BİLGİ İŞÇİLERİNİN YÜKSELEN DEMOKRATİK MİSYONU-Mehmet Uysal

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

Uzunca bir süredir üzerinde konuşulan bir olgu var: “4. Sanayi Devrimi.” Düşünün ki insanlığın bütün mal ve hizmet üretim sürecindeki işletmeler birbirine çevrimiçi bağlanmış ve sistem bilgisayarlar tarafından yönetiliyor. Böylece işçiliğin üretimdeki yeri azalarak, artı-değer sıfırlanmaya doğru gidiyor. Bu bir ütopya değil; 2011’den itibaren “Endüstri 4.0” adıyla uygulanmaya başlanan bir projenin projeksiyonu. Bu süreç geliştikçe neler olacak? 

Cevabıma artı-değer ile başlayacağım. Artı-değerin kaynağı, işçinin, kendi yeniden üretimi için gerekli emek zamanının ötesinde ürettiği ve kapitalistin, mülkiyet hakkına dayanarak el koyduğu değerdir. İşçilerin yaptığı bütün işler makineler tarafından yapılmaya başlanınca,  artı-değer üretimi de olmayacak ve böylece kapitalistin zenginliğinin artı-değer kaynağı kuruyacak. Bu durumda kapitalistler fakirleşecekler mi?

Teknoloji ilerledikçe artı-değerin azalması, kapitalizmin başlarından beri var. Marx bu durumu “kar oranlarının düşme eğilimi” olarak açıklamış. Kapitalist, bu eğilimi durdurmak için, 19. yüzyıl ortalarından itibaren tekelleşerek, azalan karlarını, “tekel karları” ile telafi etmiş. Buna paralel olarak, 19. yüzyılın sonlarına doğru, emperyalistleşerek, kar oranlarına baskı yapan sermayeyi, sömürgelere ihraç edip, karlarına kar katmıştır. Bunların yanında, kapitalistlerin ücretleri aşağı çekip maliyetleri düşürüp karı arttırma eğilimleri, bu amaçla işçi örgütlenmelerini baskılaması hep gündemde olmuştur. 

Kapitalistler tekelleşme, sermaye ihracı ve düşük ücret yanında, daha ileri teknolojiyi üretime uygulayarak “diferansiyel değer” de elde etmişlerdir. Diferansiyel değer, ileri teknoloji kullanımı sonucu elde edilen düşük maliyet ile piyasa maliyeti arasındaki farktır. Kapitalist düşük maliyet ile elde ettiği ürünü, piyasa fiyatından satarak, “diferansiyel kar” elde eder. 20. yüzyıl boyunca sömürgeler bağımsız ulus haline gelip, sömürge sistemleri dağıldıkça, 19. yüzyıldaki tekelleşme ile sona eren rekabet, dünya boyutunda yeniden canlanıp yükselmiştir. Dünya boyutunda yeniden canlanan rekabet teknolojik atılımı kışkırtmıştır. Yükselen rekabet, 1970’lerdeki teknolojik atılıma yol açmıştır. Rekabetin kamçıladığı teknolojik atılım, işçiliğin önemini azaltıp artı-değeri inişe geçirirken, diferansiyel değerin önemi bir kat daha artmıştır. Diferansiyel değerin kapitalistin için artan önemi nedeniyle, 1990’larda bilgi hukukunda, bilgi işçilerinin kapitaliste bağımlılığını ve kapitalistin bilgi üzerindeki mülkiyetini pekiştiren düzenlemeler yapılmıştır. Aksi halde, yani bilgi işçileri kapitalistten bağımsızlaşırsa, teknolojik ilerleme, kapitalistin zenginliğinin artı-değer kaynağı yanında, diferansiyel değer kaynağını da kurutabilirdi. Böylece ortaya koyduğum kapitalist sistemdeki artı-değer sömürüsüne ilaveten önemi katlanarak artan diferansiyel değer sömürüsü, demokrasi mücadelesine yeni bir boyut katmaktadır. Sözünü ettiğim yeni boyutu görebilmek için, konuya biraz daha yakından bakalım. 

Teknolojik bilgi, eski zamanlarda bağımsız mucitler tarafından üretilir ve kapitaliste satılırdı. Zamanla bağımsız mucitlerin yerini Ar-Ge kuruluşları aldı. Büyük sermaye grupları kendi bünyelerinde Ar-Ge birimleri oluşturarak, ihtiyaç duydukları teknolojik bilgiyi üretmek üzere kendilerine iş sözleşmesi ile bağlı uzmanlar çalıştırdılar. Bu uzmanlar, elde ettikleri teknolojik bilgiyi, bilgi hukuku uyarınca, kapitaliste vermek ile yükümlü kılındılar; aksi halde ağır bir tazminat (bir ara hapis cezası da vardı) yaptırımı ile karşı karşıya bırakıldılar. Bilgi işçileri, özgür iradeleriyle yaptıkları iş sözleşmesi çerçevesinde ücret karşılığında çalışarak ürettikleri teknolojik bilgiyi kapitaliste teslim ediyorsa, kapitalist de bu teknolojik bilgiyi kullanarak diferansiyel kar elde ediyorsa, sömürü bunun neresinde?

