Siyasetin anlamı-Mehmet Uysal

Anlamlandırma bir mantıksal form içinde, şeylerin açık ve seçik (eskilerin deyimiyle

efradını cami ağyarına mani) hale getirilerek yargılanmasıdır.

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Pir Sultan’dan

“Hızır Paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar Şah’ gidelim”

(Siyaset: İdam cezası)

SİYASETİN ANLAMI

Mehmet UYSAL

Anlamlandırma bir mantıksal form içinde, şeylerin açık ve seçik (eskilerin deyimiyle efradını cami ağyarına mani) hale getirilerek yargılanmasıdır. Açıklık, şeylerin kavramının içleminin, seçiklikise şeylerin kavramının diğerlerinden farkının belirlenmesini ifade eder. Bir şeyin kavramı açıklaştıkça aynı zamanda seçikleşir de. Yargılama ise kavramlarını açtığımız ve seçtiğimiz  şeyler karşısındaki duruşumuza ışık tutacak hükmün (o şeyin iyi mi kötü mü olduğunun) ortaya çıkarılmasıdır. Açıklaştırma ve seçikleştirmenin her biri belirleme olduğuna göre, anlamlandırma, belirlemeve yargılamaişlemlerinden oluşan bir mantıksal süreç, başka bir deyişle bir bilgi ve fikir sahibi olma sürecidir. Şeyleri belirleyerek bilgi sahibi, yargılayarak da fikir sahibi oluruz.

Peki, anlamlandırma nasıl yapılır? Bir şeyin anlamlandırılmasının ilk aşaması belirleme olup, belirlenecek olguya X nedir? veya “X ne demektir?” sorularının sorulmasıdır. Bundan sonraki adımlar da ilk sorunun cevabına yeni sorular sorularak, soru-cevap sürecinin, o andaki tüm bilgilenme olanaklarının  tüketilmesi suretiyle, şey(ler)in tüm belirlenimlerinin ortaya çıkarılmasına kadar sürdürülmesidir. Belirleme, olgudan doğrudan aldığımız duyu izlenimleri (gözlem, deney, ölçme vs) ile ve/veya çevremizdeki güvendiğimiz kaynaklardan bilgi alınarak yapılabilir. Böylece olgu belirlendikten, yani kavramının içlemi açık ve seçik olarak ortaya çıkarıldıktan sonra, anlamlandırmanın ikinci aşamasına; yargılamaaşamasına geçilir.Kavramı yargılamak için çok basit bir soru “X neye yarar? veya X bizim için iyi midir kötü müdür? sorusunu sorarız. Bu sorunun cevabı da -örneğin ateşin elimizi yakmasında olduğu gibi- doğrudan duyu izlenimlerimizle ve/veya çevremizdeki güvendiğimiz kaynakların o şey(ler) ile ilgili yargılarını araştırarak alırız. Belirleme ve yargılamayı tamamladığımız zaman ilişki ve etkileşim içinde olduğumuz şey(ler)i anlamlandırmış oluruz. Böylece anlamlandırma konusu yaptığımız şey(ler) bizim için anlamlı hale gelir. Belirlenimleri ve/veya yargısı olmayan, eksik veya yanlış olan şeyler anlamsızdır.

Anlamlandırma, doğru anlamlandırılmış, yani “anlamlı” şey(ler) karşısında nasıl bir duruş ve davranış sergileyeceğimiz konusunda bize ışık tutar. Başka bir deyişle, anlamlandırmayı, biz, şeyler karşısında “doğru” bir duruş ve davranış sergilemek amacıyla yaparız. Bu durumda, anlamlı şeyler karşısındaki duruş ve davranışlarımız doğru, anlamsız şeyler karşısındaki duruş va davranışlarımız da “yanlış” olur. Doğru duruş ve davranışlar, bizim yaşamda kalma olanaklarımızı korur ve/veya genişletir, yanlış duruş ve davranışlar ise bizim yaşamda kalma olanaklarımızı daraltır, hatta yaşamımızı tehlikeye atabilir.

Anlamlandırma “X nedir?” sorusuyla başladığına ve bizim anlamlandıracağımız olgu da “siyaset” olduğuna göre, ilk sorumuzu sorarak anlamlandırma işlemine başlayalım.

                                                                                        

Soru       : Siyaset nedir?

Cevap   : Siyaset toplumsal bir olgu olup, insanlar arası ilişki biçimlerinden birisidir.

Soru     : “Siyaset toplumsal bir olgudur” demek, “siyaset fiziksel, kimyasal, biyolojik, psikolojik bir olgu değildir” demek midir?

Cevap    :  Evet; siyaset, evrenin olgularının fiziksel, kimyasal, biyolojik, toplumsal, psikolojik olarak sınıflandırılmasında, toplumsal olgu sınıfı içinde yer alır.

Soru   : “Siyaset insanlar arasındaki ilişki biçimlerinden birisidir” demek,”insanlar arasında başka ilişki biçimleri de vardır” demek midir?

Cevap : Evet; insanlar arasında, siyaset dışında, hukuki, ekonomik, ailevi, bilimsel, eğitimsel, ahlaki, cinsel vs  ilişki biçimleri de vardır.

