Artık Anlaşıldı: AKP İktidarı Asla Bırakmayacak-Özdemir İnce

Özdemir İnce bir süredir kendi kişisel bloğundan yazılarını yayınlamaya devam ediyor. Yazar, kimi zaman geçtiğimiz yıllarda çeşitli gazetelerde yayımlanan köşe yazılarına göndermede bulunuyor, onlardan alıntılar yapıyor. Yakın geçmişle yaşamakta olduğumuz süreç arasında bir bağlantı kurarak geleceğe dönük çıkarsamalarda bulunuyor.

Özdemir İnce’nin 14 Ocak 2017 tarihli yazısını dikkatinize sunarız.

 

ARTIK ANLAŞILDI: AKP İKTİDARI ASLA BIRAKMAYACAK

14 Ocak 2017 ozdemiri        

Biraz sonra 27 Mart 2009 tarihli Hürriyet gazetesinde yayımlanan  “AKP İKTİDARI ASLA BIRAKMAYACAK” başlıklı bir yazı okuyacaksınız. 2000-2012 yılları arasında bunun benzeri onlarca yazı yayımladım. Bu yazılar yüzünden, başka AKİT, VAKİT gibi Cumhuriyet düşmanı gazetelerin hedef tahtası oldum; yandaş troller tarafından ölümle tehdit edildim. Bu da yetmedi, kullanışlı solcular tarafından “Jakoben Laik” olmakla küçümsendim, eleştirildim. Oysa ben, 1936 doğumlu bir “Halk” cumhuriyetçisi olarak, “Cumhuriyetin Fedaileri” tarafından kurulan halk cumhuriyetini savunuyordum.

9 Ocak 2017 tarihinden bu yana TBMM’de görüşülen Anayasa taslağı,  “Sis Çanı”nı boş yere çalmadığımı kanıtlamaktadır.

 

AKP İKTİDARI ASLA BIRAKMAYACAK

Dilerim yanılıyorumdur. İnşallah tarih önünde mahcup olurum ! Ama o zamana kadar bu kanımda ısrarlı olacağım. AKP partiler yasasına göre kurulduğuna göre, kuruluş biçiminde ve programında yasalara ve Cumhuriyet ilkelerine aykırı herhangi bir şey yok demektir.

Biçimsel (usul) olarak doğru bu ! Ama ya içerik (esas) ?

Bir siyasal parti bir eve benzer: Yangın, sel ve zelzele gibi bir doğal afet olmadıkça yerinde durur. Yapı malzemesi de evin ömrünü belirler. Yapı malzemesi yenilenmezse, yapı desteklenmezse doğal ömrünü tamamlar ve yıkılır.

Ancak ev ruhsatsız yapılmış ise kamu yıkımına karar verir. Yapı amaçları dışında kullanılıyorsa, mesken tanımlı konut işyeri olarak kullanılıyorsa bu dönüşüm Belediye tarafından yasaklanır.

Bu emsal, AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) Anayasal statükonun kurallarına göre kurulmuştur. Ancak bu binanın sahipleri, Milli Görüş partilerinin mirasçıları olarak şaibeli maliklerdir. Nitekim bu şaibe bir süre sonra fiile dönüşmüş ve AKP Anayasa Mahkemesi tarafından “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak”tan mahkûm edilmiştir. Ancak, her ne hikmetten ise, AKP’ye kesilen kapatma cezası, para cezasına çevrilmiştir. Bir Anayasal suç işlemiş olan bu parti şu anda ülkenin iktidar dizginlerini elinde bulundurmaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin kararını tercüme edelim: “Laiklik”, cumhuriyet ve demokrasi rejimlerinin olmazsa olmaz oluşturanıdır, “oksiyen”dir. Bu karara göre AKP, cumhuriyet, demokrasi ve laiklik karşıtıdır. Ama ne var ki Türkiye otobüsünün ehliyetsiz şoförü olarak şoför mahallinde direksiyon sallamakta ve ülkeyi imam-valilere, imam-kaymakamlara teslim etmeyi normal saymaktadır. İmam-Başkan döneminde bütün il ve ilçeleri “imamlar” yönetecek, hakim ve savcılarıyla adalet ve polis teşkilatı da imamlaştırılacaktır.

AKP gibi maskeli takiye partileri demokratik seçimlerle iktidara gelirler. Ancak demokratik seçimlerle iktidarı kaybedecek olurlarsa bir daha iktidara gelemeyeceklerini de bilirler. Seçmen halkın “Bunlar gitsin de kim gelirse gelsin!” evresine gelmesi AKP türünden partilerin iktidardan gitmemeye karar verdikleri menzildir.

