31 Mayıs Halk Hareketi Bölünmemeli

AKP iktidarı ve yandaşları yeni oyunlar peşinde. Haziran’da silkelenen AKP iktidarının

yöneticileri, sonbaharın kendi sonbaharları da olacağını gördükleri için Eylül yaklaştıkça yeni planlar peşindeler. Geliştirmeye çalıştıkları taktiklerin en önemlilerinden biri 31 Mayıs halk hareketine katılan, destek veren kesimler arasına nifak sokma çalışmasıdır.

Bunu yapmanın en etkili yollarından biri olarak 31 Mayıs halk hareketini oluşturan kesimleri bölmek için BDP’yi ileri sürmek istiyorlar.  Bunun için de “ulusalcı-PKK merkezli Kürt hareketi” çekişmesini ateşlemeyi düşünüyorlar. Başka bir yıkım bölgesi olarak ise “Ergenekon davası”nın sonuçlarından hareketle “ulusalcı-sol liberal” kavgasını körüklemeyi seçmektedirler. İktidar çevreleri ayakta kalabilmek için bu iki konu üzerinden başlatılacak tartışmaları da yeterli görmemektedirler. “Solcularla-ulusalcı kesimler” arasında, “solcularla-liberaller” arasında, “solcularla–PKK merkezli Kürt hareketi” arasında vb. tartışmaları ve bazı durumlarda kapışmaları ateşlemeye çalışmaktadırlar ve daha da çalışacakları anlaşılmaktadır. AKP için en büyük can simidi muhalif kesimlerin birbirine düşmeleridir, istenen budur. Kendilerine “sol-liberal” denilen kesimlerin gerçek sol ile bir ilişkileri kalmamış olmasına, devrimci kesimlerden ayrışarak AKP’nin politikalarına uyum sağlamış olmalarına karşın, zaman zaman devrimcilerin ayaklarına dolanmaktan geri kalmamakta, sol cenahın alanına egemen politikalara hizmet etmek için girmektedirler. Bu görev icrası sırasında egemenlerin diliyle, Silivri yargılamalarının güncelliği nedeniyle önüne gelene sataşarak sorun yaratmaya çalışmaktadırlar. Bu tür sataşmaların iktidar çevrelerinden desteklendiği açıktır. Bu oyunlarla AKP’nin kaygan düzlemde seyreden iktidar yürüyüşünün ömrünü uzatmayı amaçlamakta olduğu bilinmeyen bir şey değildir. AKP’nin “açılım süreci”nin de bir yönüyle bu amaca hizmet etmesini düşündüğü sır değildir.

Kafa karıştırmaya yönelik gelişmelerin önünü açmanın çeşitli yolları vardır. Bunlardan birisi BDP çevresinin eskiden de denenen “çatı partisi” projesini yeniden devreye sokarak solda yeni bir tartışma açma amacı içinde olmasıdır.  Böylece 31 Mayıs halk hareketi ile oluşan “eylem birliği” iklimi soğutulmaya, arka plana atılarak süreç içinde etkisizleştirilmeye çalışılacaktır. Sonuçta pratik bir karşılığı olma olasılığı sıfıra yakın olan bu planla aylarca boşuna tartışmalar, karşılıklı ithamlar yapılacaktır. BDP çizgisi ile işbirliği yapan hiçbir sol-sosyalist hareketin Türkiye’de gelişme şansına sahip olmayacağını görenler bugüne kadar o yoldan giden örneklere bakarak bu dayatmacılığa muhtemelen hayır diyeceklerdir. Ama dikkatler iktidarı sıkıştırmaktan başka yönlere çekilmiş olacaktır.

