Algı ve Politika

Son yıllarda Türkiye’de başta siyasiler olmak üzere, gazetelerin köşe yazarları, televizyon yorumcuları ve aydınların birçoğu sıklıkla “algı”, “algı oluşturmak” ve “algı operasyonu”ndan sıkça söz eder oldular. Özellikle AKP’nin iktidara getirilmesi süreciyle birlikte (buna emperyalizmin tayini de diyebiliriz) bu ifadelerden çok sık söz edilmeye başlandı. Çünkü AKP’ye 90 yıllık Cumhuriyet döneminde yerleşmiş iktidar etme biçimlerini değiştirme, kurumlaşmış yapılanmaları dağıtma görevlerinin verildiği apaçık ortada. Bu görevlerin verilmesinin temel nedeni, kısaca, kurgulanan yeni Türkiye’nin emperyalizmin yeni bölge politikalarıyla uyumunun sağlanması içindi. AKP’nin bu görevi, ABD’nin desteği ve yol göstericiliğinde, Cemaatle ve kültürel köktencilerle işbirliği içinde yerine getirdiğini ya da getirmekte olduğunu söyleyebiliriz. İşte bu görevi yerine getirme süreci boyunca, diğer bir ifade ile devleti dönüştürme ve yeni koşullara göre yapılandırma süreci boyunca en fazla yararlandıkları yöntemlerin başında algıoperasyonlarını görmekteyiz. Gezi direnişi sürecinde, 17-25 Aralık yargı girişiminde ve Cemaatle ortaya çıkan çatışma sürecinde de yine bu operasyonun çeşitli biçimler altında devreye sokulduğunu gördük, görüyoruz. AKP iktidarının, 30 Mart yerel seçimlerinde, özellikle bu seçimlerin sonuçlarının ayarlanmasında algı operasyonları yaptığına hep birlikte tanıklık ettik. Bu günlerde Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili olarak da benzer faaliyetlerin yürütülmekte olduğunu görüyoruz. RTE ve çevresinin ülkemiz ortalamasına göre, bilgi ve bilinç düzeyi yüksek olmayan kesimlerin önemli kısmını, bilhassa görsel ve işitsel medyayı kullanarak, yaşanan bunca yolsuzluğa karşın, etkileri altında tutmayı sürdürdüklerini görüyoruz. Hala ortaçağın karanlığından sıyrılamamış ve her şeye mezhep, tarikat vb pencerelerden bakan geniş bir kesimi ise kindar, düşmanlık kusan öfkeli belagatlerle ve yalanlarla yönlendirmeyi kolaylıkla başarmaktadırlar. Aslında bu son kesimin körü körüne bağlılığı, kendi ifadeleriyle, tam bir “haşhaşi” bağımlılığıdır ve “ayrıca algı operasyonuna da ihtiyaçları yoktur” dersek, haksızlık etmiş olmayız.

Bu girişten sonra sürekli gündemi işgal eden algı ifadesinin ne anlama geldiğini ve bilgi süreciyle ilişkisini incelemeye başlayabiliriz. Türk Dil Kurumu’nun Türkçe Sözlüğü’nde algı kavramı şöyle tarif edilmektedir:Bir şeye dikkati yönelterek, o şeyin bilincine varma, idrak. Aynı sözlükte algılamak kavramının da tarifi yapılmaktadır: Bir olayı ya da bir nesnenin varlığını duyum yolu ile yalın bir biçimde bilinç alanına almak, idrak etmek. Yazıkonusuyla ilgili olduğu için algılatmak ifadesinin karşılığına da bakalım: Algılamak eylemini birine yaptırmak, idrak ettirmek’tir.

Yukarıdaki tariften de anlaşılacağı gibi algı, duyumlara dayanır. İvan Florov yönetiminde hazırlanan Felsefe Sözlüğü’ne göre ise; algıların sınıflandırılması, duyumların sınıflandırılmasıyla örtüşmektedir. Bu sözlüğün algı maddesinde en önemli algının görsel olan olduğu yazılıdır:

“Bilmede en önemli Algılar görsel Algılar’dır, sonra dokunsal, işitsel vb algılar gelir.” (abç)

Algı ile ilgili bu kısa açıklamadan sonra bilgi’nin tarifine bir göz atalım:

TDK Türkçe Sözlüğü’nde bilgi’nin konumuzla ilgili olan tarifleri şu şekilde: 1-İnsan usunun kapsayabileceği olgu, gerçek ve ilkelerin tümüne verilen ad, 2-Öğrenme, araştırma ya da gözlem yolu ile elde edilen gerçek, 3-İnsan anlığının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünsel ürün. Bunlara felsefi olan şu tanımı da eklemeliyiz: Genel olarak ve ilksezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler.