Soru     : Siyasetin, insanlar arasındaki diğer ilişki biçimlerinden ayırt edici belirlenimleri nedir? 

Cevap: Buraya  kadar sorduğumuz sorulara verdiğimiz cevaplarla, siyaseti diğer şeylerden ayırdık, yani onu seçikleştirdik, eskilerin deyimiyle “ağyarına mani” olduk. Bu sorudan sonra ise onu açıklaştıracağız, eskilerin deyimiyle “efradını cami” yapacağız.  Siyasetin “efradını cami” yaptıkça da onun “ağyarına mani” olması daha derinleşecek. Bunun için işe, siyasete baktığımız zaman gördüğümüz şeyi bir tanım olarak ifade etmekle başlayacağız. Siyasete baktığımız zaman; onun “toplumsal yaşamın nasıl yönetileceğine ilişkin düşünceler, bu düşüncelerden türetilen kurallar ve bu kuralların uygulanması” olduğunu görüyoruz.  

Soru   : Siyaset, “toplumsal yaşamın nasıl yönetileceğine ilişkin düşünceler, kurallar ve uygulamalar” olduğuna göre, bir siyasi düşünce, kural ve uygulama, toplumsal yaşamın nasıl yönetilmeyeceğini de içerir mi?

Cevap: Evet. Toplumsal yaşamın nasıl yönetileceğine ilişkin bir düşünce öne sürüyorsanız, bu düşüncelerden bir kurallar sistemi ortaya koyuyorsanız ve bunları uyguluyorsanız, bu duruş ve davranışınızla toplumsal yaşamın yönetimine ilişkin “başka türlü” duruş ve davranışları dışarıda bırakmış, başka bir deyişle toplumsal yaşamın nasıl yönetilmeyeceğini de ifade edip göstermiş ve ifade ettiğiniz düşünce ve kuralları uygulamış olursunuz.

Soru       : Toplumsal yaşamın nasıl yönetileceği, nasıl yönetilmeyeceğine ilişkin  duruş ve davranışları da içeriyorsa, acaba siyaset insanlar arasında bir “yönetme tarzı sorunu”ndan mı kaynaklanmıştır?

Cevap :Evet; siyasetin toplumsal yaşamın nasıl yönetileceğine (yada nasıl yönetilmeyeceğine) ilişkin bir düşünce ve duruş olması, toplumsal yaşamda bir yönetme tarzı sorunu olduğunu, siyasetin de bu sorundan kaynaklandığını göstermektedir.

Soru    : Toplumsal yaşamda yönetme tarzı sorunun olması, insanlar arasında bir “çatışma ilişkisi” olduğuna işaret eder mi?

Cevap  : Evet; toplumsal yaşamda yönetme tarzı sorunu olması, insanlar arasında “çatışma ilişkileri” yaşandığına işaret eder.

Soru     : Öyleyse insanlar neden çatışır?

Cevap   : İnsanların çatışmasının kökeninde “benmerkezcilik” vardır.

 Soru     : Benmerkezcillik nedir?

Cevap   : Benmerkezcilik, bencilliğin türevidir.

Soru      : Bencillik nedir?

Cevap    : Bencillik, insanların “ben olabilmek” için ortaya koyduğu davranış tarzının adıdır. 

Soru       :  Ben olmak ne demektir?

Cevap     : Canlı yaşam, ister virüsler gibi sadece bir çekirdekten ibaret, ister bakteriler gibi bir çekirdek ve bir zarın çevrelediği plazmadan oluşan tek bir hücreden ibaret, isterse de bitkiler ve hayvanlar gibi milyarlarca hücreden ibaret olsun, “yaşam birimleri” tarafıdan taşınıp, kalıtılır. Yaşam birimi, taşıdığı; kendini üretebilme doğal kabiliyeti sayesinde, kendi kendine veya çiftleşerek kendini üretebilen maddi-biyolojik yapıların her birisidir.Bütün canlıların doğası, yaşam birimleri halinde üremeye, yaşamaya ve yaşamda kalmaya yöneliktir.Bütün canlılar gibi insanın doğası da canlı yaşamı, bir “yaşam birimi” olarak yaşamaya ve kalıtmaya  yöneiktir. Öyleyse “ben olmak”, insanın bir “yaşam birimi olarak”, aklıyla ve bedeniyle hareketliliğini sürdürebilir olması, yaşamda kalmasıdır.

Soru     :  Yaşamda kalmak nedir?

Cevap   : Biyologların bize bildirdiğine göre, maddenin hareketinin ve yapılanmasının sonsuz çeşitlerinden birisi olarak, dört milyar yıl önce “gen” denilen, kendi kendini kopyalayabilme, kendini üretebilme kabiliyetine sahip, bu özelliği nedeniyle “canlı” olarak nitelenen bir “madde türü” oluşmuştur. Genlerin sonsuz çeşitlilikteki yapılanmalarından, sonsuz çeşitlilikte “yaşam birimleri”(canlı türleri) oluşmuştur. Sonsuz çeşitlilkte olan ve virüs, bakteri, bitki, hayvan olarak sınıflandırılan tüm yaşam birimleri, genlerin kendi kendilerini kopyalamalarının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, yaşamak ve yaşamda kalmak, en temelinde, genlerin kendilerini kopyalamasıdır.

