Fırtına Güç Topluyor… Savaş Rüzgârları Daha Kuvvetli Esiyor…

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

Üç hamle sonrasını planlayanların ilk hamlesine bakarsanız yanılma ihtimaliniz çok büyüktür. Bölgemizde ne olduğunu tam anlayabilen var mı?

 

(Bu yazının amacı yanıtlanması gereken soruları toparlamaktır. Her türlü katkı çok makbule geçecektir.)

 

 

FIRTINA GÜÇ TOPLUYOR… SAVAŞ RÜZGÂRLARI DAHA KUVVETLİ ESİYOR…

Birçok dostumuz sanki uzayda tartışıyormuş gibi soyut şeylerle uğraşıyor. İdeolojik temelde siyaset yaptıklarını sanıyorlar. Elbette ki ideoloji ile siyaset arasında karmaşık bir ilişki vardır. Ancak bu daha çok bir arka plan rengidir. Gerçek hayatta siyaset, maliye, çıkar ve güç unsurları gibi reel faktörler üzerinden yürür. Tabii, ideolojiden ideolojiye de fark vardır. Siyaset üzerine tesir yapan en kuvvetli ideoloji milliyetçiliktir. Bugüne kadar hiçbir başka ideoloji bunu uzun süreli aşamamıştır. Ama kısa süreli fırtınalar olabilir.

Her neyse, bu başka bir konu…

Emperyalizmin boyunduruğunda bir ülke olan Türkiye’de dış etkileri hesap etmeden politika yapmak kumda oynamaktan farksızdır. Bugün batının Türkiye’yi itmek istediği yere bir bakalım. (Bu arada seçim ortamında dayatılan sözde çözüm süreci ve garip bir oyuna dönüşen ekonomik kriz beklentilerini burada ele almayacağız.) Bölgemizdeki genel durumlara bakacağız.

Öncelikle,

AKP iktidarının Sünni âlemde liderlik hayalleri fena halde kesildi. Mısır’da kesildi, Irak’ta kesildi, sonra Suriye’de kesildi. Yeni Mısır yönetimi AKP’nin desteklediği Hamas’ı terörist örgütler listesine koydu. Şimdi birçok ülkede büyükelçimiz bile yok. Giderek dışlandık. S. Arabistan ile artan anlaşmazlıkları azaltma çabalarının kısa vadede sonuç vereceği de düşünülmemeli. RTE bir ziyaretle ilişkileri farklı bir raya oturtamaz. Değerli yalnızlığımız derinleşiyor.

Öte yanımızda, Bulgaristan-Türkiye sınırına AB parasıyla dikilen duvar ise adeta batıdan dışlanmamızı temsil eden beton bir anıt.

Batıyla büyük sorunları olan Rusya ve İran, elbette ki Türkiye ile görünürde daha yakın duruyorlar, ama temelde birbirlerine daha yakınlar. Konu İslam meselesine gelince, Rusya’nın sorunu esas itibariyle Sünni radikalizmi ile.

İran, bağımsız tutumu ve bölgedeki Şiilerle dayanışması sayesinde Irak, Suriye ve Lübnan’da bizden çok daha yakın ilişkiler yürütüyor, savaşlara bizzat veya Hizbullah ve Hamas vasıtasıyla müdahil oluyor. Şu anda, başları dertte bile olsa Bağdat ve Şam Tahran’ın yanında. İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani Lübnan’dan Tikrit’e kadar her yerde boy gösteriyor ve İran’da hiç alışılagelmedik bir şekilde milli kahraman olarak lanse ediliyor. Türkiye ise üzerine yıkılan IŞİD ayıbıyla baş başa bırakılıyor. Eh! ayıp yapıldığı da yalan değil yani. Bu arada bir kez daha ortaya çıkıyor ki, taşeron olarak savaşanlar bir süre sonra kendi savaşlarını yapmaya başlıyorlar ve kendilerini besleyen eli ısırıyorlar.