İktidardan gittikleri an Başbakan’ın ve milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalkacak ve kendilerini Yüce Divan ve bağımsız yargının önünde bulacaklardır. Bu nedenle her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak zorundadırlar.

İktidarda kalmanın bir de ideolojik yanı vardır ki, bu da işleme koyduğu sivil darbe’nin tamamlanması için, her ne pahasına olursa olsun, iktidarda kalmayı zorunlu kılar.

AKP henüz Cumhuriyet’in kurucu ilkelerini değiştirme olanağını elde edememiştir. Cumhuriyet’in laik yapılarını tamamen değiştirememiş; Devrim Yasaları’nı yürürlükten kaldıramamış; Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu ilga edecek duruma gelmemiştir.

Türkiye’yi sarıp sarmalayan iç ve dış güçler AKP’nin bu misyonunu tamamlamasını istemektedirler. AKP bu nedenle, misyonunu yerine getirmek için demokrasiyi ve cumhuriyeti, yapılarıyla birlikte tahrip etme girişimini her ne pahasına olursa olsun devam ettirecek ! AKP’ye oy vermeye niyetli (lümpen ve çıkarcı olmayan) demokrat seçmen bu gerçeği görüyor mu ? İşbirlikçi, lümpen kafalı zibidi tayfası televizyonda benimle dalga geçse bile ben uyarılarımı sürdüreceğim !

 

(HÜRRİYET, 27 MART 2009)

***

27 Mart 2009 günü Hürriyet gazetesinde, “İktidarda kalmanın bir de ideolojik yanı vardır ki, bu da işleme koyduğu sivil darbe’nin tamamlanması için, her ne pahasına olursa olsun, iktidarda kalmayı zorunlu kılar. AKP henüz Cumhuriyet’in kurucu ilkelerini değiştirme olanağını elde edememiştir. Cumhuriyet’in laik yapılarını tamamen değiştirememiş; Devrim Yasaları’nı yürürlükten kaldıramamış; Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu ilga edecek duruma gelmemiştir” diye yazmışım. AKP iktidarı, aradan geçen 8 yıl içinde bunların çoğunu başarmış ve dünyada eşi benzeri olmayan bir anayasa değişikliği önerisiyle ebediyyen iktidarda kalmanın yolunu açmak istemektedir. Aynı şekilde R.T.Erdoğan da ebedi Başyüce tahtına oturacaktır.

İktidara geldiğinden (2002) bu yana AKP, Cumhurbaşkanlığı makamına oturduğundan bu yana da R.T.Erdoğan, T.C. anayasasını tanımamayı alışkanlık haline getirdiler. Anayasa değişikliği önerisinin TBMM’de görüşülmesi sırasında da Anayasa, yasalar ve TBMM İç Tüzüğünü bile isteye ihlal ediyorlar. İhlal edilen anayasa maddelerinden bazılarını dikkatinize sunmak istiyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI BAŞLANGIÇ İLKELERİ

Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;

Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip şerefli bir üyesi olarak, Türkiye Cumhuriyetinin ebedî varlığı, refahı, maddî ve manevî mutluluğu ile çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde;

Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli

kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;

Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

Topluca Türk vatandaşlarının millî gurur ve iftiharlarda, millî sevinç ve kederlerde, millî varlığa karşı hak ve ödevlerde, nimet ve külfetlerde ve millet hayatının her türlü tecellisinde ortak olduğu, birbirinin hak ve hürriyetlerine kesin saygı, karşılıklı içten sevgi ve kardeşlik duygularıyla ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” arzu ve inancı içinde, huzurlu bir hayat talebine hakları bulunduğu;

FİKİR, İNANÇ VE KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere,

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.

***

AÇIKLAMA: Anayasa’nın BAŞLANGIÇ BÖLÜMÜ de tıpkı ilk dört maddesi gibi değiştirilemez. Anayasa’nın maddeleri nasıl ilk dört maddesine aykırı olamaz ise Başlangıç Bölümü’ne de aykırı olamaz.  Dolayısıyla, AKP’nin önerdiği anayasa değişikliklerinde de bu aykırılıkların bulunmaması gerekir.

Bu nedenle: Yukardaki metinde altını çizdiğim yerlere ve özellikle de “Kuvvetler Ayrımı”na dikkatinizi çekmek isterim. AKP’nin getirdiği değişiklik önergesinde Kuvvetler (Yasama, Yürütme ve Yargı) Ayrımı İlkesi’nin kalın çizgilerle korunması gerekmektedir. Başkan’ın kararname çıkartması yetkisi, Yasama’nın (TBMM) yetkisinin aleni gasbıdır. Başkan’a TBMM’ni fesih yetkisinin verilmesi demokrasi ile bağdaşmaz.

