Ankara’daki Patlama Suriye’deki Savaşın Sonucunu Değiştirebilir Mi? (*)

Mike WHITNEY(**)

Çeviren: Ali TARTANOĞLU

Türkiye Cumhurbaşkanı, öyle sanıyor. Hatta Erdoğan başkentte meydana gelen patlamanın “Tanrı’nın bir lütfu” olduğu kanaatinde. Erdoğan ve İslamcı yandaşları, patlamanın suçunu, YPG ile bağlantılı Salih Neccar’a yüklerlerse Washington’u YPG’nin terörist olduğuna ikna edebileceklerini sanıyorlar. Bunu başarabilirlerse, Kürt militanlar ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı mücadelesine destek vermesine rağmen, Obama, YPG ile ilişkileri kesmek zorunda kalacak. Eğer Obama YPG ile ilişkileri keserse, Washington tarafından birçok talebi karşılanan Erdoğan’la içli dışlı olmuş kendi piyadeleri hatırına eski iyi Türkiye’ye daha çok bağlanmak zorunda kalacak, falan…

Peki, Ankara’daki patlama, Suriye’de 5 yıldır devam eden savaşın sonucunu değiştirebilir mi?

Obama, Erdoğan’ın tuzağına düşecek kadar aptalsa, kesinlikle değiştirebilir. Ama şuana kadarki tabloda bu pek mümkün görünmüyor.

Erdoğan’ın mantığındaki sorun, Obama yönetiminin YPG’nin terörist örgüt olduğuna ikna olmaması değil. Neccar’ın suçluluğuna emin olup olmamaları da değil. Daha önemlisi, ABD, Suriye’nin kuzeyinde stratejik kent ve toprakların ISİD’den geri alınmasında kendisine yardımcı olan YPG ile hayati bir ittifak sürdürüyor. YPG militanları, ABD’nin Suriye’de savaşı sürdürmesi için ihtiyacı olan, karadaki postalları oluşturuyor. Çok doğal olarak, suçlamaların doğruluğuna dair kesin kanıt görmeden böyle bir ilişkiyi kesmeyecekler.

Öte yandan, suçlamaların doğru olmadığına dair pek çok neden var. Mesela, Suriye PYD’si lideri Salih Müslim, Ankara’daki patlamayla ilgili tüm suçlamaları reddetmekle kalmadı, aynı zamanda ne kendisinin ne de yardımcılarının failin kimliği hakkında bilgi sahibi olmadıklarını açıkladı. Malum, PYD, YPG’nin siyasi kanadı…

Müslim, “Bu suçlamalar, Türkiye’nin Suriye’ye müdahale niyetiyle açıkça ve doğrudan ilişkilidir” dedikten sonra ekledi: “Salih Neccar adını daha önce hiç duymadık.”

Elbette Müslim yalan söylüyor olabilir. Ama eğer sanıklar sorumlu olmadıklarını söylüyorlarsa, saldırının siyasi amacına ulaşıp ulaşmadığını sormak gerekmez mi?

Cevap “Hayır”dır. Öyleyse niye yalan söylensin?

New York Times diyor ki:

“… bazı yorumcular, böyle bir saldırının Amerika’nın desteklediği grupları tehlikeye atacağından hareketle Erdoğan’ın suçlamalarının inandırıcılığını sorguluyor.

Grup sözcüsü Redur Helil, Kamışlı’dan WhatsApp aracılığıyla ‘Bu iddialar asılsızdır’ diyor. Devam ediyor: ‘Biz Türkiye’ye düşman değiliz. Amacımız Suriye sınırları içinde IŞİD’le mücadeledir. Türkiye’yle düşman olmak hiçbir işimize yaramaz.’