 

Şimdi iş giderek çatallaşıyor. ABD’nin İran ile o kadar sorunu varken ve İsrail’i sonuna kadar kayıtsız şartsız desteklerken ve (kısmen Irak dışında) geleneksel olarak Sünni kartını oynamışken, şimdi İran’a niçin Hint Okyanusu’ndan Suriye’ye kadar büyük bir serbest alan bırakıyor gibi görünüyor. Ya da bırakıyor mu? Bağdat ve Şam, ABD planlarını etkisiz kılmak üzere IŞİD’e karşı harekete geçti ve batılılar, IŞİD bunlar tarafından iyice yıpratılıncaya kadar bekleyecek mi? Diğer muhalif güçleri şimdilik bunlar birbirini yıpratırken eğitip yeniden toparlamak üzere geri çektiği de düşünülebilir.

 

Durum ne olursa olsun ABD’nin bölgedeki çabalarını gevşettiği varsayılamaz. Her taktik manevranın arkasındaki saikleri ise çözmemiz mümkün değil. Sadece varsayımlarda bulunabiliriz. İran’ın gücünü dağıtmasını mı teşvik ediyor, IŞİD’i mi dengeliyor, Irak’taki istikrarsızlığın aşırı gittiğini mi düşündü… ya da kim bilir ne? Burada akılda tutulması gereken şey, ABD’nin Batı Asya’daki hamlelerinin her seferinde illa da yakın ülkelerle ilgili olmayabileceği hususudur. Pekala uzun vadede Rusya veya hatta Çin’i çevreleme siyasetinin adımlarından birisi olabilir.

 

Ve buna bağlı olarak, batının IŞİD’e karşı gerçek tutumu nedir? Bir yandan kınarken, uçaklarıyla desteklediği Peşmergeleri onların üzerine salarken, diğer tarafta el altından, örneğin Golan dolaylarında İsrail aracılığıyla silah göndermeye devam etmesi nedir? Ürdün’den de destek veriyor diğer yandan. Türkiye 2000 TIR dolusu silah ve cephane gönderdikten sonra şimdi ikili oynamak zorunda mı kalıyor… veya bu da mı mizansenin bir parçası? Ya da ABD’nin İran’a karşı tutumu en başta İsrail’in güvenlik endişeleriyle mi belirleniyor?

 

Bu karmaşıklığın anahtarı nerede?

 

Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs ile Lübnan-İsrail-Gazze arasında bulunan büyük doğal gaz yataklarının tüm bunlarla ilişkisi nedir? Türk donanması bunun için mi bu sulara daha çok gemi gönderiyor. Mısır zaten çok yetersiz olan döviz rezervlerini tüketmesine rağmen hızla niçin silahlanıyor? Bunun için kredi niçin açılıyor? İsrail, Mısır’daki gelişmelerden sonra geçen yıl yaptığı Hamas’ı ezme operasyonunu tekrarlayacak mı? Lübnan’a da saldırabilir mi? Suriye operasyonu üç yıl önce tüm bu hamlelerin hazırlığı olarak mı başlatıldı? Türkiye’ye bu operasyondaki rolünün bittiği, elini eteğini çekmesi gerektiği mi tebliğ edildi? Gene devre dışı mı bırakılacak? Valla, her seferinde çırak çıkan bu kadar beceriksiz bir yönetim bulsam, ben de kazığımı atardım hiç tereddüt etmeden.

 

Ve bizi gene yakından ilgilendiren başka sorular. İsrail ve batı dünyası Kürt kozunu yaklaşan savaşta kullanmak üzere nasıl hazırlıyor? Son dönemde IŞİD’i kısıtlama çabaları acaba temelde bunun için midir? Ne kadar kısıtlayacak. Ne kadar bombalayacak? Ne kadarını yarına saklayacak. Ne kadarını kontrol ediyor, ne kadarı kontrolü dışında?