***

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI

MADDE 87. – Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesin-hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilânına karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir.

***

AÇIKLAMA: AKP’nin getirdiği değişiklik önergesi Başkan’a verdiği yetkilerle mevcut anayasanın 87.maddesine tecavüz etmektedir. Örneğin, değişikliğin gerçekleşmesi durumunda TBMM bakanlar kurulunu ve bakanları denetleyemeyecektir. Başkan’a verilen Kararname çıkartma yetkisi, TBMM’nin “kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak” yetkisine tecavüzdür.

***

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI

MADDE 175.

Anayasanın değiştirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki teklifler Genel Kurulda iki defa görüşülür. Değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.

***

AÇIKLAMA:   AKP milletvekilleri yapılan oylama sırasında gizlilik ilkesine kesinlikle uymamakta ve TBMM başkanlığı bu rezalete göz yummaktadır. Dolayısıyla, oylamalar anayasanın 175. maddesine aykırı olup geçersizdir.

***

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ İÇTÜZÜĞÜ

GİZLİ OYLAMA USULÜ

MADDE 148. – Milletvekillerine, beyaz, yeşil ve kırmızı renkte üç yuvarlak birden verilir. Bunlardan oy olarak kullanılacak yuvarlak, bunun için gösterilen kutuya atılır. Diğer iki yuvarlak ayrıca belirtilen yere bırakılır.

***

AÇIKLAMA: Anayasanın 175 maddesi anayasa madde değişikliklerinde oylamanın gizli yapılmasını zorunlu kılmakta ve TBMM İçtüzüğü ise oylamanın nasıl yapılacağını bir zorunluluk olarak açıklamaktadır.

Oylama kabinleri ve kabinlerin kapısında bulunan perdeler mostralık olsun diye konulmamıştır. AKP milletvekillerinin oylama sırasında yaptıkları ve yarattıkları terör tam anlamıyla anayasaya ve TBMM İçtüzüğünün ilgili maddesine aykırıdır. Dolayısıyla oyları geçersizdir.

***

ELEŞTİRİLER:

Kanun teklifi metninde bir gözbağıcılık yapılarak “Cumhurbaşkanı” sözcüğü kullanılmaktaysa da aslında bu tasarıda sunulan görev ve yetkiler Başkan ve Başkanlık’ı işaret etmektedir.

Başkanlık yetkileri Osmanlı İmparatorluğu padişahlarının yetkilerinin fersah fersah üzerindedir. Demokratik bir yönetimde bu yetkiler tek kişinin elinde toplanamaz. Toplanırsa,  mutlak despotizmle sonuçlanır.

1- Başta R.T.Erdoğan olmak üzere AKP yandaşları kurulacak başkanlık rejiminin Türk devlet geleneğine uygun olduğunu ileri sürülmekteydi. Türk devlet geleneğinde bir Sadrazamlık (Başbakanlık) makamı bulunmasına karşın bu taslak öneri ile bu makam kaldırılmakta ve iktidar tek kişinin elinde toplanmaktadır. Meşrutiyet döneminde de sadrazamlık makamı bulunmaktadır.

2-Başkanlık kararnameleri padişah fermanlarından farksızdır.

3-Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin aynı günde yapılması seçmene  kurulmuş bir tuzaktır.

4- Başkanın atayıp görevlerine son vereceği üst düzey kamu yöneticilerinin makamları nelerdir?

5- Bir padişahtan çok daha fazla yetkilere sahip, ayni zamanda parti başkanı da olan cumhurbaşkanını, tasarının 105.maddesinin içerdiği koşullara göre, ne suçlamak, ne de yargılamak mümkün. Tasarının 105. maddesi Başkan’a bir tür sorumsuzluk zırhı olmaktadır. Bu maddeye göre Başkan ya da Cumhurbaşkanı, tıpkı bugünkü gibi, anayasa ve yasaları dilediği zaman çiğneyebilir ve kimse kılına dokunamaz.

6- 106. maddeye göre, TBMM Başkan Yardımcılarının ve Bakanların kılına dokunamaz.

7- 17. maddeye göre, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üyelerinin yarısını Cumhurbaşkanı, öteki yarısını TBMM genel kurulu seçiyor. TBMM’de iktidar partisinin de genel başkanı olan kimse aynı zamanda cumhurbaşkanıdır.  Dolaysıyla,  HSYK’nın bütün üyelerini Cumhurbaşkanı seçmiş oluyor. Sonuç olarak:  Yürütme, Yasama ve Yargı’nın patronu Cumhurbaşkanı olmakta! Kuvvetler ayrılığı dediğin işte böyle olur (!) Demokrasi de kızoğlan kız ama altı aylık gebe!

