Bir Haziranımız Var idi…- Ali Murat Özdemir

İşçi sınıfının (doğrudan ya da dolaylı) temsilini gerçekleştirdiği meşru olarak varsayılabilecek bir örgütlenme ve kurumsallaşma olmaksızın sınıf egemenliğine dayalı siyasi pratik oluşmaz. Parlamenter temsil için gerekli maddi donanıma (medya, okullar, sendikalar, mahalle komiteleri, partiler, yardım ağları, dernekler, vakıflar vs.) sahip olmayan, olamayan (mahrum bırakılmış, engellenmiş, gücü yetmemiş vs.) sınıf talepleri için konseyler yoluyla örgütlenme tarihsel olarak rüştünü kanıtlamış bir yöntemdir.

İlgili toplumsal formasyonda dipten gelen talepler mevcut ise konseyler bu yükselen basıncın en uygun ifade yeri olarak karşımıza çıkar. Konseyler bununla da kalmaz, söz konusu talepleri sahiplenmek isteğiyle yola çıkan siyasi oluşumlar için önemli bir meşruiyet kaynağı oluşturur. Ülkemizde Haziran tepkisine esas teşkil eden talepler de kendilerini konsey hareketlerine benzer şekilde somutlaştırmışlardır. “Haziran Meclisleri” dipten gelen Hazirancı taleplerin en uygun yeri olmakla kalmamış, bu talepleri sahiplenmek isteğiyle yola çıkan siyasi oluşumları da kendi onayını almak durumunda bırakmıştır. Haziran Meclisleri önemlidir.

Konseylerin eksikliğinde ya da etkisizliğinde sınıf söylemlerine dayalı bütün iktidar talepleri (millet ya da ümmet adına hareket eden örgütlenmelerde olduğu gibi) “hayali varlığı ilgili lider ya da parti tarafından temsil edilen soyut (muhayyel, tahayyül edilen) bir kolektif varlığın kerameti kendinden menkul (varsayımsal) temsilcisi olmak” iddiasına dayanmak durumundadır. Bu ikinci yol da etkili sonuçlar doğurabilir; kitleler söz konusu iddiaya sonradan onay (icazet) verebilirler. Ekleyelim, fiili bir sınıf onayı olduğu sürece icazetin sonradan verilmiş olması meşruiyet problemi yaratmaz. Bir başka deyişle herkes böyle bir iddiayı öne sürmekte serbesttir. İcazetin varlığının anlaşılmasında belirli/sabit bir yöntem yoktur. Hareketinizin temel iddialarıyla uyum içerisinde bir eylem koyarsınız, katılım çok olursa “temsilci olmak” iddianızın kabul bulduğunu düşünebilirsiniz. Ya da parti kurarsınız, belirli bir konjonktürde –rakiplerinizle karşılaştırılamayacak sayıda insan- üyeniz olur. Ancak iddia sahiplerinin söz konusu iddianın icazet alamaması ya da onay alsa da sonradan bu onayın geri çekilmesi durumunda önce trajik sonra da komik bir görüntüye bürünme müeyyidesinin etkilerine tabi olacaklarını bilmeleri kendi menfaati icabıdır. Tabii bu müeyyide meclislerin işletilmemesi ve/veya meclisler dolayımıyla oluşan yönetimlerin kitlelere ait talepleri kavrayamaması durumunda ilk grup için de geçerli olacaktır.

İlgili toplumsal formasyon içerisinde dini/etnik çelişkinin yükseldiği durumlarda talepler parçalı bir niteliğe bürünürler ve nadiren salt sınıf menfaatini ifade eden terkipler içerisinde gün yüzüne çıkarlar. Aslında burada tasvir edilen durum dini/etnik çelişkinin yaşandığı toplumsal formasyonlarda sınıf mücadelesinin olağan halidir. Haziran olaylarında sömürünün yoğunlaşmasına, iş güvencesizliğine, iş katliamlarına, işsizliğe, yolsuzluğa, çalışarak yoksul düşmeye, toplumsal bütünlüğün parçalanmasına, geleceği birlikte yeniden üretmeme belasına karşı endişelerini ellerindeki Türk Bayraklarıyla ifade edip “Şırnak”, “Van”, “Cizre” isimleri taşıyan TOMAlarla bastırılan kitleler, etnik, milli, ulusal, sınıfsal parçalardan oluşmuş talepler ileri sürmekteydiler. Bu talepler doğası gereği diğerleri karşısında sürekli bir oluşum içerisinde bulunan bir cumhurun talepleridir; parçalı olarak bir diğer ifade ile kısmen benimsenip, kısmen reddedilerek sahiplenilemezler. İlgili cumhurun oluşumu tek başına değil diğerleri ile (ve kendisini oluşturan unsurlarla) girdiği ilişki içerisinde sürmektedir. Bu cumhurun talepleri onun oluşum içerisindeki diğer cumhurlarla kurduğu ilişki ihmal edilerek anlaşılamaz. A’nın B, C ve D ile kurduğu ilişkiyi zihindeki somutta temellük edecek iseniz A’ya “A” demeniz gerekir. A’ya “A” demeden onun çığlığından bahsedemezsiniz. Çığlık dediğimiz şey bir faile aittir, bütündür ve parçalanamaz. Siyaset bu cumhuru, -uygun adıyla söyleyelim- Türk Cumhurunu ve onun gelecek kaygısını görünmez hale getirerek, görmezden gelerek (“bize ‘şey’ derler” endişesiyle) yapılamaz.