Soru     : Genler kendini neden kopyalar?

Cevap  : Genlerin kendilerini kopyalamalarına neden aramak, “fotonlar neden ışık yapar, elektronlar neden elektrik yapar?” soruları gibi abes bir sorudur. Genlerin kendilerini kopyalamalarının arkasında bir neden, tasarım, amaç, yönelim vs. aramaya gerek yok, kendini kopyalamak genlerin doğasındandır; “onlar gendir kendilerini kopyalasalar yeridir”.

Soru     : Öyleyse bencillik, genlerin doğasına bizim verdiğimiz addır diyebilir miyiz?

Cevap : Evet “ben, gendir” ya da “gen, bendir”. Genler kendilerini, “yaşam birimi” yapılanması içinde kopyalarlar. Bu durumda bencillik, her bir yaşam biriminin davranışı olarak ortaya çıkar. Bu nedenle, “bencillik” ahlaki bir durum, ahlaki bir davranış, ahlaki bir kavram olmayıp, genlerin hareketi ile yapılanmış olan yaşam birimlerinindoğal durumu ve davranışıdır.Bencillik doğal bir durum olduğu için,  “bencillik ahlaksızlıktır” sözü, abes  bir yargıyı ifade eder.

Soru    : Biz insanlar devasa birer gen kolonisi olduğumuza göre, hepimiz bencil miyiz?

Cevap : Evet, bütün insanlar, doğalarının sonucu olarak, ben olmak, yani “yaşam birimi olarak” yaşamda kalmak ister, bu nedenle bütün insanlar bencildir.

Soru  : Yukarıda; “Benmerkezcillik nedir? sorusunu, “Benmerkezcilik, bencilliğin türevidir” biçiminde cevaplamıştık. Acaba benmerkezcilik bencillikten nasıl türer?

Cevap : Genlerin kendilerini kopyalama yeteneği sınırsızdır. Genlerin kendilerini kopyalayabilmek için proteine ihtiyacı vardır. Ancak protein miktarı sonsuz değil, sınırlıdır. Genlerin kendilerini kopyalama yeteneklerinin sınırsızlığı, onların sınırsız miktarda protein talebine yol açar. Bu nedenle her bir genin protein talebi, mevcut tüm proteinleri kapsar. İşte benmerkezcilik, genlerin ben olabilmek, yani “yaşam birimi olarak” yaşamda kalabilmek için, mevcut tüm proteinleri talep etmesi olup, bu nedenle bencilliğin bir türevidir. Bütün insanlar bencil olduğu için bütün insanlar benmerkezcidir. Benmerkezciliğin, “bireysel benmerkezcilik” ve “toplumsal benmerkezcilik” olmak üzere iki türü vardır.

Soru     : Benmerkezcilik, niçin insanlar arasındaki çatışma ilişkilerinin nedenidir?

Cevap   : Devasa bir gen kolonisi olan insanlar yaşamda kalabilmek ve yaşamlarını geleceğe aktarabilmek için yaşam-kalım maddelerinin (ekonomik değer) sahibi olmak  isterler. Bu amaçla üretim araçlarını ve üretim konularını kontrolleri altında bulundurmak (mülk edinmek) ve bunlar üzerindeki mülkiyetleri aracılığıyla yaşam-kalım maddelerini mülk edinmek isterler. Geleceğin belirsizliği, bu nedenle gelecekte nasıl bir yaşam-kalım maddesi kıtlığı ya da yokluğu ile karşılaşılabileceği bilinemediğinden,  insanlar mümkün olduğu kadar çok üretim aracı, üretim konusu ve yaşam kalım maddesi (hazine) sahibi olmak isterler. İşte bu eğilim insanların benmerkezciliğidir. İnsanların “mümkün olduğu kadar fazla” talebine kıyasla, mevcut yaşam-kalım maddesi her zaman sınırlı olduğu ve her bir insan benmerkezci olduğu için, benmerkezcilik insanlar arasında yaşam-kalım maddelerine sahip olma mücadelesine yol açar. Bu nedenle, toplumsal yaşamdaki en yumuşak rekabetten birbirini öldürmeye kadar varan çatışma ilişkilerinin kökeninde insanların benmerkezciliği vardır.  

Soru       : Toplumsal yaşamda, insanlar arasında sadece çatışma ilişkileri mi yaşanır?

Cevap   : Hayır, toplumsal yaşamda insanlar, “çatışma ilişkileri” yanında “dayanışma ilişkileri”de yaşarlar.  

Soru     : Öyleyse insanlar neden dayanışır?

Cevap  : İnsanlar arasındaki dayanışmanın kökeninde “bencilbizcilik” vardır.Benmerkezcilik gibi, bencilbizcilik de bencilliğin türevidir.

Soru  : Bencilbizcilik bencilikten nasıl türer?