Bu sorunun cevabı için bilgi işçisinin kapitaliste bağlı değil, bir bağımsız mucit olduğunu ve ürettiği teknolojik bilgiyi kendi işletmesinde kullanarak, rakiplerine göre avantajlı bir meta üretip sattığını varsayalım. Bu teknolojik bilginin mucide maliyeti, bilgiyi üretmek için gereken bilimsel bilgiyle donanmak ve bu donanımı kullanarak teknolojik bilgiyi üretmek için geçirdiği zamandaki biyolojik ve sosyal harcamaları ile araştırma-inceleme araç gereçleri için yaptığı harcamalardır. Yaptığı harcamalar karşılığında bir buluşa sahip olmakla mucit, piyasanın altında bir maliyetle meta üretip, piyasa fiyatından satıp, diferansiyel kar elde etme fırsatı bulmuştur. Yeni teknoloji ürünü metaın, emsallerine göre avantajlı olması, işletmeci mucide, piyasaya fiyat empoze etme olanağı sağlayarak, onu tekel konumuna da getirir. Teknolojik bilgi neredeyse sonsuzca kullanılabilir. Bu durumda işletmeci mucidimiz, ürettiği teknolojik bilgiyi defalarca kullanarak, icadının maliyeti ile kıyaslanamayacak miktarda diferansiyel kar ve tekel karı elde edebilecektir. Devam edeyim… 

İşletmeci mucidimizin, güçlü rakipleri karşısında tutunamayıp iflas ettiğini ve bir sermaye grubunun Ar-Ge biriminde çalışmaya başladığını varsayalım. Bu durumda, mucidimiz, bilgiyi üretmek için gereken bilimsel bilgiyle donanmak ve bu donanımı kullanarak teknolojik bilgiyi üretmek için geçirdiği zamandaki biyolojik ve sosyal harcamalarına tekabül eden parayı ücret olarak alacak, ürettiği teknolojik bilgiyi, “bilgi hukuku” uyarınca kapitaliste teslim edecektir. Kapitalist de sahip olduğu teknolojik bilgiyi, sayısız kereler kullanarak diferansiyel kar ve tekel karı elde edecektir. İşte kapitalistin, teknolojik bilginin mülkiyeti üzerinden, diferansiyel kara ve tekel karına sahip olması, bilgi işçilerinin sömürülmesidir. Acaba bilgi işçileri sömürüden kurtulabilir mi? 

Emek güçlerinden başka satacak bir şeyi olmayan kol işçilerinin, kapitaliste bağlı olarak çalışmaktan başka seçeneği yoktur. Ancak bilgi işçileri için durum farklıdır. Teknolojik bilgi insanın aklında kayıtlı olduğu, akılda kayıtlı bilgi de sahibinin rızası olmadan başkalarınca sahiplenilemeyeceği için, kapitaliste bağımlı olmak, bilgi işçileri için tek seçenek değildir. Bu bağlamda, örneğimdeki müflis işletmeci mucit ve benzerleri, kapitaliste bağlı çalışmayı değil de “çalışanların ortak da olması ilkesi” üzerine kurulu “kolektif” biçiminde bir Ar-Ge işletmesi oluşturmayı tercih edebilirler. Kendi işletmelerinde ürettikleri teknolojik bilgiyi de, onun tekrar tekrar kullanılmasından elde edilecek getirisinden alacakları hakça pay karşılığında satabilirler, böylece kendilerini sömürüden kurtarabilirler. 1970’lerden itibaren yükselen teknoloji rekabeti, bilginin önemini arttırmış; bilgi mülkiyetinin kapitaliste ait olması da kapitalist sistemin gücüne güç katmıştır. Ancak Ar-Ge kolektifleri yayılıp güçlendikçe, diferansiyel değer kapitalist yerine bilgi işçilerine akacak, sömürü zayıflayacaktır. Böylece artı-değer yanında, kapitalistlerin zenginliğinin diferansiyel değer kaynağı da kurumaya yüz tutacak, kapitalizm güç kaybedecektir. 

Teknoloji üretimine Ar-Ge kolektifleri egemen olduğunda, bilgi işçilerinin kapitaliste bağımlılığı asgariye inecektir. Bunun yanında, emek güçlerinden başka satacak bir şeyi olmayan kol işçileri var olduğu sürece, bağımlılık ilişkileri süregidecek; kol işçilerinin bağımlılığından kaynaklanan artı-değer sömürüsü, kapitalistin gücüne güç katmaya devam edecektir. Bilgi işçilerinin bağımsızlığı, toplumdaki tüm bağımlılık ilişkilerinin sona erdirilmesine, böylece kapitalistin gücünün tamamen kırılmasına bağlıdır. Bu nedenle, bilgi işçileri, artan güçlerini, kol işçilerinin sömürüsünün olabildiğince hafifletilmesi için de kullanacaklar; bu amaçla onların sendikal mücadelelerine destek olacaklar. Böylece bilgi ve kol işçileri arasında, doğal bir ittifak zemini oluşacaktır. Böylece, yazımızın başlığındaki bilgi işçilerinin yükselen demokratik misyonundan kast ettiğimiz düşünce de ortaya çıkmış bulunuyor: Bilgi işçilerinin Ar-Ge kolektifleri kurup, kapitalistten bağımsızlaşarak sömürüden kurtulmaları; bunun yanında kapitalisti zayıflatmak amacıyla, kol işçilerinin sendikal mücadelesine destek olmaları, böylece toplumsal yaşamda bağımlılık ilişkilerinin tasfiyesinde ve demokrasinin kitleselleşmesinde öncü rolü oynamaları. Bilgi işçileri, öncülük rollerini bir siyasi mücadele ile oynayabilirler. 

Sonuç olarak, demokrat siyasi örgütlerin, bağımlılık ilişkilerini ve buna bağlı olarak sömürüyü sona erdirme, yani demokratik bir toplum oluşturma mücadelesinde, bilgi işçilerinin öncü rolünü, siyasetlerinin eksenine almaları gerektiğini düşünüyorum…

 

Mehmet Uysal

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Ana Fikir