Bölgede Savaş Tamtamları Çalıyor

FHKC’den bölgenin büyük bir çatışmanın arifesinde olduğunu öngören önemli bir analiz…

Ali Jaradat – FHKC

İsrail ve Amerika’nın politika üretim merkezlerinde, en çok önem verilen dosyaların, temelde birbirleri ile ilişkili olan İran, Suriye ve Lübnan dosyaları -pratikte hepsi tek bir haldedir- olduğunu görmeyenler yanılgı içindedirler. Bu politikaların da, bahsedilen ülkeler üzerinden, çatışmaları tırmandırma eğiliminde olduğunu görmeyenler var. Bu siyasi çatışmaların çözümünde, askeri eylem seçeneğine yönelim -ne zaman, nerede ve nasıl olacağını konusundaki soruların izole olduğu- ABD ve İsrail tarafında açık ve güçlü bir şekilde görülmeye başlandı. Bu durumu da göremeyenler, siyaset denen kavramın sadece ismini biliyorlardır. Obama’nın bölgeye son ziyaretinde açıkça söz ettiği konular -kulislerde söylenip ilan edilmeyenlerden bahsetmiyorum bile- tartışmasız ve şüphesiz bir şekilde bu seçeneği işaret ediyor.

İşte Obama’nın dikkat çekici sözlerinden bazıları: ”İsrail, kendini savunma konusunda vereceği kararlarda, Amerika Birleşik Devletleri dahil müttefiklerine danışmama özgürlüğüne sahiptir.” ”İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerekiyor ve bunu engelleyecek her türlü seçenek masada. Diplomatik iyileştirme süreci de sonsuza kadar sürecek değil.” ”İsrail bölgedeki en güçlü devlettir, müttefiki olan ABD ise, dünyanın en güçlü devletidir.” ”Suriye’deki kimyasal silahlar, Suriyeliler ve bölge için tehlike arz ediyor ve bunların İsrail’in güvenliğini tehdit edecek bazı tarafların eline geçmesi engellenmelidir.” ”Hizbullah bir terör örgütüdür ve bu şekilde anılmalıdır.” ”İsrail ve Amerika arasındaki ittifaklar ve ilişkiler ebedidir…sonsuza kadar sürecektir.” Son düzenlemeler ve sonuçlarıyla birlikte, ziyaretten önce ve sonra, koordinasyonlu bir şekilde gerçekleşen bazı durumlar var:

– Ziyaretten önce, kimyasal madde içeren bir roket, rejimin iddiasına göre muhalifler tarafından bir yerleşim bölgesine atıldı ve bu da, envai çeşitte kimyasal silahın ve bunların bazı depolarının kontrolünün silahlı grupların elinde olduğunu gösteriyor. Amerika ve İsrail’in, daha önce bir kaç defa ”böyle bir gelişme karşısında ellerimiz bağlı kalmayacağız” dediklerini hatırlatalım.

– Arap Birliği devletleri ”Suriye Ulusal Koalisyonundan”, Suriye’nin Arap Birliğindeki koltuğunu ”işgal” edecek bir Yönetim Birimi kurmalarını istedi. Böylece, Suriye muhalefetini silahlandırmak isteyen bütün Arap devletleri için, icazet alınabilsin istendi.

– Amerika’nın bölgesel ve stratejik müttefikleri olan Türkiye ve İsrail arasındaki gerginliğin sonlanması için, İsrail’in önceki senelerden beri almış olduğu bilinen özür dileme kararı, Obama’nın, Erdoğan ve Netanyahu arasında ayarladığı telefon görüşmeleri ile gerçekleştirilmiş oldu. Ardından Netenyahu, ne İsrail diplomasisinde ne de basında, bu özür meselesinin, Suriye’de süren çatışmalarla ilgili ve Suriye’ye karşı olduğunu saklamadı.

– Lübnan başbakanı Necip Mikati’nin istifa kararı. Amerika, 14 Mart ve 8 Mart güçlerini daha da kutuplaştırmaya götüren – Avrupalılar ve Amerikalılar, Visam Hasan suikastından sonra bile bir infial olmasın diye çok uğraşmışken- bu kararı memnuniyetle karşıladı.

– ABD dışişleri bakanı, Maliki hükümetine, İran ve Suriye’de yaşananlar konusundaki duruşunu değiştirmesi için baskı yapmak ve ”çözüm” vaktinin yaklaştığını anlatmak amacıyla -belki de tehdit için- acilen Irak’a gönderildi. Bu bağlamda Obama da Ürdün’e doğru yol aldı. Ürdün’e, müttefiki olan Amerika’nın yanında yer alması, mali yardımın devam ettiği ve rejimin Suriye krizi konusunda Amerika’nın yanında yer almaktan korkmaması gerektiği vurgulandı.