Cevap: Biyolojik olarak, genler birer molekül zinciridir ve genlerden oluşan insanlar da birbirine nesiller halinde eklenerek zincirler ve ağlar oluştururlar. Birbirine bağlı olarak bir arada olmak, yaşamda kalmada, ayrı ayrı olmaya göre daha avantajlıdır. Bu nedenle doğada zincir ve zincir ağı durumunda bulunan canlılar, popülasyonda çoğunluğu oluşturmuşlardır. Örneğin, canlı yaşamın en ilkel zamanlarında, genlerin atası olan “eşleyiciler”den, içinde bulundukları sıvı ortamda, birbirlerine bağlanmış zincirler halinde yüzenler,  dalgalanmaların dağıtıcı, bozucu etkilerine karşı daha dayanıklı oldukları için, tek tek, ya da zayıf zincirler halinde yüzenlere göre, yaşamda kalmada daha avantajlı olmuşlardır. Bunun sonucu olarak, canlı yaşam birimleri, birbirlerine zincirler ve ağlar halinde bağlı olarak çoğalıp, kendilerini böylece kalıtmaya yatkın olmuştur. Bunun türevi olarak, insanların organize yaşamda kalma mücadelesi ben olmada daha avantajlı olduğu için, insanlar hep “bizciliği” tercih  etmişler; biyolojik zincirler ve ağlar, toplumsal zincirler ve ağlar biçimini almış, insanlar toplumsal olarak da birbirlerine bağlanmışlardır. Aile, klan, kabile, kavim, ulus, sınıf, dernek, sendika, siyasi parti vs bütün dayanışma ilişkilerinin kökeninde, zincirler ve ağlar halinde yaşama vardır. “Ben olmada” sağladığı avantaj nedeniyle, bizcilik hep ağır basarak toplumsal yaşam kalıtılmıştır. Ancak bu, ben olabilme amacına yönelik, bencil bir bizciliktir. Bu nedenle insanlar bencilbizcidir. Tıpkı benmerkezcilik gibi bencilbizcilik de genlerin içine dışarıdan konulmuş bir tasarım, yönelim olmayıp, onların doğasının sonucudur.

İşte toplumsal yaşamdaki dayanışma ilişkilerinin kökeninde de insan zincirleri ve ağları oluşturmanın (toplumsal yaşam) her bir bireye  sağladığı yaşamda kalma avantajı vardır.

Soru      : İnsanlar hem benmerkezci hem de bencilbizci olduğuna göre, insan benliği bir benmerkezcilik/bencilbizcilik bileşimi midir?

Cevap     :   Evet

Soru  : İnsan benliği bir benmerkezcilik/bencilbizcilik bileşimi olduğuna göre, benlikteki bileşim oranları nasıl belirlenir?

Cevap: Bileşenlerin oranlarını, insanların içine doğdukları sosyo-kültürel ortam ve yaşam deneyimleri belirler. İnsanların yaşam deneyimleri içinde, benliklerini oluşturan bileşenlerin oranları değişebilir. Örneğin, benmerkezciliğin ağır bastığı bir sosyo-kültürel ortama doğan bir insanın benliği, yaşam deneyimi içinde bencilbizciliğe dönüşüm yapabileceği gibi, tersi de olabilir. 

Soru  :  Öyleyse insan davranışları, benliklerinin bileşenlerinin bileşkesi olarak mı ortaya çıkar?

Cevap: Evet. İnsan davranışlarını, bileşim içindeki oranı ağır basan bileşen belirler. Benlik bileşimi içindeki benmerkezcilik bileşeninin oranı ağır basan insanlar benmerkezci, bencilbizcilik bileşeninin oranı ağır basan insanlar bencilbizci davranışlar ortaya koyarlar.

Soru  : İnsanların kimisi benmerkezci kimisi bencilbizci olduğuna göre, bu durum insan ilişkilerine nasıl yansır? Başka bir deyişle, benmerkezcilik ve bencilbizciliğin toplumsal sonuçları nedir?

Cevap: Benmerkezciler benmerkezcilerle, bencilbizciler bencilbizcilerle dayanışır. Bu dayanışmadan “sınıflar” ortaya çıkar.  Benmerkezcilerle bencilbizciler ise çatışır ve bu çatışmadan da “sınıflar mücadelesi” ortaya çıkar. Doğalarının sonucu olarak, benmerkezcilerin dayanışması kararsız olurken, bencilbizcilerin dayanışması daha sıkı ve kararlı olur. Bütün insanların benlik bileşimlerinde benmerkezcilik olduğu için, her iki tarafın içinde az veya çok çatışma yaşanır; benmerkezciler arasında daha çok, bencilbizciler arasında daha az çatışma yaşanır. 

Soru  : Öyleyse, toplumsal yaşamdaki yönetim tarzı sorununun ve bundan kaynaklanan siyasetin kökeninde benmerkezcilik ve bencilbizcilik mi vardır?

Cevap : Evet, benmerkezcilik ve bencilbizcilik, toplumsal yaşamın nasıl yönetileceği sorununu ortaya çıkarmış, bu sorunun çözümü ihtiyacına cevap olarak da “siyaset” ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, “benmerkezci siyaset” ve “bencilbizci siyaset”  toplumsal yaşamın iki ana siyasi segmenti olarak oluşmuştur. 

Soru    : Toplumsal yaşamda iki ana siyasi segment olduğuna ve bunlar da çatıştığına göre, toplumsal yaşam varlığını dağılmaksızın nasıl sürdüregelmiştir?