Bu yolun öteden beri en ateşli savunucularının nerden nereye geldiklerine bakarak meraklıları kendi sonlarını görebilirler. Bu işbirliği kurtuluş olsaydı “Kurtuluş” hareketinin bugün zirvede olması gerekirdi. Benzer bir durum “Halkın Kurtuluşu” geleneği için de geçerlidir. “Devrimci Yol” geleneğinden gelen hareketlerin de Kürt meselesine yaklaşımlarında yaptıkları yanlışlar, politik hatalar, yanlış ittifak anlayışları nedeniyle halk kitleleriyle kurabilecekleri bağı kuramamaları sonucunun ortaya çıkmış olması birilerine bir şeyler anlatıyor olsa gerek. Bu yanlış okuma şeklinin bölgemizde ortaya çıkan gelişmelere yaklaşımda büyük çarpılmalar yarattığını hala görmeyenlere söyleyecek söz de kalmadı.  Emperyalizmin operasyonları karşısında genç devrimcilerin enerjik bir tutum takınmalarını engelleyen yanlış politikalar yüzünden geleneksel devrimci çizgilerin çok büyük fırsatları heba ettikleri gün gibi ortada. Bağımsız devrimci politikalara, doğru kitle çizgisine yönelmek yerine Kürtler içinde güçlü ama diğer kesimler içinde “güç kesen” rolü oynayan bir hareketin peşine takılanların, etkisi altında kalanların Türkiye’nin bütününde benimsenmeyecekleri çoktan ortaya çıkmıştır. Devrimciler kimlerle devrim yapacaklarsa, hangi halk kitlelerini örgütlemeleri gerekiyorsa onların içinde çalışmayı esas almalı, onların sorunlarında derinleşerek belirlenen politikaları öne çıkarmalıdır. Açıkçası PKK merkezli Kürt hareketinin peşine takılarak politika yapmaya kalkışan Türkiye sosyalistlerinin geniş halk kitlelerine ulaşma, onları örgütleme şanslarının olmadığı pratikte ortaya çıkmıştır. Tutulacak yol anti-emperyalist, bağımsızlıkçı, devrimci-demokrasi mücadelesinin yoludur. Bu yol ancak geniş halk kitleleriyle buluşmayı sağlayacak devrimci yoldur.

Bu yaklaşım elbette ki Kürtlere sırt çevirmeyi gerektirmiyor. Aksine Kürt halkının demokratik hak ve taleplerini devrimciler savunurlar ama Ortadoğu’ya ve ülkemize yönelik emperyalist politikalara karşı yürütülecek mücadele çerçevesinden sorunlara bakarak çözüm üretmek koşuluyla. Bölgedeki bütün halkların demokrasi ve özgürlük mücadeleleri emperyalizmin bölgeden kovulması esasına oturmak zorundadır. Emperyalizme karşı mücadele ana zeminine oturmayan hareketler gerçek kurtuluş mücadelesi yürütüyor sayılamaz.* Devrimci-sosyalistler, ilkeli davranmak zorundadırlar, ancak anti-emperyalizmi merkezine yerleştiren mücadelelere destek olmalıdırlar. Dinciliği, mezhepçiliği veya etnikçiliği esas alan, gerektiğinde başarı için emperyalizmle doğrudan veya dolaylı uzlaşabilen hareketleri devrimci-sosyalistlerin desteklemesi söz konusu olamaz.

31 Mayıs halk hareketinin oluşturduğu dayanışma ortamını parçalamaya dönük diğer bir girişim ise “Ergenekon davası”nın yarattığı tartışmaları kızıştırma faaliyetidir. 31 Mayıs devrimci hareketinin içinde yer alan güçler arasına bu dava nedeniyle ayrılık tohumları saçılmaya çalışılmaktadır. AKP ve yandaşlarının kışkırtmasıyla yaratılan bu ortamın yaratılmasına katkı koyanlar ne yapmakta olduklarına iyi bakmalıdırlar. Ağır ifadeler kullanılarak yapılan tartışmaların, sonu gelmez ithamların sonuçta kime hizmet etmekte olduğu görülmezse bu durumdan en çok AKP iktidarı kazançlı çıkacaktır. Bütün taraflar 31 Mayıs dayanışmasını bozacak davranışları körüklemekten vaz geçmelidirler. Aksine, emperyalizme ve AKP diktasına karşı olan herkes bu dayanışmayı daha da büyütmenin çaresini aramalıdır. “Ergenekon davası”nın sonuçlanmasıyla ilgili yapılan değerlendirmelerin bu büyük dayanışmayı sarsacak kadar öne çıkarılmasının ikna edici bir mantığının olmadığı da ortada. Bu dava 31 Mayıs’tan önce yok muydu? Şimdi, sonbahara doğru, yeni bir direniş ortamına doğru giderken bu olayı kanatırcasına kaşımanın altında AKP’nin kışkırtmaları yatmıyorsa ne var?

