‘Ülkeleri haritadan silmek’? Prof. Michel Chossudovsky

Amerika Birleşik Devletleri Ağustos 1945’ten bu yana dünya çapında 44 ülkeye,

 bunlardan bazılarına birçok kez olmak üzere, doğrudan ya da dolaylı saldırılar düzenledi.

“Ülkeleri haritadan silmek“:Çöken ülkeleri çökerten kim?

Global Research, 16 Şubat 2013

“Dünyanın dört bir yanında, felakete yol açabilecek tehlikeli bir söylenti dolaştı. Söylentiye göre İran Cumhurbaşkanı İsrail’i yok etme tehdidinde bulundu ya da çarpıtmaya göre, “İsrail haritadan silinmelidir” dedi. Yaygın inanışın aksine, hiçbir zaman böyle bir açıklama olmadı…” (Arash Norouzi, Wiped off The Map: The Rumor of the Century, Ocak 2007)

Amerika Birleşik Devletleri Ağustos 1945’ten bu yana dünya çapında 44 ülkeye, bunlardan bazılarına birçok kez olmak üzere, doğrudan ya da dolaylı saldırılar düzenledi. Askeri müdahalelerinin hedefi, açıkça ilan edildiği gibi “rejim değişikliklerini” gerçekleştirmekti. Her defasında tek yanlı ve yasadışı eylemleri gizlemek ve meşrulaştırmak için “insan hakları” ve “demokrasi” söylemi kullanıldı. (Profesör Eric Waddell, The United States’ Global Military Crusade (1945- ), Global Research, Şubat 2007)

 “Bir Pentagon bildirisi, Irak’la başlayıp arkasından Suriye, Lübnan, Libya, Somali, Sudan ve nihayet İran’ı kapsayan yedi ülkenin beş yıl içinde nasıl temizleyeceğini betimliyor”. “Bu gizli mi?” dedim, “Evet efendim” dedi. “Peki, bana göstermeyin” diye cevapladım.” (General Wesley Clark, Democracy Now, 2 Mart 2007)

Washington, oluşturduğu çok uzun bir ülkeler listesindeki ülkeleri “yıkma işini” yapıyor.

“Ülkeleri haritadan silen” kim? ABD mi, İran mı?

“Savaş sonrası” diye adlandırılan dönemde – yani 1945’ten günümüze kadar- ABD, 40’tan fazla ülkeye doğrudan veya dolaylı saldırıda bulundu.

ABD dış politikasını “demokrasinin yayılması” ilkesi dayandırsa da, askeri yollar ve örtülü operasyonlar aracılığıyla ABD müdahaleciliği, egemen ülkelerin gerçek anlamda istikrarsızlaştırılmasını ve parçalanmasını getirdi.

Ülkelerin yıkılması ABD’nin emperyal projesinin, küresel tahakkümün gereğidir. 

Dahası, resmi kaynaklara göre, ABD’nin yabancı ülkelerde 737 askeri üssü bulunuyor. (2005 verileri)

 

“Çöken ülkeler“kavramı

Washington merkezli Ulusal İstihbarat Konseyi’nin (NIC), Küresel Eğilimler raporunda (Aralık 2012) Afrika, Asya ve Ortadoğu’da 15 ülkenin, “çatışma potansiyeli ve çevresel sorunlara” bağlı olarak 2030 yılı itibariyle “çöken devletler” konumuna geleceğini öngörüyor.

2012 NIC raporundaki ülkeler: Afganistan, Pakistan, Bangladeş, Çad, Nijer, Nijerya, Mali, Kenya, Burundi, Etiyopya, Ruanda, Somali, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Malavi, Haiti, Yemen’i kapsıyor. (sayfa 39)

Bush’un ikinci döneminin başlarında yayınlanan 2005 raporunda Ulusal İstihbarat Konseyi, Pakistan’ın 2015 yılına kadar “iç savaş, tam anlamıyla Talibanlaşma ve nükleer silahlarının kontrolü mücadelesi” nedeniyle “çöken devlet” haline geleceğini öngörmüştü.

Pakistan, ABD-NATO destekli “iç savaş”larla geçen on yılın ardından yedi ayrı devlete bölünen Yugoslavya ile mukayese ediliyordu.