Cevap    : Benmerkezcilik toplumu “kaosa”, dağılmaya,bencilbizcilik “düzene”, birleşmeye yöneltir. Bu nedenle benmerkezcilik ile bencilbizcilik çelişir ve bu çelişki toplumları ayrışmaya yöneltir. Ancak yaşamda kalmada daha avantajlı olduğu için, bencilbizcilik hep ağır basar. Bundan dolayı benmerkezcilik ve bencilbizcilik birbirinden ayrılamaz, toplumlar bir “çatışma ve dayanışma ilişkileri sistemi”, bir “çelişkili bütünlük” olarak hep var olur. Çelişki’nin iki yönü ayrışmaya meylettiğinde, bundan tıpkı atom çekirdeğinin parçalanmasından atom bombasının doğması gibi, büyük gerilimler, kaos tehlikesi doğar. Örneğin, 2. Dünya Savaşı’ndan itibaren 90’lı yıllara kadar yaşanan “Soğuk Savaş” böyle bir olaydı.  

Soru  : Öyleyse, insanları, “toplumsal yaşam sistemi” denilen “düzen” halinde bir arada tutan toplumların temel siyaseti, ya da rejimi, “benmerkezci-bencilbizci siyasetler bileşkesi” olarak mı oluşur?

Cevap : Evet. Yaşamda kalmada sağladığı avantaj nedeniyle bencilbizcilik hep ağır basarak insanları toplumsal yaşam halinde tutar. Ancak toplumsal yaşamda benmerkezciliğin de varlığı nedeniyle, toplumların temel siyaseti, “benmerkezci ve bencilbizci siyasetlerin bileşkesi” olarak oluşur. 

Soru  : Öyleyse, bu bileşkeye esas olan siyasi bileşenlerin bileşim oranları nasıl belirlenir?

Cevap :  Toplumsal yaşamın siyasi bileşimindeki bileşenlerin oranları, bileşenlerin, yani benmerkezcilerin ve bencilbizcilerin “güçleri” tarafından belirlenir.

Soru      : “Güç”ten kasdedilen nedir?

Cevap   : Güç, fiziksel bir olgu ve kavram olup, toplumsal yaşamda “zor” olarak ortaya çıkar ve “zor kullanma” olarak hareket eder.

Soru       :  Zor kullanma nereden kaynaklanır?

Cevap  : Zor kullanmanın kaynağı benmerkezciliktir. Benmerkezcilik, her bir insan tarafından, toplumun tüm ekonomik değerlerini (yaşam-kalım maddelerini) mülk edinilmesi eğilimidir. Her bir insan da benmerkezci olduğu için, hiçbir kimse sahibi olduğu ekonomik değerleri diğerlerine karşılıksız ve gönül rızasıyla teslim etmez. Bu nedenle, diğerlerinin sahibi olduğu ekonomik değerleri karşılıksız elde etmeye yönelik benmerkezcilik, ancak “zor kullanma” ile etkiyebilir.

Soru         : “Zor”u sadece benmerkezci siyasetler mi kulanır?

Cevap : Hayır, bencilbizci siyasetler de yeterince güç sahibi olduğunda, benmerkezciliğin toplumsal yaşamı kaosa götürmesini önlemek için zor kullanır.

Soru     : Öyleyse toplumsal yaşamın temel siyaseti ya da  rejimi, benmerkezci ve bencilbizci siyasetlerin güçlerinin bileşkesi olarak oluşan “zor” tarafından mı biçimlendirilir.

Cevap   : Evet; toplumsal düzen, bu iki siyasi segmentin bileşkesi olarak oluşan “zor” tarafından yapılandırılır ve korunur. 

Soru        : Öyleyse, zor ve zor kullanma siyaset olgusunun ana usurlarından ve siyaset kavramının ana belirlenimlerinden birisi midir?

Cevap       : Toplumsal yaşamın nasıl yönetileceğine ilişkin düşünceler ve kurallar, ne kadar mantıklı/mantıksız, doğru/yanlış, insanca/gayriinsani vs/vs olursa olsun, arkasında bir fiziki güç ve bu fiziki gücün sağladığı “iş yapma” yani “zor kullanma” olanağı yoksa,  uygulanamaz. Uygulanma olanağı olmayan düşünce ve kurallar da “siyaset” niteliğinde değil, “dilek ve temenni” niteliğindedir. Bu nedenle “zor”, siyaset olgusunun ana unsurlarından, siyaset  kavramının ana belirlenimlerinden birisidir. “Zor”, siyasetin olmazsa olmazıdır.

Soru  : Öyleyse, bir toplumsal hareketin “siyasi hareket” sayılabilmesi için, zor kullanma olanağına sahip olması, sahip değilse bu olanağa sahip olmayı hedeflemesi mi gerekir?

Cevap : Evet; “zor”un siyasi literatürdeki adı “iktidar”dır. İktidar olmayı hedeflememiş, iktidar olma kabiliyeti olmayan, ancak adına siyaset demiş bir hareketi, hiç kimse siyaset olarak algılamaz, siyasi bir hareket olarak değerlendirmez.  

Soru       : Siyaset toplumsal yaşamı nasıl biçimlendirir?