8- Seçilme yaşının 18’e indirilmesi gayri ciddi bir havailiktir!

9- Başkan, bakanlık sayısını keyfine göre belirleyecek.

10- Başkan, merkezi idare kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş, görev, yetki ve sorumluklarını kararname ile düzenleyebilecek. Yani canı isterse bir Fetva ve Şeriat Kurumu kurabilecek, medreseler açabilecek, imamlara nikah kıyma yetkisi verebilecek. Ayrıca devletin bütünlüğüne aykırı olarak özerk ve federe bölgeler (eyaletler)  yaratabilecektir.

11- Başkan, vergilerle ilgili oran ve işlemleri keyfine göre değiştirebilecek.

12- Başkan, ikinci dönemi sona ermeden istifa ederse üçüncü kez seçilebilecek, canı isterse ömür boyu saltanat sürebilecek.

13- Netice-i kelâm: Tam anlamıyla R.T.Erdoğan’ın ölçülerine göre biçilip dikilecek bir saltanat kaftanı.

***

SONSÖZ: Kendi düşen ağlamaz, iki gözü birden çıkar. Anayasa değişikliğini destekleyen oylar, şimdilik, en yüksek 343’ü gördü. Son oylamada14 milletvekili daha red oyu verirse, değişiklik önergesi tarihin çöplüğüne gidecektir. Aksi durumda Türk ulusu 19 Mayıs 1919’dan çok daha kötü bir durumla karşı karşıya gelecek. Bu duruma yol açan “istemezükçü zihniyet” Osmanlı devletinin mahvına neden olmuştu. Ulus bilincinden, özgürlük aşkından mahrum yığışım sadece yıkar. Kendi devletini bile yıkmıştır. Dilerim ki bu yıkım ustaları bir kez daha başarılı olamaz.

CHP’nin anayasa değişikliğiyle ilgili olarak yaptığı “Tek Adam” eleştirisine karşı, Cumhurbaşkanı Erdoğan,  1923-1950 arasını hedef alarak “Ne tek adamcılığı? Bunun kaynağında siz varsınız. Bu ülkede CHP’nin il başkanlarının valilik yaptığı, belediye başkanlığı yaptığı dönemleri biliriz. Daha geriye giderseniz, asıl tek adamcılığı orada görürsünüz” (Cumhuriyet, 13. 01. 2017) demiş. İddia edilen söz konusu durum, dönemin evrensel yönetim anlayışıyla çelişmez. Ama 2017 yılında, bir insanın, hem Cumhurbaşkanı, hem TBMM’de bulunan bir siyasi partinin başkanı olması, yasama, yürütme ve yargıyı ipotek altına alması demokrasi ile uzak-yakın ilişkisi bulunmayan, tam anlamıyla tek adam diktatörlüğüyle ilgili bir durumdur. Gizli bir mukayeseyi de içeren bu göndermeyi irdelemeyi gerekli görmüyorum: Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve R.T.Erdoğan…

Baştan çıkartıcı bir tutkunun etkisiyle,  Cumhuriyet’in şanlı tarihine, bu tarihin büyük, ulussever ve onurlu yapıcı ustalarına lütfen dil uzatılmasın. Oyuna karışmamak ve sonucu tevekkülle telaşsız beklemek gerekir.  Ve buna “ağırbaşlılık” denir!

Tarih Baba’nın verdiği, vereceği karardan, tavlada zar tutulsa bile, hiç kimse kurtulamaz!

Cumhurbaşkanına göre, başkanlık dayatmasına karşı çıkanlar “statükocu” imiş! Elbette statükocu olacaklar. Çünkü, bir demokratik devletin varlığını demokratik anayasası ifade ve temsil eder. Yeni bir yasa yapılacak, mevcut anayasanın bazı maddeleri değişecek ise, elbette mevcut anayasaya (1982) uyulacak. Gözü dönmüş AKP ve MHP, gözü kararmış hükümet mevcut anayasanın (1982) bazı maddelerini yenilerken, bütün uyarı ve eleştirilere rağmen, onu ihlal ediyorlar. Yani zorla, zorlayarak, özünü bozarak ve değiştirerek, kirleterek, ırzına geçerek (violer, violenter) amaçlarına ulaşıyorlar.

Fransızcada “violer” fiilinden türemiş bir isim (le violeur) vardır, “ırza geçen, ırz düşmanı” anlamına gelir.

ÖZDEMİR İNCE

14 OCAK 2017

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!