Sol pusulasını mı yitirdi?-Av. Mehdi Bektaş

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp

Günlük konuşmalarından, görsel ve yazılı basındaki tartışmalardan, siyasilerin atışmalarından, medya bülbüllerinin derin(!) çözümlemelerinden, cumhuriyetin kuruluş felsefesiyle sorunu olan sorunlu çevrelerin, eline birazcık güç geçirince baltasını kapıp koşarak cumhuriyetin değerlerine saldırdığını, toplumun ortak yaşama duygusunu yok ederek, kardeşi kardeşe kırdırarak, ham hayallerini (!) gerçekleştirmek niyet ve hevesinde oldukları anlaşılıyor.

Her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da tarihten gelen sorunlar, sorunların yarattığı ayrışmalar vardır. 1923’te kurulan Laik Cumhuriyet, millet olgusu içinde, bireyi (yurttaşı) temel alan, halk egemenliği, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan parlamenter sistemi benimseyerek; tarımı, hayvancılığı, sanayiyi, planlı ekonomiyi geliştirerek; halkı aydınlatıp genç kuşakları eğiterek; düşüncede, eylemde çağdaş bir toplum yaratmaya, sorunları çözerek, düşmanlıkları ortadan kaldırmaya çalışmış, büyük emekler vererek çok da işler başarmıştır.

Cumhuriyetin bu çağdaş yürüyüşü, II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yavaşlamış, Türkiye’nin NATO’ya girmesi ve emperyalizmin işbirlikçisi siyasi iktidarların iktidarı ele geçirmesiyle durmuş, “milli irade” söylemiyle de önü kesilip tersyüz edilmiştir. 12 Mart, 12 Eylül faşist askeri darbeler sonucu iktidara gelen dinci liberal siyasi kadrolar eliyle de kazanımlar birer birer ortadan kaldırılmaya, birikimleri haraç mezat satılmaya, halk kitleleri ayrıştırılarak birlik ve bütünlük bozulmaya, kardeşlik duygusu dinamitlenmeye başlanmıştır.

Bu gelişmeler karşısında açık tavır alması, emeğin iktidarını kurmak için anti-kapitalist, anti-emperyalist mücadeleyi sürdürmesi, ülke bağımsızlığını savunması, siyasi iktidarın saldırılarına karşı ideolojik mücadeleyi yükseltmesi, halkı ve emekçileri örgütlemesi gereken sol, cumhuriyetin değerlerini küçümsemekten, “ezilenler” kavramı içine sokulan etnik ve dinsel ayrımcılığa teslim olmaktan, cılız sesler çıkarmaktan öte geçememiştir.

Solun ve özellikle sosyalist solun amaç ve hedefleri açıktır, yolu bellidir. Bu, diyalektik materyalizmin yol göstericiliğinde, zaman ve mekân kavramına bakarak, somut şartların somut tahlilini yaparak, ilerlemek ve emeğin iktidarını kurmak için mücadele etmektir.

Yaşananlara bakıldıkça, bu yol ve hedeften sapanların, liberalizmin ve ayrılıkçılığın etkisiyle cumhuriyetin değerlerine karşı savaşanların olduğunu görüyoruz.

Bu yolun iyi bir yol olmadığını bilmek, halkın ortak yaşama duygusunu yok edeceğini, yaşamı çekilmez hale getireceğini, cumhuriyetten önceki süreçte var olan ve cumhuriyetten sonraki süreçte ortaya çıkan kimi ayrışmaları körükleyeceğini görmek, olası iç savaş riskini artıracağını anlamak gerekir.

Bunu, tarihten gelen, cumhuriyetin kuruluş süreciyle birlikte millet olgusu içinde çatışma kaynağı olmaktan çıkarılan ayrışmaları, tarihte yaşanan kanlı olayları anımsadığımızda daha net görürüz.

Bilindiği gibi toplumumuz,

Müslim-Gayri Müslim;

Milli- Gayri Milli;

Türk-Gayrı Türk ayrımından çok çekmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra da buna:

İlerici-gerici;

Laik- Anti Laik ayrımı eklenmiştir.