NIC’nin Pakistan öngörüsü, “Yugoslavya benzeri bir kader…  kan gölü içinde, iç savaşla ve bölgeler arası rekabetle parçalanmış bir ülke” idi. (Energy Compass, 2 mars 2005.)

Rapor çöken devletlerin “siyasi ve dini aşırıcılar” için iyi bir sığınak işlevi gördüğünü söylerken (s. 143), ABD ve müttefiklerinin 1970’lerden beri egemen laik ulus devletleri çökertmenin bir aracı olarak dinsel aşırıcı örgütlere gizli destek verdiğini görmezden geliyor. Hem Pakistan hem de Afganistan 1970’lerde laik devletlerdi.

Yugoslav ya da Somali iç sorunları (toplumsal bölünmeleri) sonunda değil,  belirli bir strateji doğrultusunda yürütülen örtülü operasyonların ve askeri eylemlerin neticesinde “çöken devlet statüsüne” girmiştir. 

Washington merkezli Barış Fonu, risk değerlendirmesi üzerinden yürüttüğü “araştırmaya dayalı sürdürülebilir güvenlik”  çalışmasını “Çöken Devletler Endeksi”ni (yıllık olarak) yayınlamaktadır (aşağıdaki haritaya bakınız). Otuz üç ülke (kırmızı renkli Alarm ve portakal renkli uyarı sınıflandırmasıyla) “çöken devletler” olarak tanımlanmaktadır.  

Barış Fonu’na göre “çöken devletler” aynı zamanda “El Kaide bağlantılı teröristlerin hedefidir.”

“Barış Fonu ve Dış Politika kuruluşunun her yıl yaptığı istikrarsız/kırılgan devlet bulgularına göre ülke sıralaması, El Kaide bağlantılı aşırıcıların Kuzey Mali’de cihatçı yayılma için bir devlet merkezli barınak oluşturduğu yönündeki uluslararası kaygıların artmasıyla eş zamanlı olarak yayınlandı.

ABD istihbaratının bir varlığı olarak El Kaide’nin ne geçmişinden, nede Ortadoğu, Orta Asya ve Sahra altı Afrika’da hizipçi bölünmeler ve istikrarsızlaştırma yaratmadaki rolünden burada bahsedilmediğini söylemeye bile gerek yok. Bu ülkelerin çoğunda cihatçı El Kaide birimlerinin faaliyetleri, örtülü istihbaratın şeytani planının bir parçasıdır.

“Zayıf” ve “İstikrarsız Devletler”: ABD için bir Tehdit

ABD Kongresi’nin çarpık bir mantığına göre “istikrarsız ve daha zayıf devletler”; “zayıf, kırılgan, savunmasız, güvenceden yoksun, başarısız, kriz içinde ya da yapılanması bozuk“ tanımlı çeşitli riskler ABD güvenliğine tehditler oluşturuyor.

1990’ların başında Soğuk Savaş sona ererken, analistler ortaya çıkan yeni güvenlik anlayışını açık bir şekilde üstlendiler: burada zayıf ve çöken devletlerin uluslararası örgütlü suçun araçları, nükleer yayılmanın güzergâhları, iç çatışma ve insani krizlerin sıcak noktaları haline geleceği değerlendirmesinde bulundular. El Kaide’nin ABD’ye karşı 11 Eylül saldırısının Usame bin Ladin’in tarafından örgütlenmesinde Afganistan’da edindiği güvenli bölge zayıf ve istikrarsız devletlerin ABD ulusal güvenliği için yol açtığı olası tehditlerde belirgin hale geldi. 11 Eylül olayları, Başkan George W. Bush’u 2002 yılında “Afganistan gibi zayıf devletler, güçlü devletler olarak bizim ulusal çıkarlarımıza karşı büyük bir tehdit oluşturabilir” açıklamasıyla ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni ilan etti. (Weak and Failing States: Evolving Security, Threats and U.S. Policy, Kongre Araştırma Servisi’nin ABD Kongresi’ne raporu, Washington, 2008)

Kongre’ye sunulan CRS’in bu raporda “iç çatışmaların ve organize suçların sıcak noktaları” nın ABD’nin örtülü istihbarat operasyonlarının sonucu olduğuna hiçbir şekilde değinilmiyor.

