“Beyaz Saray Düştü” filmi ve düşündürdükleri-Ahmet Yıldırım

Bunca bilinen ikiyüzlülüğüne karşın yine de film konusuyla, yani Beyaz Saray’ın yıkılması

 fikrinin insana heyecan vermesinin yanında Beyaz Saray’ın bombalama görüntüleri, havada uçağa yapılan saldırı, helikopterlerin düşüşü, beyaz sarayın korunmasının ayrıntılarını öğrenmek gibi kaçırılmayacak muazzam sahneler için izlenebilir.


 “Beyaz Saray Düştü” filmi ve düşündürdükleri

 “Vizyonda” bir film: Beyaz Saray Düştü.

Tam da ABD hegemonyasının temel dinamiği politikaların Ortadoğu ve Asya’da bir bir iflas ettiği bir dönemde, ilginç bir film gerçekten.

Bilinen bir gerçektir, Hollywood kendisinin yalnızca yıllar önce deşifre edildiğinin değil her filmiyle deşifre edildiğinin ayırımında. (Tüm sinema filmi dağıtım şirketleri de tekellerinde. Sinema sahipleriyle yıllık, on yıllık anlaşmalar yapıyorlar: İzlensin ya da izlenmesin şu şu şu filmleri göstereceksin diye. Bütün “dünya” el mahkum!)

Ancak Holywood bu eleştirilere, her yeni filmiyle karşı koymaya çalışır (görünür!): Size umut verir; bu kez vallahi muhalif ve alabildiğine gerçekçidir! Ama işte; yine sonunda olmaz!

Beyaz Saray Düştü filmi ise bu açıdan hakkını vermek gerekiyor oldukça radikal bir çıkış. Filmin ismi bile insana heyecan veriyor: Bu satırların yazarının olduğu gibi dünyada yüreği büyük insanlık için çarpan milyarlarca insanın ömür düşüdürBeyaz Saray’ı düşürmek.

İşte Holywood bunu bildiği için bu “yürekler”i de avlamaya çalışmış.

“Siyah” ABD Başkanı James Sawyer (Siz Obama anlayın) birden Ortadoğu ve tüm dünyada tüm halkların kendilerinden nefret ettiğini kavrıyor ve bunun nedeninin de açlık, yoksulluk, eğitimsizlik olduğuna karar veriyor.

Bu halkları yola getirmek için uyguladıkları askeri yöntemler nedeniyle de on yılda 1 trilyon Dolar askeri harcama yapıldığını fark ediveriyor!


Bir ABD Başkanı olarak ilk kez “George Washington, Thomas Jefferson, Abraham Lincoln” gibi olmaya -ve yeniden seçilmeye tabi!- karar veriyor: Bundan böyle Ortadoğu’da ve Asya’daki üsler kapatılacak, askeri harcamaları eğitim, sağlık ve gıda yardımı olarak kullanacaktır. Şiar artık barıştır.

Bunun için İran Cumhurbaşkanı “El-Şerif”le Filmin aptallıklarından biri de Arap bir ismi İran Cumhurbaşkanı yapmışlar) Çin dahil Avrupa’nın tüm ülkelerinin devlet başkanlarıyla görüşmeler yapıyor.

(Ne kadar etkileyici bir giriş. İnsan bir an “Sinema bir masaldır” meselindeki gibi güzel düşlere dalıyor.)

Hem zaten dünyanın dört bir bucağında üslere, bu kadar askere gerek yoktur; onlar artık birer “güç gösteri”si harcamalarıdır; “Başkan”ın kendi ağzıyla söylediği gibi artık ‘İHA’lar vardır!” (Film ilk burada tökezliyor!)

Ayrıca “Bu olanaksız; ABD ekonomisi silah sanayine dayalı, savaş baronları bu başkanı yer!” dediğinizi duyar gibiyim.

Hollywoodcular bu kadar aptal değil elbet: Onların da bu aklına gelmiş. Filmi zaten bu temele oturtmuşlar.

Film, ilk on dakikada tam Başkanın barış görüşmeleri haberleriyle sürerken, Beyaz Saray’a büyük bir saldırı olur. Yanındaki Senato’nun kubbesi bombalanır, kubbe herkesin şaşkın bakışları altında İkiz Kuleler misali yanarak yıkılır.

Beyaz Saray’ın bu işgal işinin başında Başkan’ın özel güvenlik şefi vardır. Başkan, oğlunu Afganistan’da bir operasyonda görevlendirmiş ve oğlu orada ölmüştür. Bunun intikamını alacaktır. Ama onun arkasında da biri vardır: “Başkan Yardımcısı”dır bu. Ancak onun arkasında da birileri olmalıdır: Silah tekelleri! Barış, silah tekellerinin en büyük düşmanıdır.

İşte Hollywood Holywoodluğunu burada gösteriyor: Dünyayı sömüren sömürürken kan ve gözyaşına boğan emperyalizm olgusunu, emperyalist tekelleri silah sanayiine indirgeyerek sistemi ve diğer tekelleri (sağlık, otomotiv, gıda vs.) ustaca zihinlerin arkalarına filan postalıyor.
*
Film bundan sonra tam da bilinen “aksiyon”larla sürüyor. Saldırı günü 10 yaşındaki kızı Emma’yla güvenlik görevlisi olarak işe alınmak umuduyla Beyaz Saray’a gelen bir “eleman” tüm oyunu alt üst eder; filan!..  Geriye acaba köstebek başkan yardımcılarından hangisidir gibi fantezi gerilimlerin tadıyla oyalanmak kalıyor.

Ancak filmin en önemli özelliği de işte bu küçük kızın tek başına “içerden” tüm dünyaya telefonundaki video alıcıdan “youtube”den “blog”una görüntüler girmesi ve içerde neler olup bittiğini tüm dünyaya göstermesi.

İnternet tv’nin ne kadar önemli olabileceğinin kanıtlanması bu filmin ana temasıdır bile diyebiliriz.

(Filmin sonunda Holylwood artık kendisini gizlemez: Elbette tüm dünyanın devlet başkanları barış antlaşmasını kabul eder! Sulh hakim olur!)

Bunca bilinen ikiyüzlülüğüne karşın yine de film konusuyla, yani Beyaz Saray’ın yıkılması fikrinin insana heyecan vermesinin yanında Beyaz Saray’ın bombalama görüntüleri, havada uçağa yapılan saldırı, helikopterlerin düşüşü, beyaz sarayın korunmasının ayrıntılarını öğrenmek gibi kaçırılmayacak muazzam sahneler için izlenebilir.

Ahmet Yıldırım

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!