Cevap   : Siyasetin odak noktası, ekonomik değerlerin (yaşam-kalım maddelerinin) nasıl bölüşülüp mülk edinileceği sorunu, kısaca “mülkiyet sorunu”dur. Benmerkezciliğin ve bencilbizciliğin bileşkesi olarak oluşan siyaset, bileşimindeki güç oranlarının belirlediği “hukuk düzeni” ile toplumsal yaşamı yapılandırarak, mülkiyet sorununu çözer. Anayasa, ceza hukuku, medeni hukuk, borçlar hukuku, ticaret hukuku, icra ve iflas hukuku, devletler özel ve genel hukuku, kısacası toplumların bütün hukuk düzeni, mülkiyet sorununun nasıl çözümleneceğini düzenler. Böylece kurulan hukuk düzeninin arkasında, belli bir siyaset ve onun olmazsa olmazı olan “zor” vardır. Arkasındaki siyaset gücü, hukuk düzenini biçimlendirir. Hukuk düzeni siyaset gücünün desteği ile uygulanarak korunur. Siyaset gücünün desteğini kaybeden hukuk düzeni ise varlığını sürdüremez.  

Soru      : Benmerkezcilik, bir yaşam birimi olarak, her bir insanın, geleceğin belirsizliği nedeniyle, gelecekte nasıl bir yaşam-kalım maddesi kıtlığı ya da yokluğu ile karşılaşılabileceği bilinemediğinden,  mümkün olduğu kadar çok üretim aracı, üretim konusu ve yaşam kalım maddesi (hazine) sahibi olmak eğilimi olduğuna göre “mümkün olduğu kadar çok yaşam kalım maddesi sahipliği”nin bir sınırı var mıdır? 

Cevap     : Benmerkezciliği, yani mümkün olduğu kadar çok yaşam kalım maddesi sahipliğini, toplumsal yaşamın temel siyasi bileşimindeki “bencilbizcilik” bileşeni sınırlar. Bu sınırlama, toplumsal yaşamın zıt yönlerde etkiyen benmerkezci/bencilbizci siyasi güçlerinin bileşkesinin tezahürü olarak somutlaşan “hukuk düzeni” ya da “mülkiyet düzeni” içinde gerçekleşir. Benmerkezcilik, toplumsal yaşamı kaosa sürükleyecek kadar etkinleşip, geliştiğinde, toplumsal yaşamda bencilbizci refleks orataya çıkarak benmerkezciliği dizginler, toplumsal yaşamdaki kaotik eğilimi tersine çevirerek düzeni sağlar ve böylece toplumsal yaşamın dağılmasını önler. Bencilbizci refleksi, toplumsal yaşam tarihinde, sınıf mücadeleleri, adalet mücadeleleri, isyanlar, devrimler, reformlar olarak görebiliriz. 

Soru    : Tarih boyunca insanlık,  birbirinin içinden çıkarak değişen toplumsal düzenleri yaşamıştır. Toplumsal yaşam sürekli değişime uğradığına ve toplumsal yaşamı da siyaset yapılandırdığına göre, siyaset nasıl değişime uğrar?

Cevap   : Siyaseti değişime uğratan iki ana etken “insanların yaşam birimi olarak yaşamda kalma doğaları” ve “insan aklının özgürlüğü”dür.

 

Genlerin doğası, kendini kopyalamaya, yaşamı yeniden ve yeniden üretmeye yöneliktir. Devasa bir gen kolonisi olarak dünyaya gelen bütün insanların doğası da yaşamaya yöneliktir; hiç kimse öleyim diye dünyaya gelmez. Bu nedenle “yaşama hakkı”,bütün insanların doğalarından kaynaklanan temel insan hakkıdır. Benmerkezcilik, insanlar arasında bağımlılık ilişkileri (ya da adaletsizlik) üretir. Bağımlılık ilişkisi, bağımlı insanların yaşamda kalma olanaklarının kısıtlanması ya da ortadan kaldırılması demektir. Temel iradeleri yaşamak olan insanlar, yaşamalarını ve yaşamda kalmalarını tehdit eden bağımlılık ilişkilerini kabullenmezler.  Başka bir deyişle, insanlar bir bağımlılık ilişkisinin, bir bağımlılık kültürünün  içine doğmuş bile olsalar, doğalarından gelen yaşamda kalma iradeleri bu ilişkiyi ve kültürü reddeder. Bu reddedişte, hiçbir kimsenin engellemeyeceği, zaptedilemez kaleleri olan; akıllarının özgür düşünme olanağı, bağımlı insanların temel yardımcısı, yol göstericisidir. Çünkü, akıl özgür düşüme olanağı ile, yaşamda kalma ve yaşama iradesinin kısıtlandığını, yani “bağımlılık” durumunu  farkedebilir ve bağımlılığa göreceli olarak “bağımsızlık” durumunu düşünebilir. Bağımsızlık durumunu düşünen bağımlı insan, yaşamda kalma iradesini kısıtlayan siyasi-hukuki ve ekonomik koşulları, bunların arkasındaki felsefi, ideolojik, etik düşünceleri sorgular. Bu sorgulama içinde, bağımsızlık yolunu açıcı felsefi, ideolojik, etik düşünceler geliştirir.