Bu davada, emperyalizmin Ortadoğu politikalarına ve AKP’nin devleti ele geçirme faaliyetlerine karşı çıkan bir kısım demokratın yanı sıra, bazı mide bulandıran kesimlerden kişilerin de olduğu ve bunların hepsinin aynı çuvala sokulduğu gerçeğini biliyoruz. Ama bu gerçeğe farklı bakanların 31 Mayıs dayanışmasını kırmaya, zaafa uğratmaya haklarının olmadığını da görmeleri gerekir. Herkes bu gerçeği anlamak zorunda, onun için büyük resmi görmeliyiz, AKP diktatoryasına karşı çıkan kim varsa eylem birliği yapmalı. Hep birlikte son baharda da, “Hükümet İstifa”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza”, “Her Yer Taksim Her Yer Direniş” denmeli. Bu ortak sloganları benimseyerek birlikte yürüyenler arasında büyük bir kitlesel güç olan “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diyenler de olacaktır, başka sloganları atanlar da. Önümüzdeki son baharı AKP’nin son baharı yapmak için bütün anti-faşistler, gericiliğe karşı olanlar, laikler; özgürlük, demokrasi ve yarınlarını isteyenler hep birlikte hareket etmek, eylem birliği yapmak zorundadırlar.  Ortak yanlarımızı ve en acil sorun olan diktatoryadan bir an önce kurtulmayı öne çıkarmak zorundayız. Halk için, geleceğimiz için en önemli ve en fazla öne çıkan gerçeklik budur.

Kendi fikrine güvenen devrimci, küçük hesaplar ve çıkarlar peşinde koşmaz. Önemli olan gerici-faşist diktatörlüğe karşı en geniş halk kitlelerini harekete geçirecek politikaları ve taktikleri savunmaktır. Devrimcilik, halkın çıkarları ve geleceği için mücadele etmek ve bu mücadelenin başarıya ulaşmasını sağlama yolunda çalışmaktır. Devrimcilik, doğru politikaların, doğru taktiklerin yanı sıra tutarlılık, samimiyet, mütevazılık ve dürüstlük gerektirir. Devrimcilik, halk kitlelerine güvenmeyi esas alır.

Halkımız gerçek bayramını emperyalizmin hegemonyasından ve faşizmin zulmünden kurtulunca yapacaktır.

*Emperyalizme karşı mücadeleyi Ortadoğu düzleminde ele almanın önemini, anlamını ve emperyalist (büyük) devletlerin bölgeye dair hesaplarının ana karakterlerini, hegemonik ve sömürgeci maksatlarını tarihsel olarak anlamak için Dimitrov’un Balkan Savaşı ve sonrasındaki gelişmeleri tahlil eden yazılarını okumanızı tavsiye ederiz. Ortadoğu’nun (bugün olduğundan daha fazla) balkanlaştırılmasını amaçlayan BOP’un yaratacağı sonuçları doğru tahlil etmek önemlidir. Irak’ın fiilen ve duygusal olarak parçalanması süreci, hergün onlarca insanın katliamıyla sürdürülmektedir. Suriye halkının içine ekilen kin ve düşmanlık tohumlarının nelere mal olacağı, bu ülkenin nereye doğru sürüklenmeye çalışıldığı da ortada… Çözüm Ortadoğu’nun bütününe gerekli ve bunun yolu da emperyalizme karşı açık tavır almaktan geçmektedir.

 

 

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!