Yapılırsa, bunu yapanların cumhurun verdiği tepkilerden bazılarını araçsallaştırarak onu başka yönlere çekmeye çalıştıkları (sürüyü çevirme pazarlığı yaptıkları) ve/veya burada edindikleri şöhret ve etkiyle başka cumhuriyet projelerini ifade eden örgütlerde yer/mevkii/ikbal aramaya kalktıkları kanaati oluşur, söz konusu kimseler/örgütler “dışarıda” kalırlar. Yapılırsa, bunu yapan kimseler-örgütler icazet alamaz, (inanın ayıp değil o yüzden uygun adıyla söyleyelim) Türk Cumhurunun sürekli oluşum içerisinde olan bedenine sirayet edemezler. Diğer yandan siyaset böyle (taleplerin işinize gelen kısmını benimseyerek, ilgili cumhurun adını telaffuz etmeden, diğer cumhurlar karşısındaki konumunu bilmeden, önemsemeden) yapılır ve bir ölçüde de “başarı” sağlanır ise çığlığın sahipleri söz konusu kabuğu terk eder ama kabuk bir müddet ilgili girişimci –Haziran değil- Gezi siyasetçileri (hassas-liberal demokratlar, potansiyel ama radikal kanaat önderleri ve dahi geleceğin milletvekilleri) için pazarlık nesnesi olmayı sürdürebilir. Bu yüzden istikbalde dahi siyaseti böyle yapacak olanlar ikbal arayışları için “sağlam” zeminler bulacaklardır.

Haziran meclisleri işletilir ise (ya da işler ise) yukarıda verilen sapma örnekleri günlük siyasi pratiklerin esasını oluşturmaktan çıkar, kimse irade gaspına girişemez. İşletilmez ama Haziran ruhu göz ardı edilmez (dolayısıyla Hazirancı talepler hep akılda tutulur) ise çok büyük bir sorun yok.

İşletilmez ve Haziran ruhu da göz ardı edilir ise icazet elde edilemez. Zira bu durumda mevcut kuramsal-örgütsel kapasitenin Haziran’ı oluşturan talepler bütününü anladığını düşünmek için hiçbir sebebimiz kalmayacaktır.

İşletilmez ve Haziran ruhu da göz ardı edilir ise meclislerin önce etkileri daha sonra varlık sebepleri tartışma konusu haline gelir. İşlevsizleşen meclisler karşısında yeni meclisler doğabilir ve/veya ikinci yolu tutan (partiye ya da diğer örgüt türlerinden birine dayanarak temsilci olma iddiasını sunacak olan) hareketler için yeni/yeniden bir hareketlenme imkânı doğar. “Hayali varlığı ilgili lider ya da parti tarafından temsil edilen soyut (muhayyel, tahayyül edilen) bir kolektif varlığın varsayımsal temsilcisi olmak” iddiası yeniden gündeme getirilebilir hale gelir. “Dipten gelip de meclissiz/konseysiz kalmış olan talepleri başka bir çatı altında temsil etme” iddiaları anlamsız (trajik ya da komik) olmaktan çıkar. Dipten gelen dalga devam ettiği ölçüde -ortaya koyulan eylemlerin kabul görmesi oranında- yeni ve meşru temsilciler belirir.

Bu yüzden ellerinde “meşru temsilcilik belgesi” bulunduran arkadaşlara bir tavsiye: Meclisleri işletin! Önce trajik sonra da komik bir görüntüye bürünmeden önce işletin. Tabii bu meclisleri söz konusu insanların taleplerinin “bütününün” ifade edildiği yer olarak görmeye katlanabilecekseniz; talep sahibi cumhurun adını doğru telaffuz edebilecekseniz.

Hatırlayalım ve hep akılda tutalım: Çığlık bir bütündür, parçalanamaz!

 

Ali Murat Özdemir

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!