Bu Daha Başlangıç; Seçime Giderken Daha Neler Göreceğiz?

Solu ideolojik olarak yıllardır yıkıma uğratanlar artık sonuçlarını alıyorlar…

Kürt siyasal hareketlerinin yöneticilerinin 7 Haziran seçiminde HDP’nin desteklenmesini istemeleri kendileri açısından doğal. Ama bu politikalarını başka siyasi örgütlere dayatmaları- ya da dayatma olarak anlaşılacak biçimde ortaya atmaları- yanlıştır. Basında çıkan haberlere göre, Cemil Bayık, “devrimci demokrasi güçleri”nin “otoriterleşme eğilimi” gösteren politikalara dur demek için bir araya gelmelerini istemiş. AKP’ye karşı HDP’nin barajı geçmesiyle otoriterleşmenin önünün kesileceğini ve bu nedenle ÖDP’nin seçimde HDP’yi desteklemesi gerektiğini ifade etmiş. Her ne kadar “birlik olmaktan”, “ortak hareket etmekten” söz edilse de bu yaklaşımın pratikteki karşılığının HDP’ye tabi olmak olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Kaldı ki geçtiğimiz yıllarda bu “birlik olmalar”ın, “ortak hareketler”in bazı “sol” parti ve kuruluşlara neye mal olduğunu gördük. Bu örgütler Kürt hareketinin peşine takıldıkları için halktan soyutlandılar, taraftarlarından ve geleneksel çizgilerinden koptular, erimeye devam ediyorlar.

Haziran seçimine giderken bu gelişmelerden ders almayan yeni örneklerle de karşılaşıyoruz. Geçtiğimiz günlerde Halk Evleri yöneticileri 7 Haziran seçiminde HDP’yi destekleyeceklerini açıklayarak bu çağrıya uygun davranacaklarını ortaya koydular. Böylece geleceklerini Kürt hareketine bağlamış oldular…

HDP’nin peşinden gidenlerin yaptıkları açıklamaların görünen gerekçesi bu partinin seçim barajını aşmasını sağlayarak AKP’nin elde edeceği milletvekili sayısını azaltmak olduğu anlaşılıyor. Bu tercih, AKP karşıtlığı üzerinden yürütülen politik anlayışa göre mantıklı görünüyor. Peki, günümüz koşullarında yönümüzü belirleyecek, hedef tayinimizi sağlayacak ana halka AKP karşıtlığı mı, yoksa emperyalizme karşı olmak mı? Yakalanması gereken ana halka hangisi? Karşı karşıya olduğumuz ekonomik, siyasal ve diğer sorunları Batı Asya-Ortadoğu bütünselliği içinde gören, bu sorunların ana kaynak noktası olarak emperyalist kapitalizmi gören her devrimci bu gerçeği esas alarak politika belirlemek durumundadır. Devrimcilerin AKP iktidarına da, Kürt meselesine de bu genel çerçeveden bakması gerekir. Tabii ki bu genel çerçeve, işçi sınıfı eksenli bir bakışa dayanmakla yetinmez aynı zamanda etnikçi politikaları da reddeder. İşçi sınıfı ideolojisini esas alan bu anti-emperyalist yaklaşımı bir kenara koyan bütün politikalar yanlış siyasal sonuçlara yol açtığı gibi kitleleri de yanlış yola sokar. Bu nedenlerle seçim politikasının merkezine AKP karşıtlığını almak da, Kürt sorununu baş mesele haline getirerek politika tayin etmek de yanlıştır. AKP’nin sonuçta ABD emperyalizminin bölge politikasının bir aracı olduğunu ve Kürt siyasal hareketleriyle birlikte iş tuttuğunu unutmayalım. Kürt siyasal hareketlerinin de bu ilişkiyi canlı tutmaktan ne kadar memnun olduğunu bilmeyen mi var? Bu gerçekliğin sayısız örneklerini çözüm sürecinde, Kobani meselesi nedeniyle, iktidar sıkışınca destek vererek ve hatta Kuzey Irak’la petrol ticaretinde gördük ve yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz.

