Mantık Doğru Mudur?-Mehmet Uysal

Mantık, tıpkı bilgisayar programı gibi, insan aklının düşünme programıdır. Başka bir deyişle mantık bir alettir. Bundan dolayıdır ki insan aklının mantık sistemini keşfeden Aristoteles, mantık kitabına, “Organon (Alet)” adını vermiştir. En ilkelinden en gelişmişine kadar, aklı başında olan her insan mantık taşır.

İnsanlar, şeylerin bilgisini, mantıklarını harekete geçirip, kullanarak elde ederler. Mantık kendiliğinden harekete geçmez; mantığı merak duygusu harekete geçirir. Merak duygusunu da diğer duygular harekete geçirir. Tıpkı mantık gibi, her insan, içinde bir duygulanma sistemi taşır. Duyu organları ve sinir sistemi ile beden-dışından; yine sinir sistemi ile beden-içinden alınan uyartılar, ilk olarak duygulanma sistemini harekete geçirir. Duygulanma sistemi, kendisini duygulandıran şeye yönelir. Duygulanma sisteminin uç halkası, merak duygusudur. Merak duygusu, duygulanma sistemini hareketlendiren şeyi seçerek, mantığı seçilmiş şeye yönlendirir.  Merak bir duygu olduğu için, duygulanma sistemine aittir. Merak “seçici” olduğu için de mantık sistemine aittir. Bu nedenle, merak duygusu bir yüzü duygu, diğer yüzü mantık olan bir madalyon ya da bir ayağı duygu bir ayağı mantık olan bir köprü gibidir. Merak duygusu, duygulanma sistemi ile mantık sistemi arasındaki temas noktasıdır.

Duygulanma sistemimizde çok çeşitli duygular uyanır. Bunları, “iyi duygular” ve “kötü duygular” olarak sınıflandırabiliriz. Peki, duygulanma sistemimizde iyi veya kötü duygular uyanmasını belirleyen şey nedir? Duygulanma sistemimizde, iyi veya kötü duygular uyanmasını belirleyen şey; içimizdeki; canlı-olma doğamızdan gelen “yaşama güdüsü”dür. Bütün canlılar gibi, bizim doğamız da yaşamaya, sonsuz yaşamaya yöneliktir. İçimizdeki; binlerce yıllık içgüdüsel ve kültürel bilgi, deneyim “ön bilgisi” ışığında, aklımızın duygulanma sisteminde, temas ettiğimiz şeylerin, yaşamamız bakımından taşıdığı anlama göre iyi veya kötü duygular uyanır. Bizde iyi duygular uyandıran şeylerle birlikte olmak, kötü duygular uyandıran şeylerden uzak durmak isteriz. Ancak aklımız, temas ettiğimiz şeylere sadece duygusal tepki göstermekle yetinmez; merak duygusuyla onlara yönelerek, onları bilmek de ister.  Böylece mantık harekete geçer.

Yaşamamız bakımından önemli olduğu için, şeylerin doğru bilgisini elde etmemiz gerekir. Doğru bilgi, mantığın doğru kullanılmasıyla elde edilen bilgidir. Başka bir deyişle, akıl şeylerin doğru bilgisini, mantığını doğru kullanarak elde eder. Mantığını doğru kullanarak elde ettiği bilgiler ışığında davranarak, iyi şeylerle birlikte olmak ve kötü şeyleri etkisizleştirmek ya da onlardan uzak durmak suretiyle yaşamını sürdürür.

Dedik ki akıl, şeylerin doğru bilgisini, mantığını doğru kullanarak elde eder. Aklın kendisi de bir “şey”dir. Bu nedenle akıl, bir “şey” olarak, kendi doğru bilgisini de mantığını doğru kullanarak elde eder. Ancak, bütün bilgilerin doğru olması için, sadece mantığın doğru kullanılması yetmez; mantığın bizatihi kendisinin de doğru olması gerekir. Ne malum, mantığın kendisinin doğru olduğu? Mantığın doğru olup olmadığı, yine mantığın kendisi tarafından bilinebileceğine göre, acaba mantığın kendisi, kendisinin doğru olup olmadığını bilebilir mi? Bu sorular bizi, mantığın doğasını incelemeye ya da mantığın temelleri üzerine düşünmeye, yani mantık felsefesi yapmaya götürür. Böyle bir inceleme ise yazımızın boyutlarını aşar. Peki, mantığın doğruluğundan emin olmanın, mantık üzerine felsefi inceleme yapmak dışında başka bir yolu yok mudur?