Öte yandan, bağımlılık ilişkilerinin nedeni olan benmerkezcilik derinleştikçe, toplumsal yaşam kaosa yöneleceğinden, kaos tehdidi benmerkezciliğin mağduru olan bağımlı insanların kaotik benmerkezciliğe karşı bir araya gelerek dayanışmalarına zemin oluşturur. Akıllarının özgürlüğü olanağını kullanarak, bağımlılık ilişkilerine dayanan toplumsal düzenin sorgulanması içinde geliştirilen felsefi, ideolojik, etik düşüncelerden siyasi kurallar türeterek, dayanışmalarını bu siyasi kurallarla organize edip biçimlendirirler. Bağımlı insanların dayanışmasından doğan bencilbizci siyaset, mevcut “zor”u etkileyebilecek, ya da yeni bir “zor” olabilecek güce eriştiğinde de toplumsal yaşamı yeniden yapılandırır. Bu değişim; mevcut toplumsal düzenin üzerine kurulu olduğu siyasi ilkeler ve bu ilkelere dayanan siyasi olanaklar elverişli ise mevcut düzenin bağımlılık ilişkileri “daha insanca”ya doğru reforme edilerek; mevcut düzenin siyasi ilke ve olanakları elverişli değilse, (yine “daha insanca”ya doğru ama) mevcut düzen değiştirilerek gerçekleşir.

Soru      :   Siyasetin zor kullanması her zaman meşru mudur?

Cevap   : Topumsal düzende meşruiyetin zemini, benmerkezci ve bencilbizci siyasetlerin bileşkesi olarak oluşmuş, “temel toplumsal siyaset” ya da rejim ve bu zeminde kurulmuş olan hukuk düzenidir. Bu hukuk düzenini korumak için kullanılan zor  “meşru zor”,  bu hukuk düzenine aykırı olan zor ise “gayrimeşru zor”dur. Mevcut hukuk düzenine aykırı olduğu için gayrimeşru sayılan zor, halihazırda meşru olan zoru etkileyebilirse veya onun yerine geçebilirse o zaman meşru zor haline gelerek kendi hukuk düzenini kurar. 

Soru    :  Siyasetin bir toplumsal ömrü var mıdır? Başka bir deyişle, siyaset bir gün sona erip, ortadan kalkacak mıdır?

Cevap  : Benmerkezcilik ve bencilbizcilik, toplumsal yaşamın nasıl yönetileceği sorununu ortaya çıkarmışsa, bu sorunun çözümü ihtiyacına cevap olarak da siyaset ortaya çıkmışsa, insan benliği bir benmerkezcilik/bencilbizcilik bileşimi ise ve bunun izdüşümü olarak toplumsal yaşam da bir benmerkezcilik/bencilbizcilik bileşimi ise, toplumsal yaşamda hep  “toplumsal yaşamın nasıl yönetileceği sorunu” olacak, bu nedenle toplumsal yaşam var olduğu sürece siyaset de var olacaktır. Benmerkezcilikten kaynaklanan insanlar arası bütün bağımlılık ilişkileri sona erdirilmiş, “bağımsız ve eşit birey” üzerine bir hukuk ya da mülkiyet düzeni kurumuş olsa bile, insan benliğinin bileşenlerinden birisi olan benmerkezciliğin, insanlar arası bağımlılık ilişkilerine yol açmasının önlenmesi, bu amaçla “bağımsız ve eşit birey” üzerine kurulu hukuk düzeninin korunabilmesi için, siyaset varlığını sürdürecektir. 

Soru      : Siyaset iyi midir, kötü müdür?

Cevap    : Siyasetin anlamlandırılmasında buraya kadar, “siyasetin belirlemesini yaptık. Bu soru ile birlikte, yaptığımız belirlemelere göre “siyasetin yargılaması”nı yapacağız ve böylece “siyasetin anlamlandırılması”nı tamamlamış olacağız.

Toplumsal yaşamda “benmerkezci siyaset” ve “bencilbizci siyaset” olmak üzere iki temel siyaset türü olduğunu tespit ettiğimize göre, yargılamayı, her iki siyasete soracağımız yargı soruları ile yapmamız gerekmektedir.

Soru        : Benmerkezci siyaset iyi midir, kötü müdür?

Cevap      : Benmerkezci siyaset, toplumsal yaşamın yaşamda kalma olanaklarını kontrolüne alma eğilimindeki insanların organizasyonudur. Toplumsal yaşamın tarih boyunca tanıdığı benmerkezci siyasetler (kölecilik, derebeylik ve kapitalizm),  her bir insanın diğer insanları kendine bağımlı kılması, böylece onların yaşamda kalma olanaklarını ele geçirmesi üzerine kurulmuş olup, bu doğrultuda davranmışlardır. Bunun sonucunda da bağımlı konumdaki insanların yaşamda kalması sınırlanıp kısıtlanmış ve tehlikeye atılmıştır. Bütün canlılar gibi, insanların her birisi de, doğalarının gereği olarak, bir yaşam birimi halinde yaşamda kalmak ve yaşamak eğilimindedir. Ancak benmerkezci siyasetler, bir grup insanın yaşamda kalması uğruna diğer insanların yaşamda kalma olanaklarını sınırlayıp kısıtladığı, böylece yaşamlarını tehlikeye attığı için insan doğasına aykırıdır.