AKP karşıtlığı-HDP dostluğu üzerinden politika üreten “solcu”lar nedense bu iki parti arasında İmralı üzerinden kurulmuş olan “çözme” yakınlığını bir türlü görmek istemiyorlar. Politika belirlerken önemli Kürt önderlerinin açıklamaları, tavsiyeleri, mektupları ve talimatlarının ne anlama geldiğine kafa yormuyorlar. AKP ile HDP arasındaki ilişkilere egemen olan anlayışın ilkesel bakış olmadığını, burada “amaca ulaşmak için her yol mubahtır” zihniyetinin belirleyici olduğunu anlamıyorlar ya da anlamak istemiyorlar. Her ikisinin de kaderinin sonuçta ABD emperyalizminin bölge politikasına göre belirleneceğini kabul etmiyorlar ya da edemiyorlar. Yoksa birine “gerici”, diğerine “devrimci”dedikleri bu iki gücü aynı kategoride ele almaları gerekir ki bu yıllardır savuna geldikleri politikaların boşluğa düşmesine yol açar. Hele de günümüzde ABD’nin Ortadoğu politikasının gereği olarak Kürt siyasal aktörlerini İslamcı hareketlere göre daha fazla tercih ediyor olmasını HDP’yi destekleyecek olan“solcu”lar hiçbir biçimde izah edemezler. ABD’nin Ortadoğu politikalarının hayata geçirilmesinde Kürt hareketlerine verdiği önemi artık sadece Irak ve Suriye’de süren savaştaki tavırlarında görmüyoruz, ABD’li yetkililer bu durumu açıkça ifade etmekte bir sakınca görmemeye başladılar. Zaman zaman sekteye uğrasa da Ortadoğu’da stratejik hedeflediklerine doğru adım adım ilerleyen ABD’nin yöneticileri veya elemanları bu konuda daha açık konuşmaya başladılar.

12.03.2015 tarihinde Odatv’de verilen bir habere göre, Amerika’nın 2016 yılı Başkanlık seçimleri adaylarından biri olan Cumhuriyetçi Senatör Rand Paul, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşını yürüten sömürgeci güçlerin Ortadoğu’da Arap ülkelerine yaptığı gibi yeni sınırlar çizeceğini açıkça ilan etmekte bir sakınca görmemektedir:

“Ben Kürdistan için yeni sınırlar çizeceğim ve onlara yeni bir ülkenin sözünü veriyorum” diyor.

Breitbart News’e konuşan Başkan adayı Rand Paul, Amerika’nın bugüne kadar Kürtlere verdiği desteğin yeterli olmadığını, Kürtlerin IŞİD karşısında daha fazla silahlandırılmaları gerektiğini belirttikten sonra kurduracakları Kürt devleti için Türkiye’den de toprak alınması gerektiğini hiç sakınmadan söylüyor:

“Kürtlere, radikal cihatçılara karşı savunmak için kendi ülkelerinin verilmesi gerekiyor. Ancak ben bir adım daha ileri gideceğim. Ben Kürdistan için yeni sınırlar çizeceğim ve onlara yeni bir ülkenin sözünü veriyorum.

İnanıyorum ki eğer onlara kendi ülkelerini vaat edersek onlar ölümüne savaşırlar. Bunu söylemek elbette gerçekleştirmekten daha kolaydır. Çünkü yeni bir ülkenin sınırlarını çizmek için Türkiye, Irak ve Suriye’den toprak alınması gerekecekdiyor.

Başka bir ABD’li Senatör Ted Cruz da, Şubat ayının başlarında ABC televizyonunda yayınlanan “This Week” adlı programda; “Amerikan birliklerinin Irak’ta IŞİD’e karşı kara harekâtına girişmesi gerektiğine inanmıyorum, bunun sebebi biz zaten orada savaşan birliklere sahibiz ki onlar Kürtlerdir. Peşmerge eğitimli ve etkili savaşçılardır” diyerek Kürtleri ABD askerlerinin yerine ikame ettiklerini açıkça beyan ediyordu.

13 Mart 2015 tarihli Aydınlık gazetesinin yazdığına göre, çuvalcı General olarak bilinen eski CIA Başkanı David Petraeus, katıldığı Süleymaniye Forumunda Abdullah Öcalan’a hayran olduğunu söylüyor ve PKK’ya da övgüler düzüyor. Umarız bizim bazı “sol” kurum ya da hareketlerin yöneticileri de Petraeus’un bu “hayranlık” ve “övgü”sünden gereken sonucu çıkarırlar.

Hiç şüpheniz olmasın ki, iki yanlıştan bir doğru çıkmayacağına Haziran seçimlerinden sonra ortaya çıkacak gelişmeler sürecinde de tanık olacağız.

Editör

editorden_HR

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Do NOT follow this link or you will be banned from the site!