Kraliyet Birleşik Savunma ve Güvenlik Hizmetleri Kurumu’ndan Michael Stephens, ‘Türk şehirlerindeki bombalamaların sponsoru olmak veya bunlara bizzat dahil olmak, YPG’nin ABD ve Rusya ile ittifakını zarar verir. PYD-YPG ne sponsor olmak ister, ne de bu bombalamalara bizzat katılmak… Bu bombalamalara katılmak YPG’ye hiçbir şey kazandırmayacağı gibi her şeyi kaybederler.” (Türkiye, Amerika’ya meydan okuyarak Ankara saldırısı için Kürt militanları suçladı, New York Times)

(…)

Erdoğan Kürtleri saf dışı bırakmak ve sahada onların yerine geçmek istiyor. Böylece, Türk sınırının hemen güneyindeki Suriye topraklarında, Sünni militanlara bir korunak sağlamak için bir “güvenli bölge”ye dönüştürmek istediği 10 x 70 millik bir bölgeyi ilhak etme rüyasını gerçekleştirebilecek. Plan Kürtlerin, sınırın Suriye tarafında sınırdaş bir eyalet yaratmalarını önleyecek; ayrıca Suriye’nin başka bölgelerinde askeri operasyonlar yapan cihatçı müttefikler için hayati önemdeki ikmal hatlarının açık tutulmasına yardım edecek.

Obama yönetimi başlangıçta bu planı olumlu buluyordu; ancak Rusya’nın geçen Eylül sonlarında savaşa dahil olması her şeyi değiştirdi. Artık Suriye Arap Ordusu, İran Kudüs Kuvvetleri ve Hizbullah, Türkiye sınırına doğru ilerliyor; bu ise Türkiye’nin, Rusya’yla (ki Washington kesinlikle Türk-Rus çatışması istemiyor) doğrudan karşı karşıya gelmeksizin Suriye’de toprak kazanabilme şansını param parça ediyor. Uzun sözün kısası: Washington, stratejisini sahadaki yeni realiteye göre yeniden düzenledi; Türkiye ve Suudiler ise savaşın hala kazanılabileceğini sanarak denizdeki yılanlara sarılıyor.

Umutlarını, büyük ölçüde, Türkiye üzerinden gelen Sünni savaşçı akınını durdurabileceğine güvenerek savaşı bitirmeye bağlayan Moskova için en büyük öncelik sınır güvenliği. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a göre “Ateşkesin işlemesi için kilit nokta, Türkiye-Suriye sınırındaki, militanları destekleyen yasadışı trafiği önleme görevidir. Sınırı kapatmadan, ateşkesin gerçekleşebileceğini beklemek zor…” (Ateşkesin 19 Şubat Cuma günü başlaması planlanmıştı. Ertelenen ateşkes 27 Şubat gecesi başladı. Ancak çatışmalar hiç de tamamen kesilmiş değil. Çünkü anlaşılan Rusya henüz sınırı tamamen kapatamadı. A. T.)

Dolayısıyla Rusya, Türkiye ne yapar diye hiç düşünmeden, sınırı kapatma planında direnecek. Öte yandan, Rusya, Türkiye’ye Suriye’yi işgal planında ileri giderse kıyamet kopacağının işaretini vermeye çalıştı. Konunun Today’s Zaman’dan teyidi mümkün: “Üst düzey bir Rus yetkili, Suriye’yi karadan işgal etmeye kalkarsa Rusya ve İran’la karşı karşıya geleceğini söyleyerek Türkiye’yi tehdit ederek, Rusya’nın silahlarının ne kadar güçlü olduğunu ve gerekirse bu silahları kullanmakta tereddüt etmeyeceğini Suriye’de kanıtladığını söyledi.” (“Yetkili: Türkiye Suriye’ye müdahale ederse Rusya ve İran’la karşı karşıya gelir.”)

İlginçtir, Rus dışişleri bakanlığı 19 Şubat Cuma sabahı, “Türk askeri araçlarının Suriye’de Kürtlerin kontrolündeki bir bölgeye girdiği ve Halep vilayetindeki Meydan Ekbis kasabası yakınında siper kazmaya başladığı” yönündeki raporları alınca bir başka ürpertici uyarı daha yaptı. AMN Haber Ajansına göre söz konusu raporlar, düzinelerle Türk askeri aracının 18 Şubat Perşembe Günü Halep Vilayetindeki Kürt bölgesinde 200 metre ilerlediğini bildiriyordu

Aynı haber ajansı, Suriye’ye herhangi bir kara saldırısının etkileri konusundaki bir soruya Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zaharova’nın “Suriye topraklarını egemen bir ülkenin toprakları olarak görüyoruz. Egemen bir ülkenin topraklarına her türlü saldırı yasa dışıdır” cevabını verdiğini de belirtiyordu.