 

Öte yandan, benmerkezci siyaset, hem benmerkezciler arasında hem de benmerkezcilerle diğer insan arasında çatışma ilişkilerine yol açtığı için, toplumsal yaşamın insan ilişkileri dokusunu bozulmaya, kaosa, toplumsal yaşamı dağılmaya yöneltir. Toplumsal yaşam kaosa sürüklendikçe de, sadece benmerkezcilerin değil, tüm insanların yaşamda kalma olanakları kısıtlanır.

Öyleyse, insan doğasına aykırı olduğu ve toplumsal yaşamı kaosa sürüklediği için benmerkezci siyasetler kötüdür.

Soru         :   Bencilbizci siyaset iyi midir, kötü müdür?

Cevap    : Benmerkezci siyasetler kötü olduğu için, tarih boyunca, benmerkezciliğin tasallutuna maruz kalan insanların, insanlar arası bağımlılıkları ortadan kaldırma, insan ilişkilerini insanın doğasına uygun hale getirme, böylece yaşamda kalma olanaklarının hakça sahiplenilmesi ve paylaşılması, bunun sonucunda toplumsal yaşamı kaostan, dağılmaktan  koruma temelindeki mücadelelerine yol açmıştır. Bu mücadelelerden de bencilbizci siyasetler doğmuştur. İnsanlar arası bağımlılıkları ortadan kaldırma, insan ilişkilerini insan doğasına uygun hale getirme, böylece yaşamda kalma olanaklarının hakça sahiplenilmesi ve paylaşılması doğrultusunda etkinlik gösterdiği, bunun  sonucunda  toplumsal yaşamı kaostan, dağılmaktan korduğu için, bencilbizci siyasetler iyidir.

Soru    : Benmerkezcilik, bir yaşam birimi olarak, her bir insanın, geleceğin belirsizliği nedeniyle, gelecekte nasıl bir yaşam-kalım maddesi kıtlığı ya da yokluğu ile karşılaşılabileceği bilinemediğinden,  mümkün olduğu kadar çok üretim aracı, üretim konusu ve yaşam kalım maddesi (hazine) sahibi olma eğilimi olduğuna, bu eğilim de tarih boyunca ve halen, toplumsal yaşamın yaşamda kalma olanakları üzerinde tasarruf edebilmek amacıyla, insanlar arasında bağımlılık ilişkileri kurma yönünde etkinlik gösterebildiğine, insan doğasına aykırı olan bağımlılık ilişkileri de toplumsal yaşamı kaosa sürükleyebildiğine göre benmerkezcilik yasaklanarak, ortadan kaldırılmalı mıdır?

Cevap    : Canlı yaşam, yaşam birimleri tarafından taşınıp kalıtıldığına göre, “her bir insanın, bir yaşam birimi olarak, geleceğin belirsizliği nedeniyle, mümkün olduğu kadar çok yaşam kalım maddesi sahibi olma eğilimi” olarak tanımladığımız benmerkezcilik, insanın benliğinin doğal bileşenlerinden birisi olup, genel olarak benmerkezci davranışın insan doğasına aykırı bir tarafı yoktur. Ancak, benmekezcilik, bir insanın ya da bir insan grubunun (klan, kabile, kavim, ulus, sınıf vs), mümkün olduğu kadar çok yaşam kalım maddesi elde edebilmek için, başka insan ya da insan gruplarını kendilerine bağımlı kılma yönünde etkinlik gösterirse, bu etkinlik, bağımlı insanların doğalarından gelen yaşamda kalma -doğal- eğilimlerini, yönelimlerini kısıtlayıp, sınırladığı,  hatta insanların yaşamlarına son verebildiği için, insan doğasına aykırıdır. İşte, toplumsal yaşamdan tasfiye edilmesi gereken benmerkezci etkinlik, diğer insanların yaşamlarını kısıtlayıp, sınırlandırma, hatta insanların canlarına kasdetme yönünde hareket eden benmerkezciliktir. Bu nedenle, bazı insanların iradesinin başka insanların iradesine bağımlı olmasına, başka bir deyişle, insanlar arasında bağımlılık ilişkilerine yol açan bemerkezci düşünce ve davranışlar, ahlaken ayıp, hukuken de suç sayılmalıdır. Çünkü, insanların en temel yaşama haklarına müdahale eğilimi taşıdığı için, insanlar arasında bağımlılık ilişkilerine yol açan benmerkezcilik, ahlaksızlıktır.

Soru         : Öyleyse, iyi bir siyaset nasıl olmalıdır?

Cevap       : Bütün insaların benliği, bir yaşam birimi olarak yaşayıp canlı yaşamı da yine bir yaşam birimi olarak taşıma bencilliğinden türeme bir benmerkezcilik/bencilbizcilik bileşimi olduğuna göre, iyi bir siyaset, insanların her birinin yaşamda kalma iradelerinin, benmerkezcilik tarafından kısıtlamasını engelleyen, bu çerçevede, insanların yaşamlarını “bencil” doğalarına uygun yaşayabilmelerini sağlayabilen siyasettir. Bu bağlamda, insanların bencilbizcliğini yok sayan “mutlak benmerkezci” ve insanların benmerkezciliğini yok sayan “mutlak bizci” toplumsal düzenler, insan doğasına aykırı olduğu için kalıcı olamazlar, er geç yerlerini, insan doğasına uygun düzenlere bırakırlar.

Mehmet Uysal

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!