Yeterince belgelendiği üzere, dünyanın eroin tedarikinin yüzde 90’ını oluşturan Afgan uyuşturucu ekonomisi, büyük finans kuruluşlarının milyarlarca dolarlarını aklama operasyonuyla bağlantılıdır. Afganistan dışına yapılan uyuşturucu ticareti, CIA ve ABD-NATO işgal kuvvetleri tarafından korunmaktadır.

 “Çöken Devlet” olarak tanımlanan Suriye

ABD-NATO’nun desteklediği Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) Suriye halkına karşı yürüttüğü vahşet, mezhep savaşına uygun koşullar yaratıyor.

Mezhepçi aşırıcılık,  Suriye ulus-devletinin çözülmesine ve Şam’daki merkezi hükümetin çökmesine katkı sağlıyor.

Suriye, Washington’un dış politika hedeflerine, Ulusal İstihbarat Konseyi’nin (NIC) “çöken devlet” tanımına uygun hale getiriliyor.

Rejim değişikliği, merkezi bir hükümetin varlığını gerektirir. Suriye’de krizin derinleşmesi ile birlikte nihai aşama “rejim değişikliği” değil, artık ulus-devlet olarak Suriye’nin parçalanmasına ve yıkılması yönünde ilerliyor.

ABD-NATO-İsrail’in stratejisi, ülkeyi üç zayıf devlete bölmeye dayanıyor. Basında yer alan haberlere göre Beşar Esad’ın “görevi bırakmayı reddetmesi” durumunda, Suriye’nin “Somali gibi çöken bir devlet” haline geleceğidir.

İsrail basını tarafından aktarılan bir olası “parçalama senaryosu”, ayrı ve “bağımsız” Sünni, Alevi-Şii, Kürt ve Dürzi devletlerinin oluşturulması üzerinedir.

İsrail Savunma Ordusu (FDİ) Tümgenerali Yair Golan’a göre “Suriye bir iç savaş halindedir, bu zayıf bir devlete yol açacak ve ortamda terörizm yaygınlaşacaktır” ve İsrail ordusu şu anda, “Suriye’nin nasıl parçalanacağını” analiz etmektedir. (Reuters, 31 Mayıs 2012).

Kasım ayında, Birleşmiş Milletler barış temsilcisi Lahdar İbrahimi Suriye’nin “yeni bir Somali” haline gelebileceğini ifade etmiş ve Suriye’nin “yeni bir Somali olarak… çöken bir devletin yol açtığı boşluğun savaş baronları ve milisler tarafından doldurulması ile oluşacak tabloya dikkat çekti”. (Reuters, 22 Kasım 2012)

“Korktuğum en kötü şey… devletin çökmesi ve Suriye’nin yeni bir Somali’ye dönüşmesidir.”

“Eğer bu soruna doğru şekilde yaklaşılmaz ise, tehlike bölünmenin kendisinde değil daha çok “Somalileşme” dedir: devletin çökmesi ve savaş baronlarının, milislerin ve savaşçı grupların ortaya çıkmasıdır.” (Aynı yerde)

BM temsilcisinin değinmediği şey, Somali’nin çöküşünün kasten gerçekleştirildiğidir. Bu, şu anda Ortadoğu, Afrika ve Asya’da “çöken devlet” kategorisine yerleştirilen hedefteki pek çok ülkeye uygulanan, ABD’nin örtülü ordu ve istihbarat gündeminin parçasıdır.

Temel soru şudur: çöken devletleri çökerten kim? Kim onları yok ediyor?

Egemen bir devlet olan Suriye’nin parçalanması planı, Lübnan, İran ve Pakistan’ı da içine alan askeri ve istihbarat servislerinin içinde yer aldığı bütünlüklü bölgesel bir planın parçasıdır. Ulusal İstihbarat Konseyi’nin (NIC) “öngörü”lerine göre, Pakistan’ın çöküşü büyük ihtimalle önümüzdeki üç yıl içinde gerçekleşecektir.

 

Çeviren: Anafikir

Metindeki resimler: Kaynak metin resimleridir.

Metnin Kaynağı: http://www.mondialisation.ca/rayer-des-pays-de-la-carte-qui-deroute-les-etats-en-deroute/5317556

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Ana Fikir