Filistin ve İsrail arasındaki savaşın, Obama’nın ikinci döneminde en üst gündeme oturduğunu söylemek yanlış olur. Obama yönetimi ile birlikte İsrail’in de gündemlerini en üst sırada işgal eden konu, İran ve Lübnan’daki Mukavemet ile ilişkili olan Suriye dosyasıdır. Gerçek olan budur. Obama yönetiminin seçime hazırlık dönemindeki belirsiz-bulanık duruşu sona erdi. Peki ama niye?

Suriye’de iki yıl önce, demokratik talepler ve reformlar için halk sokağa döküldü. Bu talepler, rejimin dar vizyonu nedeniyle, bütün askeri ve güvenlik önlemleri ile oyalandıktan sonra yerine getirildi. Hareketlilik hızlı bir şekilde, Suriye’yi, orduyu, yönetimi ve devletin kimliğini hedef alan silahlı çatışmaya döndü. ABD kendi liderliğinde ve diplomatik siyasetlerin sponsorluğunda, Batılı, bölgesel ve Arap devletlerinin mal ve silah yardımıyla Suriye’yi Iraklaştırmak istiyor. Velakin Suriye, özel durumundan dolayı, bölgesel ve uluslararası denklemlerin de etkisiyle, oyuna girecek aktörler için farklı bir senaryo gerektiriyor. Ulusal egemenlik ve bağımsızlığı güçlendirme konularında daha gerçekçi olan demokrat muhalifler bu çatışmayı reddediyor. Müslüman Kardeşler örgütü, salt otoriterleşme istekleri ve iktidar merakları yüzünden, hiç bir ahlaki ve vatani tutum almadan Suriye’yi tahrip etme senaryosuna katıldı. Müslüman Kardeşleri izleyen liberal güçler, siyasi ve askeri şahsiyetler, bir çok çeşidinin olduğu selefi-tekfirci cemaatler, aşırılık yanlısı radikal gruplar ve bunların takipçileri dünyanın her bir yanından Suriye’nin üzerine çullandılar.

Suriye ve halkına karşı süren bu karışık çatışma cehenneminin bir kısmını, arkasına bile bakmadan Batı -merkezde tabii ki ABD- ve Arap -esas olarak Körfez- destekli, Müslüman Kardeşler örgütüyle (kabul gören, ardından kullanılan örgüt), Muaz El-Hatip liderliğindeki ılımlı dini şahsiyetleriyle Suriye Ulusal Koalisyonu kontrol ediyor. Daha öncesinde ise liberal şahsiyetler olan Burhan Galyun, Abdülbasit Seyda ve George Sabra’nın –yine kabul görüp kullanılan şahsiyetler- liderliğinde ve bazı karar ve yapılandırma konularında etkin olan diğer kontrol grupları ile birlikte, Suriye Ulusal Meclisi vardı. Müslüman Kardeşler örgütü, tekfirci grupların -özellikle Nusra örgütünün- eylemlerinden yararlanabilmek için, Amerika’nın bu tarz örgütleri terör listesine almasına karşı çıktı. Bahanesi ise ”aynı dertten muzdarip” olmak: Rejimi devirme ortaklığı. Nusra örgütünün ve benzerlerinin açıkça ”kafir” diye sınıflandırdığı devleti yıkmak. Suriye halkının demokrasi ve özgürlük taleplerinin ”karşısında bir duruş alma” ithamından korkmadan, gerçekleri söylemek gerekiyor. Bu gerçekleri söylemekten korkmak, Amerika ve İsrail’in, bazı ulusalcı, demokrat ve ilerici çevrelere Irak’ta oynadığı oyunu başarılı kılar. Bu çevrelerin Irak’ın vurulmasına, işgal edilmesine ve ordu, devlet ve toplumsal olarak tahrip edilmesine, Irak halkının 10 senedir yaşadığı ve yaşamaya devam ettiği mezhebi fitnelerin içine gark olmasında cahilce katkıları oldu. Suriye ve çevresinin -özellikle Lübnan’ın- bu yolda ilerlediği görülüyor. Bölgede, İsrail ile siyasi uzlaşmaların formüllerini belirlemek için yaklaşan savaşın davul sesleri duyuluyor.

Çev: Hasan Sivri

Medya Şafak 30 Mart 2013 Cumartesi

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!