Bilgi’yi kavrayabilmek için öncelikle şu temel gerçeği vurgulayalım: Pratikten gelen insan bilgisi sonuçta pratiğe hizmet eder. Bu gerçek bilginin gelişim sürecidir. İnsan, “… pratik sürecin başlangıcında, çeşitli olguları, bunların tek tek aşamalarını ve dış ilintilerini görür… bunlar bir takım olgular, şeylerin tek tek aşamaları ve şeyler arasındaki dış ilişkilerdir. Biz buna bilginin algı aşaması (idrak safhası), yani, algılar ve izlenimler aşaması diyoruz… bu bilginin ilk aşamasıdır. Bu aşamada insan, derinlemesine kavramlar teşkil edemediği gibi, mantığa uygun sonuçlara da varamaz.” (Mao Çe-tung, Teori ve Pratik, s.10-11, Sol Yayınları, 1969, abç.)

Görüldüğü gibi algı aşaması, bilginin ilk aşamasıdır ve bu aşamada insan henüz o şeyi esasen kavramlaştıramamakta ve o şey hakkında veya onunla ilgili mantığa uygun sonuçlara ulaşamamaktadır.

İnsan, bir şeyle karşılaşınca o şey duyu organları üzerinde etki yaratıyor, bazı algılamaların uyanmasını sağlıyor ve karşılaşanın beyninde izlenimlerin doğmasına yol açıyor. Mao’ya göre, “bu izlenimler (ve algılar bn) arasında dış ilişkilerin kaba bir taslağı vardır. Bu, bilginin birinci aşamasıdır. Bu aşamada insan henüz daha derin kavramlar oluşturamaz ya da mantıki sonuçlar çıkaramaz.” (Mao Zedung, Seçme Eserler I, s.399, Kaynak Yayınları, 4. Basım. Yukarıdaki makalenin başka bir çevirisinden alınmıştır.bn)

Mao, bu sürecin devamını yani algı aşamasının devamını, kavramların oluşumu aşamasını şu şekilde anlatmaktadır:

“Toplumsal pratik sürerken, insan pratiğinin akışı içinde insanda duyusal algılamalar ve izlenimler uyandıran şeyler birçok kez tekrarlanır; sonra bilgi süreci içinde beyinde ani bir değişiklik (sıçrama) meydana gelir ve kavramlar oluşur. Kavramlar artık şeylerin görünürdeki yanı, tek tek yönleri ve dış ilişkileri değildir; şeylerin özünü, bütünselliğini ve iç ilişkilerini kavrarlar. Kavramlar ile duyusal algılamalar arasında sadece niceliksel bir farklılık değil, niteliksel bir farklılık da vardır.” (Mao Zedung, age, s.399)

Bir şeyi algılama aşamasından kavramlaştırma aşamasına geçişinde o şey birçok kez tekrarlanıyor ve sonra beyinde bir sıçrama meydana geliyor ve o şey kavramlaşıyor. Yani soyutlanıyor. O şeyin kavramı artık onun tek tek yönleri, dış ilişkilerinin ötesine geçiyor ve o şeyin özünü, bütünselliğini, iç ilişkilerini kavrıyor. Bu durum da göstermektedir ki; algılama ile kavramlaştırma arasındaki fark sadece niceliksel değil, nitelikseldir de.