Bütün bu sorulara net bir yanıtım yok. Olmadığı için de sıkıntılıyım. O kadar ki bazen doğru soruları sorduğuma bile emin olamıyorum. Ya göremediğimiz başka şeyler varsa. Yani, İsrail’in yetmiş yıldır süregelen savaşı büyük bir savaşla bitirmesi için koşullar hazırlanıyor düşüncesi yanlış mıdır? Bu ortamda olanakları artmış mıdır? Savaş yetmiş yıl daha süreceğine, bunu sona erdirmek için büyük bir sefer planı yapmamış olamaz. Bunu birçok kez denemek istedi, ama koşullar onlar için hiçbir zaman şimdiki kadar elverişli olmamıştı. Rusya Ukrayna’da, İran tüm bölgede meşgulken, Suriye ve Irak parçalanmışken, Mısır derdine düşmüşken (ama niye böyle silahlanıyor?), Ürdün tam denetime alınmışken. Tabii Sünni-Şii çatışmalarının İslam ülkelerinin tümünü zayıflattığı da açık.

 

Konulara yaklaştıkça görüşümüz bulanıyor, gelişmelerin mantığını kavramak zorlaşıyor. Olaylar doğrusal bir hatta gelişmiyor. Üç hamle sonrasını planlayanların ilk hamlesine bakarsanız yanılma ihtimaliniz çok büyüktür. Ama görebildiğimiz kadarını yazalım. Gerisini incelemeye devam edelim.

 

Kesin olan: (1) ABD’nin bölgedeki denetiminin süreceği ve İsrail’i sonuna kadar destekleyeceği. (2) Türkiye’nin bölgede inisiyatifini yitirdiği. Öyle ki bu durumun geldiği uç nokta, sanırım dış politikada başarısızlık örneği olarak dünyada yüzyıllar boyu okutulacaktır. (3) Batının ve İsrail’in Kürtleri kullanmaya devam etmesi.

 

Muhtemel ama kesin olmayan: (1) Koşullar uygunken İsrail’in büyük bir sindirme operasyonuna girişmesi. Gerçi bunu daha önce Lübnan ve Gazze’de başaramadı ama tekrarlayabilir. (2) IŞİD üzerine daha fazla güç sevk edileceği.

 

Belki diyebileceğimiz: (1) İngiltere’nin bölgede ABD’ye daha fazla destek olması. (2) Batılı güçlerin Rusya’yı daha çok sıkıştırmak için Türkiye’nin tecridini azaltması ve hatta İran ile diyalog geliştirmesi.

 

Geçici olan: (1) İran’a bu kadar geniş hareket olanağı sağlamaları. Bu ister istemez gerçekleşmiş ya da ABD’nin Rusya politikalarından ya da başka bir durumdan kaynaklanmış olabilir.

 

Olmayacak olan: (1) Türkiye’nin Irak ve Suriye Türkmenlerini destek için ciddi adımlar atması ne yazık ki olası görünmüyor. Üstelik bunu tartışan da çok az. Bunun için batıyla çatışmak gerekir ve mevcut yönetim bunu göze alamayacağı gibi, istediği de şüphelidir.

 

Bilinmeyen: (1) Türkiye’nin IŞİD’e karşı operasyonlara ne ölçüde katkı vereceği ve IŞİD’e karşı ikili oyunu ne kadar sürdürebileceği. (2) Kürtlere bir devlet kurdurma politikasının ne şekilde ilerletileceği.

 

Spekülasyon: İsrail, bütün askeri, teknolojik ve bilimsel gücüne rağmen bölgede tecrit edilmiş bir devlettir. Şimdi Kürtler de ikinci bir tecrit edilmiş devlet olarak ortaya çıkartılırsa, tüm desteğe rağmen iki adet tecrit edilmiş devlet olur. Birçok manevranın gerisinde uzun vadede Kürtleri daha az tecrit edilmiş bir devlet halinde ortaya çıkarma çabası olabilir. Türkiye üzerindeki baskıları biraz da buna yönelik olarak düşünebiliriz. Ya da aynı zamanda ve buna bağlı olarak Türkiye’nin IŞİD’e karşı tutumunu zorlamayı da amaçlamış olabilir. Öte yandan batı ve İsrail uzun vadede Şiilere karşı IŞİD’i elde tutmayı düşünecektir veya her halükarda etkinliğini azaltmakla birlikte yok etmeyecektir.

 

Şimdilik, son olarak şunu söyleyebiliriz: Bu kadar çelişki barışçı yollarla çözülemez.

Mehmet Tanju Akad

 

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Ana Fikir