 “Ne malum; bizatihi kendisinin doğruluğu kuşkulu mantığın ürettiği ve yaşamımız bakımından hayati önemi olan bilgilerin doğruluğu?” diye sorduğumuzda, “Mantığın doğruluğundan emin olmanın bir başka yolu yok mudur?” sorusunun cevabını da vermiş oluruz. Yaşamımız bakımından hayati önemi olan bilgileri mantık ile ürettiğimize göre, mantığın doğruluğundan emin olmanın bir başka yolu “yaşam ölçüsü”nü kullanmaktır. Mantığımızı, yaşamda kalmamızda ve yaşamımızı daha iyi koşullarda sürdürmemizde bize ışık tutacak bilgiler üretmek için kullanırız. Mantığımızı kullanarak elde ettiğimiz ya da bize iletilen bilgiler, yaşamda kalmamızı ve yaşamımızı daha iyi koşullarda sürdürmemizi sağlıyorsa, bu bilgilerin elde edilmesinde kullanılan mantık kesin doğrudur demektir. O halde elde ettiğimiz veya bize iletilen bilgiler, yaşamımızı olumsuz etkiliyorsa, mantığın kendisinin yanlışlığından değil, bu bilgiler üretilirken mantığın yanlış kullanılmış olmasından söz etmek gerekir. İlaveten, kullanılmakta olan mantık, “yaşamı” anlayıp, kavramakta yetersiz kalıyorsa, bu durumda mantığın yanlışlığından ya da yanlış kullanılmasından değil eksikliğinden söz etmek gerekir. Öyleyse, yaşamı ölçü olarak almakla, bizatihi mantığın doğruluğu kesin olarak sınanabileceği gibi, mantığın yanlış kullanımı da kesin olarak belirlenip, yanlış kullanımlar önlenebilir. İlaveten, yaşam ölçüsü kullanılarak, sadece mantık sınanıp doğruluğundan emin olunmaz, yanlış kullanımları belirlenip ortadan kaldırılmaz, bunların yanında eksikliği de tespit edilerek, mantığın gelişmesinin yolu açılır.

Öte yandan, “Ne malum, mantığın kendisinin doğru olduğu?” diye sorabilip, mantığın doğruluğundan kuşkulanabilmemiz, aklımızın özgürlüğünün göstergesidir. Öyle ya kendi düşünme programımıza dışarıdan bakabilip, onun doğruluğundan kuşkulanabiliyorsak, aklımız özgürdür; kendisine karşı bile. Aklımız özgür olup, kendisine dair olan bilgiler de dâhil bütün bilgilerin doğruluğuna kuşku ile yaklaşıp, kuşku soruları soramasaydı, bilgi düzeyi bir adım dahi ileri gidemezdi. İnsan aklı kendine karşı bile özgür olup, kuşku soruları sorabildiği içindir ki Aristoteles tarafından keşfedilip, ortaya konduktan sonra, yüzyıllarca mutlak doğru kabul edilen klasik mantığa,  19. yüzyılda Gottlob Frege (1848-1925) tarafından kurulan yeni ve daha gelişmiş bir mantık; “sembolik mantık” ilave edilmiştir. Keza geometri denilince, yüzyıllarca insanoğlu/kızının aklına, uzayın düz olduğu varsayımı üzerine kurulu Öklid geometrisi gelmiştir. İnsan aklının kendine karşı bile özgür olup, kuşku soruları sorabilmesi sayesindedir ki 19. yüzyılda, Benjamin Reinmann (1826-1866) tarafından uzayın eğriliğini esas alan ve “Reinmann Geometrisi” olarak adlandırılan yeni bir geometri kurulmuştur.

Tam bu noktada akla şu soru geliyor: Tıpkı doğal zekâ gibi, yapay zekâ da kendisine dıştan bakıp, kendisine vücut veren mantığın doğruluğundan kuşkulanıp, “Acaba benim mantığım doğru mu?” diye bir soru sorabilir mi? Bu soru üzerine, kendine vücut veren mantığı, kendi yaşamını ya da insan yaşamını ölçü alarak sınayabilir mi?  Yapay zekâ da tıpkı doğal zekâ gibi, kendine karşı özgür olabilir mi? Böylece, mantığın gelişmesini çok daha ilerilere taşıyabilir mi?

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ana Fikir