“Bundan sonra insan yargıya varma ve sonuç çıkarma yoluyla daha da ileri giderek mantıki sonuçlara varabilir.” (Mao Zedung, age, s.399-400)

Buradan da anlaşılacağı gibi bu bilginin ikinci aşamasıdır ve bu “kavrama, yargıya varma ve sonuç çıkarma aşaması, bir şeyi öğrenmenin bütün bir süreci içinde daha da önemli bir aşamadır; ussal bilgi aşamasıdır.” (Mao Zedung, s.400)

Algısal bilgi ile mantıksal bilgi arasındaki farkı bir başka deyişle ele alarak ifade decek olursak; “algısal bilgi şeylerin tek tek yönleriyle, görünürdeki yönleriyle ve dış ilişkileriyle ilgilidir; buna karşılık mantıki bilgi şeylerin bütünselliğine, özüne ve iç ilişkilerine ulaşmada büyük bir adım atar ve çevremizdeki dünyanın iç ilişkilerini açığa çıkarır.” (Mao Zedung, s.400)

Algısal bilgi ile mantıksal bilgi arasındaki farkı bu şekilde de anlatabiliriz.

Görüldüğü gibi bilginin bir gelişme süreci var ve pratiğe dayanan bu sürecin basitten karmaşığa doğru seyrettiğini açıklamaya çalıştık.

Bu teorik açıklamanın yazının başında üzerinde durduğumuz “politik algı”yla ya da algı operasyonuyla bağlantısını kurarsak varacağımız sonuç açık. Öncelikle bir insanın politikacıların ya da kiralanmış propagandacıların yaptığı algı operasyonunu “algılayabilecek” kadar öğrenmeye, bilgilenmeye açık olması gerekir. Karanlığın kör kuyusundan çıkma, hep ezilmekten kurtulma, anlama, kavrama isteğinin olması gerekir. Yetenek demiyorum, o herkeste olmayabilir ama yoksulluk ve açlık içinde kıvranan herkesin hiç olmazsa “neden” diye soru sorması gerekmez mi? Eğer o insanda bu yönde bir ışık, kabiliyet yoksa onun algı operasyonuna da ihtiyacı var mı? Soru sormayan, itiraz etmeyen, kaderine razı olan insan henüz yurttaş olamamıştır. Bizim ilgi alanımızdakiler ışığa ihtiyaç duyanlardır. Onlar “halk” dediğimiz insan topluluğudur. Onların algı operasyonlarını fark ederek daha ileriye doğru gidebileceklerini düşünmeliyiz. Şeyleri algıladıktan sonra kavramlaştırma sürecini çalıştırabilenler, ancak bilgi sürecinin ikinci adımı olan mantıki bilgiye doğru ilerleyebilirler.

Bilgi alt aşamada algısal olarak, üst aşamada ise mantıki olarak ortaya çıkar ve bu her iki aşama bütünleşmiş bir bilgi süreci içindedir. Bu bütünleşen bilgi süreci üretim sürecinin derinleşen tekrarı ve sınıf mücadelesi pratiğinin sürekliliği içinde toplumcu bir anlama kavuşur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu iki bilgi nitelik bakımından farklı olmakla birlikte, pratik temelinde birleşirler. Yazının konusunu teşkil eden mahiyetteki politik amaçlı algılatmalar ise pratik temelli olmayan yanılsatmaya dayanır ve şeyleri olduğu gibi değil gösterildiği gibi algılatmayı esas alır. Bu bakımdan da kavramlaştırmayı operasyonel olarak, istenildiği şekilde yaptırır ve bu nedenlerle mantıki bilgi, yönlendirilen algılatmanın ve yönetilen kavramlaştırmanın etkisiyle istenilen biçimde ortaya çıkar. İşte emperyalist politikaların kitlelere “algılattırılması”, “kavramlaştırılması” ve sonuçta “mantıki bilgi”ye götürülmesi süreci böyle gerçekleştirilmektedir. Bu durumda ulaşılan mantıki ya da ussal bilgi gerçekte mantıki ya da ussal değildir. Aslında akıl dışıdır. Bu emperyalist bilgilendirme sürecini dinci-mezhepçi sosla süslemeyi pek beceren AKP ve RTE algı operasyonlarıyla bilinç düzeyi düşük kesimleri adeta afsunlamakta, büyülemektedir. Muhalefet güçleri politika yaparken bu gerçeği bilerek hareket etmeli ve bu afsunlanmanın panzehirini yaratmadan sonuç almaları zor görünmektedir. Bu panzehir, pratiğin doğru ve ancak hayat bulma şansına sahip olabilecek biçimde teorileştirilmesiyle ortaya çıkacaktır.

Mehmet Ali Yılmaz

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!