 

Müslüman’ı Alevi, Sünni, Şii ve hatta Bektaşi, Kadiri, Mevlevi olarak tarikatlara; Sünni’yi Şafi, Maliki, Hambeli, Hanefi olarak mezheplere, Erenköy, Işıkçılar, Gülenciler, İskenderpaşa, İsmailağa, Menzil, Nur, Süleymancı gibi cemaatlere;

 

Gayri Müslim’i Hıristiyan (İsevi) ve Yahudi(Musevi);

 

Milli, etnik kimliğim şudur, ancak ben Türk milletindenim, gayri milli ise ben Türk milletinden değilim diye,

 

Türk’ü Oğuz, Kırgız, Tatar, Tacik vs olarak;

 

Oğuz’u Kayı, Bayat, Kınık boyu diye 24’e;

 

Gayrı Türkü Arap, Arnavut, Çerkez, Gürcü, Laz, Kürt, Rum, Ermeni, Moğol olarak milliyetlere ayırmak mümkündür.

 

Bu ayrımlar, toplum içinde bir aidiyet duygusundan öte içi yanan, kabaran, kimi parti, dernek ve çevrelerce sorumsuz biçimde kullanılan, iç çatışma kaynağı olarak ateş topuna dönüştürülmek istenen farklılıklardır.

 

Bütün bu ayrımlar ve kışkırtmalar karşısında Sol, bilimden, demokrasiden, laiklikten, millilikten yana tavır alarak emeğin iktidarı için düşünsel, eylemsel ve örgütsel mücadeleyi sürdüreceği yerde, halkın boğazlaşmasına neden olacak dinciliğe/mezhepçiliğe (Müslim-Gayri Müslim), etnik ayrımcılığa (Türk-gayri Türk) sessiz kalması anlaşılır gibi değildir.

 

Türkleri her kötülüğün nedeni ve başı göstererek, diğer milliyetleri sütten çıkmış ak kaşık gibi sunarak, geçmişin acı olaylarını eşeleyip deşeleyerek, tarihle yüzleşin diye kini ve husumeti dirilterek, ne elde edilmek isteniyor, anlayan var mı?

 

Bu ülkede geçmişte olduğu gibi Müslim- gayri Müslim, Alevi-Sünni, Kürt-Türk vs. karşıtlığı üzerinden kavga çıkarsa, bundan halkın, yurttaşın ve de solun ne çıkarı olabilir?

 

Halkı birbirine kırdıracak böyle bir gelişmeye sol nasıl sessiz kalır, hatta utangaç biçimde destek olur? Sol parti, hareket, sendika, dernek ve basın yayın organlarını, ülkenin, solun tarihini, gerçeklerini, değerlerini bilmeyenler mi yönetiyor?

Sol rotasını mı şaşırdı, pusulasını mı yitirdi? Solu, başına musallat olmuş emperyalizmin beslemesi “Neoliberal”lerden, “Yetmez ama evet”çi döneklerden, “Yerimi buluyum yolumu buluyum” diyen yanardöner çıkarcılardan, “Evet efendim tamam efendim” nakaratçısı şaklabanlardan, eyyamcılardan; milliciliği ırkçılık gibi sunan ve gösteren aymazlardan kurtarmak, ayağa kaldırmak, çok mu zordur?

Sol, bu kötü gidişe dur demeyi kendi iç dinamikleriyle başaramazsa, ülkenin de, halkın da, solun da geleceği karanlıktır. Umutsuzluğa kapılmadan, rotayı şaşırmadan, pusulayı yitirmeden, sahte demokrasi söylemlerinin altına girmeden, ülkenin bağımsızlığı, halkın mutluluğu, emeğin iktidarı için bağımsız ve kararlı yürüyüşü sürdürmek sorumluluğu solun üstündedir.

 

Solun amaç ve değerlerini bilen, sosyalizme inançla, sevdayla, bilimle, akılla bağlı olan, sosyalizm mücadelesini kararlılıkla sürdürenlere hem ülkenin, hem halkın hem de emekçilerin ihtiyacı vardır. Bunun ayırdında olanlara selam olsun!

                                                                           Av. Mehdi BEKTAŞ

Facebook
Twitter
LinkedIn
WhatsApp
Ana Fikir