusu başvurunun Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülmesi,
- b) Orman Genel Müdürlüğü tarafından resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda gerçek veya tüzel kişiler adına var olan tapu kayıtlarının doğruluğunun tespit edilmesi, hallerinde mevcut tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki varsa orman şerhleri terkin edilerek söz konusu taşınmazlar hakkında bu Kanun hükümleri uyarınca işlem yapılır….” denilerek;
Bugüne değin yapılmış ve yasal olarak kesinleşmiş orman kadastro işlemlerinin tümünü geçersiz kılmaktadır. Bu hukukun üstünlüğü ile bilimsel çalışma anlayışının terk edildiği, OGM ilgililerinin istediği zaman orman sınırlarını bile değiştirebileceği bir keyfilik düzeni getirilmek istendiğini gösteriyor. Bu gidişle kurumları verdiği belgeler ve mahkeme kararlarının da güvenilmez duruma düşeceği günler toplumu beklemektedir.
b fıkrası ile OGM, yasal süreçleri tamamlanmış ve kesinleşmiş kadastro çalışmalarına karşı resen inceleme ve araştırma yapma yetkisi almaktadır. Böylesi bir hukuk anlayışı, yasaların ve kadastro çalışmalarının; güvenilmez, anlamsız ve geçersiz olması sonucunu doğurur.
Kesinleşmiş orman sınırlarının gerçek ve tüzel kişilerin tarafı tutularak, OGM’nin resen inceleme ve araştırma yaparak orman sınırlarını değiştirmesi kabul edilemez. Ek madde ile “Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen kararlardan infaz edilerek/rızaen” denilerek mahkeme kararıyla tapuları iptal edilen gerçek ve tüzel kişilere af getirilmektedir. Kesinleşmiş kadastro çalışmalarını, orman sınırlarını ve mahkeme kararlarını geçersiz duruma dönüştürmek, yalnızca gerçek ve tüzel kişilere avantaj sağlamak hukuk ilkelerine uygun olmadığı gibi ayrımcılık yapmaktadır ve mahkemeleri işlevsiz kılmaktadır. Mahkemenin iptal etmiş olduğu bir tapuyu OGM veya başka bir kuruluş nasıl geçerli hale getirebilir? Bu uygulamanın, hukuka uygun olmayan bazı belgeleri tapu gibi gösterecek işlemleri teşvik edeceği de unutulmamalıdır. Bu madde Anayasanın 169. Maddesinde belirtilen orman sınırları daraltılamaz hükmüne taban tabana zıttır.
Torba Kanun’un gerekçesinde, mahkemelerce iptal edilen tapular nedeniyle açılacak tazminat davalarının kamuya yüksek mali yük getireceği ileri sürülmektedir. Bu gerekçe ne inandırıcı ne de gerçekçidir. Mahkemelerin hukuka aykırı olarak yüksek tazminat kararları verdiği izlenimini yaratan, mahkemeleri suçlayıcı bir yaklaşımı yasa maddesi olarak düzenlemek akılla, bilimle, sorumluluk duygusu ile açıklanamaz. Mahkeme kararlarına Yasama organı, bakanlıklar güvenmiyorsa toplum 86 milyon insan neden güvensin?
3- 7584 sayılı Kanunun 15. Maddesi 6831 sayılı Orman Kanununa ek madde olarak 23. maddeyi getirmiştir.
Bu madde kamuoyunda 2/B olarak bilinen 6831 sayılı Orman Kanununun 2. Maddesinin B fıkrasıdır. Bu fıkra şöyledir. 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antep pıstığı, çam fıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları… Orman dışına çıkarılır.
2/B konuyu apaçık tanımlamıştır. Orman kadastro çalışmaları da buna göre çalışmalarını yapıp bitirdiğinde; Orman Genel Müdürlüğünün Orman İşletme Müdürlüğü yetkilileri harita ve tutanakları inceleyip kararını verir. Uygun bulmazsa itiraz eder veya itiraz etmeyip kesinleşmesini bekler. Günümüze değin açıklanan rakamlara göre 500.000 hektardan daha fazla arazi 2/B arazisi olarak kesinleşmiş olduğu gibi önemli bir miktarı da 6292 sayılı Kanun kapsamında satılmış durumdadır.
Ek 23. madde özetle şunu demektedir:
“Kadastro çalışmaları ile 2/B arazilerinin sınırlarını çıkardınız. Bazı kişilerin 2/B olsun diyerek yaptığı başvurular için gösterdiği gerekçeleri yeterli ve gerçek bulmayıp 2/B arazisi yapmadığınız gibi “devlet ormanı” saydınız. OGM olarak biz de bu kararı onaylamıştık. Yasal olarak kesinleşmiş olan bu orman sınırını değiştirip devlet ormanı olan bazı yerleri, bundan sonra 2/B arazisi yapıp satmaya karar verdik”. Yani ormancılık örgütü (OGM) hukuksal olarak orman, devlet ormanı sayılan yerleri Anayasaya aykırı bir yasaya dayanarak bilerek ve isteyerek orman dışına çıkarıp; 2/B adı altında satacak.