Putin, egemen Sruiye’nin birkaç yüz metre toprağını yeniden kazanmak için Türk ordusuyla tam tekmil bir savaşa tutuşur mu? Putin’in olayın yatışmasını ve Türkiye tarafında “hayal kırıklığı”na yol açmasını bekleyeceğini sanıyorum. Eğer Erdoğan’ın kazanacağı tek zafer buysa, ödenebilecek bir bedeldir. Putin’in büyük resim üzerinde yoğunlaştığı, saçmalıklarla dikkatinin dağılmadığı söylenebilir.

Kuşkusuz, Erdoğan Suriye’de daha ileri gitmek isterse sıkıntı olacak demektir. Oysa Moskova’nın eli bağlı… Kendisini Suriye’deki bir çatışmadan uzak tutmayı ümit edebilmesinin tek yolu, cihatçıları mümkün olduğu kadar hızla bozguna uğratmak, direniş yuvalarını temizlemek ve güvenliği yeniden tesis etmek… Türkiye savaşa girerse bu, her şeyi zora sokar. Göğüs göğüse bir savaş yıllarca sürecek ve muhtemelen bu savaşın bir kazananı olmayacaktır. Putin’in asıl kaçındığı, uzak durmak istediği şey budur. Dolayısıyle Türkiye bir işgal başlatır ve kara birlikleri gönderirse, Putin bütün gücüyle vurmak zorunda kalıp eğitimsiz askeri gücün bile gidişi değiştirmeye ve Erdoğan’ın tümenlerini defetmeye yettiğinin büyük şaşkınlığını yaşayabilir. Bu olmaz, Türkiye direnirse, Suriye bütün bataklıkların anası haline gelebilir. Bizi, Obama’nın niye Türkiye’yi kavgaya daha çok çekecek bir plan uygulamadığına biraz şaşırtan da budur. Washington YPG’ye desteğinden hiçbir şey kazanmamaktadır. Yani bir bakıma YPG ile ittifakın fazla bir yararı yoktur. Kürtlerin bir vatan özlemi Washington’un umurunda mı?

Elbette değil… Peki Washington’un kazancı ne öyleyse?

Hiçbir şey…

Ama Erdoğan’la bir ittifak, Washington’a Rusya’yla vekalet savaşında ihtiyacı olan piyadeleri sağlar. Rusya’nın yıllarca kaynaklarını boşa akıtabilecek, moralini çökertecek, ülkesinde toplumsal huzursuzluğu artıracak bir çatışmada batağa saplanmasına da yol açar. Washington’un da asıl istediği zaten bu değil midir?

Evet, gerçekten budur.

Ancak, ABD egemen seçkinlerinin, Türkiye’nin başı çektiği bir Suriye işgaline desteklerini çekmekten büyük üzüntü duydukları bu stratejinin önemli bir kusuru, aksak bir yanı var. Nedir bu?

Bu, Türk kara birliklerinin Amerikan hava desteğine ihtiyacı olduğu ve bunun, zamanı gelince Washington’la Moskova arasında bir silahlı çatışmaya yol açacağı gerçeğidir. Obama ve adamlarının fikir değiştirmelerinin ve B planına geçmelerinin nedeni de budur. Çok fazla kayıtsız bulunabilecek ABD politikası odur ki, Washington, Rusya’yla hala kapışmak istememektedir. Hepimiz buna şükredebiliriz.

* http://www.globalresearch.ca/could-a-bomb-blast-in-ankara-change-the-outcome-of-the-war-in-syria/5509198?utm_campaign=magnet&utm_source=article_page&utm_medium=related_articles

Global Research 20 Şubat 2016, CounterPunch 19 Şubat 2016

** Mike Whitney, Washington’da yaşıyor. “Umutsuzluk: Barrack Obama ve İllüzyon Politikaları (AK Pres)” sitesinde yazıyor. Kendisine fergiewhitney@msn.comadresinden ulaşmak mümkün.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!