Durum tam olarak budur. Bu madde hem anayasanın 169 uncu maddesindeki “orman sınırları daraltılamaz” hükmüne aykırıdır, hem de hukuka, bilime ve adalete olan güven duygusunu yok eder.
Ek 22. ve Ek 23. Maddeler, Mahkeme kararları olmasına rağmen orman suçlarına af getiren bir içeriktedir.
4 – 7584 sayılı Kanunun 17. maddesi:
16.7.1997 tarihli ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31.12.2025” ibaresi “31.12.2040” şeklinde…. değiştirilmiştir.
Şirketlere verilen izinlerin onbeş yıl uzatılması ve karşılığında bedel alınmaması durumu şirketlere kıyak değil mi?
5- 7584 sayılı Kanunun 25. Maddesi:
5403 sayılı Toprak Koruma Ve Arazi Kanununa göre;” izin alınmadan yapılmış her türlü yapı ve tesise, ilgili idareler, kurum ve kuruluşlar tarafından elektrik, su ve doğal gaz bağlantısı ve abonelikleri tesis edilmez. Bu fıkraya aykırı davranan idare, kurum ve kuruluşlara her abone başına yüz bin Türk lirası idari para cezası verilir.” denilmiştir.
İzinsiz yapılara elektrik ve doğalgaz aboneliği veren özel kuruluşlardır. Daha doğru bir ifadeyle, geçmişte kamu kuruluşu iken özelleştirilmiş kuruluşlardır. Yasaya aykırı abonelik veren kuruluşların sözleşmelerinin iptal edilmesi yolunda edilmeyip yalnızca para cezası verilmesi adaletli bir uygulama olmadığı gibi, konuya yalnızca para geliri olarak bakıldığını göstermektedir.
6- 7584 sayılı Kanunun 28. Maddesi ile 6292 sayılı “Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanuna” aşağıdaki geçici madde eklenmiştir:
Geçici madde 10: “ Ankara ili, Kızılcahamam ilçesi, Dereneci ve Gökbel mahalleleri ile Samsun ili, Vezirköprü ilçesi, Çeltek Mahallesinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 6831 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi gereğince orman sınırları dışına çıkarılan alanda nakil, yerleştirme, hak sahipliği tespiti, borçlandırma ve takyide ilişkin usul ve esaslar bu Kanuna göre Cumhurbaşkanı kararı ile belirlenir.”
Yasaların genel olması ilkesi bu geçici madde ile yok sayılmaktadır. Her il, her ilçe veya her köy için ek madde eklenmesi, usul ve esaslar düzenlenmesi gibi yanlış ve akıl dışı bir yol benimsenmiştir. Bu durum ileride içinden çıkılmaz bir kargaşaya yol açacaktır. Birkaç mahalle veya köy İçin ek madde çıkarılması “Bunlar ayrıcalıklı mahalle veya ayrıcalıklı köy mü?” sorusunu akla getirir. Ayrıcalık yapılmamış olsa bile buralarda yaşayan halka rahatsızlık yaşatır.
ÖZET
Torba kanunlar birden fazla konuda ve birden fazla yasada değişiklik yapan, ek maddeler getiren bir yaklaşım olduğu için, yasa yapma tekniğine uygun değildir. Birçok yasada değişiklik yapılması ancak görünüşte bir yasanın adının geçmesi toplumun ve ilgili meslek alanlarının yasayı yeterince inceleyip, yorumlamasını ve buna yönelik eleştiri ve düzeltme önerisi getirme olanağını ortadan kaldırmaktadır. Bu Kanunda olduğu gibi 15 yasada değişiklik yapıldığı ve ek madde eklendiği halde yasa, 5403 sayılı Toprak Koruma Ve Arazi Kullanımı Kanunu olarak tanıtılmıştır.
Yine bu uygulamayla her bir yasa derinlemesine ve ayrıntılı olarak irdelenip tartışılmadığı için olumsuzluklar, eksiklikler ve yanlışlıklar giderilmemektedir. Bunun yerine günübirlik çözümler, belirli amaçlara yönelik kolaylıklar sağlanması amaçlanmış olmaktadır.
Kuşkusuz böyle bir yolla doğal varlıkların korunması yönetilmesi ve halkın sorunlarının çözümlenmesi mümkün değildir. Zaten yukarıdaki maddelerde açıklandığı üzere böyle bir amacın olmadığı rahatlıkla görünmektedir..
Bu nedenle anayasaya, hukuk tekniğine aykırı olan ve belirli amaçlara hizmet edeceği belli olan 7584 sayılı Kanunun iptal edilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesine başvuru ise Ana muhalefet Partisine düşmektedir.
Ahmet DEMİRTAŞ





